![]() |
| "Psikiyatristler... kızımın hayatını mahvettiler ve şimdi de onu öldürmeye çalışıyorlar. Peki, bunu nasıl yapıyorlar?" |
"Hayatınızda yapacağınız en tehlikeli şey... bir psikiyatriste görünmektir." - Psikiyatrinin Vicdanı, Psikiyatrist Profesör Peter Breggin
UYARI : Lütfen unutmayın: Hiç kimse doktor kontrolü olmadan psikiyatrik ilaçlardan kurtulmaya çalışmamalıdır. En aşağıdaki UYARILAR kısmını okuyunuz.. Ayrıca her zaman olduğu gibi eğer kalp rahatsızlığı, psikolojik rahatsızlığınız
vs varsa, buradaki bilgiler sağlığınız açınızdan iyi olmayabilir ve bu
nedenle bu araştırmayı okumamanızı tavsiye ederiz. Yok eğer "Kimse karışamaz lan benim okumama, illa da okuyacağım!" diyorsanız, o zaman bütün sorumluluk size aittir, bunu unutmayın. Yazımızı okumadan önce en aşağıdaki UYARILAR VE NOTLAR kısmını okuyunuz. Her şey gönlünüzce olsun ve nice mutlu yıllar, sağlıklar dileriz.. Teşekkürler..
Bismillahirrahmanirrahim... (Neden besmele ile başladık, yazı sonundaki notu okuyabilirsiniz.)
"Bir çocuğun sağlıklı beynini nasıl hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratır ve bundan sonraki hayatını karartırsınız - hem de YASAL bir şekilde? İşte bu işi en iyi yapan kişiler... psikiyatristlerdir." - "Nasıl mı, okumaya devam edin ve öğrenin."
Psikiyatristler... kızımın hayatını mahvettiler ve şimdi de onu öldürmeye çalışıyorlar. (Buna devletler de dahil...) Aslında bu, tüm dünyada yaşanan psikiyatrik vahşetin sonucu olan bir trajedinin hikayesidir.
Muhtemelen dünya genelinde aynı durumda olan milyonlarca çocuk var. Bu milyonlarca çocuğun hayatları... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler ve devletler tarafından... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... karartılıyor. (yani sakat bırakılıyor - iyatrojenik yaralanmalarına sebep oluyorlar.) Ve sadece karartılmakla kalınmıyor... onlar sessiz sedasız bir şekilde öldürülüyorlar (yani iyatrojenik olarak ölümlerine sebep oluyorlar.) Onlarca yıl boyunca karartılan (sakat bırakılan ve öldürülen) - diğer sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de milyarlarca) çocuk hayatlarını da buna dahil edebiliriz.
Bu tür psikiyatrik vahşetler... sadece "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri" gibi "ölüm kampları" olan akıl sağlığı birimlerinde gerçekleşmiyor. Ayrıca "bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri ve huzur evleri" gibi - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel - engelli bireylerin kaldıkları akıl sağlığı birimlerinde de gerçekleşiyor. Bu tür akıl sağlığı birimlerinin de... aslında ölüm kampları olan akıl hastanelerinden hiç bir farkları yok. Bu nedenle... buralarda bir nevi ölüm kampları haline dönüşmüş gibi görülüyor. (Bunların hepsini ve nedenlerini... tek tek bu makalede irdeledik.)
Ve bu psikiyatrik vahşetler... "sivil hayatta" da gerçekleştiriliyor. Devlet, özel ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde ve buralarda - özellikle de ayakta tedavi görenlere - "psikiyatrik ilaç" reçete edilen bireylerin evlerinde de - bu psikiyatrik vahşetler - sessiz sedasız bir şekilde - gerçekleşiyor. Hem de kimsenin ruhu bile duymadan... Tıpkı bu kız çocuğu gibi - diğer sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de milyarlarca) masum çocukların ve hatta yetişkinlerin de yaşadıkları gibi...
Muhtemelen dünya genelinde HER YIL psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat bırakılan (iyatrojenik yaralanan) ve öldürülen (iyatrojenik olarak ölen) - sayısı belirsiz tahmini - milyonlarca masum insan... hem ana akım psikiyatrinin hem de ana akım tıp doktorlarının "örbast etme kültürleri" nedeniyle... adeta KİM VURDUYA GİDİYORLAR.
Ve bu psikiyatrik vahşetler... "sivil hayatta" da gerçekleştiriliyor. Devlet, özel ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde ve buralarda - özellikle de ayakta tedavi görenlere - "psikiyatrik ilaç" reçete edilen bireylerin evlerinde de - bu psikiyatrik vahşetler - sessiz sedasız bir şekilde - gerçekleşiyor. Hem de kimsenin ruhu bile duymadan... Tıpkı bu kız çocuğu gibi - diğer sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de milyarlarca) masum çocukların ve hatta yetişkinlerin de yaşadıkları gibi...
Muhtemelen dünya genelinde HER YIL psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat bırakılan (iyatrojenik yaralanan) ve öldürülen (iyatrojenik olarak ölen) - sayısı belirsiz tahmini - milyonlarca masum insan... hem ana akım psikiyatrinin hem de ana akım tıp doktorlarının "örbast etme kültürleri" nedeniyle... adeta KİM VURDUYA GİDİYORLAR.
Ve sadece psikiyatristler değil. Devletler de öyle. Devletler bunu... sadece ana akım psikiyatriye yasal yetki vermekle yapmıyorlar... ayrıca ana akım tıp ve doktorlarının "örtbas etme kültürleri" ile birlikte... zihinsel - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - engelli bireylerin kalmış oldukları (/hapsedildikleri) "bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri ve huzurevleri" vb gibi akıl sağlığı birimleri yolu ile de yapıyorlar. Aslında sadece akıl sağlığı birimleri de değil... onlarca yıldır evlerde de gerçekleşen - psikiyatrik ilaç mağduru - sayısı belirsiz on /yüz binlerce (belki de milyonlarca) masum insan ve ailelerinde de bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... gizli bir şekilde gerçekleşebilmektedir, diyebiliriz. İşte biz, bunlar da dahil olmak üzere... bu konudaki "psikiyatrik vahşet ve soykırımlar ve akıl sağlığı birimleri" gerçeğini detaylıca irdeledik.
Ve dediğimiz gibi bu kız çocuğu yalnız değil. Kız olsun erkek olsun hiç fark etmez. Ülkemizde dahil tüm dünyada buna benzer trajediler - onlarca yıl boyunca - yaşandı ve halen bile yaşanmaya devam ediyor. Ve bu çocukların akibetleri - yani bakımevi ve psikiyatrik bakım vahşetlerine maruz kalıp-kalmadıkları - konusunda kesin birşey söylemek zor. Çünkü herşey gizli saklı ve kitabına uygun yapılıyor. Psikiyatrik vahşet ve soykırımlara uğrayan çocuklar ve diğer tüm yetişkinlerin akıbetlerini bilebilmek... ana akım tıp ve ana akım psikiyatrideki "örtbas etme kültürü" nedeniyle... gerçekten oldukça zordur, diyebiliriz. Bunları ancak bu konuda duyarlı olan dürüst psikiyatristler, doktorlar, araştırmacılar, gazeteciler, hukukçular vb gibi dürüst kişilikler sayesinde... ortaya çıkartılırlarsa öğrenebiliyoruz.
*** *** ***
"Hayatınızda yapacağınız en tehlikeli şey... bir psikiyatriste görünmektir." - Psikiyatrinin Vicdanı, Psikiyatrist Profesör Peter Breggin, MD (Sözüne dahil olan yazısına bakabilirsin - BURADA)
Gerçekten de öyle. Ne kadar da doğru söylemiş bu dürüst insan ve "psikiyatrinin vicdanı" psikiyatrist profesör Peter Breggin. Hem onun hem de - muhtemelen sayıları az olan - diğer dürüst psikiyatristlerin, doktorların ve diğer araştırmacıların, bilim adamlarının... bu yönde (yani psikiyatrik vahşet ve soykırımları konusunda) yapmış oldukları çok sayıda düzinelerce bilimsel araştırmalarını ve makalelerini okudukça... aslında söylediği bu sözün... ne kadar yerinde bir söz olduğunu anlayabilmiş oluyorsunuz.
"Bu bilimsel araştırmaları, makaleleri vb diğer paylaşımların bir kısmını, bazılarını... "Psikiyatri, bir ölüm endüstrisidir" serisinin bulunduğu araştırmaların yayınlandığı blogumuzda (BURADAN) ve "Türkiye'de Deli" blogunda da yayınladık. Buralara giderek, bunları okuyabilir ve öğrenebilirsiniz. Buralarda - psikiyatri, psikiyatrik tedavilerin zararları, ilaçların kalıcı ve ölümcül zararları"
vb gibi konularda - istediğiniz her soruya yanıt bulabileceğinizi ve
bulamazsanız bile... hiç değilse bu konularda ciddi anlamda bilgi sahibi olabileceğinizi de umuyoruz."
*** *** ***
* "Bir annenin feryadı... "kızı, herkesin gözü önünde "ölüme doğru" gidiyor." (En aşağıdaki notlar kısmını okuyunuz.)
Peki "Ölüme doğru gitmek" ne demek? (ana akım psikiyatristler, bakımevleri ve devletler tarafından ölüme doğru gitmek, götürülmek)... Aslında bu trajedi, dünyanın her yerinde yaşanabilen vahim bir durum. Dolayısıyla dünyanın - tozlu raflarında kalmış ve görülmeyen - çok ciddi bir sorunudur. Muhtemelen ülkemiz de dahil dünya genelinde - sayısı belirsiz - milyonlarca insanın... aileleri ile birlikte yaşamış oldukları bir trajedi. (Hepsi aynı şey, aynı mantık ve aynı sonuç.) O annenin kızının yaşamış olduğu trajedi... tek değil... bunun hem ülkemizde hem de dünya genelinde milyonlarca benzerleri mevcut. İşte biz, bunları da ele almaya çalıştık. - "Bu insanlar niye bu hale geldiler - daha doğrusu bu insanları bu hale getirenler kimler?"
Ana akım psikiyatristler, bakımevleri ve devletler tarafından ölüme doğru gitmek, götürülmek... nedir, ne değildir, nasıl birşeydir - bunların hepsini detaylıca irdeledik. Bu araştırma makalemizde neredeyse tüm ülkelerdeki "akıl sağlığı sistemlerinin" aslında ne kadar korkunç bir yapıya sahip olduğunu ve "bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri, huzurevleri" vb gibi akıl sağlığı birimlerinin... aslında ölüm kampları "akıl hastanelerinden" pek faklı olmadığını ve bu nedenle bu gibi akıl sağlığı birimlerinin de adeta birer "ölüm kampları" haline geldiklerini ama halkın, kamuoyunun ve medyanın - muhtemelen her şeye pembe gözlüklerle baktıkları için olsa gerek - bu acı ve korkunç gerçekleri bir türlü göremediklerini vs vs irdelemeye çalıştık.
*** *** ***
ÖN GİRİŞ:
Evet, merhaba sevgili dostlar. Umarız iyisinizdir. Biliyorsunuz, ben uzun yıllardır araştırma yapıyor ve blog yazıyorum. Yaptığım araştırmaları kendi bloglarımda yayınlıyorum. Daha önce kovid zamanında... kovid ve aşıları konusunda da araştırmalar yapmış ve sizleri bilgilendirmeye çalışmıştım. Şimdi de aynı şeyleri... "psikiyatrinin bir ölüm endüstrisi" olduğu yönünde... ana akım psikopat psikiyatri ve buna itaat (hizmet) eden ana akım psikiyatristler ve bunların son derece tehlikeli ve ölümcül olan "zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçlar ve sağlıklı beyinlere 420 volta kadar elektrik şokları (elektroşoklar) verme (ECT)" vb gibi uygulamaları içeren "biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleleri" hakkında da - neredeyse bir kaç senedir - araştırmalar yaptım ve yayınladım ve halen bile araştırmalara devam ediyor ve elde ettiğim verileri yayınlıyorum.
Şimdi ise... kendimizle daha doğrusu - bu psikopat ruhlu psikiyatristler (ꞐOT) tarafından... çocukluğundan beri ilaçlanıp, muhtemelen kalıcı kimyasal beyin hasarına ve muhtemelen bu psikiyatrik ilaç kaynaklı beyin hasarıyla bağlantılı "kalıcı akıl hastalığına" yakalanmasına sebep oldukları, hayatını kararttıkları (tıpkı hem ülkemizde hem de dünya genelinde... aynı şekilde milyonlarca çocuğun sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrattıkları gibi) - kardeşimle ilgili... "onun, nasıl bu hale geldiği" ile ilgili detaylı bir araştırmayı ve hikayeyi ele aldım.
(ꞐOT): "Ana akım psikiyatristlerinin "psikopat ve psikopat ruhlu" olmalarını... daha önceki blog çalışmalarımızda da irdelemiştik. Şimdi bu yazımızda da kısaca irdelemeye çalıştık. Yazı boyunca ana akım psikiyatristlerine... neden "psikopat" yakıştırılmasını yaptığımızı (ve yapıldığını da)... açıklamaya çalıştık. Unutulmaması gereken birşey... bu "psikopat" yakıştırması... sadece ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) eden psikiyatristler içindir. Ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen psikiyatristler için değil. Çünkü onlar... özellikle de psikiyatrik vahşet ve soykırımları - yani "psikiyatrik hapisleri, psikiyatrik işkenceleri, psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarını ve sağlıklı beyinlere 420 volta kadar elektrik şoklarını (elektroşokları - ECT)" vb gibi içeren sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahalelerin... kalıcı ve ölümcül sonuçlarını - ortaya çıkartan, ortaya koyan... son derece dürüst olan psikiyatristlerdir. Tüm bunları ve nedenlerinin bir kısmını hem bu yazımızda hem de diğer bloglarımızdaki yazılarımızda okuyarak öğrenebilirsiniz."
Dolayısıyla bu araştırma hikayesi... sadece kardeşimi ilgilendiren bir durum değil. Çünkü - yukarıda da belirttiğimiz gibi - muhtemelen kardeşim gibi aynı durumda olan... dünya genelinde - sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de milyarlarca) çocuk var. Ana akım psikiyatri ve psikiyatristler (psikiyatrik ilaç firmalarıyla birlikte)... bu milyonlarca çocuğun sağlıklı beyinlerini... zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) ile doldurarak... onların sağlıklı beyinlerini çok ciddi bir şekilde hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratıyorlar. Bu şekilde... sağlıklı beyinlerini zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile hasara uğrayan milyonlarca çocuk... muhtemelen ileriki dönemlerinde (genellikle uzun vadelerde (tıpkı kardeşimde olduğu gibi) ama bazen de kısa vadelerde de)... birer gerçek akıl hastası haline geliyorlar - daha doğrusu psikiyatristler tarafından "kalıcı akıl hastası" haline getiriliyorlar.
Muhtemelen dünya genelinde bu durumda olupta- psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanan ve olasılıkla bu beyin hasarıyla bağlantılı "kalıcı akıl hastası" haline getirilen... - sayısı belirsiz - milyonlarca çocuk var. Ve bu çocukların büyüdüklerini ve psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının bir sonucu olarak... kalıcı akıl hastalıklarıyla mücadele ettiklerini bir düşünün... Bunun ne kadar korkunç birşey olduğunu düşünebiliyor ve hissedebiliyor musunuz?
Ve dahası muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... çocukların maruz kaldığı (yakalandığı) bu psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarının bir sonucu olan kalıcı akıl hastalıklarını... "akıl hastalıkları kalıtsaldır, hayat boyu devam eder, semptomlarla başa çıkmak için hayat boyu psikiyatrik ilaç alınması gerekir" vb gibi buna benzer bahaneleri ileri sürerek... aslında kendilerinin sebep olduğu bu "psikiyatrik vahşetlerin" üzerini örtmeye (örtbas etmeye) çalıştıklarını da... muhtemelen bilmiyorsunuzdur.
"Psikiyatristler, daha doğmamış bebekleri... daha anne karnındayken - fetüsü (embriyoyu) - zehirli kimyasallarla (psikiyatrik ilaçlarla) zehirleyerek... gelecekte hem kendilerine hem de ana akım tıp camiası ve doktorlarına "YENİ MÜŞTERİLER" hazırlıyorlar."
Ve dahası muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin (psikiyatrik ilaç firmalarıyla birlikte)... çocukların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratma işini... sadece anne karnından doğmuş olan yeni bebekler ve/veya çocuklar üzerinde değil... daha henüz anne karnından doğmamış bebekler için de (yani daha henüz, onlar "fetüs" durumundayken de) gerçekleştirdiklerini de ... muhtemelen bunu da bilmiyorsunuzdur. Bu vahşeti de gebe kalmış hamile annelere (anne adaylarına)... zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçları vererek yapıyorlar.
Psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına maruz kalan bebeklerde... - ani olan ve olmayan ölümler de dahil olmak üzere - son derece ciddi bir takım zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunlarının ortaya çıktığına dair çok sayıda kanıt bulunuyor. Ve bu kanıtlar... zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçların - muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz milyonlarca (belki de milyarlarca) - hamile kadınlara reçete edilmesiyle birlikte... giderek daha da artıyor. (Tüm bu kanıtların bazılarını BURADAN ve "Türkiye'de Deli" bloğundan da bulup, okuyabilirsiniz.)
"Psikiyatristler, hamile kadınlara (anne adaylarına) psikiyatrik ilaçlar vererek... daha doğmamış fetüs bebeklerine ciddi derecede zararlar verip, onların (gelecekte) "bir takım psikolojik semptomlar ve diğer zihinsel ve fiziksel hastalıklar" yaşamasına (yani bir nevi "gerçek bir akıl hastası" ve/veya "fiziksel hasta" haline getirilmesine) sebep olarak... adeta ilaç firmalarına gelecekte "yeni müşteriler" kazandırıyorlar."
Nasıl mı?
- "Psikiyatristler, henüz doğmamış bebekleri... anne karnındayken nasıl "gerçek bir akıl hastası" haline getiriyor ve daha fazla kalıcı ve ölümcül zararlar veriyorlar?" (BURADAN gidebilir ve makaleyi okuyabilirsiniz.)
- "İlaç şirketleri daha anne karnındayken yeni müşteriler mi yetiştiriyor?" (BURADAN gidebilir ve makaleyi okuyabilirsiniz.)
*** *** ***
KISA KISA;
--------------
- "Bir çocuğun sağlıklı beynini nasıl hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratır ve bundan sonraki hayatını karartırsınız - hem de YASAL bir şekilde? İşte bu işi en iyi yapan kişiler... psikiyatristlerdir. Yasal bir şekilde... çocukların sağlıklı beynini.... kimyasal beyin hasarına uğratıyorlar. Devletler de onlara yardımcı oluyor - bilerek /bilmeden. Sadece çocuklar değil... yetişkinlerin de sağlıklı beyinlerini hem fiziksel hem de kimyasal beyin hasarlarına uğratıyorlar - yasal olarak..." - (Nasıl mı? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... daha henüz doğmamış bebekleri... daha anne karnındayken (cenindeyken ve/veya embriyo halindeyken)... nasıl gerçek akıl hastası haline getiriyorlar?" - (Korkunç detayları, okumaya devam ederek öğrenin.)
- "Psikiyatristler, daha doğmamış bebekleri... daha anne karnındayken - fetüsü (embriyoyu) - zehirli kimyasallarla (psikiyatrik ilaçlarla) zehirleyerek... gelecekte hem kendilerine hem de ana akım tıp camiası ve doktorlarına "YENİ MÜŞTERİLER" hazırlıyorlar."
- "Ana akım psikiyatristlerinin... hastalarından daha da "deli" - daha
doğrusu - aslında birer "gerçek akıl hastaları" ve "psikopat" (bir ruha sahip) olabilecekleri hiç aklınıza gelmiş miydi?" (Bu şaka falan değil, okumaya devam edin ve gerçekleri öğrenin.)
- "Ana akım psikiyatristleri... dünyanın en tehlikeli lisanslı psikopatlarıdır. Çünkü..." - (Korkunç detayları, okumaya devam ederek öğrenin.)
- "Eğer 'dünyanın en tehlikeli psikopatı' olmak istiyorsanız... tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine "öğrenci" olarak kaydınızı yaptırabilirsiniz.
Çünkü burada... " - ("Ne tür dersler mi veriliyor?" - okumaya devam ederek gerçekleri öğrenin.)
- "İşte kimsenin bilmediği bir gerçek daha... Tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine saf ve temiz olarak giren öğrenciler... - deyim yerindeyse eğer - birer lisanslı psikopat psikiyatrist olarak mezun olurlar." - ("Nasıl yani mi?", okumaya devam ederek gerçekleri öğrenin.)
--- --- ---
- "Akıl
hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinin...
psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu psikiyatristler - tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan
insanlarla dolu olduğunu (/olabileceğini) biliyor muydunuz?"- (Nasıl mı? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Sivil hayatta psikiyatrik ilaç tedavisi gören insanların tamamının... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kaldığını ve/veya (genellikle uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de kimyasal lobotomiye) yakalanmış olduklarını (/olabileceklerini) biliyor muydunuz?"- (Nasıl mı? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Sivil hayattayken psikiyatrik ilaç tedavisi görürken... - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarına yakalanan insanların büyük çoğunluğunun... psikiyatristler tarafından... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildikleri için.... hayatları boyunca - ölünceye kadar - kalacakları "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerine... hapsedildiklerini (yani yerleştirildiklerini, yatırıldıklarını) biliyor muydunuz?"- (Nasıl mı? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Unutulmamalıdır ki... bu bireyleri bu şekilde zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getiren ve akıl sağlığı birimlerinde - ölene kadar - kalmalarına sebep olan şeyler... ana akım psikopat psikiyatri ve hizmetçileri psikopat psikiyatristlerdir. Bu bireyler... bu psikopatların silahları olan ve özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlarla - bir daha kurtarılamayacak derece kimyasal beyin hasarına uğratılarak - bu şekilde bakıma muhtaç hale getirilmişlerdir. (....)" - (Okumaya devam edin ve gerçekleri öğrenin.)
--- --- ---
- "Psikiyatristler... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına) uğrattıklarını itiraf ediyorlar - tabii dolaylı yollardan." - (Nasıl? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Psikiyatristler... - ayrıca - insanların sağlıklı beyinlerini "fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına" uğrattıklarını da açık açık BELGELİYORLAR - hem de onlarca yıldır. Ama buna rağmen insanlık... halen bile bu korkunç gerçeğin farkında değil." - (Peki, bu belge nedir ve toplumlar, bu korkunç gerçeğin neden farkında değil? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Psikiyatristler, - son derece rahat bir şekilde - insanların sağlıklı beyinlerini "fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına" uğratarak... PARA KAZANIRLAR. Hem de insanların ellerinde... - psikiyatristler tarafından sağlıklı beyinlerinin... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını gösteren - kapı gibi sağlam birer belgeleri olmasına rağmen..." - (Peki, bu nasıl oluyor ve bu belge nedir? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "Devletler, 'akıl hastalıklarının tedavisi' adı altında psikiyatristlere... adeta insanların sağlıklı beyinlerini "fiziksel ve kimyasal beyin hasarına" uğratsınlar diye.... 'doktor maaşı' ödemesi yaparlar - hem de YASAL olarak... Yani herşey yasal! - psikiyatristler tarafından beyin hasarına uğratılmak... YASAL!" - (Bu kötü bir eşek şakası falan değil... tüm dünyada - gizli şekilde- yaşanan korkunç bir psikiyatrik vahşet ve soykırımdır. Peki, bu nasıl oluyor? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
- "İnsanlık... sağlıklı beyinlerinin... psikiyatristler tarafından "fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına" uğratıldığını gösteren... ellerinde - kapı gibi sağlam - delilli, kanıtlı belgeleri olmasına rağmen... - muhtemelen bu korkunç gerçeğin farkında olmamasından dolayı -... psikiyatristler, - son derece rahat bir şekilde - insanların sağlıklı beyinlerini "fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına" uğratarak... para kazanırlar." - (Nasıl ve bu belge nedir? - Okumaya devam edin ve öğrenin.)
Vs Vs...
"Ancak muhtemelen devletler ve toplumlar... bu gerçekleri bilmezler. Ve tüm bunlar şaka yada birer komplo teorisi falan da değil. Bunların, böyle olduğuna /olabileceğine dair çok sayıda kanıt da vardır. Blog içerisindeki "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisini okuyarak da öğrenebilirsiniz. Okuyun ve öğrenin."
*** *** ***
ÖNSÖZ
Kardeşimin hikayesini anlatırken... hikayeyi (yaptığımız araştırma makalesini) üç kısma ve üç bölüme ayırdık sayılır.
1) Kardeşimin hikayesi, ana akım psikiyatri ve psikiyatristler tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılması, gerçek akıl hastalığına sebep olmaları, durumunu daha da kötüleştirmeleri, onu fiziksel ve zihinsel olarak sakat bırakmaları ve şimdi de yavaş yavaş sessizce öldürmeye çalışmaları vs vs. Ayrıca bakımevlerin kardeşimin durumunu nasıl daha da kötü hale getirdiklerini ve kardeşimle birlikte diğer hastaların, bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde nasıl adeta ölüme terk edildiklerini vs vs irdeledik, sorguladık. (Genellikle 1. ve 2.Bölümler)
"Bunların hiç biri dışarıdan bakınca fark edilmez ancak işin içinde olan deneyimli kişiler - dürüst psikiyatristler, psikologlar, doktorlar, araştırmacılar, gazeteciler, savcılar, avukatlar vs - tarafından fark edilir hale gelir, getirilir."
Kardeşimin bu hikayesinden ve önceki araştırmalardan yola çıkarak...
2) Ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin.... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratmalarını.... ve diğer psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını da irdelemeye çalıştık. (1., 2. ve 3.Bölümler) Artı ayrıca....
3) "Bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri, huzurevleri" gibi akıl sağlığı birimlerinin.... nasıl sessiz sedasız bir şekilde "sessiz ölüm kampları" haline dönüştüklerini de irdeledik; -sorguladık, anlattık, ortaya koyduk. (1., 2. ve 3.Bölümler)
1. BÖLÜM
A) Ana konuya giriş 1
B) Ana konuya giriş 2
2. BÖLÜM
ŞİMDİ GELELİM MADALYONUN ARKA YÜZÜNE...
3. BÖLÜM
Tüm bunların karışık olarak verildiği "Dipnotlar, notlar" vs...
NOT : "Bunların hepsi... birbirleriyle karışıktır ama birbirleriyle de bağlantılıdır. Hem birbirleriyle bağlantılı olmasından dolayı hem de ayırmaya ve kategorileştirmeye vakit olmadığı için... hikayeyi bozmadan öylecene bıraktık."
*** *** ***
1. BÖLÜM ;
![]() |
| "Zorla psikiyatrik hapis (forced psychiatric imprisonment)", Temsili Görseller (9) |
A) KONUYA GİRİŞ 1 :
Merhaba, başlığı bu şekilde seçmemizin çok nedenleri vardır. Aslında ben bir araştırmacı blog yazarıyım. Her türlü ilginç araştırma konularını ele alıyorum. Daha önce 'Kovid aşılarının ölümcül zararlarını' ele almıştım. Şimdi de 'psikiyatrinin ve psikiyatrik ilaçların zararlarını' ele alan araştırmaları ele alıyorum. Son bir kaç yıldır bununla ilgileniyorum. Çıkardığım sonuçlar gerçekten çok korkutucu... (Yukarıda bunun kısa bir özetini verdim. Devamını aşağıda okuyabilir ve BURADAKİ "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisindeki linkleri de takip ederek, buralardaki içerikleri de okuyabilirsiniz.)
** Psikiyatriyi (akıl sağlığı ve akıl hastalıklarını ve tedavilerini) yeniden düşünmek ve değiştirmek...
Şimdi "psikiyatriyi - daha doğrusu akıl sağlığını, akıl hastalıklarını ve tedavilerini - yeniden düşünmemiz" için nedenlerden birini ve niçin
"sözde akıl hastalıklarında 'alternatif ilaçsız tedavi yöntemlerine ve
insani davranış terapilerine' yönelmemiz ve psikiyatriyi (yani akıl sağlığını, akıl hastalıklarını ve tedavilerini) yeniden
düşünmemiz gerektiğine" dair bir hikayeyi anlatmaya çalışacağım. (Not 3)
Bu hikaye, sadece kardeşimizle ilgili değil ama kendisinin yaşamış olduğu "psikiyatrik vahşetlerin" ortaya konulması... aynı ve/veya daha farklı, daha korkunç "psikiyatrik vahşetleri" yaşayan dünya genelinde - muhtemelen - on / yüz milyonlarca (belki de bir kaç milyar) insanın, bu "psikiyatrik vahşetlerden kurtarılması" açısından da önemli olacaktır, diye düşünüyoruz.
Kendisi bu hikayeyi yazabilecek durumda değil. Bunun
nedeni de psikiyatrik ilaçların (daha doğrusu ana akım psikopat psikiyatristlerin)...
kardeşimin sağlıklı beynini 'kimyasal hasara' uğratmasından dolayıdır. (Tıpkı Türkiye'de dahil tüm dünyada (sayısı belirsiz tahmini her yıl) milyonlarca masum insanın sağlıklı beyinlerinin... ana akım psikopat psikiyatristler tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılması gibi...)
"Ana akım psikopat psikiyatristler... Türkiye'de dahil dünya genelinde... - sayısı belirsiz tahmini - her yıl on / yüz milyonlarca insanın sağlıklı beyinlerinin kimyasal hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratılmasından, hem zihinsel hem de fiziksel olarak iyatrojenik sakat bırakılmasından (yaralanmalarından) ve öldürülmelerinden (ölümlerinden) birinci dereceden sorumludurlar."
** Kardeşimizi "ölüm kampları" haline gelen akıl sağlığı birimlerinden (bakımevinden) çıkarttık - ancak devletin sözde "bakım paradigması tehlikesi" halen devam ediyor.
Yani kardeşimiz - çocukluğundan beri kullandığından dolayı - psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal beyin hasarına uğratıldı ve bundan bir kaç ay öncesine kadar - yaklaşık 1 senedir - yaşamını... zihinsel engelliler "bir bakımevinde' geçiriyordu. Daha sonra hem zihinsel hem de fiziksel sağlık durumunun iyiye gitmemesini görmemiz, farkına varmamız nedeniyle... onu, bakımevinden çıkarttık. Çünkü... bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinin... onun (hem de onun gibi aynı durumda olan bireyler) için hiç uygun ve güvenli yerler olmadığını anladık, farkına vardık. Onu bakımevinden çıkarttık ancak tabii şimdilik... (bak2)
* "Devletler tarafından "ölüm kamplarına" zorla ve zorbalıkla hapsedilmek..."
NOT : "Kardeşimiz devlet tarafından zorla bakımevine yerleştirilmedi - biz kendimiz istemiştik. Bunun nedeni de... onun "topluma ve sosyal hayata adapte olabilmesi" içindi. Bu yönde verilmesini düşündüğümüz rehabilitasyon faaliyetlerinin aslında bu yönde verilmediğini - çok sonraları - öğrenmiş olmamız ve diğer olumsuzluklar... onu oradan (bakımevinden) çıkartmamıza neden olmuştu. (Bunların hepsini yazı boyunca açıkladık.) Tabii onun "ağır zihinsel engelli" statüsünde olması... devletin, "bakım, tedavi ve rehabilitasyonunun yapılması" bahanesi vb buna benzer adlar altında... onu zorla alıp (ailesinden kopartıp)- bu gibi ölüm kampları haline gelen bakımevlerine yerleştirmeleri de söz konusu olabilmektedir. (Bakımevleri (ve diğer akıl sağlığı birimleri)... neden birer ölüm kampları haline geldi, bunların hepsini aşağıda irdeledik.) İşte bu, zorla psikiyatrik hapistir. İşte bu vb gibi nedenlerle bu psikiyatrik bakım hapsedilmeler... sadece ülkemizle ilgili bir sorun değil... dünyanın da sorunu ve bu konuda ve/veya vb buna benzer çok sayıda çığlıkların yükseldiğini görüp, okuyoruz."
(bak2): "Devletlerin... "akıl hastalıklarının tedavisi" ve/veya "bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılması" bahanesi vb buna benzer adlar altında.... zihinsel engelli bireyleri... ailelerinden ZORLA, ZORBALIKLA kopartması ve birer "ÖLÜM KAMPLARI" haline gelen akıl sağlığı birimlerine hapsetmesi..."
Onu bakımevinden çıkarttık ancak tabii şimdilik... çünkü - yukarıda da değimiz gibi - devletlerin "bireyleri ailelerinden koparma politikası" zorbalığının devreye girmesi ile... kardeşimizin bu ölüm kamplarına - yeniden tekrar - hapsedilmesi tehlikesi de halen söz konusu olabilmektedir. Şöyle ki... devletlerin özellikle de - (ana akım psikopat psikiyatri tarafından... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan ve bu nedenle zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilerek... akıl sağlıkları kasıtlı olarak bozulan) - zihinsel engelli bireyleri... "bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılabilmesi" bahanesi vb buna benzer adlar altında... ailelerinden ZORLA ve ZORBALIKLA kopartıp... adeta birer "ölüm kampları" haline gelen bakımevlerine ve/veya diğer "ölüm kampları" akıl sağlığı birimlerine yerleştirme - yani HAPSETMESİ - tehlikesi bulunabilmektedir.
"Bu hapsetme... bireylerin bu tür ölüm kampları haline gelen akıl sağlığı birimlerinde... gizli bir şekilde "iyatrojenik" olarak "sakat bırakılmaları ve öldürülmeleri" anlamına gelebilen vahim bir durumdur."
** Zihinsel engelli bireyler... akıl sağlığı birimlerinde sessiz sedasız bir şekilde iyatrojenik olarak sakat bırakılıyor (yaralanıyor) ve öldürülüyorlar.
Akıl sağlığı birimlerinde... toplum tarafından "akıl hastası, deli" olarak da görülen zihinsel engelli bireyler... ana akım tıp dünyasının "örtbas etme kültürü" yardımları ile... sessiz sedasız gizli bir şekilde, kimsenin ruhu bile duymadan... iyatrojenik olarak sakat bırakılıyor ve öldürülüyorlar. Ve tüm bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan... ne hasta ve ailelerinin ne devletlerin, toplumların, kamuoyunun ve medyanın haberi bile var. Resmen KİM VURDUYA GİDİYORLAR.
- Peki, akıl sağlığı birimlerinde... bu gizli vahşet ve soykırımlar nasıl gerçekleşiyor? (Devam edecek.... Ayrıca tüm bunlarla ilgili bilgileri... hem bu sayfada hem de blog içerisindeki "psikiyatri bir ölüm endüstrisi" serisinden, bulup okuyabilirsiniz.)
--- --- ---
** Akıl sağlığı sistemlerinin ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE olması ve muhtemel ölümcül sonuçları ve "alternatif ilaçsız yöntemlerinin ve insani davranış terapi yöntemlerinin" yer almaması sorunu...
Onu, bakımevinden çıkarttık çünkü daha pek çok nedenleri vardı. Örneğin buradaki bakım evinde
'psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi' durumu nedeniyle...
kimyasal beyin hasarının 'daha da kötü hale gelmesi' söz konusuydu. Bir de tardif diskinezi (TD) tehlikesi vardı. (Gerçi bu tehlike halen bile var ve bununla ilgili birşeyler yapamaya çalışıyoruz. Ana akım psikopat psikiyatristleri... mahkemeye vermek de dahil.) İşte bu yüzden ana akım psikopat psikiyatristleri affetmemiz mümkün değildir.
Kendisini bakım evinden çıkarttık ancak kendisini nasıl tam olarak 'adam gibi' tedavi ettirebileceğimizi bilemiyoruz. "İlaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" işe yarar mı bilemiyoruz. (dipnot 14) Çünkü...
(DİPNOT 14) : Aslında psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarını (ve diğer ilişkili zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarını) yok etmede ve/veya en az seviyeye getirmek için... "psikiyatrik ilaçların kademeli olarak bırakılması" ve "topluma adapte çalışma ve faaliyetlerinin verilmesi" vb gibi buna benzer faaliyetlerin verilmesi ile ilgili... özellikle de ABD ve bazı AB ülkelerinde... bunun için özel olarak tasarlanmış "ilaç bırakma ve ilaç yoksunlukla mücadele" vb buna benzer rehabilitasyon merkezlerinin ve birimlerinin olduğunu biliyoruz.
Ülkemizde bu tür faaliyet ve çalışmalar olmadığı için... bu konuda ne yapacağımızı bilemediğimizi söylemiştik. Aslında bu durum bize.. ana akım psikopat psikiyatrinin... Türkiye'deki akıl sağlığı politikasını "kendi TEKELİNE" aldığını gösteriyor. Ki bu da... ülkemizde "akıl sağlığı" konusunda ana akım psikopat psikiyatriye başvuran ve - sayısı belirsiz muhtemelen tahmini - her yıl on /yüz binlerce ve/veya milyonlarca sağlıklı insanın... kimyasal beyin hasarına maruz kalmış, yakalanmış ve bu nedenle de zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma mutaç" hale getirilmiş ve de diğer zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara da yakalanmış - yani iyatrojenik olarak sakat bırakılmış ve öldürülmüş - olabileceğini bize gösterebilmektedir, diyebiliriz.
NOT : Maalesef Türkiye'de "akıl sağlığı sistemi - yani akıl sağlığı ve tedavileri"... ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNE bırakılmış durumda gibi gözüküyor. Ana akım psikopat psikiyatrinin "akıl sağlığı sistemindeki" bu tekelleşmesi nedeniyle... muhtemelen ülkemizde onlarca yıldır - sayısı belirsiz - milyonlarca insanımızın.... sessiz sedasız bir şekilde ana akım psikopat psikiyatrinin (psikiyatrik ilaçlar, elektroşok yöntemleri vb gibi) "ölümcül" biyopsikiyatrik tedavileri nedeniyle sakat bırakılmış (iyatrojenik olarak yaralanmış) ve öldürülmüş (iyatrojenik olarak ölümlerine sebep olunmuş) olabileceğine dair korkunç bir tahmin yürütmek... hiç de olasılık dışı olmayabilecektir, diyebiliriz.
* Hadi düşünelim bakalım - "Niye biz de yok?"
![]() |
| "Psikiyatrik ilaç mağdurları (victims of psychiatric drugs)", Illustration, Temsili Görseller |
Muhtemelen hiç duymamışsınızdır. Ancak dünya genelinde - özellikle de ABD ve bazı AB ülkelerinde - psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insanların olduğunu... ve muhtemelen de her yıl milyonlarca insanı sakat bıraktığı ve öldürdüğüne dair bilgilerin ve kanıtların olduğunu görebilmek mümkündür. Yani bunlar, bu kanıtlar vardır. Öyleyse, insan biraz düşünür - "niye bizde 1 tane bile yok?!", diye..."
Ayrıca ülkemizde maalesef - özellikle de akıl sağlığı sisteminde - "ilaçsız tedaviler, kan gruplarına göre beslenme, (diyalog, doğa gezileri, spor, yürüyüş, mutfak, tiyatro vb gibi çok sayıda) insani davranış terapileri, psikiyatrik ilaç bırakma ve yoksunluk merkezleri" vb gibi çok sayıda olabilen alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ya hiç yoktur yada vardır - ama bunlar muhtemelen- ana akım psikopat psikiyatrinin "ölümcül tedavilerini" desteklemek ve korumak vs amacıyla verilmektedir. Örneğin insani davranış terapileri... ülkemizde "rehabiliyasyon faaliyetleri" vb buna benzer adlar altında veriliyor ama ana akım psikopat psikiyatrinin "ölümcül psikiyatrik tedavileri" ile birlikte veriliyor. Bu da bireylerin - bu ölümcül psikiyatrik tedavilerden dolayı... iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarına (yaralanmalarına) ve öldürülmelerine (ölmelerine) engel olan bir şey değildir.
"Hem ülkemizdeki hem de dünyadaki akıl sağlığı sistemlerindeki "rehabilitasyon faaliyetleri"... aslında adeta KİM VURDUYA GİTMENİN bir başka yolu - yani ana akım psikopat pskiyatrinin... psikiyatrik vahşet ve soykırımlarının üzerinin örtülmesini (ÖRTBAS EDİLMESİNİ) sağlayan perdelenmiş, gizlenmiş bir mekanizmanın son halkası gibi birşey - gibi gözüküyor." (Aslında bunları yazı boyunca açıklamaya, irdelemeye çalıştık ve "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisini de okursanız... ne demek istediğimizi anlamış ve buna benzer şeylerin de olabildiğini farkına varabilmiş olursunuz.)
"Muhtemelen ülkemizde rehabilite alan ve almayanlar da dahil.... (psikiyatrik ilaçlar, ECT vb gibi) sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) gören - sayısı belirsiz - binlerce (belki de on /yüz binlerce) masum insan... sessiz sedasız bir şekilde her yıl iyatrojenik olarak sakat bırakılıyor ve öldürülüyor - yani deyim yerindeyse KİM VURDUYA GİDİYORLAR. Dünya genelinde ise bu sayı... muhtemelen her yıl milyonlarca insan civarında gibi görülüyor. Yani muhtemelen dünya genelinde her yıl - sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de daha fazla) masum insan.... ana akım psikopat psikiyatri tarafından iyatrojenik olarak sakat bırakılıyor ve öldürülüyor, diyebiliriz."
--- --- ---Kaldığımız yerden devam edersek... Çünkü... kardeşimizin ana akım psikiyatristler tarafından ileri seviyede kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılmış olabileceğini tahmin ediyoruz. Bu, iyileşmesi /tedavi edilmesi ve/veya eski sağlıklı beyin kimyasının tekrar eski haline getirilmesi mümkün olmayan - geri kurtarılamaz - kimyasal beyin hasarı anlamına geliyor. Tabii tam emin değiliz.
Bunun tespiti için de son derece DÜRÜST, SAMİMİ, VİCDAN SAHİBİ (ana akım tıbba - deyim yerindeyse köpek gibi - körü körüne hizmet "itaat" etmeyen) dürüst doktorlar (örneğin dürüst nörologlar, kardiyologlar, kalp ve damar cerrahları, beyin cerrahları gibi) ve (ana akım psikiyatriye hizmet "itaat" etmeyen) dürüst psikiyatristler, psikologlar gerekiyor. Çünkü ana akım tıbba itaat eden doktorlar ve özellikle de ana akım psikiyatriye itaat eden psikiyatristler... "kendilerini korumak" için sürekli olarak yalan ve yanıltıcı bilgiler veriyorlar. Bu yüzden onlara HİÇ GÜVENMİYORUZ. (Not3)
Tabii bununla birlikte... yukarıda da söylediğimiz gibi... ülkemizde akıl ve ruh sağlığı sisteminde... bu tür psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatri ve psikiyatristler) tarafından ciddi derecede kimyasal beyin hasarına uğratılan insanlara... "yardım etmek, mevcut kimyasal beyin hasarlarını yok etmek ve/veya etkisini azaltmak, psikiyatrik ilaçları bırakmalarına ve psikiyatrik ilaçların olumsuz ve ölümcül olabilen psikiyatrik ilaç yoksunluk etkilerine karşı yardımcı olmak, hayata atılmalarını sağlamak (rehabilite faaliyetlerini, insani davranış terapilerini vs) uygulamak" vb gibi buna benzer ilaçsız tedavi yöntemlerini uygulayan birimler (ve programlar) olmadığı için de... insanlarda bir çaresizlik olabiliyor.
Ve bu çaresizlik nedeniyle de... muhtemelen mecburen insanlarımız ana akım psikopat psikiyatriye ve ölümcül psikiyatrik tedavilerine karşı "zorunlu, zoraki" olarak başvurmak zorunda kalabiliyorlar. Muhtemelen kendilerine ve/veya sevdiklerine verilen biyopsikiyatrik tedavilerin... ne kadar korkunç ve ölümcül olduğunu bilmiyorlar. Bilselerdi eğer... bu ölümcül psikiyatrik tedavileri reddeder ve ana akım psikopat psikiyatriye ve psikiyatristlere - ve hem de psikiyatrik ilaç firmalarına - karşı milyonlarca /milyarlarca dolarlık /liralık tazminat davaları açabilirlerdi - ve tabii ki muhtemelen devletlerine de açabilirlerdi."
* BİR BEDDUA...
(Not3) : Bu gerçekleri - yani psikiyatrik ilaçların oldukça kalıcı ve ölümcül zararlarını (akıl hastalıklarını tedavi etmediğini aksine akıl hastalıklarına, kalıcı kimyasal beyin hasarına ve bu nedenle zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirdiğine ve diğer çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olduklarını vb gibi diğer kalıcı ve ölümcül zararlarını) bilen ve bunlarla ve psikopat psikiyatri ile mücadele veren DÜRÜST PSİKİYATRİSTLER hariç... ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) eden ana akım psikopat psikiyatristlerin hepsinin canı cehenneme - toprakları bol olsun - cehenneme kadar yolları var. Soyları sopları kurusun! (Bu kadar ağır konuşuyoruz işte..)
Hem kardeşimizi hem de diğer milyonlarca masum insanları bu halllere getirdikleri (yani kalıcı kimyasal beyin hasarına sebep oldukları, sakat bıraktıkları ve öldürdükleri) için... Aynı beddua, diğer tıp alanlardaki dürüst ve vicdan sahibi olmayan ve ana akım tıbba itaat eden doktorlar için de geçerlidir. Çünkü bunların örtbas etme kültürleri nedeniyle muhtemelen - sayısı belirsiz - her yıl on /yüz binlerce / milyonlarca masum insan ya sakat kalıyor / ölüyor. Bu masum insanların sakat kalmasından ve ölmesinden... ana akım tıbba itaat eden dürüst ve vicdan sahibi olmayan doktorların da çok büyük sorumsuzlukları ve veballeri vardır. (dipnot 2)
(DİPNOT 2) : Ben, öyle kolay kolay beddua etmem. Beddua iyi bir şey değil, bunu biliyorum ve eğer beddua edilen kişiler, bunu hak etmemişler ise... bu bedduanın dönüp dolaşıp - tıpkı bumerang gibi - sahibine geri döneceğini de biliyorum. Bunların farkındayım ve zaten de bu nedenle çok dikkatli oluyorum. Ana akım psikiyatri ve psikiyatrik ilaçların ve diğer biyopsikiyatrik tedavilerin kalıcı ve öldürücü zararları ile ilgili yaptığımız araştırmaları eğer sizler de okuduysanız... ana akım psikiyatrinin ve buna itaat eden psikiyatristlerin... sadece ülkemizde değil tüm dünyada nasıl 'psikiyatrik vahşetler ve soykırımlar' işlediklerini de öğrenmiş olmalısınızdır.
Ana akım psikiyatristleri.... (psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi ölümcül biyopsikiyatrik müdahalelerle) tahminen her yıl milyonlarca insanı - gizlice, sessiz sedasız bir şekilde - sakat bırakıyor ve öldürüyorlar. 'Akıl hastalıklarının beyinde olmadığını' biliyorlar ama buna rağmen zehirli kimyasalları ve diğer kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedavileri kullanmaya devam ediyorlar. Hem de YASAL bir şekilde. Tüm bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan... devletler ve - DSÖ'de dahil - uluslararası sağlık kuruluşları da birinci dereceden sorumludurlar.
Ancak ana akım psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikiyatristler... akıl hastalıklarının beyinde olmadığını ve psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi biyopsikiyatrik müdahalelerin (tedavilerin) hiç bir işe yaramadığını aksine yarardan çok zarar verdiğini ve çok sayıda çeşitli ölümcül sonuçlara sebep olduğunu bildikleri halde.... bu zararlı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilere devam ettikleri ve bunlara (psikiyatrik vahşet ve soykırımlara) karşı mücadele vermedikleri için... devletlerden ve uluslararası sağlık kuruluşlarından çok daha suçlu konumundadırlar.
Ana akım psikiyatristleri... akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi edemiyorlar aksine yaratıyorlar. Sağlıklı beyinlere öldürücü zararlar veriyorlar. Kalıcı kimyasal beyin hasarlarına ve bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına neden oluyorlar. İnsanları zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getiriyorlar. Hem zihinsel hem de fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara, ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep oluyorlar. Devletlerin ve toplumların düzenini bozuyorlar, mali kayıplarına sebep oluyorlar. Vs vs çok sayıda sağlık ve sosyolojik sorunlara sebep oluyorlar.
Ana akım psikiyatri ve buna itaat eden psikiyatristler... tüm bunları yaparken de 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında yapıyorlar. Kasıtlı olarak sahte psikiyatrik araştırmalar üretiyorlar ve bu sahte psikiyatrik araştırmaları 'akıl hastalıkları' vb ile ilişkilendirerek, 'psikiyatrik ilaçların akıl hastalıkları tedavi ettiği' vb yalan ve yanıltıcı argümanına dönüştürüyorlar. Bu sahte araştırmalardan güç alıyorlar ve insanları bu şekilde zehirliyor, sakat bırakıyor ve öldürüyorlar. Ve bu nedenlerle sürekli olarak hastalara, ailelerine, toplumlara, devletlere, kamuoylarına ve medyaya YALAN ve YANILTICI bilgiler veriyorlar ve insanları, toplumları, kamuoyunu ve devletleri ALDATIYORLAR, KANDIRIYORLAR.
Gel de şimdi bunlara bela-beddua okuma... Göz göre göre dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl on /yüz milyonlarca insan adeta KİM VURDUYA GİDİYOR; - insanlığın gözü önünde... Şimdi bu gerçekler ışığında... ana akım psikiyatristerinin neden "VİCDAN SAHİBİ OLMADIKLARINI'... umarız birazcık olsun anlamış olmalısınızdır...
** Psikiyatri, bir ölüm endüstrisidir : Ve bakımevleri adeta birer "ölüm kampları" gibi - akıl hastanelerinden hiç bir farkı yok.
Araştırmalarda... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinin... 'kimyasal beyin hasarını' daha da kritik bir hale getirebileceğini ve ayrıca akıl hastaneleri ve bakım evleri gibi akıl sağlığı birimlerinde uzun süreli bakımın, hastalarda 'geri döndürülemez kalıcı hasarlara' yol açtığını da öğrendik. Yani kısaca sadece psikiyatrik ilaçlar değil... akıl sağlığı birimlerinin de 'kimyasal beyin hasarını' daha da kötüleştirebildiğini öğrendik. Ve bu da kimyasal beyin hasarının 'bir daha kurtarılamayacak' şekilde KALICI BEYİN HASARINA dönüşmesine neden olabilen başka bir etkendir, diyebiliriz.
Zaten bu etken yokken bile bu hasar (kimyasal beyin hasarı) psikiyatrik ilaçlar ile olma olasılığı varken... muhtemelen akıl sağlığı birimlerinde 'psikiyatrik bakım' altındaki hastalardaki bu kimyasal beyin hasarı (akıl hastaneleri ve bakım evleri gibi akıl sağlığı birimlerinin kasvetli ortamları ve psikiyatrik ilaç tedavileri ile birlikte) daha da artıyor ve insanların hızlı bir şekilde hem zihinsel hem de fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül zararlar görmesine ve ölümlerine neden olabiliyor. Tardif diskinezi, akatizi gibi ölümcül hastalıklar da bunlara dahil olabiliyor.
"Psikiyatrik bakımın hüküm sürdüğü ve onlarca yıl boyunca devam edegelen - ana akım psikiyatristlerin, bakımevlerinin ve diğer akıl sağlığı birimlerinin - anlaşılabilir yalan, yanlış ve/veya eksik bilgileri (yani ana akım tıp ve ana akım psikiyatride neredeyse sıradan hale gelen çarpıtılmış - dezenformasyon - bilgileri) ile oluşan iyatrojenik yaralanmalar ve ölümler..."
*** *** ***
** Bakımevinde kalan kardeşimizin zihinsel ve fiziksel sağlık durumu hiç iyi değildi. - Ama aslında onlara göre iyiydi!
"İşte bizim endişelerimiz... yukarıda anlattığımız ölümcül sonuçları olabilen zihinsel ve fiziksel sağlık sorunları bu vb nedenledir. Açıkça çok endişeleniyorduk. Bakımevinde kalan kardeşimizin zihinsel ve fiziksel sağlık durumu hiç iyi değildi ama bakımevi ve psikiyatristler "sanki sağlık durumu iyiymiş gibi" davranış sergiliyorlardı."
BİLGİ: "Kardeşimizi,
geçen aylarda (kasım 2025) bakımevinden çıkarttık. Bakımevinden çıkarttığımız da hafif bir öksürüğünün olduğunu fark ettik. Bu öksürük "bakımevindeyken daha önce var mıydı, devam ediyor muydu yoksa daha yeni mi başladığı" konusunda bir bilgisinin olmadığını ancak "bakımevindeyken böyle bazen ara sıra öksürdüğünü" falan söylemişti. Eve geldikten sonra aile hekimi bir öksürük şurubu yazmıştı, onu kullandıktan sonra öksürüğü kesilmişti.."
- "Peki, bakımevi bunu nasıl (ve neden) fark edememişti?"
Bakımevi hemşirelerinin ve hatta bakımevi personellerinin dahi... bakımevinde kalan zihinsel engelli bireylerin... en ufak öksürüklerinde bile bunu fark etmeleri ve gerekli müdahaleleri yapabilmeleri, - yani bir doktora gösterilebilmesi - açısından çok büyük bir önem taşır. Bakımevlerinde bu vb gibi olası sağlık problemlerinin fark edilememesi... bakımevlerinde "bir şeylerin (işlerin) yolunda gitmediğini" de bize gösterebilmektedir, diyebiliriz.
Ayrıca... bakımevinden çıkartmadan önce kendisini ziyarete gittiğimizde çok zayıflamıştı. Ancak bu zayıflama "sağlıklı bir zayıflama" değildi. Üstelik giderayak hem zihinsel hem de fiziksel olarak sağlık durumunun daha da kötüye gittiğini fark etmeye başlamıştık. (bak3) Ancak buna rağmen... bakımevi ve psikiyatristler, "kardeşimin sağlık durumunun çok iyi olduğu" ve hatta "zayıflığın kötü bir şey olmadığını... aslında iyi bir şey olduğu" vb konusunda ısrar ediyorlardı. Halbu ki bilerek (yani kasıtlı olarak) /bilmeden anlamadıkları şeyin... bu zayıflığın, öyle "sağlıklı bir zayıflama olmadığı" ve hatta hem fiziksel hem de zihinsel sağlık durumunun öyle sanıldığı şekilde "sağlıklı olmadığı" idi.. Şimdi, birazdan bunlara değineceğiz.
(bak3) : "Çoğu insan (özellikle de bakımevlerinde kalan zihinsel engelli bireylerin aileleri ve hatta devletler bile), bu gibi olumsuz durumları pek fark edemez ve durumu, genel anlamda - bireyin "kendisine" ve "akıl hastalığına" atfetmeye çalışırlar. (Halbu ki, bireylerin yaşamış oldukları (akıl hastalıkları olarak da görülen) psikolojik semptomların dahi... "akıl hastalıklarıyla" hiçbir ilgisi yoktur. Bunları, hem yukarıda hem de aşağıda açıklamaya çalışmıştık, yeniden okuyabilirsiniz.)
Bu da, zihinsel engelli bireylerin bakımevlerinde yavaş yavaş sakat bırakılmalarına (iyatrojenik yaralanmalarına) ve hatta ölümlerine (daha doğrusu bilerek /bilmeden öldürülmelerine) göz yummanın başka bir üzücü nedenidir. Hele de bakımevlerinde kalan zihinsel engelli bireylerin kimseleri yoksa... artık onları kurtarabilecek tek yegane güç, Allah'tan başka kimse olmayabilecektir, diyebiliriz.
Devletlerin zorla, zorbalıkla bireyleri ailelerinden kopartıp... bu tür - adeta ölüm kaplarına dönüşen - zihinsel engelilerin kaldığı bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri vb gibi akıl sağlığı birimlerine yerleştirmeleri de buna dahildir. Aslında tam olarak bu nedir ? : "Bu, devletler tarafından - bilerek /bilmeyerek bakımevlerinde, rehabilitasyon merkezlerinde (vb gibi akıl sağlığı birimlerinde) - öldürülmek ve/veya ölüme doğru gitmek /götürülmektir."
BİR SORU : "Şimdiye kadar - psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi ölümcül biyopsikiyatrik müdahelelerin (tedavilerin) neden olduğu çok sayıda çeşitli iyatrojenik sakat bırakılmaları (yaralanmaları) ve öldürülmeleri (ölümleri)... ana akım psikopat psikiyatri ile birlikte ana akım tıp dünyasının bilerek ve kasıtlı olarak görmezden gelmesi (yani örtbas etmesi) nedeniyle... bakımevlerinde (ve hatta diğer akıl sağlığı birimlerinde ve hatta sivil hayatta bile) - özellikle de biyopsikiyatrik tedaviler gören ve psikiyatri /akıl hastası / deli olarak da görülen - kaç masum zihinsel engelli insan... (iyatrojenik olarak) sakat bırakıldı ve öldürüldü?"
Kısa özeti... "Bakımevleri ve diğer akıl sağlığı birimlerinde... (akıl hastası / deli olarak görülen) kaç masum zihinsel engelli insan... iyatrojenik olarak sakat bırakıldı (yaralandı - yani zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalandılar) ve öldürüldüler (iyatrojenik öldüler)? İşte bu, aslında akıl sağlığı birimlerinde zihinsel engelli bireylerin KİM VURDUYA GİTTTİKLERİNİ (/gitmiş olabileceklerini) bize gösterebilen ve korkunç bir gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi açısından cevaplanması gereken düşündürücü bir sorudur.
"Muhtemelen dünya genelinde her yıl - sayısı belirsiz - milyonlarca masum insan... ana akım psikiyatrinin ölümcül sonuçları olabilen biyopsikiyatrik tedavileri nedeniyle... sivil hayatta, kendi evlerinde - gizlice, sessiz sedasız bir şekilde - iyatrojenik olarak sakat bırakılırken ve öldürülürken - yani KİM VURDUYA GİDERKEN... biyopsikiyatrik tedavilerin devam ettiği akıl sağlığı birimlerinde... - gizlice, sessiz sedasız bir şekilde - KİM VURDUYA GİDEN zihinsel engelli bireylerin olmaması mümkün müdür? Bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların... onlarca yıl boyunca devam ettiğini düşünürseniz... ölenler de dahil şimdiye kadar kaç milyarlarca insanın KİM VURDUYA GİTMİŞ olabileceğini... eee artık varın gelin siz düşünün?"
--- --- ---
** Akıl sağlığı birimlerindeki 'bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarda'... görünmeyen, bilinmeyen ve fark edilemeyen ciddi ölümcül sorunlar...
Biz, kardeşimizin durumunun hem zihinsel hem de fiziksel olarak sağlık durumunun daha da kötüye doğru gittiğini anlayabilmiştik ve bu nedenle de, onu bakımevinden çıkartma kararı aldık ve sonunda çıkarttık. Şimdi, kardeşimin özellikle de "zayıflamasının" - sağlıklı bir zayıflama olmamasının - bazı nedenlerini kendimize göre - açıklamaya çalışalım. (bak9)
(bak9) "Muhtemelen... sağlıklı zayıflama... sağlıklı kilo vermedir. Sağlıksız zayıflama ise... sağlıksız kilo vermedir. Zayıflamanın karşıtı olan şişmanlamanın ise sağlıklı terimi (yani sağlıklı şişmanlama) diye birşey aslında tam olarak yoktur. Yine de varsayımsal olarak bunu bu şekilde kabul edersek... sağlıklı şişmanlamayı (tombullaşmayı)... sağlıklı kilo alma şeklinde görebiliriz. Aynı şekilde sağlıksız şişmanlama ise... sağlıksız kilo almadır, diyebiliriz.
Sağlıklı toparlanma (sağlıklı bir bedene sahip olma) ise... bir nevi sağlıklı kilo verme ve almanın ortası /ortalamasıdır, diyebiliriz. Bu, kişilerin sağlık durumları, bünyeleri ve kullandıkları ilaçlara kadar özel hassas durumların dikkate alınarak... kişiye özel bir plan, diyet ve program ile sağlıklı beslenme ve spor aktiviteleri ile gerçekleşen... vücudun sağlıklı toparlanmasını - yani kişinin beden ve bünyesine uygun sağlıklı normal ideal vücuda (yani sağlıklı bir bedene) sahip olmasını - içerir.
Bu durum - zihinsel engelli bireylerin sağlıklı bir yaşam sürebilmesi açısından - o kadar çok önemlidir ki... maalesef ne ana akım psikiyatri ne ana akım tıp camiası ve ne de devletler (devletlerin kontrolü altındaki akıl sağlığı birimleri)... bunların hiç birini dikkate dahi almamakta ve/veya ilgisiz kalmakta, ciddiye almamaktadır. "Dikakte aldıklarını ve hatta uyguladıklarını" dahi falan söylüyorlar ama bu, tamamen koskoca bir yalandan ibaret gibi görülüyor. "Görünen köy kılavuz istemez" misali... ne akıl sağlığı birimlerinde ne de medikal tıp dünyasında (fiziksel hastalıklara bakan hastaneler, poliklinikler, sağlık ocakları vb gibi sağlık birimlerinde)... kendilerine danışan hastalarına hiç bir şekilde "bu yönde - örneğin bir diyet, beslenme, spor vb gibi kişiye özel aktivite programları ile ilgili - çalışmalarının olmadığını" rahatlıkla düşünebilirsiniz. Hele de akıl sağlığı birimlerinde...
Tabii sağlıklı zayıflamanın (kilo vermenin) ve sağlıklı şişmanlamanın (kilo almanın) olmaması - yani sağlıksız zayıflamanın ve şişmanlamanın olması (yani bunların ortası olan sağlıklı toparlanmanın olmaması) - durumu da... sadece akıl sağlığı birimlerin de değil - yukarıda da belirttiğimiz gibi - sivil hayatta da ciddi sorunlar içeriyor. Örneğin sivil hayatta da faaliyet gösteren ana akım psikiyatrideki psikiyatristlerin ve medikal ana akım tıp dünyasındaki doktorların... danışanlarına ve ailelerine taahhüd etmedikleri (önermedikleri) "kişiye özel aktivite programlarının" olmaması nedeniyle... - sayısı belirsiz - milyonlarca (belki de milyarlarca) sivil evler de... danışan bireylerin "sağlıklı bir bedene sahip olma" konusunda ciddi sıkıntılar yaşayabildiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tabii sadece kişiye özel aktivite programlarının önerilmesi yetmez... bunların "sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi ve bunların titizlikle takibi" vb gibi uygulamaların uygulanmasını sağlayabilecek "uygulama ve denetim mekanizmalarının" da oluşturulması gerekir. Özellikle de zihinsel engelli bireylerin... bunları aileleri ile birlikte kendi evlerinde ve/veya devletlerin hazırlamış oldukları ve "dürüst doktor, psikolog, sosyolog, spor, diyetisyen" vb gibi sağlık profesyonellerinin de olduğu - özel faaliyet alanlarında (örneğin rehabilitasyon merkezleri gibi)... ailelerinden koparılmadan her gün düzenli bir şekilde evlerinden alınıp - buralara getirilmesi, "rehabilite faaliyetleriyle birlikte kişiye özel aktivite programlarının uygulanması" sağlanılmalı ve sonra da akşamları evlerine götürülerek ailelerine teslim edilebilmelidir.
Ama maalesef böyle uygulamaların olmadığını söylemek gerekir - hatta tam tersine devletlerin çare olarak zihinsel engelli bireyleri ailelerinden kopararak - direkt olarak birer "ölüm kampları" haline gelen bakımevlerine ve diğer akıl sağlığı birimlerine hapsettikleri görülüyor. Ve bu ölümcül hapsin adına da "zihinsel engelli bireylerin bakımı, tedavisi, rehabilitesi" vs adını veriyorlar. Buralarda iyatrojenik olarak sakat kaldıklarında (yaralandıklarında) ve/veya öldüklerinde ise... bu iyatrojenik sakat bırakılma ve öldürülmeleri "başka başka sebeplerin" üzerine atarak (yani örtbas ederek)... bu zihinsel engelli bireylerin - deyim yerindeyse eğer - KİM VURDUYA GİTMESİNİ sağlamış oluyorlar. Ana akım psikiyatri ve ana akım tıp dünyasında... ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ oldukça yaygındır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi akıl sağlığı birimleri ve sivil evlerde de.. zihinsel engelli bireylerin - özellikle de zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) kullanan bireylerin - ... sağlıklı toparlanmasıyla ilgili ciddi sorunları bulunabiliyor. Sağlıklı toparlanmanın evlerde olmamasının nedeni de... maalesef devletlerin bu konudaki yetersizliği ve/veya ilgisizliği gibi görülüyor - akıl sağlığı birimleri ile diğer medikal sağlık birimlerinde olduğu gibi.. Devletlerin ailelere bu konuda yardımcı olması gerekiyor - bakımevi gibi akıl sağlığı birimleri çözüm değil çünkü buralar adeta "ölüm kamplarına" dönüşmüş durumda.
"Şimdiye kadar kaç milyon (ölenler de dahil milyarlarca) kişinin bu tür akıl sağlığı birimlerinde iyatrojenik olarak sakat bırakıldığı ve öldürüldüğü konusu belirsizliğini koruyor. Kanıtlar dünya genelinde - sayısı belirsiz tahmini - her yıl milyonlarca insanın... özellikle de sadece psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat bırakıldığını ve öldürüldüğünü gösteriyor. Buna bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerini de dahil edebiliriz."
Bireyler, ancak ailelelerin yanında fiziksel ve zihinsel sağlıklarını koruyabilirler - bu da ancak, devletlerin hem maddi hem de manevi açıdan destek vermeleri ile gerçekleşebilen birşeydir. Ana akım tıp dünyasının bu konudaki pasif tavrı ise... muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz tahmini - milyonlarca (ölenler de dahil belki de milyarlarca) insanın sakat kalmasına ve ölmesine neden oluyor - gizlice ve sessiz sedasız bir şekilde..."
Şimdi bunları detaylarına kadar irdeleyelim...
** Bakımevlerinin (ve diğer akıl sağlığı birimlerinin) kasvetli ortamları...
![]() |
| "Akıl hastalarının kaldığı bakım evlerinin kasvetli ortamları (The gloomy atmosphere of care homes for the mentally ill)", Temsili Görseller (12) |
Dışarıdan baktığınız da... "bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) her şeyin güllük gülüstanlık olduğu" izlenimini ediniyorsunuz ama aslında... bakımevleri de dahil bu akıl sağlığı birimlerinin "gerçek hayattaki işleyişleri" hakkında ve özellikle de "yaşadığımız gerçekler" ışığında yaptığımız araştırma ve izlenimlerimize baktığımız da... akıl sağlığı birimlerindeki bakımın (bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının) öyle güllük gülüstanlık olmadığını /olmayabileceğini anlayabiliyorsunuz. - "Sizler de biraz 3. gözünüzü açtığınız da / 6.hissinizi çalıştırdığınız da... bu gerçekleri görebilirsiniz diye umuyoruz."
** Bakımevlerinin kasvetli ortamlarına bazı örnekler...
1) Bakımevlerinde "düzenli spor aktiviteleri ve sağlıklı beslenme düzeninin (ve işinde uzman olan bir diyetisyenin) olmaması...
Aslında bakımevlerinde ve diğer akıl sağlığı birimlerinde... herhangi bir diyetisyenin ve bir spor eğitmeninin var olup olmadığını tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz (/fark ettiğimiz) tek şey... düzenli spor aktiviteleri ile sağlıklı beslenme düzeninin (bir programın) olmamasıdır. Bakımevleri (ve diğer akıl sağlığı birimleri de)... muhtemelen zihinsel engelli bireylere verilen "bilişsel faaliyetleri"... onlara verilen "düzenli spor aktiviteleri" olarak görüyor olabilirler. Ama eğer durum buysa eğer... bu bilişsel faaliyetlerin hiç biri düzenli spor aktivitelerini içermemektedir. Bu düzenli spor aktivitelerini... bu işin uzmanı olan spor eğitmenleri yapması gerekir. "Yav bunlar zaten deli, spordan ne anlar bunlar? Hem zaten istemezler, yapmak istemezler ki!" diye düşünmemek gerekir... bilişsel faaliyetler onlara nasıl veriliyorsa... düzenli spor aktiviteleri de verilmesi - en azından verilmeye çalışılması, gayret gösterilmesi - gerekir.
BİLGİ : "Unutulmaması gereken bir şey de... bu insanların büyük çoğunluğunu - yani örneğin özellikle de sivil hayattayken psikiyatrik ilaç tedavisi görenleri - bu hale getirenlerin (yani zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirenlerin)... ana akım psikopat psikiyatri ve ona hizmet (itaat) eden psikiyatristler olduğudur. Bu psikopatlar... bu insanları bu hale getirirken... kendi silahları olan (psikiyatrik ilaçlar, beyne elektrik şok vermek (ECT), hipnoz) vb gibi - çok sayıda kalıcı ve ölümcül sonuçlara yol açan - biyopsikiyatrik müdahaleleri (tedavileri) kullanırlar. Hem de YASAL olarak. Yasal olduğundan dolayı da... bu insanların bu hale gelmesinden devletler de sorumludur.
Ana akım tıp camiası da... bu gerçekleri görmedikleri ve hatta görmemezlikten geldikleri için de aynı şekilde 1.dereceden sorumludurlar. Toplumlar da... bu biyopsikiyatrik müdahalelerin ne kadar kalıcı ve ölümcül zararlar verdiğini gösteren düzinelerce (yüzlerce, binlerce) kanıtlar varken... buna sessiz kaldıkları ve/veya hatta bu ölümcül biyopsikiyatrik tedavilere destek verdikleri için.... hem ana akım tıp camiası hem de devletler kadar sorumludur. Bu vb gibi nedenlerden dolayı... bakımevleri ve diğer akıl sağlığı birimlerinin... artık birer ölüm kampları olmaktan çıkarılması gerekir. Okudukça, ne dediğimizi anlamış olacaksınızdır, umarız..."
Aynı şeyler sağlıklı beslenme düzeni içinde geçerlidir. "Sağlıklı beslenme ve düzeni" derken... doğal olsun olmasın... önlerine konan her türlü yiyecek ve içecekler... sağlıklı bir beslenme ve düzenine giren bir şey değildir. Bunların her biri... bazı bireyler için sağlıklı olabilirken... bazı bireyler için birer sakat bırakıcı ve öldürücü bir zehre dönüşebilir; - bunlar, bireylerin "kullandıkları ilaçlardan" tutun da... yaşamış oldukları "hastalıklara, alerjilere ve kendi bünyelerine uygun olup olmadığı" gibi durumlara bakarak değerlendirilmesi ve ona göre verilmesi gereken şeyler olmalıdır. Bunun için de her birey için ayrı bir beslenme proğramlarının oluşturulması ve bunları yapabilecek bir diyetisyen uzmanının akıl sağlığı birimlerinde bulundurulması gerekir, diye düşünebiliriz.
--- --- ---
Kardeşimin durumunun iyi olmadığını, kendisinin iyice zayıflamasından anlayabiliyoruz. Bu durumu (zayıflık sebebini) sorduğumuz da... "zayıflığın kötü bir şey olmadığını" dile getiriyorlardı. - Evet, bu bir yere kadar doğrudur ancak işin aslı öyle gözükmemektedir. - Halbu ki... bu zayıflık, "sağlıklı bir zayıflama" değildi. Çünkü... bakımevinde - hergün düzenli olarak - spor aktivitesi (bedensel hareketler) ve düzenli beslenme yok gibiydi. Bunu da kardeşimin, "spor yapmadıklarını ve doğru düzgün bir şeyler yiyemediğini" söylemesiyle anlayabiliyorduk.
Aslında bakımevinin instagram sayfasında "bol çeşitli yiyecekler" sergileniyordu ama işte bu bol çeşitli yiyeceklerin, hastalara "kendi vücut bünyeleri ve sağlık durumları" vb gibi etkenler açısından "sağlıklarına uygun olup olmadığı" konusunda, bu bol çeşitli yiyeceklerin hastalara "nasıl verildiği" konusunda bir belirsizlik var gibiydi. Kardeşimin "sağlık durumundan ve söylemlerinden" çıkardığımız şeyler bunlardı. Aslında kardeşim yemekler yiyordu ama bu, düzenli bir beslenme şeklinde değildi. Yani gelişi güzel yiyordu. Bu da, bakımevlerinde "her hasta için özel olarak ayarlanması gereken bir beslenme düzeninin ve bunları hazırlayacak, ayarlayacak olan bir diyetisyenin (bak7) olmadığı" anlamına geliyordu. Bakımevinde (ve diğer bakımevlerinde) bir diyetisyen var mıydı, orasını - aklımıza pek gelmediği için olsa gerek - soramamıştık ama kardeşimin "sağlık durumundan anlaşılacağı üzere".. öyle gözüküyor ki bakımevinde bir diyetisyen (bak7) yok gibiydi.
(bak7) : "Aslında üniversite hastanesinin toplum ruh sağlığı merkezine gittiğimizde de bir diyetisyenin - kendisine ait bir muayenesinin - olduğunu görüyoruz. Ancak bu diyetisyenin "ne iş yaptığına" ve/veya "nasıl çalıştığına" dair bu vb yönde bazı şüphelerimizin olduğunu söylersek yerinde olur. Yaşadığımız ve gördüğümüz gelişmelere baktığımız da.. "bu diyetisyen, buraya süs olsun diye mi konuldu?" diye buna benzer bir şüpheye düşebiliyorsunuz. Geçen senelerde... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu aşırı şişmanlık (obezite) nedeniyle... 'kardeşimiz için özel bir diyet hazırlaması' için bu diyetisyene gitmiştik. Tam olarak hatırlayamıyorum ama - sanki burada ücretli hasta bakıyormuş gibi - 'bu konurlarla ilgilenmiyoruz, bizim işimiz değil' ve/veya 'doktorunuzla konuşun' vb gibi buna benzer ifadelerle "kardeşim için diyet" falan hazırlamak istememişti. Yani, anlayacağınız bizi geri çevirmişti. - "Neden böyle yapmıştı, bilmiyoruz? Bunun belli prosüdürleri mi var, onu da bilmiyoruz ama bir şeylerin yanlış olduğu çok açık." - Zaten - yanlış hatırlamıyorsam eğer - o dönemde bizi buraya yönlendiren yeni yetme psikiyatristti ama nedense hiç oralı bile olmamışlardı.
Ve bu diyetisyenin... burada zamanının büyük çoğunluğunun - deyim yerindeyse - boş şekilde geçirdiğini de söylememiz gerekir. Çünkü biz ne zaman buraya gelsek... bu diyetisyenin "muayenesinin boş olduğunu ve/veya diyetisyenin de elinde kahve, çay vb ile dolaştığını ve/veya trsm'deki diğer personellerle sohbet ettiğini ve/veya ortalıklarda görünmediğini" vs görebiliyor, bunu fark edebiliyorduk. Tabii, diyetisyenin böyle davranması... muhtemelen "diyet sunulucak hasta olmadığından" dolayı normal olabilir. Zaten biz bunu diyetisyeni suçlamak için söylemiyoruz - demek ki burada yanlış giden bir durum var. - Doğrusunu söylemek gerekirse... buraya gelen psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin neredeyse hiç birine özel bir diyet falan sunulmuyor, hazırlanılmıyor gibi görülüyor. - Eğer durum buysa eğer... "bu diyetisyenlerin trsm'lerde ne işleri var? Buraya - ve muhtemelen diğer akıl sağlığı birimlerine - süs olsun diye mi konuluyorlar?" vb gibi buna benzer şüphelere düşebiliyorsunuz." Her neyse..
Bakımevlerinde (ve hatta diğer akıl sağlığı birimlerinde dahi) düzenli olarak her gün yapılması gereken çeşitli spor aktiviteleri ile birlikte "her hasta için özel olarak ayarlanması" gereken düzenli bir "beslenme düzeninin" olmaması... sadece "sağlıksız zayıflama" ile ilgili sağlık probleminin değil... ayrıca "diyabet ve obezite (şişmanlama)" de dahil çok sayıda çeşitli fiziksel ve zihinsel sağlık problemlerinin de ortaya çıkmasını sağlayan olumsuz etkenlerden ikisidir, diyebiliriz.
Ancak ne var ki... bakımevleri gibi diğer akıl sağlığı birimlerinde de bu olumsuz etkenler var olabildiği gibi... ana akım psikopat psikiyatri ile birlikte ana akım tıp dünyası... bireylerin bu (ve hatta daha fazlası) olumsuz etkenlerden dolayı yaşayabildikleri çok ciddi kalıcı ve ölümcül olabilen zihinsel ve fiziksel hastalıkları ve hatta ölümlerini dahi görmezden gelebiliyorlar (örtbas edebiliyorlar.) Yani.. sağlık problemlerine (zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve ölümlere) neden olan asıl gerçekler (örneğin psikiyatrik ilaçlar ile birlikte düzenli spor aktivitelerinin ve düzenli bir beslenmenin (beslenme düzeninin) olmaması gibi olumsuz etkenler) hep göz ardı ediliyor (örtbas ediliyor) ve suç, her zaman (bireyin) "kendisine" ve "akıl hastalığına" atfedilerek hasta bireyin üzerine atılıyor. Yani ana akım psikopat psikiyatri ile birlikte ana akım tıp dünyasındaki "örtbas etme kültürü" nedeniyle... bakımevleri gibi diğer akıl sağlığı birimlerinde kalan bireyler... iyatrojenik olarak sakat bırakılarak (yaralanarak) ve öldürülerek (ölerek)... sessiz sedasız bir şekilde adeta KİM VURDUYA GİTMİŞ OLUYORLAR.
--- --- ---
**Psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi ve bırakılması (/aniden kesilmesi)... ciddi kalıcı kimyasal beyin hasarlarına ve muhtemelen bununla bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına... ve daha pek çok kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur.
Genellikle uzun vadelerde (aylarca ve/veya yıllarca) ve bazen de kısa vadelerde (aniden /günlerce /haftalarca)... psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi ve/veya bırakılması (/aniden kesilmesi)... ciddi kalıcı kimyasal beyin hasarlarına ve olasılıkla bununla bağlantılı "akıl hastalıklarının" kalıcı hale gelmesine... ve ayrıca bir nevi titreme hastalıkları (hareket bozukluğu) olan "tardif diskinezi, akatizi" vb gibi kalıcı ve ölümcül hastalıklar da dahil... çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara da yakalanmalara neden olabilir. Ayrıca "ani ölümler" de dahil... çeşitli "iyatrojenik ölümlere" de sebep olabilir.
![]() |
| "Psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi ve bırakılması (/aniden kesilmesi)... ciddi kalıcı kimyasal beyin hasarlarına neden olur (Continuing and discontinuing (abruptly stopping) psychiatric drug use can cause serious and permanent chemical brain damage.)", Temsili Görseller (240) |
2) Bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde)... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinin... kalıcı ve ölümcül sonuçlara neden olması...
"Bu, öyle hafife alınacak ve ciddiye alınmayacak birşey değildir. Bunun ne denli ÖLÜMCÜL olduğunu daha
önceki araştırmaları okuduysanız... muhtemelen biliyorsunuzdur.
Bilmiyorsanız okuyun ve bu sayfayı da okumaya devam edin ve öğrenin."
Kardeşimin "zihinsel ve fiziksel sağlık durumunun kötüye gitmesi - örneğin sağlıklı bir zayıflama olmaması"... bakımevinde sadece "spor aktivitelerinin ve beslenme düzenlerinin (ve bir diyetisyenin) olmamasıyla" ilgili değildi. Zehirli kimyasallar içeren "psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi ve bakımevinin kasvetli ortamı" da bu olumsuz duruma olumsuz etki eden diğer etkenlerdi.
Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının... ileriki dönemlerde daha da kötüye gitmesi anlamına gelen bir şeydir. Çünkü, konuyla ilgili yapılan çok sayıda araştırma... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinin... yine psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarının... ileri seviyelere doğru daha da kötüye gitmesiyle ilişkili olduğunu göstermektedir. (Bu araştırma ve bilgileri BURADAN "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serilerine ait linklere giderek okuyabilirsiniz. Ayrıca BURAYI, ALINTILAR1 ve BURAYI ve ALINTILAR2 de ziyaret edebilirsiniz.)
Bu durum da, muhtemelen - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi durumun da - psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarının (eğer kalıcı değilse) ilk önce "kalıcı" hale gelmesine... daha sonra da kimyasal beyin hasarının çok daha ileri seviyelere çıkarak - bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine - örneğin yanlış bir şekilde "akıl hastalıkları" olarak etfedilen çok sayıda olası psikolojik semptomların oluşmasına ve bunların daha da kötüleşmesine - neden olur.
"Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ve ilişkili kimyasal beyin travması ve ilişkili olası semptomlar da iyatrojenik sakat bırakılmadır - yani iyatrojenik yaralanmadır."
Artı ayrıca - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi durumun da - bireylerin mevcut fiziksel sağlık durumlarının da daha da kötüye gitmesi (örneğin kanser, diyabet, tardif diskinezi, akatizi) vb gibi kalıcı ve ölümcül fiziksel hastalıklara yakalanmasına neden olur. Bu, fiziksel iyatrojenik yaralanmadır; (sakat bırakılmadır.) Bu durum ileriki dönemlerde zihinsel engelli bireylerin ölümleri ile sonuçlanabilir bir seviyeye de gidebilmektedir. Bu da, "iyatrojenik ölümdür /öldürülmedir", diyebiliriz.
"Psikiyatrik ilaçların neden olduğu zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmak da... iyatrojenik sakat bırakılmadır - yani iyatrojenik yaralanmadır."
"Psikiyatrik ilaçların neden olduğu zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanan insanların... bu hastalık ve rahatsızlıklardan ölmesi de.. iyatrojenik öldürülmedir - yani iyatrojenik ölümdür." Ayrıca iyatrojenik öldürülmeye başka bir örnek de "ani ölümlerdir." - Psikiyatrik ilaçlar... ani ölümlere de neden olur."
2A) Psikiyatrik ilaçların kullanımının bırakılmasının ve/veya aniden kesilmesinin... kalıcı ve ölümcül sonuçlara neden olması...
"Psikiyatrik ilaçlar verilmezse, semptomlar nüksedecek ve hatta semptomlar daha da artabilir, kötüleşebilir" ve "Peki, psikiyatrik ilaçlar verilmezse sonra ne olacak?" diye düşünenler olacaktır.
Evet, "psikiyatrik ilaçların bırakılması ile semptomların nüksetmesi ve hatta daha da kötüleşmesi" sözü doğrudur ancak bunlar, eksik ve yanıltıcı bilgilerden oluşmaktadır. Bu, ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerin... - insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratabilmek için yaptıkları ve - en çok sevdikleri ve kullandıkları aldatmacalardan biridir.
a1) Psikiyatrik ilaçların bırakılmasıyla oluşan olası semptomların nüksetmesi, yenilerinin ortaya çıkması ve daha da kötüleşmesi durumu.... "akıl hastalıkları" ile ilgili değildir; bu, daha çok psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili (hasarın, beyinde yaratmış olduğu) kimyasal beyin travmasının (bak4) olumsuz bir etkisi ve sonucudur.
a2) Ayrıca daha önce de belirtildiği gibi... psikiyatrik ilaçların kullanımında "devam eden /yenileri ortaya çıkan /daha da kötüleşebilen" ve psikiyatrik ilaçların bırakılmasından (kesilmesinden) sonra da "nükseden /yenileri ortaya çıkan /daha da kötüleşebilen" bu olası semptomların hiç biri... yine "akıl hastalıkları" ile ilgili değildir. Tüm bunlar da psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili kimyasal beyin travmasının olumsuz bir etkisi ve sonucudur.
a3) Psikiyatrik ilaçların bırakılmasıyla oluşan olası semptomların "nüksetmesi, yenilerinin ortaya çıkması ve daha da kötüleşmesi" durumu.... sadece psikiyatrik ilaçların bırakılması ile oluşan olumsuz bir durum değildir; psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi ile de bu olası semptomlar oluşur (nüksedebilir) ve ileriki dönemler de daha da kötüleşmesine neden olur /olabilir bir durumdur.
(a3)'teki bilgi "yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal!" misaline benzer. Bunun nedeni de genellikle uzun vadelerde (uzun süreli) psikiyatrik ilaç kullanımının... sağlıklı beyinlerde yapmış olduğu çok ciddi kimyasal tahribatlardır; - yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla çok yakından bir ilişkisi bulunur.
"Ana akım psikopat psikiyatristler... psikiyatrik ilaçların kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) neden olduğunu ve bu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili olası tüm psikolojik semptomların ortaya çıkabileceğini hastalarına, ailelerine ve kamuoyuna hiç bir zaman anlatmazlar. Bunu "hastalığın tekrar nüksetmesi, artması ve/veya daha da kötüleşmesi" vb şeklinde aldatıcı bir şekilde sunarlar."
"Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarıyla ilişkili olası psikolojik semptomlar... bu kimyasal beyin hasarının neden olduğu kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının bir nedeni ve sonucudur."
"Psikiyatrik ilaçların hepsi... hem vücut hem de beyin sağlığı için oldukça tehlikeli - uyuşturucu özellikli - zehirli kimyasallar içerir."
Her gün alınan (uyuşturucu özellikli zehirli kimyasallar içeren) psikiyatrik ilaçlar, sağlıklı beyinlerin doğal kimyasal yapısını bozarlar ve beynin doğal kimyasal yapısının, bu zehirli kimyasallara (psikiyatrik ilaçlara) adeta BAĞIMLI hale gelmesine neden olur. Psikiyatrik ilaçların - uyuşturucu özellikli - zehirli kimyasallarına BAĞIMLI hale gelen beyin kimyası... artık onsuz (zehirli kimyasallar) olmadan - sağlıklı bir şekilde - hiç bir şey yapamaz hale gelir; - "örneğin sağlıklı ve mantıklı bir şekilde düşünememesi, konuşamaması ve hareket edememesi gibi.."
Psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına "bağımlı" hale gelen beyin kimyasının... zehirli kimyasallar olmadan - sağlıklı bir şekilde - hiç bir şey yapamaması durumu... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesiyle oluşan - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarının (ve ilişkili kimyasal beyin travmasının yol açmış olduğu olası semptomların) oluşmasına engel olan birşey değildir.
Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesiyle (genellikle uzun vadelerde ve bazen de kısa vadelerde) kimyasal beyin hasarı oluşur. Bu, psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarı, bireylerin - yanlışlıkla akıl hastalıkları olarak da atfedilen - bir takım olası semptomları yaşamasına neden olur. Ki bu da (olası semptomlar)... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının olumsuz bir etkisi ve sonucudur. Yani... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı... bireylerin - yanlışlıkla akıl hastalıkları olarak da atfedilen - olası semptomlar (belirtiler) göstermesine neden olan bir kimyasal beyin travması yaşamasına neden olur. Kimyasal beyin travması (bak4)... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının olumsuz bir etkisi ve sonucudur.
(bak4) : "Psikiyatrik ilaçların çalışma şekliyle ilgili yapılan bir çok bilimsel çalışmada - olası semptomların asıl nedeninin - psikiyatrik ilaçların "uyuştrurucu" özellikli zehirli kimyasallarının "beyindeki bazı reseptörleri bloke etmesi" vb gibi buna benzer bilimsel terimler kullanılır. Beyin travmalarının, fiziksel ve kimyasal olarak 2 çeşidi bulunur. Fiziksel travmalar... genellikle beyne "dıştan gelen darbeler" sonucu oluşur ve/veya bazı olası nedenler de olabilir. Kimyasal travmalar ise... beyne "dıştan gelen (genellikle ağızdan ve burundan alınan ve direkt vücuda enjekte edilen) kimyasallar" sonucu oluşur ve/veya bazı olası nedenler de olabilir. Hem fiziksel hem de kimyasal travmalar... bireyler de - yanlışlıkla "akıl hastalıkları" olarak da atfedilen - bazı olası semptomların oluşmasına neden olur /olabilir.
"Fiziksel veya kimyasal beyin travması yaşayan insanlarda bazı olası psikolojik semptomlar oluşur. Bu semptomların hiçbiri beyinle ilgili değildir; - kişilerin kendi ruhlarıyla ilgilidir."
Fiziksel travmaların bir takım olası semptomlara sebep olması olasılığı... tamamen kişinin kendi ruhu ile ilgilidir. Bu, sonradan bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri ile düzeltilebilir özelliktedir. Kimyasal travmalar sonucu oluşan bir takım olası semptomlar da aslında hemen hemen öyledir. Kişinin kendi ruhu ile ilgilidir.
Ancak eğer söz konusu olan kimyasallar... (genellikle uzun süreli ve bazen de kısa süreli kullanımlarda) beyinde (beyin kimyasında) olası bir hasara (kimyasal beyin hasarına) neden olmuşsa... bu kimyasal beyin hasarının olumsuz bir etkisi olarak... bireylerde "kalıcı kimyasal travmalara" neden olabilir. Bu da... bireyler de - yanlışlıkla "akıl hastalıkları" olarak da atfedilen - kimyasal travmaların bir nedeni olarak bir takım olası semptomların oluşmasına sebep olan bir şeydir, diyebiliriz.
İşte, "uyuşturucu" özellikli zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların... bireyler de yaratmış olduğu (yukarıdaki bu) olumsuz etkiler de buna benzerdir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi... psikiyatrik ilaçların çalışma şekliyle ilgili yapılan bir çok bilimsel çalışmada - olası semptomların asıl nedeni olarak - psikiyatrik ilaçların "uyuşturucu" özellikli zehirli kimyasallarının "beyindeki bazı reseptörleri bloke etmesi" vb gibi buna benzer ifadeler yer alır. Bu tür bilimsel çalışma sonuçlarını... muhtemelen benzerlik açısından ele alırsak... aslında bireyin yaşamış olduğu - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarı ile ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının "bilimsel açıklaması" şeklinde de görebiliriz. Bireylerin - psikiyatrik ilaç kullanımında - yaşamış oldukları olası semptomlarının asıl nedeni olarak... (benzerlik açısından bilimsel açıklaması benzer /farklı olsa da) psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasını gösterebiliriz.
"Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının olumsuz bir etkisi ve sonucu olan bir takım olası semptomlar... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi ve bırakılması (kesilmesi) sonucunda da yaşanabilen olumsuz bir durumdur. Bunu da olası semptomlarının... her iki durumda da ortaya çıktığına dair çok sayıda bilimsel çalışma sonuçlarından anlayabiliyoruz."
Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesinde yaşanan olası semptomlar... nasıl ki "akıl hastalıkları" ile ilgili değil, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının olumsuz bir etkisi ve sonucu ise... psikiyatrik ilaçların bırakılmasında (kesilmesinde) yaşanan aynı ve/veya daha fazla olası semptomlar da "akıl hastalıkları" ile ilgili değil, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal beyin travmasının olumsuz bir etkisi ve sonucudur.
"Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ve bırakılması... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olabilir. Ki bu da kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının (ve travmayla ilişkili olası semptomlarının) da "kalıcı" hale gelmesi anlamına gelebilen bir şeydir, diyebiliriz."
"Psikiyatrik ilaçların - genellikle uzun süreli kullanımları -... kalıcı ve ölümcül kimyasal beyin hasarına ve ilişkili olası psikolojik semptomlara neden olur. Ki bu da (olası psikolojik semptomlar)... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının - bireylerin beyin kimyasında bırakmış olduğu - olumsuz bir etkisi olan kimyasal (ve duygusal) beyin travması ile ilişkilidir. Ayrıca psikiyatrik ilaçlar... hem zihinsel hem de fiziksel olarak diğer çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalık ve rahatsızlıklara ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik öümlere de neden olur. Psikiyatrik ilaçların (genellikle uzun süreli) kullanımının devam edilmesi durumunda yaşanabilen olası ciddi, kalıcı ve ölümcül zihinsel ve/veya fiziksel sağlık sorunları.... psikiyatrik ilaçların bırakılması ve/veya aniden kesilmesi durumlarında da yaşanabilen bir şeydir - özellikle de psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının ve ilişkili diğer olası psikolojik semptomların kalıcı hale gelmesi gibi..."
Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... bireylerdeki - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olabilir. Aynı durum... psikiyatrik ilaçların bırakılmasında da (kesilmesinde de) yaşanabilir. Kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesi durumu... muhtemelen "psikiyatrik ilaçların sayısı ve kullanım süreleri" ile yakından ilgili olabilir. Muhtemelen çok sayıda psikiyatrik ilaç kullanımı... - genellikle uzun vadeli kullanımlarda - bireyler de kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olabilir. (Ki bu durum bazı kişiler için bazen kısa vadelerde de gerçekleşebilen bir durumdur.) Muhtemelen az sayıda psikiyatrik ilaç kullanımları da - genellikle uzun vadeler de - kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olabilir.
Ancak az sayıda psikiyatrik ilaç kullananların - eğer ki kimyasal beyin hasarı "kalıcı" hale gelmemişse - (ilaç bırakma girişimlerinde uzmanlaşmış dürüst ve vicdan sahibi uzman bir psikiyatrist, psikolog veya herhangi bir tıp alanından bir doktor kontrolünde olmak şartıyla) ilaç bırakma girişimlerinde bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri ile "geri döndürülebilir, geri kurtarılabilir" bir beyin kimyasına sahip olması umut edilir. Aynı umudun, - eğer ki kimyasal beyin hasarı "kalıcı" hale gelmemişse - çok sayıda psikiyatrik ilaç kullananlar için de geçerli olabilmesi umut edilir.
Son söz olarak... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının (ve bununla bağlantılı kimyasal beyin travması ile ilişkili psikolojik semptomların (bireylerin zihinsel sağlık durumlarının)) daha da kötüleşmesine neden olur. (Ayrıca psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... ani ölümler de dahil çok sayıda ciddi, kalıcı zihinsel ve fiziksel ölümcül sağlık sorunlarına (hastalıklara ve rahatsızlıklara) yakalanılmasına sebep olduğu ile ilgili detaylı bilgileri de hem bu sayfada hem de bloglarımız da bulup okuyabilirsiniz.)
** Ana akım psikiyatri ve ana akım tıp camiasında ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ oldukça yaygındır.
Bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... zihinsel ve fiziksel ciddi, kalıcı ve ölümcül sağlık sorunlarının ortaya çıkması ile ilişkilendirilebilen bir durumdur. Ancak ana akım psikiyatri'de olduğu gibi ana akım tıp dünyasında da örtbas etme kültürü oldukça yaygın olduğundan dolayı... bu tür akıl sağlığı birimlerinde - özellikle de psikiyatrik ilaçlar tarafından - iyatrojenik olarak sakat bırakılan ve öldürülen zihinsel engelli bireyler - muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz milyonlarca birey - adeta kim vurduya gidebilmektedirler.
Ana akım psikiyatri ve ana akım tıp dünyasın da örtbas etme kültürü... psikiyatrik ilaçların neden olduğu iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin asıl sebebinin... (psikiyatrik ilaçlar değil de) başka başka sebepler olduğu üzerine kurulan ve bu, neredeyse tüm tıp camiasında sıradan hale gelen çok kötü, utanç verici bir tıp kültürü haline gelmiştir. Tıp camiasında örtbas etme kültürü... boğucudur, risk almayı engeller ve yeniliği yok eder. (Bunlarla ilgili detaylı bilgileri de blogumuzda bulup okuyabilirsiniz.)
Ayrıca... psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi ve hatta bırakılması (kesilmesi) sonucunda (genellikle uzun vadeler de psikiyatrik ilaç kullanımların da)... bireyler de (bu, yukarıda saydığımız ve hatta sayamadığımız) çok sayıda ciddi, kalıcı ve hatta ölümcül olabilen zihinsel ve hatta fiziksel sağlık problemlerine neden olabilir. Bu da bize, akıl sağlığı birimlerinde (genellikle uzun vadeli psikiyatrik ilaç kullanımların da ve bazen de kısa vadeler de)... "uyuşturucu" özellikli zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinin ve hatta bırakılmasının (kesilmesinin)... ileride zihinsel engelli bireyler de hem zihinsel hem de fiziksel olarak ciddi, kalıcı ve ölümcül sağlık problemlerine yol açabileceğine dair bize güzel bir fikir verebilmektedir, diyebiliriz. - "Özellikle de devlet, özel ve üniversite hastanelerinin psikiyatri servisleri ve (ayakta tedavi görenlerin gittikleri) psikiyatri poliniklikleri de dahil - "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri" ile birlikte zihinsel engelli bireylerin kaldıkları "bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde..."
Ve bunlara sivil hayatta psikiyatrik ilaç kullanan diğer on /yüz milyonlarca bireyleri de katabiliriz. İster kendi evlerinde isterse akıl sağlığı birimlerinde - genellikle uzun vadeli (aylarca ve/veya yıllarca) psikiyatrik ilaç kullanan tüm bireyler... "uyuşturucu" özellikli zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları kullanmaya devam ettiklerinde yaşayabilecekleri... ciddi, kalıcı ve ölümcül (çok tehlikeli) hem zihinsel hem de fiziksel bir takım sağlık problemlerini (iyatrojenik sakat bırakılmalar - yani yaralanmalar) ve hatta ölümleri (iyatrojenik öldürülmeler)... psikiyatrik ilaçların bırakılması (kesilmesi) durumunda da yaşayabilecekleri gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalabilmektedirler.
"Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal!' misaline benzeyen ve bu ölümcül sonuçlara yol açan tehlikeli durumu... şimdi, umarız - "psikiyatrik ilaçların ne kadar tehlikeli olduğu" konusunda iyi bir fikir edinmiş ve bu tehlikenin farkına varmış ve bunu - anlamış olmalısınızdır.
--- --- ---
3) "Topluma kazandırma ve topluma adapte olunması" ile ilgili rehabilite faaliyetlerinin olmaması...
Bu durumun olmasının en önemli nedenlerinden biri... psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu ana akım psikopat psikiyatristler - tarafından kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılan insanların... "bir daha topluma kazandırılamayacak ve topluma adapte olunamayacak" derece de "bakıma muhtaç" hale getirilmeleridir, diyebiliriz. Ana akım psikopat psikiyatristler, kendilerinin sebep olduğu bu durumu "akıl hastalığının kötüleşmesi, akıl hastasının kendisi, altta yatan başka başka sebepler" vb gibi buna benzer aldatıcı söylemlerle ifade etmekte ve bunların üzerine atabilmektedirler. (Bunlarla ilgili detaylı bilgileri de blogumuzda bulup okuyabilirsiniz.)
3A) Akıl sağlığı birimlerinde verilen rehabilite (rehabilitasyon) faaliyetlerinin... bireylerde kimyasal beyin hasarına ve sonuçlarına neden olan psikiyatrik ilaçları ve psikiyatristleri korumak için veriliyor ihtimalinin olması...
Akıl sağlığı birimlerinde verilen rehabilite (rehabilitasyon) faaliyetleri... aslında muhtemelen bireylerin yaşamış oldukları (- ve muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu -) kimyasal beyin hasarının olumsuz etkilerini - örneğin bilişsel hafıza kaybının /geriliğinin - tekrar kazanılması ve/veya daha da kötüye gitmesini - önleyebilmek için veriliyor olabilmesi amacına rağmen...
.... bireyler de psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının daha da ilerlemesini (kötüye gitmesini) engelleyebilmek - ve de muhtemelen bu kimyasal beyin hasarına neden olan psikiyatrik ilaçları ve psikiyatristleri... adeta korumak ve bunların neden oldukları beyin hasarı ve nedenlerinin üzerlerini örtmek - yani örtbas etmek - için verilen bir örtbas etme eyleminden ibaret olabileceğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.
Muhtemelen bakım evlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde)... "topluma kazandırma ve topluma adapte olunmasıyla" ilgili rehabilite faaliyetleri de düzenleniyordur. Ayrıca rehabilite faaliyetlerinin... muhtemelen bireylerin yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarının yol açmış olduğu "bilişsel hafıza kaybı" vb gibi buna benzer "beyin sağlığı sorunlarının" yeniden telafisi - yani "bilişsel faaliyetlerin stabil kalmasını ve/veya tekrar kazanılmasını sağlamak" vb gibi buna benzer amaçlarla veriliyor da olunabilir.
Ancak akıl sağlığı birimlerinde (özellikle de bakım evlerinde) bu tür rehabilite faaliyetlerinin... muhtemelen bu tür akıl sağlığı birimlerinde - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören (psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu psikiyatristler - tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan) zihinsel engelli bireylerin... yaşamış oldukları bu mevcut kimyasal beyin hasarının... (psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi nedeniyle) ileri seviyelere giderek daha da kötüye gitmesini engelleyebilmek için de veriliyor olma ihtimalinin olabileceğini düşünülmesi gerekir.
Muhtemelen akıl sağlığı birimlerindeki personeller... bu gerçeği bilmiyor olabilirler ve verdikleri rehabilite faaliyetlerinin asıl veriliş nedeninin... bireylerin "mevcut sağlıklı stabil bilişsel faaliyetlerini korumak" ve/veya "kaybedilmiş /kaybetmeye yüz tutmuş bilişsel faaliyetlerin yeniden kazanılmasını sağlamak" vb gibi buna benzer nedenler olabileceğini düşünebilirler. Aslında bu normaldir, çünkü bu şekilde eğitim görmüşlerdir. Muhtemelen bu vb gibi nedenlerle... bireylere verilen rehabilite faaliyetlerinin asıl veriliş nedeni konusunda pek fikirleri olmayabilir.
Ama ana akım psikiyatrinin ve psikiyatristlerin... bu gerçeği - yani bireylerde kendilerinin ve silahlarının (psikiyatrik ilaçlarının) neden oldukları kimyasal beyin hasarının (ve de kalıcı ve ölümcül sonuçlarının)... daha da ilerlemesini, kötüye gitmesini engelleyebilmek için verildiğini - bildiklerinden adınız gibi emin olabilirsiniz. (En azından psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin mevcut durumları için bunları söyleyebiliriz.)
"Aslında bu rehabilite faaliyetleri... "topluma kazandırma, topluma adapte olunmayı sağlama" çabasından çok... bireylerin yaşamış oldukları (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal beyin hasarının daha da kötüye gitmesini engelleyebilmek için verilen "bilişsel faaliyetlerden" başka bir şey değil gibi gözükmektedir."
Başta akıl hastaneleri ve psikiyatri hastaneleri olmak üzere... zihinsel engeli bireylerin kalmış oldukları bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde verilen bu tür bilişsel faaliyetler... muhtemelen genellikle bireylerin bir şekilde yaşamış oldukları fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarından dolayı... "zihinsel ve bilişsel kapasitelerinin azalması, unutkanlığın artması" vb gibi zihinsel sağlık sorunları yaşamasının önüne geçilebilmesi için... "unutkanlığı ve bilişsel kapasitelerin azalmasını" vb gibi buna benzer zihinsel sağlık sorunlarını engellemek için veriliyor olunabilir.
Ama yukarıda da dediğimiz gibi asıl sebep muhtemelen... - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin yaşamış oldukları - kimyasal beyin hasarlarının (psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi nedeniyle) daha da kötüye gitmesini engelleyebilmek amacı
gibi gözükebilmektedir, diyebiliriz. (Bunlarla ilgili detaylı bilgileri
de hem bu sayfada hem de bloglarımızda bulup okuyabilirsiniz.)
--- --- ---
4) Bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) "koğuş" sisteminin olması...
(Koğuş sisteminin ne kadar çok tehlikeli sonuçlara sebep olduğunu BURADAKİ araştırmamız da dile getirmiştik. Ve daha fazlasını da BURADAN araştırma serisi linklerine giderek okuyabilirsiniz.)
Akıl sağlığı birimleriyle ilgili batıdan gelen skandal haber ve bilgiler... "koğuş sisteminin çok faydalı olduğunu" söyleyen ve kendini "doktor" zanneden gerzek psikopat psikiyatristlerin tam tersine... akıl sağlığı birimlerinde koğuş sistemleri... diğer hastalar, personeller ve psikiyatristler tarafından "işkenceye uğramanın, sakat bırakılmanın ve öldürülmenin" bir sistemi olarak görülmesine neden olmuştur. Ve gerçekten de öyle. Koğuş sistemleri... akıl sağlığı tedavisi için buraya yatırılan bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine sebep olan ve iyileşme süreçlerini engelleyen ve hatta sakat bırakılmasına ve öldürülmesine neden olan - sayısı belirsiz onlarca /yüzlerce olabilen - olumsuz ölümcül etkenlerden sadece bir tanesidir.
Koğuş sistemlerini savunan psikopat psikiyatristler... "kendine zarar verme" eylemi içerisinde olan bireylerin... bu "zarar verme" durumuna acil müdahele edebilmek için... koğuş sisteminde bulunan diğer hastaların uyarılarına (yani bağırmalarına, çağırmalarına) güvendikleri için olsa gerek... koğuş sisteminin faydasını şuursuzca dile getirebiliyorlar. Halbu ki bu durum... diğer hastaların zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olabilen bir durumdur ki... psikopat psikiyatristlerin de bunu bildiklerini düşünürseniz... aslında bu durum, en çok da onların işine gelen bir durum olduğunu da anlayabilmiş olursunuz - örneğin bol bol psikiyatrik ilaç vermek, onları kontrol edebilmek vb gibi...
Akıl hastaneleri başta olmak üzere "bakımevleri, huzur evleri ve rehabilitasyon merkezleri" vb gibi akıl sağlığı birimlerine neden "ÖLÜM KAMPLARI" dediklerini... umarız anlamış olmalısınızdır.
Akıl sağlığı birimlerine... "sosyal hayatta normal bir hayat sürebilmek" için "tedavi görmek, iyileşmek, düzelmek" vs amacıyla gelen /aileleri tarafından getirilen bireylerin... akıl sağlığı birimlerinde...
4-1) bir yandan "koğuş odalarına" hapsedilmesi...
Bu, bir "tedavi, iyileşme" falan değildir... bu bir istemli / istemsiz PSİKİYATRİK HAPİSTİR. Bu psikiyatrik hapsedilmenin sonucu ya zihinsel ve fiziksel olarak iyatrojenik sakat bırakılmaktır yada iyatrojenik öldürülmedir. (Nedenleri çoktur - okumaya devam edin.)
4-2) öte yandan koğuş odalarında... bir takım garip tuhaf davranışlar sergileyen diğer zihinsel engelli bireylerin (yani halk diliyle akıl hastalarının /delilerin) ve onlarla yakın temas içerisinde olması...
Bu psikiyatrik hapsin sonucu... iyileşmeye gelen bireyin özellikle de zihinsel sağlık durumunun daha da kötüye gitmesidir. (Fiziksel ve zihinsel olarak iyatrojenik sakat bırakılmanın ve öldürülmenin nedenlerinden biridir.) Etrafında "normal insan" gibi davranan bireyler yerine... bir takım garip tuhaf davranışlar sergileyen (akıl hastası /deli) bireylerin olması... bireylerin iyileşme sürecine yardımcı olan bir etken değil... (ana akım psikopat psikiyatrinin iddiasının tam tersine) zihinsel sağlık durumunun daha da kötüye gitmesini sağlayan çok kötü olumsuz bir etkendir.
İyileşip de gittiği söylenilen insanların büyük çoğunluğunun akibeti belli değilken... diğerlerinin halen bile zehirli kimyasallar içeren - uyuşturucu özellikli - psikiyatrik hapları (ilaçları) kullanmaya devam ettikleri bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Psikiyatrik uyuşturucuların kullanılmaya devam edilmesi... onların iyileştiğini gösteren bir durum değil... tam tersine mevcut zihinsel sağlık durumlarının stabil olarak (aynı şekilde) devam etmesinin ve/veya daha da kötüye gitme olasılığının bir işaretidir, diyebiliriz.
"Koğuş sistemleri... akıl sağlığı birimlerine "tedavi görmeye, iyileşmeye" gelen bireylerin - özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüleşmesine neden olabilen bir şeydir. Ancak ana akım psikopat psikiyatri ve hizmetçileri psikopat psikiyatristler... bunun tam tersini iddia ederler ve bireylerin iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarına ve öldürülmelerine neden olurlar."
a) Bireyler... "Ben deli miyim, bunların arasında ne işim var?" psikolojik bir baskı altında kalır (bırakılır) - yani daha doğrusu - ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından - bu psikolojik baskıya istemsiz bir şekilde - kasıtlı olarak - zorla maruz bırakılır. Bireyler, bu istemsiz psikolojik baskıya... istemsiz bir şekilde zorla alıştırılmaya çalıştırılır ancak bu alıştırma, bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüleşmesine neden olur.
Çünkü, bu - hastaların iyileşmesi - onların işine gelen bir şey değildir. "Ana akım psikopat psikiyatri'de hastaların "iyileşmesi" amacı güdülmez... sadece bireyleri "kontrol" amacı güdülür. Bu kontrol, bireylerin "tedavi gördüğü, iyileştiği" gibi psikiyatrik safsataya (yalana, aldatmacaya) dönüşür." Ki bu da aslında bireylerin özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötü hale gelmesine katkı sağlayan bir durumdur. Şöyle ki...
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... istemsiz olarak zorla psikolojik baskı altında bıraktıkları bireylerde oluşan bu psikolojik baskıları... kendi çıkarları için kullanırlar ve bireylere (muhtemelen personellerle birlikte) "bunlar da senin gibi insan, onlarda senin gibi iyileşmek için buradalar, hem bak ne güzel arkadaş oluyorsun....) vb gibi buna benzer aldatıcı ve yanıltıcı sözlerle kandırmaya ve bu şekilde bireylerin istemsiz psikolojik baskılarını manipüle etmeye çalışırlar. Halbu ki bu şekilde davranarak... - koğuş sistemindeki "çarpık anlayış ve düzen" devam ettiği için olsa gerek... "psikolojik baskı" da devam eder ve bu durum da - bireylerin özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olurlar.
Bu, istemsiz bir şekilde zorla verilen psikiyatrik baskıyı... zihin değiştiren zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) takip eder. Zihin değiştiren zehirli kimyasallar verildikçe... bireylerde kimyasal beyin hasarı oluşmaya başlar ve/veya mevcut kimyasal beyin hasarı daha da kötüleşir (derinleşir). Bu şekilde... bireylerin hiç bir şeye "normal tepki vermemesi" sağlanılır ve "normal bir yaşam" süremedikleri ve adeta kuzu gibi sessiz oldukları ve hiç bir şeye normal tepki veremedikleri için olsa gerek... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bireylerde sebep oldukları "bu kimyasal beyin hasarına... akıl hastalığının tedavisi" demeye başlarlar ve böylece bireylere zorla verilen psikolojik baskının... bireylerde istemsiz bir şekilde kabulü sağlanılmış olunur.
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bireylerin zihinsel sağlık durumlarını iyileştirmek için değil... daha da kötü hale getirmek için çalışırlar. Bunu da özellikle de (psikiyatrik ilaçlar, beyne elektrik şoku vermek (ECT) vb gibi sözde tedaviler ile diğer psikiyatrik baskı şekilleri olan) biyopsikiyatrik müdahaleleri - özellikle de zehirli kimyasallar olan psikiyatrik uyuşturucuları (hapları, ilaçları) - birer silah gibi kullanarak yaparlar. Biyopsikiyatrik müdahaleler (psikiyatrik ilaçlar, ECT vb gibi sözde psikiyatrik tedaviler, diğer psikiyatrik baskı şekilleri)... bireylerin yaşamış oldukları mevcut zihinsel sağlık sorunlarının daha da kötüye gitmesine - özellikle de kimyasal (ve/veya fiziksel) beyin hasarı yaşamasına neden olur. Bu da... bireylerin akıl sağlığı sorunlarının daha da kötüleşmesine (örneğin psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına ve bu hasarın daha da kötüleşmesine) neden olabilen bir şeydir.
Akıl sağlığı, biyopsikiyatrik müdahaleler ile daha da kötüleşen bireylerin... akıl sağlığı birimlerine ve buradaki koğuş odalarına hapsedilmelerinin - (ve de zehirli kimyasallar (psikiyatrik uyuşturucular - yani ilaçlar, haplar) ile ilaçlanmanın da) - hukuki yolu açılmış olur. Ki bu da ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... dünyada - sağlıklı bireyleri akıl sağlığı birimlerine istemsiz ve/veya istemli psikiyatrik hapsetmede - en çok kullandıkları ölümcül taktiklerinden biridir. Bu şekilde... bireylerin akıl sağlığı birimlerinde ve koğuş odalarına psikiyatrik hapsedilmenin haklılığını ONAYLAMIŞ olurlar." (Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... ne tür şeytani bir yapılanmaya sahip olduklarını.. az da olsa anlayabilmiş olmalısınızdır. Okumaya devam edin ve tüm gerçekleri öğrenin.)
b) birlikte paylaşılan koğuş odalarında kalan diğer akıl hastası (deli) olarak görülen bireylerin... zihinsel ve fiziksel olarak "şiddet, saldırı, mobbing" vb gibi olumsuz davranışlarına maruz kalması vb gibi buna benzer negatif olasıklarının olması nedeniyle... (bireylerin) özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine ve fiziksel olarak da hayatlarının tehlikeye girebilmesine olanak sağlayan tehlikeli bir özelliğe sahiptir, diyebiliriz. (Bunlarla ilgili çok sayıda kanıtta bulunmaktadır. Blog içerisinde "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisindeki link içeriklerini okuyabilirsiniz.)
Tabii sadece bunlar da değil...
4-3) diğer yandan koğuş dışında da... bir takım garip tuhaf davranışlar sergileyen diğer zihinsel engelli bireylerin (yani halk diliyle akıl hastalarının /delilerin) ve onlarla yakın temas içerisinde olması...
Bunlarla ilgili de çok sayıda kanıt bulunmaktadır. Koğuş sisteminde yaşanılan ÖLÜMCÜL SORUNLAR VE SONUÇLAR... koğuş dışında da yaşanabilen bir durumdur. (Bu, ölümcül sorun ve sonuçlardan bazıları kardeşimin de başına geldiğini... burada devam eden bilgilerden ve hatta BURADAN da (batı dünyasında yaşanan gelişmeleri) okuyarak da öğrenebilirsiniz. Okumaya devam edin.)
4-4) bir yandan da bireylerin hem zihinsel sağlık durumlarını hem de neden oldukları kimyasal beyin hasarını... daha da kötüleştiren (daha da kötü hale getiren) zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmesi...
Bu konuyu yukarıda derinlemesine irdelemiştik. Ayrıca aşağıda yazı devamında ve blog içerisinde "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisine ait serilerini de - linklerine giderek de - okuyabilirsiniz. Bunlarla ilgili düşünceleri BURADAN, ŞURADAN ve BURADAN ve alıntıları BURADAN, ŞURADAN ve BURADAN ve araştırmalar ve incelemeleri ise BURADAN seri linklerine giderek okuyabilirsiniz.
4-5) diğer yandan da akıl sağlığı birimlerinde.... psikiyatristlerin ve/veya personellerin olumsuz davranışlarının olması... Bu konuyu da hem yukarıda ve aşağıda derinlemesine incelemiş ve
irdelemiştik. Okuyabilirsiniz - ayrıca yukarıdaki linklerdeki içerikleri
de okuyarak da öğrenebilirsiniz.
--- --- ---
Yeri gelmişken şuna da değinelim...
** Dizi ve sinema sektörü... gizli psikiyatrik soykırımın devam etmesine yardımcı oluyor.
Özellikle de Türk sinema ve dizilerinde... akıl hastanelerinde kalan ve akıl hastası (deli) olarak görülen kişilerin... kalmış oldukları yerlerin "TEK KİŞİLİK modern odalar" olduklarını ve akıl hastanelerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde de)... "doktor" kılığına bürünmüş psikopat psikiyatristler tarafından verilen "ölümcül psikiyatrik tedavilerin"... sanki normalmiş gibi gösterilip - bu şekilde topluma sunulduğunu görürsünüz.
Oysa ki.. sadece akıl hastanelerinde değil bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde bile son derece ÖLÜMCÜL KOĞUŞ SİSTEMLERİ bulunur ve bu verilen sözde psikiyatrik tedaviler... "tedavi ve iyileşme" amaçlı değil - sadece "bireyleri kontrol etme" amaçlı verilir ve hatta bu sözde psikiyatrik tedavilerin çok ciddi ölümcül sonuçları da bulunur. Bu nedenle aslında bu tür görseller... son derece YANILTICI ve ALDATICIDIR. Bu, ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... dünya genelinde işlemiş oldukları GİZLİ PSİKİYATRİK SOYKIRIMIN üzerini örtmek (örtbas etmek) için... üretilen iyi - ama aslında son derece kötü olan - bir malzemedir.
Dizi ve sinema sektöründeki bu tür örtbas etme malzemeleri... akıl sağlığı sorunu yaşayan bireylerin ve toplumların iyiliği için - iyi niyetlerle - veriliyor gibi gözükse de... aslında ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... işlemiş oldukları GİZLİ PSİKİYATRİK SOYKIRIMIN devam etmesini sağlayan başka bir kötü özelliğe de sahip. Ayrıca sağlıklı beyinlere sahip olan daha çok sağlıklı insanın - yani Türkiye'de dahil dünya genelinde muhtemelen her yıl sayısı belirsiz on /yüz milyonlarca insanın -... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... kimyasal beyin hasarına uğratabilmek için de son derece kötü bir malzeme gibi gözükmektedir. (Diğer sayısı belirsiz milyonlarca - zihinsel ve fiziksel olarak iyatrojenik sakat bırakılan ve öldürülen - masum insanları ise hiç saymıyoruz. Onları da hesaba katarsanız... bu gizli psikiyatrik soykırımın sayısını tahmin bile edemezsiniz.)
Türk sinema ve dizileri... bu tür aldatıcı ve yanıltıcı görsellerle... aslında ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... muhtemelen dünya genelinde onlarca yıl boyunca işlemiş oldukları ve halen de işlemeye devam ettikleri GİZLİ PSİKİYATRİK VAHŞET ve SOYKIRIMINA bilerek /bilmeden destek de vermiş oluyorlar; - Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... muhtemelen her yıl milyonlarca masum insanı... iyatrojenik olarak SAKAT BIRAKIYOR (yaralıyor) ve ÖLDÜRÜYORLAR.
*** *** ***
5) "Bakım, tedavi, rehabilitasyon, ihmal, suiistimal" vb bakımından personeller ve hastalar ile ilgili sorunlar...
![]() |
| "Akıl hastalarının kaldığı bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde.. hastalara yönelik istismar ve suistimaller (Abuse and mistreatment of patients in mental health facilities such as "care homes, nursing homes, and rehabilitation centers" where mentally ill patients reside.)", Temsili görseller (307) |
Konuyu daha iyi anlayabilmek için... - gözlemlerimize göre, bizim açımızdan bakıp - değerlendirerek - sorunu /sorunları kardeşimizin durumundan yola çıkarak anlatmaya çalışalım.
Kardeşimizi bakımevinden çıkarttığımız da çok zayıflamıştı ve ayak topuklarında sertleşmiş "nasırlar" ortaya çıkmış ve ayak parmaklarında "mantarlar" üremeye başlamıştı. Bunları "bakımevindeki hemşirelere ve/veya görevlilere / yönetime söyleyip söylemediğini" söylediğimiz de... "bunları söylediğini, bunlara baktıklarını ama ilgilenmediklerini" vs söylemişti. Kardeşimizi bakımevinden çıkartmadan önce... bakımevi hemşireleri, bize "ilaçlarını
düzenli olarak verdiklerini, ona iyi baktıklarını, sağlık problemi
olduğunda müdahale ettiklerini, sağlık ocağına ve hastaneye
götürdüklerini ve şu an durumunun gayet iyi ve sağlıklı olduğunu" vs şeklinde - bize göre klasik aldatmacaya giren söylemleri - söylüyorlardı. (Ve bakımevi personelleri de öyleydi. Birazdan buna da geleceğiz.)
Eve getirdikten 2 /3 gün sonra aile hekimine gittik, aile hekimi "kardeşimi hemen tanıdı" ama "çok zayıflamış olduğunu" gördü, farketti ve bize, "bunun neden olduğunu" vb söyledi. Biz de, "ne olacak, bakımevinin sorumsuzluğundan kaynaklandığını" vs dile getirdik. Sonra kardeşim, aile hekimine "ayak topuklarındaki sertleşmiş nasırları ve ayak parmaklarındaki üremiş mantarları" gösterdi. Aile hekimi, buna da şaşırdı ama birşey demedi, bunlar için bazı kremler yazdı. Ve muhtemelen zayıflığı için de bazı kan testleri için kan aldılar ve bazı vitaminler (B1-B6-B12 ve D3) yazdı. Şimdi, bunları kullanıyor.
Kardeşimizi eve getirdiğimiz de "bakımevinde
doğru dürüst yıkama yapmadıklarını, şöyle hızlı bir şekilde bir sefer
sıvazlayıp yıkadıklarını ve banyodan çıkardıklarını, bu yüzden yıkanmak
istediğini" vs söylemişti. Sanmıyorsam o gün eve geldiğimiz de akşam vakti olduğu için "yarın yıkanırız" falan demiştik. Ertesi gün... annesi onu yıkadı ve yıkayınca vücudundan ve saçından çok sayıda "kir pasın çıktığını" söylediler. Ziraa bu durum, bakımevlerinde "zihinsel engelli bireylerin... yıkanmasında öyle gelişi-güzel yıkamaların yapıldığını (/yapılıyor olabileceğini)" bize gösterebiliyordu. Bunu da kardeşimde oluşan "ayak topuklarındaki sertleşmiş nasırlar ve ayak parmaklarındaki üremiş mantarlardan" rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Ayrıca bu durum, bakımevlerinde yapılan bu tür "gelişi-güzel yıkamaların, diğer akıl sağlığı birimlerinde de yaşanabiliyor olabileceğine" dair bize, ciddi anlamda bir şüphe ve fikir de verebilmektedir, diyebiliriz.
Aslında bunu -öyle gelişi-güzel yıkama yapmalarını - ilk defa söylemiyordu. Bakımevinde kaldığı süre boyunca kendisine yaptığımız ziyaretlerde de "doğru dürüst yıkama yapmadıklarını" vs söyleyip duruyordu. Biz, bunu bakımevi yönetimine vs söylememiştik. Bunun nedeni de... zaten daha önce - özellikle de "personellerle ilgili ciddi şikayetler" de bulunduğu ve biz de bunu "yönetime bildirdiğimiz" için... personellerin kardeşime karşı "kötü şeyler yapabileceğine" dair şüpheye düşmemizden dolayıdır.
O şikayetlerden bazıları şöyledir...
5-1) Kardeşimiz, muhtemelen her kız ve kadının yaşadığı "adet kanaması" türü şeyler için "adet pedleri" kullandığı için.... bakımevindeyken "kendisine ped falan vermedikleri" ve/veya "ped kalmadığı" için olsa gerek... çamaşırhaneye giderek, oradaki personellerden "ped istediği"... ancak personellerin adeta onunla dalga geçerek... "ped yok, istersen bunu verelim, bununla idare et" vb diyerek bir bez parçasını gösterdiklerini ancak kardeşimin "bunu kabul etmediğini" vs söylemesi üzerine... personellerin kardeşimin "elini kolunu sıkıca tutup - bez parçasını kendisine zorla giydirmeye çalıştıklarını" söylemesi üzerine tüm bunları bize önce telefonda anlatmış ve sonra da oraya acil yaptığımız ziyarette de tekrar anlatmıştı. Biz de bakımevi yönetimine... bu durumu izah ederek, "neler olduğunu" öğrenmek istemiştik.
5-2) Kardeşimizin... personeller (ve hastalar) ile yaşamış olduğu diğer olumsuzluklar da şöyleydi;
Örneğin, mutfaktayken sert bir şekilde düşmüş. Personellerde dahil herkes kahkaha atmaya başlamış. Kimse ilgilenmemiş, onu düşmüş olduğu yerden kaldıran bile olmamış. Yerden kendi başına kalkmış, - herkes gülmeye, kahkaha atmaya devam etmiş. Kolu sıyrılmış, hemşireye göstermiş, hemşire "önemli birşey yok, sadece sıyrık, geçer" falan demiş. Kardeşim bu durumu da aynı günler de bize anlatmış ve biz de bunu bakımevi yönetimine bildirmiştik. Bakımevi yönetimi, "bundan da haberi olmadığını" vs söylemişti.
Buna benzer bir kaç benzer durum daha yaşanmış. Örneğin... "bir kapının önündeyken bir hasta, kardeşimi sert bir şekilde ittirmiş ve kardeşim sert bir şekilde düşmüş, az kalsın kafasını kapıya vuracakmış!"
Bir de - sanmıyorsam - yemekhanede sıra beklerken bir hasta gelmiş, ona hızlıca çarpmış, elindeki kaynar çay eline dökülmüş. Hemşire gelmiş (/hemşireye gitmiş) hemşire, eline krem falan sürmüş. "Çarpma, bilerek mi bilmeden mi yapıldı", orasını pek bilmediğini söylüyordu.
"Peki ya mutfaktayken ve ittirme sırasında kapıya doğru düştüğünde... başını sivri vb gibi sert yerlere çarpmış olsaydı? - Ne olacaktı?"
Bunları bakımevi yönetimine söylediğimiz de... "böyle sert, sivri vb şeylerin olmadığını" vb söylemişlerdi. Ama olduğunu ve/veya başka olumsuz gelişmelerin olduğunu varsayalım. - "....düştüğünde... başını sivri vb gibi sert yerlere çarpmış olsaydı? - Ne olacaktı?"
Ne olacağını tahmin edebiliyoruz - muhtemelen - diğer akıl sağlığı birimlerinde... benzer olumsuz gelişmelerin yaşanılıyor olabildiği gibi - adeta "kim vurduya gidecekti."
BİLGİ : "Yani... günümüzde ülkemizde dahil dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin akıl sağlığı birimlerinde... hayatları boyunca - ölene kadar - buralarda kalmak zorunda olan ve toplum tarafından akıl hastası (deli) olarak da görülen zihinsel engelli bireyler... bu akıl sağlığı birimlerinde (gizli) iyatrojenik yaralanmalara (psikiyatrik sakat bırakılmalara) ve (gizli) iyatrojenik ölümlere (psikiyatrik öldürülmelere) yakalandıklarında... muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ile birlikte ana akım tıp dünyası da - yine her zaman yaptıkları gibi - bu gizli iyatrojenik sakat bırakılma ve öldürülmelerin nedenlerini... başka başka nedenlerin üzerine atarak... gizli iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin asıl nedenleri örtbas edebilmekte... ve bu şekilde sayısı belirsiz milyonlarca zihinsel engelli birey... adeta KİM VURDUYA GİDEBİLMEKTEDİRLER. Bu "kim vurduya gitme" durumları, sadece hastalar ve personellerle ilgili sorunlar da değil... bireylere verilen son derece ölümcül olabilen sözde psikiyatrik tedaviler ile de gerçekleşebilen bir durumdur.
Unutulmamalıdır ki... bu bireyleri bu şekilde zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getiren ve akıl sağlığı birimlerinde - ölene kadar - kalmalarına sebep olan şeyler... ana akım psikopat psikiyatri ve hizmetçileri psikopat psikiyatristlerdir. Bu bireyler... bu psikopatların silahları olan ve özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlarla - bir daha kurtarılamayacak derece kimyasal beyin hasarına uğratılarak - bu şekilde bakıma muhtaç hale getirilmişlerdir. En azından sivil hayatta psikiyatrik ilaç tedavisi görenler için bunu söyleyebiliriz ve bunların sayılarının da muhtemelen milyonlarca civarında olabildiklerini unutmamak gerekir. Okumaya ve gerçekleri öğrenmeye devam edin."
--- --- ---
Daha iyi anlayabilmek için buna uygun bir kurgu kuralım..
Muhtemelen "ayağı kaydı, düştü, başını sivri bir yere çarptı ve öldü!" diyebilirlerdi ancak bunu, bu şekilde söyleyebilmeleri oldukça zor olabilir. "Başını sivri bir yere çarptı ve öldü" ne demek? "O sivri yerin, ne işi var orada?" demezler mi adama? Burası zihinsel engellilerin bulunduğu bir bakımevi (ve diğer akıl sağlığı birimleri de buna dahil)... böyle zihinsel engelli bireylerin hayatlarını riske atabilecek şeylerin - sivri şeyler gibi - olmaması, önüne geçilmesi gerekir. Öyleyse... böyle bir konuşma, bir tür tedbirsizlik, bir ihmal vb duruma girebilir. O zaman başka bir konuşma sergilemeleri gerekir.
Mesela "olmayan bir şeyi sanki olmuş gibi göstermek" gibi - örneğin "Eee
ne de olsa bunlar birer deli, deliler zaten hep yalan söylerler, kimse
bunlara inanmaz, bunları böyle söylersek kimse anlamaz!" diye düşünerek... "birden bire saldırganlaştı" ve/veya "kontrolünü kaybetti, sağa sola saldırmaya başladı" ve/veya "koşmaya başladı, ayağı kaydı, düştü, kafasını yere sert bir şekilde çarptı" ve/veya "kafasını duvara hızlı ve sert bir şekilde vurmaya başladı!" vb gibi buna benzer şeyler de söyleyebilirlerdi.
Evet, bunlar da olabilir, olmayacak şeyler değil. (Tabii kurgulanmış kötü bir senaryo değilse...) Ama "kuzu gibi sessiz sakin duran, saflığı nedeniyle sevilen biri olma durumuna gelebilen, kimseye karşı husumet beslemeyen" vb gibi buna benzer bir durumda olan bir kişi... nasıl olur da "birden bire saldırganlaşabilir? Zihinsel sağlık durumu daha da kötüleşebilir?"
Muhtemelen bunun da iki nedeni olabilir;
** Bireylerin "daha da bakıma muhtaç" hale getirilmesi...
"Eee ne de olsa bunlar - psikiyatrik ilaç tedavisi gören - birer deli, akıl hastası... olmamış şeyleri sanki olmuş gibi gördükleri için sürekli yalan söylerler ve herkes de bunu bildiği ve böyle düşündüğü için... bunları böyle yaparsak, uygularsak ve söylersek kimse farkına varmaz, bir şey anlamaz! Bütün suçlar, delinin üzerine kalır!" mantığının uygulanması... (Bu mantığın uygulanmasında psikopat psikiyatristlerin de olması... aklınızın ucuna dahi gelen bir şey değil, öyle değil mi? (bak5))
a) Psikiyatrik ilaçların buna sebep olabilmesi...
Yukarıda buna kısaca değinmiştik, şimdi farklı bakış açılarından bakarak ele alalım. Şöyle ki... psikiyatrik ilaçların verilmesinin devam etmesi ve/veya daha ağır psikiyatrik ilaçların (açık /gizli bir şekilde) verilmesi nedeniyle de bu gibi durumlar söz konusu olabilir. Zaten bireyin "kuzu gibi sessiz sakin durmasının" nedeni de psikiyatrik ilaçların... bireyin sağlıklı beynini ciddi bir şekilde kimyasal hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratmasından (sebep olmasından) dolayıdır.
Psikiyatrik ilaç kullanımının devam etmesi... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesini sağlayabilir ve bu durumda... muhtemelen bireyin zihinsel sağlık durumunda da - olumsuz yönlerde - önemli ciddi değişiklikler oluşabilir; - örneğin kuzu gibi sessiz kalmasının derinleşmesi - yani bir nevi zombileşmesi durumuna girmesi ve/veya ağır bir saldırganlık haline dönüşmesi ve/veya başka çeşitli olası semptomlarına maruz kalması gibi...
Bu, aslında zihinsel sağlık durumu o kadar da ağır olmayan bireylerin... zihinsel sağlık durumlarının - yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarının - daha da kötüleştirilmesidir. Ki bu durum da... bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da ağır hale getirilerek "daha da bakıma muhtaç hale getirilmesi" anlamına gelebilir olabilen birşeydir.
(bak5) : "Buradaki mantığın uygulanmasında psikopat psikiyatristler yer alıyor. Çünkü... psikiyatrik ilaçların işe yaramadıklarını, akıl hastalıklarını tedavi etmediklerini, kimyasal beyin hasarına neden olduklarını ve hatta bu hasarları derinleştirdiklerini (daha da kötüleştirdiklerini) ve çok sayıda ölümcül zararlarını bildikleri halde... bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları reçete edenler onlardır. - "Neden böyle yapıyorlar?" - Çünkü bunların hepsi sözde "akıl sağlığının / akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında YASAL olarak yapılıyor. (Bunlarla ilgili daha detaylı araştırma ve bilgileri, "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisindeki linklere bağlanarak okuyabilir ve öğrenebilirsiniz.")
"Zihinsel sağlık durumu o kadar ağır olmayan bireylerin.... bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) ölene kadar kalmalarını sağlayabilmek için... zihinsel sağlık durumlarını daha da kötü hale getirmek - yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarını daha da derinleştirmek, kötüleştirmek..."
--- --- ---
b) Hemşireler de dahil personellerin istismar, suiistimal ve kötü niyetleri de buna sebep olabilir...
b1) Kaldığımız yerden devam edersek... ayrıca - psikiyatrik ilaçların kötüye kullanımı - konusunda... personellerin istismar, suiistimal, kötü niyet gibi olumsuz durumlarda söz konusu olabilir.. Örneğin bakımevi hemşirelerinin kendi başlarına ve/veya diğer personellerle birlikte işbirliği içerisinde... istenmeyen, gözden çıkarılan bazı hastaların zihinsel sağlık durumlarını daha da kötü hale getirebilmek (kötüleştirebilmek) için... daha da ağır psikiyatrik ilaçların verilmesi olasılıkları da mümkün olabilir. Bu tür ağır psikiyatrik ilaçlar... bireylerin psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarlarının (ileri seviyede) daha da kötüleşmesine neden olabilir.
Bu durumda... bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüleşmesine - olumsuz bir şekilde değişmesine yol açabilir. Örneğin zihinsel sağlık durumu daha önce o kadar da ağır olmayan (yani iyi ve normal olan) bir bireyin zihinsel sağlık durumu - personellerin istismar, suiistimal ve kötü niyetleri - örneğin daha ağır psikiyatrik ilaçlar verilmesi ile - daha da kötüleştirilerek (bakımevinde kalan ve zihinsel sağlık durumu çok daha ağır durumda olan diğer bireylerin benzer durumlarına düşmesine) neden olabilir. Bu durum da zihinsel sağlık durumu... psikiyatrik ilaçlar tarafından - burada kalan diğer ağır durumdaki bireylerin yaşamış oldukları ağır zihinsel sağlık durumuna benzer - ağır /daha da ağır zihinsel sağlık durumuna dönüştürülen bireyler... artık bakımevinde hayatı boyunca - yani ölene kadar - kalmak zorunda olan bir birey haline dönüşürler /dönüşebilirler.
"Bu tür bir durum... sadece ağır psikiyatrik ilaçların verilmesi ile değil... aynı zamanda normal psikiyatrik ilaç kullanımının devam etmesiyle de - genellikle uzun vadeler de - oluşabilen olumsuz bir durumdur. Daha ağır psikiyatrik ilaçlar... sadece bu süreyi kısaltıyor, - yani hızlı bir şekilde insanı pasif hale getirebiliyor, hepsi bu. Kısacası etken maddeleri ağır olsun /olmasın psikiyatrik ilaçların (neredeyse) hepsi... - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - insanları "bakıma muhtaç" ve/veya "daha da bakıma muhtaç" hale getirebilir ve hatta hem zihinsel hem de fiziksel olarak - iyatrojenik olarak - sakat bırakabilir (yaralayabilir) ve öldürebilir özelliktedir."
b2) Diğer bir nedense... muhtemelen yine personellerin, - özellikle de çok şikayetçi olan ve/veya istenmeyen, gözden çıkarılan - zihinsel engelli bireylere karşı tutundukları bilerek /bilmeden - hasmani olan /olmayan - olumsuz davranışlarını örnek gösterebiliriz.
c) Hastalar arasındaki beklenmedik çatışmalar ve asıl nedenleri...
Aslında yukarıda kardeşimin şikayet ettiği yaşanılan sorunları tekrar okursanız... örneğin sadece personellerin bilerek /bilmeden işlemiş oldukları olumsuz davranışlarının yanısıra... "hastalar arasındaki beklenmedik çatışmalar" bile personellerin ilgisizliği ve sorumsuzluklarından ve/veya bakımevlerinin "hasta bakımı" gibi vb konusunda yetersizliklerinden vs kaynaklanan bir şey olduğunu fark edebilirsiniz.
Örneğin 'hastalar arasındaki beklenmedik çatışmalar'... öyle hafife, basite alınacak bir hadise değildir. Kardeşimi 'ittirip-düşüren' ve/veya bir şekilde 'zarar verme' eylemi içerisinde olabilen hastaların olması durumunu... bakımevi yönetimine söylediğimiz de... "sizler de biliyorsunuz ki... onlar da zihinsel olarak rahatsız ve ne yaptıklarını bilmiyorlar" vb gibi buna benzer ifadeler söylemişlerdi. Evet, bunlar doğru olabilir ama burada söz konusu olan 'bu hastaların mevcut zihinsel durumları' değil... hastaların bu mevcut zihinsel durumları bilindiği halde... hastaların birbirlerine zarar verebilecek şekilde... birbirleri arasındaki yakın temasına izin verilmesi /göz yumulmasıdır.
Akıl sağlığı birimlerinde... hastaların birbirlerine yakın temas içerisinde olunmasına izin verilmesi... sadece hastaların birbirlerine zarar verme eylemi içerisinde olması açısından değil... ayrıca hastaların zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesini sağlayan ve bu açıdan iyileşme süreçlerini sekteye uğratan (engelleyen) çok ciddi bir sorundur da...
5-3) Bunu daha önce izah etmiştik... kardeşimiz mutfaktayken bir hasta.. elinde sıcak çay bulunurken, çarpmış /ittirmiş (orasını bilmediğini /hatırlayamadığını söylüyor)... sıcak kaynar çay eline dökülmüş! Bunu hemşireye anlatmış, hemşire krem falan sürmüş.
Bakımevi yönetimine bunları da bildirmiştik. Yönetim, "böyle şeylerin olabileceğini, bunların zihinsel hasta olduğunu, ne yaptıklarını bilmediklerini" vs söylemişlerdi. Biz de, "evet,
bu doğru olabilir ama öyle birşey de olsa... bunlara müdahale edilmesi
hatta böyle şeylerin olmaması için tedbirlerin vs alınması gerektiğini" izah etmeye çalışmıştık.
Bakımevi yönetimi, ayrıca "kardeşimin başına gelenlerden haberlerinin olmadığını ancak genellikle hastaların bazen bazı şeyleri
hayal ettiklerini, yani yalan söyleyebileceklerini" vs söyleyince... biz de "kardeşimizin
bu tür konularda yalan söylemeyeceğini, onun aslında hiç yalan
söylemediğini, yalan söyleyip-söylemediğini çamaşırhanedeki kamera
kayıtlarından belli olabileceğini, bu nedenle kamera kayıtlarının
incelenmesini ve gerekir uyarı ve tedbirlerin alınmasını" vs söylemiştik. Ertesi gün tekrar gittiğimiz de... bakımevi yönetimi, "personelleri, davranışları konusunda uyardıklarını" vs söylemişti.
Bizim şüphelendiğimiz bir konu ise... kardeşimin, "bazı hastaların kendisine karşı ara ara soğuk davranmaya başladığını" vs söylemiş olmasıydı. Bunu söylüyoruz çünkü... personellerin olumsuz davranışlarının, kardeşimin "şikayeti" ile belirgin hale gelmesi üzerine... daha önce kardeşimle iyi geçinen bazı hastaların... kardeşime karşı adeta hasmane bir tutum sergilemeye başlaması idi. Daha önceleri kardeşimle iyi geçinen hastalar... nasıl oldu da - özellikle de personeller hakkında yapılan şikayetler sonrası - bu hale geldiler? - "Hastalar, personelleri çok mu seviyorlardı?"
Yoksa düşündüğümüz şeyler de olmuş olabilir mi? Örneğin... personellerin kardeşimin şikayetlerini, hastaların yanında - hastaların ilgisini çekebilecek ve kardeşime karşı hasmane tutum sergileyebilecek şekilde - kardeşimle ilgili - örneğin "ya bu .... ne kadar şikayetçi... hiç sevmiyom bu ... biri dersini verse de aklı başına gelse..." vs vb gibi buna benzer "ileri geri konuşmuş" olabilirler midir? Bilemiyoruz ama bu tür şeyler mümkündür. Eğer (hemşireler de dahil) personeller, hastaların yanında "böyle şeyler konuşmuş - yani bir hastayı, başka hastaların yanında eleştirmiş" iseler... hastaların, "kendilerine daha iyi davranmaları için personellerin gözüne girebilmek adına" böyle şeyler yapma olasılıkları bulunabilir.
Ayrıca bir kere kardeşim bu bakımevine geldiğinden beri... burayı hiç istememiş ve sevmemişti. (Bunu, özel bakımevi yönetiminde söylediğimiz de... "eee nolmuş! burdakilerin hepsi istemiyor, sevmiyor" gibi buna benzer şeyleri söyleyerek adeta kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar gibiydiler.) Kardeşimin ve buradakilerin "burayı istememeleri ve sevmemelerinin" nedeni de aslında çok normal... çünkü buralar (bakımevleri) - kardeşim ve onun gibi aynı durumda olanlar için - akıl hastanelerinden farksız ve onlar için adeta birer ÖLÜM KAMPLARI (Not4) gibi... (Bunun nedenlerini önceki blog araştırmalarında ve düşüncelerimde açıklamıştım. Burada da kısaca açıklamaya çalışayım.) Örneğin araştırmalar... akıl hastaneleri ve bakımevlerinde uzun süreli bakım altında kalmanın, bireylerin zihinsel sağlıklarının daha da kötüleştirdiğini - yani muhtemelen örneğin psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarını daha da kötü hale getirdiğini gösteriyor.
Ayrıca yabancı ülkelerde "akıl hastaneleri, bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri ve huzur evleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde yaşanan ve medyaya düşen bazı gelişmelere bakılırsa... hemşireler de dahil bazı personellerin olumsuz davranışlarının içerisinde... personellerin, "gözlerine kestirdikleri bazı hastalara karşı... diğer bazı hastaları 'hasmane tutum' sergilemeleri için /sergileyebilecek şekilde... bilerek kasıtlı olarak kışkırttıkları" da ortaya çıkmıştı. (Not4) Acaba aynı şeyler... ülkemizdeki akıl sağlığı birimlerinde de yaşanıyor olabilir miydi? Özellikle de kardeşimin sorunlar yaşamış olduğu bu bakımevinde... Orasını belki de hiç bir zaman bilemeyeceğiz, öğrenemeyeceğiz... ciddi bir şekilde araştırılması gereken birşey.
*** *** ***
** 1) PSİKİYATRİ, HER YIL MİLYONLARCA SAĞLIKLI İNSANI "ENGELLİ" VE "BAKIMA MUHTAÇ" HALE GETİRİYOR VE ÖLDÜRÜYOR
![]() |
| "Akıl hastalarının kaldığı "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimleri... psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı beyin hasarına uğratılan insanlarla doludur. (Mental health facilities such as "mental hospitals, psychiatric hospitals, care homes, nursing homes, retirement homes, rehabilitation centers" like where mentally ill patients are kept are filled with people who have suffered "permanent brain damage" from psychiatric drug.)", Temsili Görseller (248)(249) |
Gerçek akıl hastalıkları ve gerçek akıl hastası (deli) haline dönüşme eylemi... zehirli kimyasallar içeren uyuşturucu özellikli tüm psikiyatrik ilaçların - genellikle uzun vadelerde ama bazen de kısa vadelerde de - neden olduğu kimyasal beyin hasarı ve onunla bağlantılı kimyasal beyin travmasının olumsuz bir sonucu ve etkisidir.
Aslında bunun "akıl hastalıkları" ile hiç bir ilgisi yoktur. "Akıl hastalıkları" dediğimiz kavram... insanın kendi doğal psikolojik sorunlarıdır ki bu da beyinde değil - insanın kendi ruhunda olan bir şeydir. Dünyaya gelmiş geçmiş her insan da bu doğal psikolojik sorunlar olmuştur. Doğal psikolojik sorunların patolojikleştirilmesi (bir hastalık olarak görülmesi) eylemi... toplumsal düzenleri, kendi hegemonik düşüncelerine göre dizayn etmeye çalışan - deyim yerindeyse eğer - psikopatik ruhlu güçlü insan gruplarının, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan zayıf insan gruplarını "kontrol etmeye" yönelik kontrolcü ve bir o kadar da psikopatik davranış biçimidir.
İnsanlık tarihi boyunca hegemonik düşüncelere sahip bir takım güçlü insan grupları... kendileri gibi düşünmeyen ve davranış sergilemeyen ve kendi içlerinde olan ama kendileri gibi olmayan bir takım zayıf insanları kontrol edebilmek için... onların düşünce ve davranışlarını, bir takım garip ve tuhaf düşünce ve davranışlar olarak göstermişler ve onları, "toplumsal düzeni bozan insanlar" olarak etiketlemişlerdir. Ve onların tekrar topluma geri kazandırılması ve tıpkı kendileri gibi düşünmeleri ve davranışlar sergilemeleri için... "ruhsal tedavi" adı altında "bir tedavi" sunmaya başlamışlardır.
Bu tedavi ilk zamanlarda "manevi" olarak veriliyordu ve çok başarılı sonuçlar elde ediliyordu. Çünkü, ruhsal sorunlar, insanın kendi ruhuyla ilgiliydi ve bu nedenle de ruhsal sorunlar, ruhsal (manevi) olarak tedavi ediliyordu. Fakat bu tedavi süreci çok uzun olduğu için... daha kısa bir yol bulmaya çalışıldı.
Sonra devreye bir takım işkenceleri içeren "işkence tedavileri" girmeye başladı. O kadar korkunç işkenceler yapılıyordu ki... insanlar, saniyeler /dakikalar içinde kuzu gibi oluyorlardı yani adeta birer zombiye dönüşüyordu. Bu hızlı tedaviyi gören toplumlar... "Vaav! bu bir mucize, ruhsal sorunlar hızı bir şekilde tedavi ediliyor!" demeye başladı. Ancak işkencelerden dolayı - tıpkı günümüzdeki beyin hasarına benzer beyin travmaları - yaşanmaya başlandı ve bunlar daha çok arttı ve sakat kalanlar ve ölenler olmaya başladı. Ancak bunlar - tıpkı günümüzdeki psikiyatrik tedaviler sonucunda yaşanıldığı gibi - hastaların kendilerine, akıl hastalıklarına ve/veya başka başka sebeplerin üzerlerine atıldı. Buna rağmen... ruhsal sorunlara bir türlü hızlı bir şekilde çare bulamayan toplumlar... bu işkence tedavileri... akıl hastası olarak gördükleri insanlar üzerinde yüz yıllar boyunca kullandılar.
Daha sonra devreye kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) girmeye başladı. Bu kimyasallar... beyni uyuşturmaya başladığında... insanlar, saniyeler /dakikalar içinde - sanki tecavüze uğramış gibi - kendini rahat hissetmeye başlayınca... "Vaav! bu bir mucize, ruhsal sorunlar hızı bir şekilde tedavi ediliyor!" denildi. Fakat sonra bu kimyasalların uyuşturucu etkisi geçince... ruhsal sorunlar yeniden nüksetmeye başlamıştı. Ancak kimyasallar hızlı bir şekilde etki ettiği için... kullanılmaya devam edildi ve bu devam sürecinde bu kimyasalları kullananlar... kimyasal beyin hasarına yakalandılar ve zihinsel sağlık durumları daha da kötü hale getirildiler. Ayrıca çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel ölümcül sağlık sorunlarına (ölümcül hastalıklara) yakalandılar (iyatrojenik sakat bırakıldılar - yaralandılar) ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de yakalanıyorlardı. Ancak yine de bu kimyasallardan vazgeçmediler çünkü bu kimyasalların sadece hızlı etkisi yoktu ayrıca insanları kontrol etmeninin de çok kolay bir yoluydu.
** Psikiyatride... sağlıklı insanları "engelli ve bakıma muhtaç" hale getirmenin kısa seyri...
Doğal psikolojik sorunu olan bireyler... ana akım psikopat psikiyatristlere başvurduğunda... psikopat psikiyatristler, - sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında - doğal psikolojik sorunları patolojikleştirebilmek için... bireye önce - sayısı belirsiz on /yüz binlerce olabilen - uydurma akıl hastalığı teşhis kriterlerinden biri ile (örneğin şizofreni olarak) etiketliyor.
Ve ardında da bireyi... gerçek bir akıl hastası haline (yani gerçek bir deliye) dönüştürebilmek için de... hem beden hem de beyin için oldukça zehirli kimyasallar içeren ve zihin değiştiren - sayısı belirsiz onlarca /yüzlerce /binlerce olabilen - uyuşturucu özellikli psikiyatrik ilaçlardan bir /birkaç tanesini reçete ediyor.
Bireyler bu zehirli kimyasallar içeren uyuşturucu özellikli psikiyatrik ilaçları... eğer yeterince uzun süre kullandıkları taktirde... - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadelerde de olabilen - kimyasal lobotomi olarak da adlandırılan "kimyasal beyin hasarına" yakalanabiliyorlar.
Ve bu psikiyatrik ilaç kaynaklı beyin hasarının bir sonucu olarak... bireylerde bir takım zihinsel değişiklikler (psikolojik semptomlar) meydana geliyor. Bu psikiyatrik ilaçların neden olduğu bu bir takım zihinsel değişiklikler (psikolojik semptomlar)... ana akım psikopat psikiyatristler tarafından... kasıtlı olarak akıl hastalıkları olarak atfedilir.
Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının bir etkisi olarak oluşan kimyasal beyin travmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan bir takım psikolojik semptomlar (zihinsel değişiklikler)... ana akım psikopat psikiyatristler tarafından... kasıtlı olarak akıl hastalıkları olarak atfedilir.
Bu durum... bireylerin akıl sağlıklarının - yani zihinsel sağlık durumlarının - daha da kötüye gitmesine (ve daha pek çok iyatrojenik fiziksel ve zihinsel ölümcül sağlık sorunlarına) yol açan zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların)... bireylere daha çok reçete edilmesine yol açar.
Bireyler, bu zehirli kimyasalları kullandıkça... hem fiziksel hem de zihinsel sağlık durumları giderek daha da kötü hale gelir. Ve sonunda da bir akıl hastanesine, bir bakımevine yerleştirilebilecek seviyede... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelir. (Bunlarla ilgili daha detaylı bilgileri blogumuzdan bulup okuyabilirsiniz.)
** Bakımevlerinin (ve diğer akıl sağlığı birimlerinin) kasvetli ortamlarına bazı örnekler...
Muhtemelen akıl sağlığı birimlerinde... bakıma muhtaç hale gelen bireyler arasında zihinsel sağlık durumları açısından "hafif, orta, ağır ve çok ağır" olarak da görülebilecek - genellikle psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarları bulunabiliyor. Durumları o kadar da çok ağır olmayan zihinsel engelli bireylerin... akıl sağlığı birimlerindeki zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitme olasılıklarının olması... bireylerin, karşılarında "normal insanları" görmek yerine... bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergileyen insanları görmeleri... bu durumda olan bireylerin, zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesini sağlayabilen çok önemli olumsuz bir etkendir.
Tabii bireylerin zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesini sağlayan olumsuz etken sadece bu değil. Bu olumsuz etkene - iyileşme sürecini engellemesine ve zihinsel sağlık durumları (yani psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarını) daha da kötüleşmesine - yardımcı olan ve bunları hızlandıran diğer bir etken ise zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesidir. Diğer olumsuz etkenler ise akıl sağlığı birimlerinin - hiç değişmeyen - kasvetli ortamları ve akıl sağlığı personellerinin olumsuz davranışlarıdır.
Örneğin kardeşim gibi zihinsel sağlık durumu o kadar çok ağır olmayan zihinsel engelli bireyler... (bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri başta olmak üzere... akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, devlet-özel ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servisleri ile toplum ruh sağlığı merkezleri) gibi akıl sağlığı birimlerinde kalırlarken... karşılarında - kendilerinden daha ağır durumda olan - garip ve tuhaf davranışlar sergileyen zihinsel engelli bireyleri gördüklerinde... bu durum, onların iyileşme süreçlerini olumlu yönde etkileyen bir etken değil... tam tersine - "ben deli miyim" düşüncesinin de ağır bastığı bir ortamın bir sonucu olarak - zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olabilen olumsuz bir etkendir.
Şimdiye kadar - dünya genelinde - akıl sağlığı birimlerine yatırılıp da.. tam anlamıyla iyileşebilen, tedavi edilebilen hiç bir hasta olmamıştır. Bunun nedeni de... hem bu yukarıda akıl sağlığı birimleri için saydığımız (ve sayamadığımız) olumsuz gelişmeler ile birlikte hem de psikiyatrik ilaçlar başta olmak üzere diğer biyopsikiyatrik tedavilerin... insanların sağlıklı beyinlerinde bıraktıkları ve "tamir edilemez, onarılamaz, bir daha geri kurtarılamaz" şekilde - sağlıklı beyinlerini tahrip etmeleri, hasara (beyin hasarına) uğratmalarıdır.
"Muhtemelen... sağlıklı beyinler, psikiyatrinin ölümcül biyopsikiyatrik tedavileri ile çok ciddi bir şekilde hasara (kalıcı kimyasal beyin hasarına) uğratıldığından dolayı... dünya genelinde sayısı belirsiz her yıl milyonlarca insan psikiyatrik vahşet ve soykırımın birer kurbanı oluyorlar."
*** *** ***
** 2) PSİKİYATRİNİN, HER YIL MİLYONLARCA SAĞLIKLI İNSANI "ENGELLİ" VE "BAKIMA MUHTAÇ" HALE GETİRDİĞİNİN BELGESİ...
![]() |
| "Sivil engellilik sağlık kurulu raporları (Civil disability health board reports)", Illistration, Temsili Görseller |
İşte psikopat psikiyatri ve psikopat psikiyatristlerin... insanları sakat bırakmanın, süründürmenin ve kontrol etmenin taktikleri : "Önce sakat bırak (yarala) ve "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getir. Sonra - "Ay pardon, sağlıklı beyninizi fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğrattık ama size ödül olarak bu belgeyi veriyoruz, özrümüzü kabul edin!" dercesine... - bazı "ödüller" için bir "belge (sağlık raporu)" ver. Bu belgeye - sadece gözleme dayalı olarak - bir takım "oranlar, süreler, bağımlılık dereceleri" vb ekle... Böylece bireyleri sadece "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirmiş olmazsın... aynı zaman da bireylerin psikiyatristlere de "muhtaç" olduğunu ortaya koymuş olursun."
Muhtemelen dünya genelinde psikiyatrik tedavi görürken - yani "psikiyatrik ilaçlar, sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları vermek (ECT)" vb gibi biyopsikiyatrik tedaviler (müdahaleler) tarafından (daha doğrusu bunları reçete eden ve uygulayan psikiyatristler tarafından)... sayısı belirsiz milyonlarca insan... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına (fiziksel /kimyasal lobotomiye) uğratılıyor (maruz bırakılıyor ve yakalanıyor.)
Muhtemelen biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı (yani psikiyatristler tarafından)... fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratılan (maruz bırakılan ve/veya yakalanan) bu milyonlarca masum insanın büyük çoğunluğu... bu, fiziksel /kimyasal beyin hasarından dolayı... ya yarı kısmi bağımlı / tam bağımlı vb olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelerek (yani psikiyatristler tarafından "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilerek)... özel (kişisel) olan ve olmayan - "bazı şeyleri, hizmetleri" vb gibi ihtiyaçları"... maddi ve/veya manevi açıdan yerine getirememektedir.
İşte bu vb ihtiyaçları yerine getiremeyecek derecede... (psikiyatristler tarafından) "yarı kısmi bağımlı" ve/veya "tam bağımlı" vb olacak şekilde "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilen bireylerin... bu ihtiyaçlarını yerine getirebilmeleri için... bireylere (veya kendilerine bakmakla yükümlü oldukları ailelerine)... devletler, bunlara "engellilik maaşı, bakım maaşı" vb gibi maaş ödemeleri yapabilmek ve/veya bazı hizmetlerden ücretsiz /indirimli yararlanılabilmeleri için... bireylere hastanelerin sağlık (heyet) kurullarından ve/veya psikiyatri kurullarından.... "engellilik sağlık kurulu (heyet) raporları" vb adı altında buna benzer "engelli sağlık raporları" belgesi verilir.
Bu belgede... psikiyatri tarafından - zihinsel olarak - sakat bırakılan (akıl hastası /deli olarak da görülen zihinsel) engelli bireyin... ruhsal ve duygusal (zihinsel) durumunun - "kendi kendine bakabilecek /bakamayacak seviyede" - ne kadar kötü olduğuna (yani daha doğrusu psikiyatristler tarafından zihinsel olarak sakat bırakılmanın bir nedeni olan fiziksel /kimyasal beyin hasarının... derecesinin ne kadar ağır olduğuna) dair... 1'den 100'e kadar bir takım puanlar /oranlar yer alır. Bu puan /oranlar, heyet sağlık kurulundaki psikiyatristler tarafından... engellilik oranları resmi çizelgedekilere göre - (ama aslında gözlemsel olduğu için sadece gözleme dayalı olarak - deyim yerindeyse kendi kafalarına göre) - tespit edilir ve/veya belirlenir.
NOT: "Resmi çizelgedeki oranlar - resmi olarak - belirlense de... son sözü gözleme dayalı olarak psikiyatristler söyler. Bu diğer karar vermeler - örneğin sosyal hizmet görevlileri için de - aynıdır. Tamamen gözlemlere dayalıdır - yani suiistimale açıktır. Artı ayrıca... - özellikle de zihinsel, ruhsal ve duygusal engellilik açısından - devletin belirlemiş olduğu resmi çizelgedeki oranlar da tamamen gözlemlere dayalıdır. Yani fiziksel hastalıklardan dolayı "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelen bireylerin mevcut engellilik durumları.... kanıta dayalı - yani biyolojik ve radyolojik test sonuçları - olduğu için... bu oranların tıbbi geçerliliği olabilir. (Ancak bu oranlar... yine de gözlemlere dayalı olarak belirlenebiliyor.)
Bununla birlikte... özellikle akıl hastalıklarında - zihinsel, ruhsal ve duygusal engellilik yaşayanların mevcut engellilik durumlarını... - örneğin biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı ortaya çıkan fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarını - "ölçebilecek, test edebilecek" her hani bir biyolojik ve radyolojik test sonuçları yoktur. Bu şekilde bu tür beyin hasarları - kanıta dayalı - olmadığı için de... bu nedenle bu oranların... herhangi bir tıbbi geçerliliği de yoktur. Tıbbi geçerliliği olmadığı için de... hukuki geçerliliği de yoktur. Aslında gerçekte öyle olmalıdır. Ama ne yazık ki... aslında yasalarca bu şekilde kabul edilmemektedir - yani yasalar /kanunlar /yönetmelikler - kanıta dayalı olmayan bir biçimde ele alınan - bu oranları kabul etmektedir.
İşin trajikomik yanı... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler.... biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan insanların bu mevcut durumlarını - yani yaşamış oldukları beyin hasarlarını - herhangi bir biyolojik ve radyolojik test sonuçları olmadığı için - bunu rahatlıkla görmezden gelmekte ve bunları kabul etmemektedir. Ama öte yandan... sakat bıraktıkları - "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirdikleri - engelli bireylere... herhangi bir kanıta dayalı sonuçlar olmamasına rağmen... engelli sağlık raporları gibi belgeler verebilmektedirler. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin bu şekilde davranmalarının nedeni olarak muhtemelen....
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlere göre... bireylerin yaşamış oldukları "engellilik" ve "bakıma muhtaçlık" durumlarının - beyin hasarlarının - nedeni... bireylerin mevcut akıl hastalığından (ilerlemesinden, kötüleşmesinden vb) kaynaklanıyor, olmasıdır. Halbu ki... onları bu hale getiren - yani onları "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getiren - yani fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına yakalanmalarını sağlayan - şeylerin... psikiyatristlerin onlara verdikleri ve hiç bir zaman akıl hastalıklarını tedavi etmedikleri - tam tersine onları yarattıklarını, akıl hastalıklarına sebep olduklarını, - artı ayrıca çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve ani ölümler de dahil.. çeşitli iyatrojenik ölümlere de neden oldukları - "psikiyatrik ilaçlar, sağlıklı beyinlere 400 volta kadar elektrik şokları (ECT) vermek" vb gibi biyopsikiyatrik tedaviler olduğunu ve bunlara dair çok sayıda kanıtların da olduğunu biliyoruz. Ve ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler de... tüm bu korkunç gerçekleri bilmekte ama bu korkunç gerçekleri (psikiyatrik vahşet ve soykırımları) hasta ve ailelerinden, devletlerden, kamuoyundan, medyadan ve toplumlardan saklamaktadırlar."
--- --- ---
Kaldığımız yerden devam edersek... Ayrıca belgede... "engelli" ve/veya "bakıma muhtaçlık" derecesi olarak... "bağımlı değil, yarı kısmi bağımlı ve tam bağımlı" vb gibi buna benzer seçeneklerinden biri... heyet sağlık kurulundaki psikiyatristler tarafından - yine gözleme dayalı olarak kendi kafalarına göre - işaretlenir.
Ayrıca belgede psikiyatristler... bireyleri hayatları boyunca (ölene kadar) devam edebilecek... bir fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattıkları halde... - sanki sonradan iyileşebileceklermiş gibi... halbuki böyle bir umut olmadığı halde - onlara yine gözlemsel sonuca dayalı olarak - deyim yerindeyse kendi kafalarına göre - 1, 2, 3 yıl gibi - "1 yıl geçerli", "2 yıl geçerli" - gibi süreler verebiliyorlar. - Trajikomik hadise;
"1 yıl geçtikten sonra ne olacak? - Psikiyatristler tarafından kalıcı olarak fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan bu insanların... beyin hasarlarında düzelme mi olacak? Şu saçmalığa bakar mısınız? Fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattıkları... psikiyatrik tedavi gören engelli insanlarla, akıl hastaları ile resmen dalga geçiyorlar."
Hatta bu süreleri "AY" olarak verdiklerini de bir düşünün - "1 ay geçerli", "3 ay geçerli", "6 ay geçerli" vb gibi ; "Tamam senin sağlıklı beynini fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattık ama öte yandan bak, sana tam 3 /6 ay geçerli ödül veriyoruz. Daha ne istiyorsun bre gafil! Bu 3 /6 ay içerisinde ne yaparsan yap - sana kıyak geçtik işte!" dercesine.... :) - "Gülüyoruz ağlanacak halimize!"
ÖDÜL ALMANIN ŞARTLARI...
"Ödüller (nakit yardımı ve ücretsiz ve indirimli vb hizmet ve yardımlar) alabilmek için... sadece psikiyatristlerin... sağlıklı beyinleri fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratmaları yetmez. Ayrıca psikiyatristler tarafından sürün-dürül-mek de (yani "yarı kısmi bağımlı veya tam bağımlı "bakıma muhtaç" hale getirilmek de) gerekiyor. Yani anlayacağınız kısaca ağlamayana (meme) değil... sürünmeyene para mara yok ve ücretsiz indirimsiz hizmet falan da yok."
Hayatını idame ettirebilmek için... devletten bir takım mali gelirler elde etmek - yani "engelli maaşı, bakım maaşı" vb maaş almak, bir takım hizmetlerden ücretsiz ve/veya indirimli yararlanmak" - vb gibi ödül almanın şartları... ülkeler de (özellikle de ülkemiz de) çok değişiktir, zordur ve bir ton saçmalıklarla doludur. Sadece psikiyatristler tarafından fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılmak.. bu ödülleri almak için yeterli değildir. Yukarıda da dediğimiz gibi... bunları alabilmek ve bunlara sahip olabilmek için... sadece engelli olmak yeterli değildir - ayrıca sürünmek de (yani yarı kısmi bağımlı /tam bağımlı olarak "engelli" ve "bakıma muhtaç" olmak da) gerekir /gerekebilir.
"Eğer psikiyatristler tarafından "zihinsel, ruhsal ve duygusal engelli" hale getirildiyseniz (yani sağlıklı beyniniz fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratıldıysanız)... ama yarı kismi bağımlı /tam bağımlı olarak "bakıma muhtaç" hale henüz getirilmemişseniz.. bu durumunuz, devletten nakit yardımı (engelli maaşı, bakım maaşı gibi) ve ücretsiz ve indirimli hizmetlerden alabilmek için yeterli olmayabilir. Bunun için sağlıklı beyninizin psikiyatristler tarafından - yarı kısmı bağımlı / tam bağımlı olacak şekilde "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilene kadar - biraz daha hasara (fiziksel /kimyasal beyin hasarına) uğratılmanız gerekebilir."
Bazen devletlerin belirlediği engellilik oranları... sadece "engelli" hale gelme ile devletlerin sağlamış olduğu nakit yardımlar ve diğer ücretsiz ve indirimli hizmetlerden faydalanılabilmesine imkan sağlayabilmektedir. Ancak buna karar verenler... en çok da heyet kurullarındaki kişilerin insiyatifleri olabilmektedir - bu da suiistimale açık bir durumdur. Tabii yukarıda da dediğimiz gibi... bu ödüllere sahip olabilmek için sadece psikiyatristler tarafından "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilmek de yeterli olmayabiliyor. "Bakıma muhtaçlık" ve "engellilik" durumunuz... hastanelerdeki heyet kurullarındaki psikiyatristler ile birlikte devletlerin, evlere - baskın yapar gibi - ziyaretlerde bulunan - sosyal hizmetlilerden oluşan heyetlerdeki kişilerin de vicdanlarına (değerlendirmelerine) ve ONAYLARINA da kalmıştır. Eğer bunlar onay verirse... ancak devletlerin - engellilere - sağlamış olduğu ödüllere sahip olabilirsiniz."
"Psikiyatristler tarafından fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratılmak... devletlerin engelli bireylere sağlamış oldukları "nakit ve ücretsiz ve indirimli hizmet ödüllerini" alabilmek için yeterli değildir /olmayabiliyor. Ayrıca sürünmek de - yani yarı kısmi bağımlı ve/veya tam bağımlı olacak şekilde "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelebilmek de - gereklidir. Ve aslında bu da yeterli değildir /olmayabiliyor.
Ayrıca hem psikiyatristler ve hem de sosyal hizmetliler tarafından "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" olduğunuza dair - bu kişilerden - "ONAYLAR" almak da gereklidir. Bunlar da hep gözleme dayalı olarak yapılır. Devletler "sakatlık, engelilik" oranlarınızı belirler. Psikiyatristler de - gözleme dayalı olarak - bu oranlardan birini onaylar. Ve sosyal hizmetliler de - yine gözleme dayalı olarak - bunları değerlendirmeye çalışır ve ona göre ya onay verir / redd eder. Yani son sözü sosyal hizmetlilerdeki heyetteki kişiler söyler. - "Öyle yok, bedava ödüller almak!"
"Oh ne ala memleket! - Sen kalk... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... insanların sağlıklı beyinlerini fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrat (devlet olarak buna izin ver) ve onları, "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getir. Ondan sonra da onlara çeşitli zorluklar çıkartarak - onların (tüm engellilere sağlanılan) tüm edinilmiş haklarına ulaşmasına engeller koyacaksınız.
Yani onlara sözgelimi diyeceksiniz ki ; "Evet, senin sağlıklı beynini fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğrattık ama ("sor bir kere bakalım 'sağlıklı beynini niye hasara uğrattık?!' - Elbette sana yardım etmek için... işte") bunu telafi etmek için sana nakit yardımlar (ödüller) "engelli maaşı, bakım maaşı" vereceğiz, ücretsiz ve indirimli hizmetlerden yararlanmanı sağlayacağız. Ama önce tüm bunları hak etmen gerekecek. Sadece sağlıklı beynini fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratmamız... bu devletsel ödülleri alman için yeterli değildir. Ayrıca sürünmen de - yani yarı kısmi bağımlı ve/veya tam bağımlı olacak şekilde "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelmen de - gerekecektir." Ayrıca o da yetmez... psikiyatristlerin ve sosyal hizmetli heyetteki kişilerin "onayını" da alman gerekecek." vs diye gibi buna benzer şeyleri dercesine, söylercesine engelleyici uygulamalar gerçekleştireceksiniz. - Oh ne ala memleket!"
NOT : Aslında bu uygulama neyi çağrıştırıyor biliyor musunuz? Örneğin mesela "hastanelerdeki heyet kurullarındaki psikiyatristler ile birlikte - adeta evlere baskınlar düzenleyen - sosyal hizmetli heyet kurulu kişiler... engelli ve ailelerine "köpek gibi havlayın!'" dediklerinde... engelliler ve aileleri, "köpek gibi havlayarak" onların dediklerini yapmak zorundalar - aksi taktirde onların "keyfi onaylarını" alamama gibi riskin içerisine girmiş olurlar." Tabii ki böyle birşey yok ama aslında engelli bireylere çıkartılan zorluklar bunu ve buna benzer durumları çağrıştırdığı için... bu gibi anlatımlar sadece "mecazi dille" anlatılan bir sorgulama ve eleştiriden öteye gitmemektedir. "Köpek gibi havlama ve havlattırma" eylemi... fiili olarak gerçek anlamda değil... ama yapılan uygulamanın buna benzer bir yaklaşım içinde ve ne kadar yanlış olduğunu vurgulamak için... örnek olsun diye verilmiştir.
Raporlardaki "oranlar, süreler, bağımlı değil, yarı kısmi bağımlı, tam bağımlı" gibi kısıtlayıcılar ile birlikte psikiyatristlerin ve evlere giden sosyal hizmetli heyetteki kişilerin "gözleme dayalı" ve "sözlü" vb gibi baskıcı otoriter davranışları... engelli bireyleri... engellilik durumlarına göre - sanki hayvan pazarlarından alınıp-satılabilen bir mal,
bir hayvan gibi görerek (onları)... "az hasarlı çürük, orta hasarlı çürük, çok hasarlı çürük" gibi (ayrımcılıklaştırmak, sınıflaştırmak vb gibi) kategorileştirerek... ve bu şekilde onları "yok
hükmünde, hor ve aşağı görerek"... onların kazanılmış (edinilmiş) tüm engelli
haklarından mahrum bırakmaya çalışmak" demektir. Ki bunlar da insan haklarına uymayan, zedeleyici ve küçük düşürücü eylemler olarak gözükebilmektedir. Bu da engelli bireylerin (ve ailelerinin)... yukarıda da belirttiğimiz gibi hem raporlardaki kısıtlayıcıların hem de psikiyatristlerin ve sosyal hizmetli heyetteki kişilerin "baskıcı ve kısıtlayıcı" davranışları... engelli bireylerin - pazarlarda alınıp-satılabilen bir mal, bir hayvan gibi - görülmelerine neden olabilmektedir.
Tüm bunlar - hiç de hoş olmayan, insan haklarına aykırı - engelli bireyleri kısıtlayıcı, bir mal gibi görerek... onları kazanılmış tüm engelli haklarından mahrum bırakmayı amaçlayan girişimler, uygulamalar, ve davranışlar olarak gözükebilmektedir. Engelli bireyleri - bir mal, bir hayvan gibi görüp - "sen sağlamsın, sen çürüksün, sen idare edersin, sen kötürümsün" vb gibi buna benzer kısıtlayıcı uygulamalarla kategorileştirerek... kazanılmış (edinilmiş) tüm engelli haklarından... sadece bir kısmını bazı engelli bireylere vermek... sosyal devlet anlayışının bir ürünü değil... bu tamamen engelli bireyleri hor ve hakir görmenin ve onları kategorileştirmenin bir ürünüdür.
--- --- ---
"Devletler... özellikle de "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... psikiyatrik tedavi görürken zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilen - yani biyopsikiyatrik tedaviler tarafından kalıcı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan - bireylerin.... bu hale gelmelerinden birinci dereceden sorumlu oldukları için... söz konusu olan engelli bireylere vermiş oldukları "engelli hakları ve ödüllerini"... bu bireylere - hiç bir şart koşulmaksızın - vermek zorundadır.
"Sen, devlet olarak kalkacaksın "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... insanların sağlıklı beyinlerini... biyopsikiyatrik tedavilerle fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratacaksın, onları "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç "hale getireceksin... ondan sonra da kalkacaksın onlara - sanki bir lütufmuş gibi (engelli maaşı, bakım maaşı) vb gibi bir takım "nakit yardımları (ödülleri)" ile birlikte "ücretsiz ve indirimli hizmetlerden" faydalanabilmeleri için ödüller sunacaksın. Ve bunları verebilmek için de onlara adeta "Bana mı sordun, psikiyatriye gidip sağlıklı beynini hasara uğrat diye!' der gibi - bin bir dereden su getirircesine, işlerini zorlaştırarak -... onlara "oranlar" vb kısıtlayıcılar sunacaksın, "engellilik" ve bakıma muhtaçlık" kriterleri vs vs vb zorluklar getireceksin. Oh, ne ala memleket!
SİTEM : "Bazı zibidiler de "hak etmedikleri için almamalı" vb buna benzer şeyler diyorlar. Ne olduğunu bilmiyorlar ki... Kim olursa olsun engelli olan her birey - hele de psikiyatristler tarafından zihinsel, ruhsal ve duygusal "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilen bireyler - parasal destek açısından "maaş" almaya hak kazanmıştır. Raporlardaki bu oran, süre, yarım bağımlı, tam bağımlı vb gibi bireyleri hor görücü, kısıtlayıcı saçmalıklara bir an önce son verilmelidir. Bu kısıtlayıcılar... engelli bireyleri tüm edinilmiş haklarından - bazılarından, bir kısmından / tamamından - mahrum bırakmak, onları "hor görmek, hayvan gibi görmek" anlamına gelen birşeydir. Bundan vazgeçilmelidir. Ayrıca raporlardaki kısıtlayıcılarla birlikte... "engelli maaşı, bakım maaşı" gibi maaş ayrımları.... engellileri - hayvan pazarından "hayvan" satın alıyormuş gibi - mal kategorisine ve sınıflandırılmasına neden olmakta ve bu da insan haklarına ve değerine uygun olmayan işlemlere (evlere - "engelli mi, bağımlı mı, uygun mu değil mi" vb gibi - baskınların ve işlemlerin yapılmasına vb gibi) tabii tutulmasına neden olabilmektedir.
Bu ayrımcı rapor kısıtlayıcıları ve maaş farklılıkları kaldırılmalı, tüm engelli bireylerin edinilmiş tüm haklarının onlara verilmesi sağlanılmalı, tek bir maaş sistemine geçilerek en yüksek maaş oranları "tüm engelli bireylere" verilmelidir. "Sen bağımlı değilsin, sen yarı kısmi bağımlısın, sen tam bağımlısın, sen zenginsin malın mülkün var, senin oranın düşük, senin 1 yıllık engel süren var" vb gibi insan onurunu zedeleyici kısıtlayıcılardan vazgeçilmeli; - sorgusuz sualsiz her engelli bireye - en yüksek düzeyde - bir maaş bağlanmalıdır. "Yok
şu hak etmemiş, yok şu zenginmiş, yok malı mülkü varmış, yok şöyleymiş,
yok böyleymiş, yok devlet bu nedenle haksız ödemeler yapıyormuş, yok
halkın vergileri ile ödeniyormuş" vs vs bırakın artık bu zırvalıkları. Engelliler, sizin kuçu kuçularınız değildir. Her engelli, insandır insan.
Engellinin zengini fakiri olmaz. "Engelli, engellidir - zengini fakiri olmaz." Zengin diye, malı mülkü var diye... engelli bireylileri... engelli bireylere sağlanılmış olan tüm edinilmiş haklarından mahrum bırakamazsınız. Adamın sağlığı gitmiş, sağlığından olmuş... ne yapsın malı mülkü - malı olsa ne yazar, mülkü, parası olsa ne yazar? Zengin ve/veya malı mülkü olan engelli bireyler, kendilerine verilen engelli maaşlarını alırlar /almazlar, - bu onları ilgilendiren birşeydir, kimseyi ilgilendirmez, bu maaş onların hakkıdır. Devletler, zengin olsun olmasın her engelli bireye bir maaş vermek zorundadır. Ve onların yaşam şartlarını iyileştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmak zorundadır. Bakın bakalım AB'de işler nasıl yürüyor?"
--- --- ---
Devletler... engelli bireylere hayatlarını - kendi kendilerine ve/veya başkalarının yardımıyla - idame ettirebilmeleri ve rahat bir yaşam sürebilmeleri vb nedenlerle... bir takım "engelli maaşı, bakım maaşı" gibi nakit yardımlar sağlarlar. Ve bu engelli bireylerin bazı hizmetlerden ücretsiz ve indirimli yararlanmaları da sağlanılır. Bireylerin... bunları alabilmeleri, bunlardan faydalanabilmeleri için... bir /birden fazla bir takım "ihtiyaçlarını gidermede zorlandıklarını" gösteren bir engele (özre) sahip olmaları gerekir. Bireyler, çeşitli fiziksel sağlık problemleri nedeniyle "engelli" hale gelebilmektedir. Aynı şekilde "zihinsel, ruhsal ve duygusal" olarak da "engelli" hale gelebilmektedirler.
Zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" hale gelen bireylerin.... fiziksel sağlık problemleri nedeniyle "engelli" hale gelenlerden çok farklı bir konuma sahiptirler. Genellikle "ruhsal ve duygusal" engele sahip kişileri bu hale getiren nedenler... kendilerine verilen (zehirli kimyasallar içeren "psikiyatrik ilaçlar, sağlıklı beyinlere 400 volta kadar elektrik şokları (ECT) vermek) vb gibi biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahalelerden) kaynaklanır. Biyopsikiyatrik tedaviler... insanların sağlıklı beyinlerini fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratırlar ve daha fazla zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül zararlar da verirler.
Tüm bunlar (sakat bırakılmalar ve öldürülmeler) ... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında - YASAL olarak - yapılır. İşte bu YASAL nedenden dolayı da... devletler, bu insanların - biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı sakat bırakılmasından (iyatrojenik yaralanmasından - yani fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratılan, "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale gelmesinden ve hatta zihinsel ve fiziksel çok sayıda kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmasından ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlerinden) birinci dereceden sorumludur.
Yani aslında bu bireyleri, bu şekilde "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirenler... bu biyopsikiyatrik tedavileri bunları reçete eden ve uygulayan psikiyatristlerin kendileridir. Ayrıca psikiyatristlerin... insanları fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratarak... "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirmesi... tamamen YASAL olduğu için... devletler de bireylerin "zihinsel, ruhsal ve duygusal" engelllik durumlarından... ve "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilmelerinden de birinci dereceden sorumludur.
"Devletler... ana akım psikopat psikiyatriye ve psikiyatristlere... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... adeta insanların sağlıklı beyinlerini fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratmaları (ve daha pek çok kalıcı ve ölümcül zararlara sebep olmaları) için... YASAL bir yetki vermiş ve hatta onlara bu iş için "doktor maaşı" adı altında nakit ödemeler dahi yapmaktadır."
"Ana akım psikopat psikiyatri... bir tıp alanı değildir. Psikiyatristler de "doktor, hekim" falan değildir. Onlar - "beyinde olmayan bir şeyi (sözde akıl hastalıklarını) tedavi etmeye çalışan ama tedavi edemeyen ve tam tersine aksine onları - akıl hastalıklarını - yaratan ve hatta çok sayıda fiziksel ve zihinsel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara da neden olan" - soytarıdan, sahtekardan ve psikopattan başka bir şey değildirler. Psikiyatri... dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insanı iyatrojenik olarak sakat bırakıyor (yaralıyor) ve öldürüyor (ölümlerine sebep oluyor.) Ve bu psikiyatrik vahşet ve soykırım... halen bile - sessiz sedasız bir şekilde - devam etmektedir. Bunun durdurulması için... ana akım psikopat psikiyatri... tıp fakültelerinden bir an önce kaldırılmalıdır." - (Daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız, "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisini ve diğer bloglarımızdaki araştırmalarımızı ve yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz.)
Bunu "KİMSE BİLMİYOR" ama aslında gerçek budur;
* Engelli sağlık (kurulu heyet) raporları... psikiyatrinin "özür dileme" taktiğidir.
Her ne kadar engelli sağlık (kurulu, heyet) raporları... devletlerden - "engelli maaşı, bakım maaşı vb gibi nakit yardımlar almak ve ücretsiz ve indirimli hizmetlerden yaralanmak" vb gibi bir takım ödüller alabilmek için gözükse de... aslında bu raporlar... ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerin... iyatrojenik olarak sakat bıraktıkları (yaraladıkları) - yani biyopsikiyatrik tedavileri ile fiziksel ve kimyasal beyin hasarına neden oldukları - hastalarından birer "ÖZÜR DİLEME" taktiği olarak da görülebilir. "Pardon, sizin sağlıklı beyninizi fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğrattık ama size devletten bir takım ödüller almanız için bu belgeyi veriyoruz, özrümüzü bu şekilde kabul edin!' der gibi... bir nevi bu rapor... psikiyatristlerin özür dileme taktiğinin, "belgeye" dönüşme şeklidir, diyebiliriz.
Buna göre...
A) Aslında bu belge... ana akım psikopat psikiyatrinin... muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insanın sağlıklı beyinlerini... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattıklarını gösteren... bir ÖZÜR DİLEME BELGESİDİR.
B) Ve bu "özür dileme belgesini" ayrıca... psikiyatri tarafından fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan bireylerin... devletlerinden "ÖDÜL ALMA BELGESİ (yani "engelli maaşı, bakım maaşı vb gibi parasal sosyal yardımları alma belgesi) olarak da görebilirsiniz. (dipnot 15), (dipnot 16)
NOT : Bu belge... dünyanın her yerinde - farklı isimler altında olsa da - hemen hemen aynıdır. Psikiyatrik tedavi görürken sakat bırakılan (iyatrojenik yaralanan) bireylerin... devletlerinden "engellilik maaşı" alabilmek ve bazı "ücretsiz ve indirimli hizmetlerden" faydalanabilmek için... hastanelerdeki heyet kurullarında yer alan ana akım psikopat psikiyatri tarafından bunlara... - "engellilik sağlık raporu" vb gibi buna benzer isimler adı altında - verilen "engelli /özürlü sağlık (kurulu /heyet) raporlarıdır."
** Devletlerin... ana akım psikopat psikiyatri tarafından beyin hasarlarına uğratılan ve "bakıma muhtaç" hale getirilen - en azından bazı -bireylere... "Bana mı sordunuz lan, psikiyatriye gidip, sağlıklı beyninizi hasara uğratın diye!" buna benzer düşüncelerle (tabii devletler, bu şekilde konuşmaz ama yaptıkları şey, aslında "sanki böyle söylüyormuş" gibidir)... nakdi ve sosyal hizmet ve yardımları vermemesi... Bu, aslında trajikomik ama bir o kadar da korkunç bir hadisedir. Bakın, bu konu nasıl ele alınıyor? Dipnot5 ve Dipnot6'yı okuyun...
(DİPNOT 15) : "Tabii devletler... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... ciddi derece de fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan (uğratılmasına rağmen)... her insana, her psikiyatri hastasına, her akıl hastasına, her bireye... bu nakdi ve sosyal hizmet ve yardımları verebilmek için geçerli olan... bu ÖDÜL ALMA BELGESİNİ dahi kabul etmeyebiliyor.
Bunun nedeni muhtemelen.. bu belgeler de - yukarıda da belirttiğimiz gibi - belirlemiş oldukları "beyin hasarı / özürlülük oranlarının" yetersiz olması gibi gözüküyor. Dikkat ederseniz devletler... bu oranları "psikiyatristler tarafından uğratılan beyin hasarları" yerine... dolaylı yollardan "özürlülük" vb şeklinde buna benzer şeklinde ele alıyor.
Ve bu özürlülük (yani beyin hasarının) seviyesine göre... bireylerin alabilecekleri "ödüllere - yani "nakdi, sosyal hizmet ve yardımlara") 1 ile 100 arasında sayısal oranlar belirliyor. Bu sayısal oranlar da... - özellikle de psikiyatrik tedavi görürken... biyopsikiyatrik tedaviler tarafından fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan bireylerin (tabii bu şekilde ele alınmıyor, sadece özürlülük şeklinde ele alınıyor) özürlülük durumları... muhtemelen sadece gözlemlerle yapılan "özürlülük durum seviyesi" değerlendirmelerine göre belirleniyor.
Bu değerlendirmeleri başarıyla geçenler... "engellilik maaşı, bakım maaşı" vb gibi nakdi yardımlar ile bilikte... diğer nakdi ve/veya sosyal hizmet ve yardımlardan ücretsiz /indirimli olarak yararlanmaları sağlanılmış olunuyor.
Tabii bu... psikiyatri tarafından beyin hasarına uğratılan.. her birey için geçerli olmayabiliyor. Onlara... yukarıda da trajikomik olarak belirtiğimiz şekilde... devletler "bana mı sordun, beyin hasarını psikiyatristlere yaptırt!" diye sanki böyle söylüyormuş gibi düşüncelerle... psikiyatri tarafından beyin hasarına uğratılmasına rağmen... özürlülük durum seviyesini geçemeyen bireylere... nakdi ve sosyal hizmet ve yardımları vermeyebiliyor, yani yardım istekleri red edilebiliyor.
Yani... devletler diyor
ki... "ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... sizin
sağlıklı beyninizi hasara (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına)
uğrattıysa... bana ne? Sağlıklı beyninizin hasara
uğratmak için... psikopat psikiyatriye (ve psikiyatristlere) başvurmak için... bana mı sordunuz?"
Aslında sormalarına gerek yok ki! Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... yaptıkları iş zaten YASAL. Yani... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "psikiyatrik ilaçlar, ECT" gibi buna benzer biyopsikiyatrik tedavilerle... insanların sağlıklı beyinlerini hasara -fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına - uğratmayı... HUKUKİ zeminde YASAL bir şekilde yapıyorlar. ("YASAL BİR ŞEKİLDE BEYİN HASARINA UĞRATILMAK!)"
İşte YASAL olması... biyopsikiyatrik tedaviler tarafından beyin hasarına uğratılan bu insanlara...
1) ana akım psikopat psikiyatrinin... "özür dileme belgesi" ve "ödül alma belgesi" olarak da görülen... "özürlülük sağlık raporlarını" vermesinin zorunlu olması gerekir.
2) ayrıca devletlerin de özürlülük seviyelerine bakılmaksızın... her türlü "engelli maaşı, bakım maaşı" vb gibi nakdi ve sosyal hizmet ve yardımları ücretsiz bir şekilde vermesi de zorunlu olmalıdır, diye düşünebiliriz.
"Aslında - yukarıda da belirttiğimiz gibi - raporlardaki "oranlar, süreler, bağımlılık derecelendirmeleri" vb gibilerde dahil olmak üzere... psikiyatristlerin ve sosyal hizmetli heyetteki kişilerin "onaylarının" da hiç OLMAMASI gerekir. Bunlar, engelli bireyler için - adeta pazarlarda alınıp- satılabilen bir mal ve bir hayvan gibi görülmesine neden olabilen - yüz kızartıcı kısıtlayıcı eylemlerdir."
Tabii psikiyatrinin... sağlıklı beyinleri hasara (beyin hasarına) uğratma girişimlerini.. - özellikle de günümüzde - ne hastalar, aileler ve ne de devletler, toplumlar, kamuoyları, medya vs doğru bir şekilde biliyor?! Muhtemelen farkında bile değiller... Çünkü... bunun nedeni de muhtemelen ana akım psikiyatri ve ana akım tıp dünyasının ÖRTBAS ETME KÜLTÜRLERİ - yani bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların gizlenmesi - nedeniyledir, diyebiliriz..
--- --- --- (DİPNOT 16) : "Tabii bu, gerçekten çok tuhaf bir şey. Bir bireyin sağlıklı beyninin... ana akım psikopat psikiyatri tarafından ciddi derece de fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratıldığını bir düşünün... Sağlıklı beyinler hasara uğratıldıktan sonra... psikopat psikiyatri tarafından verilen bu ÖDÜL ALMA BELGESİ... onun ne işine yarayabilir ki? Bu açıdan baktığınız da... bu, gerçekten çok tuhaf bir durum.
"Ne yapacak, ne işine yarayacak - sağlıklı beyin, hasara uğradıktan sonra?" dediğimizde... tabii buna - haklı olarak - itiraz eden bireyler ve aileler olacaktır. İtiraz sebeplerini şimdiden tahmin edebiliyoruz. (Ama tabii bu bir gerekçe değil. Mecburi zorunluluktur...) Şöyle ki... "Devletten "engelli maaşı, bakım maaşı" vb gibi nakit sosyal yardımlar almak... otobüs, metro vb gibi ulaşım araçlarına ücretsiz binmek... bazı sağlık yardımlarından ücretsiz olarak faydalanmak..." vb gibi şu an aklımıza gelmeyen çok sayıda buna benzer nakdi ve sosyal hizmet ve yardımlardan yararlanmak elbette olumlu ve güzel bir gelişmedir.
** "Peki, ama bu kimin için olumlu ve güzel gelişmedir?"
Sağlıklı beyinleri... psikiyatristler tarafından fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan insanları bir düşünün... Bu insanlar... sağlıklı beyinleri ciddi derece de hasara (beyin hasarına) uğratıldıkları için... - fiziksel /kimyasal beyin hasarının olumsuz bir etkisi olarak - artık normal ve doğal bir şekilde düşünemiyor, konuşamıyor, hareket edemiyor ve dahası yanlış bir şekilde "akıl hastalıkları" olarak da atfedilen... mevcut olası psikolojik belirtiler ile birlikte - daha önce hiç olmayan - yeni yeni olası psikolojik semptomları da... artmış ve/veya daha da kötüleşmiş (belirtiler - semptomlar) şekilde yaşayabiliyorlar.
Dahası... insanlara oldukça kalıcı ve ölümcül zararlar veren biyopsikiyatrik tedaviler nedeniyle... - yukarıda da belirtiğimiz gibi - sadece zihinsel sağlık sorunları değil... kalıcı ve ölümcül bir takım fiziksel sağlık problemleri de yaşayabiliyorlar; - "yani zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara, rahatsızlıklara da yakalanabiliyorlar.
"Tüm bunların ne demek olduğunu biliyor musunuz?" - Bu, ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... insanların "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilmesidir.
Biyopsikiyatrik tedavilerin neden olduğu fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarları nedeniyle... neredeyse "yaptıkları hiç bir şeyin farkında olmayan" bireylerin... psikiyatristlerin kendilerine vermiş oldukları "özür dileme belgesi" ve "devletten ödül alma hakkı belgesi" olarak da görebileceğimiz... resmi belgeler aracılığıyla elde edilen /edilmeye çalışılan... devletten "engelli maaşı, bakım maaşı" vb gibi nakdi ve sosyal hizmet ve yardımların alınması... - Allah aşkına - bu bireylerin ne işine yarayacak ki?
Bu belgeler... ancak özellikle de psikiyatri tarafından "bakıma muhtaç" hale getirilen bireylere... bakmakla yükümlü olan aile bireylerine yarayacaktır. Ki olması gereken de budur zaten. Aile bireylerine maddi açıdan katkı sağlayan olumlu bir gelişmedir. (Ancak asıl sorun bu değildir.)
Ancak asıl sorun bu değildir. Asıl sorun... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... insanların sağlıklı beyinlerini ciddi derece de hasara - yani fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına - uğratmaları ve buna - hem de tüm insanlığın gözü önünde - halen bile devam etmeleridir.
Ayrıca bununla birlikte... bu imkan ve olanaklar, bireylerin sağlıklı beyinlerinin... psikiyatristler tarafından fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını... gölgelememeli, gizlememeli ve örtbas etmeye çalışmamalıdır.
Dolayısıyla... ana akım psikopat psikiyatri tarafından... bireylerin sağlıklı beyinlerinin...fiziksel /kimyasal beyin hasarına uğratılmasına değer miydi?
Psikiyatristler tarafından... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan insanların...
sırf engelli maaşı, bakım maaşı gibi nakit yardımlar, maddi sosyal yardımlar alabilmesi
olumlu ve güzel bir girişim olarak gözükse de... bu masum insanların
sağlıklı beyinlerinin... psikiyatristler tarafından beyin hasarına
uğratılmaları ve buna devletlerin ve toplumların sessiz kalmaları... hiç de olumlu ve güzel bir şey değildir.
Yani eğer sağlıklı beyinleriniz... ana akım psikopat psikiyatri tarafından... ciddi derece de fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıysa... bu belgeyi... ana akım psikopat psikiyatrinin... sizden bir ÖZÜR DİLEME ve DEVLETTEN ÖDÜL ALMANIZI sağlama şeklinde de görebilirsiniz.
Bu "özür dileme / ödül alma belgesi" aslında... ana akım psikopat psikiyatrinin... muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insanın sağlıklı beyinlerini... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattıklarının üzerini örtmek (örtbas etmek) - yani GİZLEME TAKTİĞİDİR.
Bu belge - tam olarak - nedir? - "Psikiyatrinin (ve devletlerin) psikomatik uygulamaları..."
Bu belgenin ne anlama geldiğini, zaten yukarıda detaylarına kadar anlattık. Kısaca yeniden değinelim... Ana
akım psikopat psikiyatri... muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl
milyonlarca insana... "Evet, biz sizin sağlıklı beyninizi "akıl
hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... fiziksel ve/veya
kimyasal beyin hasarına uğrattık ve sizi "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirdik. Ama size devletinizden birtakım nakit ödüller (maaşlar, parasal yardımlar vb gibi) ve ücretsiz ve indirimli hizmetler (ulaşım, sağlık vb gibi) alabilmeniz için belge de veriyoruz. Böylelikle bedavadan nakit paraya kavuşacak ve ücretsiz ve indirimli hizmetlerden yararlanmaya başlayacak ve sağlıklı beyninizi, hasara uğrattığımızı dahi hissetmeyecek - aksine bizlere teşekkür ve dua bile edeceksiniz." vs der gibi buna benzer yaklaşımlarla... engelli sağlık raporları veriyorlar.
Psikiyatri tarafından "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilen bireyler... "engelliliklerini ve bakıma muhtaçlıklarını" ispat edebilmek için bu belgeleri almak ve bu belgelerle devletlerinden bir takım ödüller almak için... (sosyal hizmetler gibi) resmi kurumlara başvurmak zorunda kalabiliyorlar.
Bazı ülkeler... sırf "engelli" oldukları için bireylere... engellilere sunulan "tüm engelli haklarından" faydalanmalarını içeren nakit ödülleri (maaşlar, parasal destekler vb gibi) ve ücretsiz ve indirimli hizmetleri... sorgusuz sualsiz hepsini hemen vermeye başlarken.. bazı ülkeler de, bu tüm engelli haklarını - psikomatik düşünce ve uygulamalarla - engelli bireylere (ve ailelerine) çeşitli zorluklar çıkartarak... bu engelli haklarının sadece bir kısmını - üstelik "sanki bunlar bir lütufmuş gibi, sanki fuzuli masrafmış gibi" sunarak -... bunu politik bir malzeme olarak da kullanmaya çalışabiliyorlar. "Bize ne, bize mi sordunuz "engelli olalım mı" diye veya biz, size sorduk mu "engelli olun!' diye?!" der gibi...
"Psikiyatri... muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla - tahmini onlarca yıl boyunca milyarlarca) insanın sağlıklı beynini... biyopsikiyatrik tedavilerle fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıyor. Ve bu psikiyatrist kaynaklı - sayısı belirsiz - milyonlarca beyin hasarlarını - adeta kendilerinin yaptığını itiraf edercesine de - açık açık BELGELİYOR. Hem de onlarca yıl boyunca..."
Kim bilebilirdi (ve kim düşünebilirdi) ki... ana akım psikopat psikiyatrinin kendisinin - muhtemelen "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında - sayısı belirsiz - her yıl on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla tahminen milyar civarında) insanın sağlıklı beynini... "psikiyatrik ilaçlar, ECT" vb gibi çeşitli biyopsikiyatrik tedavilerle... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrattığını gösteren (ve RESMİ BELGE yerine de geçen) BELGELEMEYİ yapabileceğini - hem de onlarca yıl boyunca...
Öğrenince biz de adeta ŞOK geçirdik. Ana akım psikopat psikiyatri... onlarca yıl boyunca (ve halen bile devam eden)... ve kimsenin ruhu bile duymadan... biyopsikiyatrik tedavileri ile iyatrojenik olarak sakat bıraktıkları (yaraladıkları) - yani özellikle de zihinsel, duygusal ve ruhsal olarak "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilmesine neden olan fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına sebep oldukları - bireylere... bu engelli sağlık rapor belgelerini veriyordu.
Ama muhtemelen şimdiye kadar hiç kimse... bu belgenin aslında... psikiyatristlerin - bireyleri - fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğrattığının bir kanıtı, bir belgesi olduğunu - bir türlü - anla-ya-mamıştı. İşin ilgin yanı ve üzücü olan şu ki... psikiyatrinin bu kasıtlı beyin hasarları... - dünyanın her yerinde şuursuzca, sessiz sedasız bir şekilde - devam ediyor olmasıdır - yani bu kasıtlı hasar vermeler... günümüzde halen bile devam etmektedir.
** Bu engelli sağlık (kurulu heyet) raporları... psikiyatristlerden (ve devletlerden) "tazminatlar" almak ve onlara "davalar" açmak için yeterli olabilir. Ancak...
Bu, özellikle de psikiyatrik tedavi görürken... biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı iyatrojenik olarak sakat bırakılan (yaralanan, ciddi derece de zarar gören - yani fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına ve/veya diğer zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara da yakalanan) ve özellikle de bu "beyin hasarları" nedeniyle... zihinsel, ruhsal ve duygusal engelli hale getirilen bireyler için geçerli olabilen birşey olabilir.
Ruhsal ve duygusal olmayan diğer fiziksel hastalıklardan dolayı zarar görüp-rapor alan bireylerde... durumlarına göre doktorlarına ve devletlerine "tıbbi hata davaları" ve/veya "tazminat davaları" da açabilme hakkına sahip olabilirler. (Bu durumda olan bireylerin... durumlarını çok iyi bilmeleri gerekir ve doktorlar - ın tıbbi hataları - tarafından sakat bırakıldıklarını ve engelli hale getirildiklerini... ispat etmek zorunda kalabilirler. Bunun için bu gibi konularda çok deneyimli ve yeminli (avukat vb) gibi hukukçularla ve hatta gerekirse (yine konu hakkında çok deneyimli ve yeminli) doktorlarla çalışmak doğru bir adım olabilir.)
Zihinsel, ruhsal ve duygusal yönden "engelli" ve/veya "yarı kısmi bağımlı, tam bağımlı" gibi "bakıma muhtaç" hale gelen /getirilen bireyler (hepsi olmasa da büyük çoğunluğu)... muhtemelen psikiyatri tarafından "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirildikleri - yani biyopsikiyatrik tedavileri ile fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına yakalanmalarına sebep oldukları - için... ellerindeki engelli sağlık (kurulu heyet) raporları ile... psikiyatristlere ve hatta devletlerine "tıbbi hata davaları" ile birlikte "tazminat davaları" da açabilme hakkına sahip olmaları gerekir.
Ziraa bireylerin ellerindeki engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarına göre... zihinsel ve/veya ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale geldikleri (/getirildikleri - yani iyatrojenik olarak sakat bırakıldıkları, yaralandıkları) görülen engelli bireylerin (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun... psikiyatrik tedavi görürken... psikiyatristlerin reçete ettikleri ve uyguladıkları - psikiyatrik ilaçlar, ECT gibi - biyopsikiyatrik tedaviler nedeniyle... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını...
...ve bu nedenle bireylerin ellerindeki bu engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarının... psikiyatrik tedavi görürken... biyopsikiyatrik tedaviler - yani psikiyatristler - tarafından iyatrojenik olarak sakat bırakıldıklarını (yani fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını) ve bu nedenle zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale geldiklerini (getirildiklerini) gösteren... çok önemli bir kanıt olarak görülebileceğini... tahmin edebiliriz.
NOT : Ancak... bu - ispat etme - durumu... o kadar kolay bir şey değildir /olmayabilir. Çünkü ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... insanların "sağlıklı beyinlerini fiziksel ve kimyasal beyin hasarlarına uğratma işini... sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... hukuki zeminde "YASAL" bir şekilde yapmaktadırlar. Gerçek bir tıp alanı olmadıkları (ve bu nedenle hiç hak etmedikleri) halde... ülkelerin tıp fakültelerinde yer alabilmekte ve diğer doktorlar tarafından - gerçekleri tam olarak bilmeden ve/veya gerçekler göz ardı edilerek - şuursuzca saygı görebilmektedirler.
Ve "sırf doktor" ünvanını hak edebilmek için... buralara katılan çocuk yaştaki öğrencilere... sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "insanların sağlıklı beyinleri... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına nasıl uğratılıra" ait "zehirli psikiyatrik ders bilgileri" aşılanmakta ve bu zehirli bilgilere sahip olan öğrenciler... yine sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında.... milyonlarca sağlıklı masum insanın sağlıklı beyinlerini... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına uğratarak... onlar da diğer sayıları milyonları bulan psikopat psikiyatrist çetelerinin yapmış olduğu "sağlıklı beyinleri hasara uğratma" işini... - yani psikiyatrik vahşet ve soykırım uygulamasını - devam ettirebilmektedirler. (dipnot 17)
Muhtemelen engelli sağlık (kurulu heyet) raporları... psikiyatristlerden (ve devletlerden)... "tazminatlar" almak ve onlara "davalar" açmak için yeterlidir. Ancak... yukarıda da dediğimiz gibi - bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımları - YASAL olarak yaptıkları için... bu o kadar da kolay bir şey olmayabilir. (dipnot 27)
Evet, aslında devletler (ve toplumlar, kamuoyu ve medya)... onların (ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin) sözde "akıl hastalıklarını tedavi ettiğini" sanıyor. Ama aslında - hem yukarıda ve hem de hatta bloglarımızda delilleriyle birlikte ortaya koyduğumuz diğer araştırma yazılarımızda da belirtiğimiz gibi - işin gerçeği öyle değildir.
Şimdi olayı (konuyu)... biraz daha derinleştirelim ama sade anlaşılır bir şekilde... biraz daha açalım ve ayrıntılı olarak anlatalım...
* Psikiyatrik vahşet ve soykırım nedir ve ana akım psikiyatristler... neden psikopattır ve "psikiyatrist psikopat çeteler" ne demektir?
(Dipnot 17) : Evet, aslında bu bir psikiyatrik vahşet ve soykırımdır. Ve bu psikiyatrik vahşet ve soykırım... sadece sağlıklı beyinleri fiziksel ve kimyasal beyin hasarları ile sınırlı değildir. Reçete ettikleri ve uyguladıkları biyopsikiyatrik tedavileri nedeniyle... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... aslında sözde "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını" ve bu nedenle sözde "akıl hastalıklarını" tedavi etmediklerini, edemediklerini... tam tersine onları yarattıklarını - ve sadece sağlıklı beyinleri UYUŞTURDUKLARINI... ve bununla birlikte çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve "ani ölümler" de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olduklarını... ve şu an aklımıza gelmeyen daha pek çok zarar ve hasarlara da sebep olduklarını da gayet çok iyi bilmektedirler.
Ayrıca psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... bunlarla da sınırlı değildir. Sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında uyguladıkları biyopsikiyatrik tedaviler nedeniyle... dünya genelinde - sayısı belirsiz - milyonlarca - (hatta onlarca yıl boyunca - ölenlerde dahil milyarlarca) - ailenin parçalanmasına ve intiharlar, şiddet ve cinayetlere sebep olabilmekte... devletleri milyarlarca dolar maddi zarara (mali kayıplara) uğratabilmektedir. Ki devletler, akıl sağlığı ve sözde akıl hastalıkları ve işe yaramayan biyopsikiyatrik tedavilere muhtemelen her yıl milyarlarca dolar da harcıyor - bu da devletlerin "mali kayıplarına" neden oluyor. Ayrıca toplumun refah ve düzeninin bozulmasına da neden oluyorlar. (Toplumlarda artan şiddet, cinayet ve intiharların arkasında... hepsi olmasa da büyük çoğunluğunun... biyopsikiyatrik tedavilerin olduğuna dair önemli bilgi ve kanıtlar bulunmaktadır.)
Bunlarla birlikte... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... kendilerine verilen sözde YASAL yetkileri kullanarak... dünya genelinde milyonlarca (belki de - onlarca yıl boyunca devam ettiği için milyarlarca) insanın... zorla ve zorbalıkla - mahkeme kararları ve polis zoru ile - akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri vb gibi akıl sağlığı birimlerine yatırılmalarını - yani psikiyatrik hapis almalarını - sağlayabilmektedirler. Bu, beyinleri son derece sağlıklı olan masum insanlar... buralarda (akıl sağlığı birimlerinde)... sadece psikiyatrik hapis yaşamamakta.... ayrıca fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına da yakalanmalarını sağlayan... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar verilerek ve/veya ECT gibi beyne - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar) uygulanarak... onların sağlıklı beyinleri ciddi hasarlara uğratılmakta ve bu nedenle "gerçek bir akıl hastası" haline dönüştürülmeleri sağlanılmaktadır.
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bireylere o anki yaşatmış oldukları bu acı verici ve korkunç durumlarına - yani biyopsikiyatrik tedavileri tarafından... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılmalarına ve buna bağlı olarak "gerçek akıl hastalıkları semptomları" yaşamalarına - "akıl hastalıkları ve akıl hastalıklarının ilerlemesi, kötüleşmesi" vb gibi safsataları yapıştırmakta ve - psikopat psikiyatristlerin - uyguladıkları bu yönteme de "akıl hastalıklarının tedavisi" demektedirler. Bu şekilde hem hasta ve aileleri hem de devletler, toplumlar, kamuoyu ve medya KANDIRILMAKTA ve ALDATILMAKTADIRLAR.
Ve işte tüm bu vb gibi nedenlerden dolayı da psikiyatristler... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları... bildikleri halde ve buna rağmen sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... bunları bilerek ve kasıtlı olarak ve üstelik yasal bir şekilde yaptıkları için de... (psikiyatristler) tam bir gerçek PSİKOPATTIRLAR. (Hem de dünyanın en tehlikeli psikopatları... Sokaktaki psikopatlar.... psikiyatristlerin psikopatlığına - anlattığımız bu vb nedenlerle - (ellerine) su bile dökemez ve yanından bile geçemezler.) Dünya genelinde - aynı psikopatik düşüncelere sahip - sayısı belirsiz milyonlarca psikiyatrist olduğu için de... bunlara "PSİKOPAT PSİKİYATRiST ÇETELERİ" demek de yanlış bir şey olmayacaktır, herhalde.
Dolayısıyla... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını ve bu nedenle onlarca yıl boyunca bu sözde "akıl hastalıklarını hiç tedavi edemediklerini"... aksine onları (akıl hastalıklarını) yarattıklarını çok iyi biliyorlar. Ve bu vb nedenlerle - sırf "para kazanmak, toplumda itibar sahibi olmak, hak etmedikleri halde "doktor" ünvanlarına sahip olmak ve korumak, zenginleşmek" vb gibi kötü niyetler uğruna... neredeyse kendilerine gelen her bireyi... sanki "gerçek akıl hastalıklarına sahiplermiş" gibi - "akıl hastası" olarak etiketleyerek... onların sağlıklı beyinlerini - zehirli ve ölümcül biyopsikiyatrik tedavileriyle - UYUŞTURARAK, onları - sakinleşmesine neden olarak - "kontrol etmeye" çalıştıklarını da çok iyi biliyorlar.
NOT : "Ana akım psikopat psikiyatri... insanların fiziksel hastalıklarını tedavi eden ve onları iyileştiren bir "tıp alanı" olmaktan çok uzaktır. Psikiyatri.. bir tıp alanı değil... "para kazanma" sektörüdür ve bunu da insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal beyin hasarlarına) uğratarak yapar ve böylece - devletler /uluslararası çete devletler adına - insanların sağlıklı beyinlerini hasara uğratarak - onları "kontrol ederek"... her yıl binlerce /milyonlarca /milyarlarca dolar "mali kazançlar" elde edebilmektedirler.
Bu vb gibi nedenlerden dolayı (ana akım psikopat) psikiyatri... bir tıp alanı değil... "kendileri gibi - psikopatik - olmayan, düşünmeyen, davranmayan ve toplum düzenine uymayanları (insanları)... sağlıklı beyinlerini ciddi derece de hasara (fiziksel ve kimyasal beyin hasarlarına) uğratarak... hem onları ve hem de bu sayede tüm bireyleri ve toplumları "kontrol etmeyi" amaçlayan bir "psikiyatrik kontrol, vahşet ve soykırım" düzenidir.
Yani kısaca ana akım psikopat psikiyatri... bir tıp alanı değil... - insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına) uğratarak kazanç sağlayan... - bir para kazanma sektörüdür."
NOT : "Tabii bu ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen ve onun öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerine karşı çıkan dürüst psikiyatristleri... bunlardan hariç tutmak ve bu psikopat psikiyatrist çetelerinden ayrı tutmak gerekir. (Gerçek dürüst psikiyatristler - yani "dürüst psikiyatrist tanımı gerçekte nedir, ne değildir" - hakkında yazdığımız yazılarımızı, araştırma ve düşüncelerimizi.... bloglarımızda bulup okuyabilirsiniz.
Şu da unutulmamalıdır ki... ülkemizde bu dürüst psikiyatrist tanımına uyan hiç bir psikiyatrist yoktur. Bunların - neredeyse - hepsi soykırımcı ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) eden psikopat psikiyatristlerdir. Biz, şahsen şimdiye kadar soykırımcı ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen... (dürüst) bir psikiyatrist ile hiç karşılaşmadık. Varsa bunu yorumlarda söyleyebilirler - biz de onları ayrı tutarız.)
--- --- ---
* Sözde akıl hastalıkları... beyinde değil, insanın kendi ruhunda olan bir şeydir
(Dipnot 18) : Muhtemelen sözde akıl hastalıkları... beyinde değil, insanın kendi ruhunda olan bir şeydir ki... o da "akıl hastalığı" değildir... insanın kendi doğal davranışlarını içeren kendi ruhunun "duygusal davranışlarını" dışarıya (dışarı ortama) sağlıklı bir şekilde aktaramamasından kaynaklanan bir durumdur. Ruhların, kendi duygusal davranışlarını dışarıya sağlıklı bir şekilde aktaramamasının nedenleri arasında... muhtemelen ruh ile beyin (ve beyin ile beden) arasında - özellikle de beyin organlarında ve beyin kimyasında - yaşanan "kimyasal hasarlar (psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları gibi - kimyasal beyin travması yaşama) ve/veya fiziksel hasarlar (çarpma, vurma gibi beyindeki organ hasarları - fiziksel beyin travması yaşama) ve/veya duygusal hasarlar (şok geçirme gibi - duygusal beyin travması yaşama) iletişim bozukluklarından" kaynaklanıyor gibi gözüküyor.
Muhtemelen beyindeki kimyasal ve fiziksel travmalar... duygusal travmalara dönüşüyor. Duygusal travmalar da... "akıl hastalığı" olarak da etiketlenen ama akıl hastalıkları ile yakından uzaktan ilgisi olmayan... insanın kendi ruhundan kaynaklanan... ruhun kendi duygusal davranışlarının dışarıya (dışarı ortama) sağlıklı bir şekilde aktarılamamasını içeren... bir takım garip ve tuhaf davranışların sergilenmesine neden oluyor. Ki bu, garip ve tuhaf davranışlar da... akıl hastalığının bir sonucu değildir.
Muhtemelen beyindeki kimyasal ve fiziksel travmalar... nedenleri farklı farklı olsa da... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - genellikle beyin organlarında ve beyin kimyasında yaşanan olumsuz etkilerden (kimyasal ve fiziksel beyin hasarları gibi) dolayıdır. Örneğin kimyasal beyin hasarları... (genellikle) beynin kimyasal yapısının (beyin kimyasının)... dışarıdan gelen kimyasal saldırılar - mesela psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalların saldırıları - sonucu bozulması ile oluşur.
"(Beyin kimyasını olumsuz etkileyen zehirli kimyasallar arasında... diğer medikal ilaç türleri, yasadışı uyuşturucular (eroin, kokain, esrar vb), yasal uyuşturucular (psikiyatrik ilaçlar, narkoz vb gibi) ve bazı yiyecekler (katı /sıvı gıdalar), içecekler (sıvılar) ve havalar (kimyasal içerikli gazlar, dumanlar, kokular) vs gibi dış etkenler de bulunur.)"
--- --- ---
* Psikiyatrik ilaçların... hamile kadınların bebeklerine zarar vermesi ve onları - yani bebekleri daha doğmadan - "akıl hastası" haline dönüştürmesi...
![]() |
| "Psikiyatristler, henüz doğmamış bebekleri... anne karnındayken nasıl "gerçek bir akıl hastası" haline getiriyor ve daha fazla kalıcı ve ölümcül zararlar veriyorlar? (Psychiatrists are turning unborn babies... into "real mentally ill" individuals while they're still in the womb. And they're inflicting even more permanent and fatal damage.)", Temsili Görseller (bak) |
"Psikiyatristler, henüz doğmamış bebekleri... anne karnındayken nasıl "gerçek bir akıl hastası" haline getiriyor ve daha fazla kalıcı ve ölümcül zararlar veriyorlar?" BAK
(Dipnot 19) : "Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... daha henüz doğmamış bebekleri... daha anne karnındayken (cenindeyken ve/veya embriyo halindeyken)... nasıl gerçek akıl hastası haline getiriyorlar?"
Muhtemelen kimyasal beyin hasarları... genellikle doğuştan gelen ve/veya sonradan kendiliğinden doğal olarak oluşan bir hasar türü değildir. Doğuştan gelen bir akıl hastalığını - önceden - tespit etmek mümkün değildir. Hatta sonradan "yetişkin" halindeyken bile sözde hayali "akıl hastalıklarını" tespit edebilmek mümkün değilken... bu hayali akıl hastalıklarını... "doğuştan gelen" diye nitelendirmek ise ne bilimsel açıdan ne de mantıken doğru değildir. (Ancak maalesef bu gerçekleri... görmezden gelerek yapıyorlar ve "daha doğmamış bebekleri, doğmuş bebekleri, çocukları, gençleri, yetişkinleri ve yaşlıları ve hatta şimdiler de hayvanları bile... biyopsikiyatrik tedavileri ile zehirliyorlar.)
Muhtemelen kimyasal beyin hasarları... eğer daha önceleri kimyasal saldırılara maruz kalan, yakalanan (örneğin - genellikle uzun vadeli - psikiyatrik ilaç kullanan) anne ve/veya baba adaylarından doğan bebekler de... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına - daha anne karnındayken maruz kalmış - olduklarından dolayı... bir tür kimyasal beyin hasarları yaşayabilirler. (Bu konuda dünya genelinde özellikle de ABD ve bazı AB ülkelerinde bunlarla ilgili çok ciddi kanıtlar ve tartışmalar vardır.)
Doğum öncesi ve/veya sonrası bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergiledikleri gözlemlenen bazı bebeklerin... anne ve/veya babalarının... doğum öncesinde - genellikle uzun vadeli - psikiyatrik ilaç kullandıkları ortaya çıkmıştır. Bebeklerin bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemeleri... muhtemelen doğum öncesinde anne ve/veya baba adaylarının kullandıkları psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... hamile olan annenin taşıdığı bebeklerin bulunduğu fetüs ve embriyo arasındaki kimyasal süreçlerine dahil olması... ve böylelikle zehirli kimyasalların fetüs ve embriyo üzerinde "kimyasal reaksiyonlara" neden olması ihtimalinden kaynaklanıyor gibi gözüküyor.
Muhtemelen zehirli kimyasalların saldırılarına maruz kalıp "kimyasal reaksiyonlar" yaşayan (yani kimyasal reaksiyonlara maruz kalan)... fetüsteki embriyonun (yani doğmamış bebeğin)... anne karnındayken ve/veya doğum sonrasında bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemesi... aslında psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının olumsuz bir etkisi olarak (yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu)... bir çeşit kimyasal beyin hasarı yaşamasından dolayıdır, diyebiliriz. Muhtemelen bu kimyasal beyin hasarı da... doğmamış bebeklerin anne karnındayken bir çeşit kimyasal beyin travması yaşamasına neden oluyor. Ki bu kimyasal beyin travması da... bebeklerin anne karnındayken ve/veya doğum sonrasında bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemelerini içeren bir tür "duygusal beyin travması" yaşamasına neden oluyor, gibi gözüküyor.
Aslında var olan bu - doğum öncesi ve sonrası - süreçlere tekrar bir göz atarsak (bakarsak)... muhtemelen kimyasal kaynaklı beyin hasarlarının yol açtığı kimyasal ve duygusal beyin travmaları... yani örneğin bebeklerin - doğum öncesi ve/veya sonrasında - yaşamış oldukları bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemeleri... aslında bebeklerin "kendi duygusal davranışlarını... bir çeşit dışarıya (dış ortama) aktarma biçimi" olduğunu görüyoruz. (dipnot 20)
Ancak bu bebeklerin... diğer bebekler gibi "normal davranışlar" sergileyememeleri durumu... tartışmalara neden olmuştur. Ana akım psikopat psikiyatri... bebeklerin bu garip ve tuhaf davranışlarını - muhtemelen "işlediği suçların üzerini örtmek, hayatta kalmak ve kendi paçasını kurtarmak" vb gibi buna benzer psikomatik düşüncelerle - "akıl hastalıklarının doğuştan gelen bir özellik olduğu" vb gibi buna benzer iddiaları /safsataları ileri sürmektedir.
Bunlara karşı çıkan ve ana akım psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen dürüst psikiyatristler ve diğer araştırmacılar ise... muhtemelen bebeklerin bu garip ve tuhaf davranışlarını... anne ve/veya baba adaylarının daha önceleri psikiyatrik ilaç kullanmalarına bağlı olarak - psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... anne karnındayken fetüse ve embriyo'ya saldırmasından (yani kimyasal reaksiyon süreçlerine dahil olmasından) dolayı olduğunu /olabileceğini (vb gibi buna benzer bilimsel çalışmaları ortaya koyarak) ileri sürmektedirler.
Aslında bu durum... ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen dürüst psikiyatristlerin ve diğer araştırmacıların... ortaya koymuş olduğu ileri sürmelere (iddialara) yakın bir durumdur. Ancak yukarıda da dediğimiz gibi...muhtemelen bebekler - doğum öncesi ve sonrası - yaşamış oldukları psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarı nedeniyle ortaya çıkan kimyasal ve duygusal beyin travmaları... aslında bebeklerin kendi duygusal davranışlarını... dışarı ortama aktarma şeklidir.
Bebeklerin kendi duygusal davranışlarını... bu şekilde (garip ve tuhaf davranışlar sergileyerek) dışarıya aktarması durumu ise... muhtemelen - yukarıda da dediğimiz gibi - ruh ile beyin arasındaki iletişim bozukluğundan kaynaklanıyor. Bun iletişim bozukluğuna neden olan şeyin de... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarından ve bu hasara bağlı olarak ortaya çıkan kimyasal ve duygusal beyin travmalarından kaynaklanıyor gibi gözüküyor.
"Kimyasal beyin hasarı.... kimyasal beyin travmalarına... kimyasal beyin travması da... duygusal beyin travmasına dönüşür ve bireylerin bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemelerine neden olur. Bu da yanlışlıkla - tamamen hayali olan - "akıl hastalıkları" olarak etiketlenir ve bireyler... ana akım psikopat psikiyatrinin... sözde hayali akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmeyen, edemeyen ve üstelik zehirli, sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (psikiyatrik ilaçlar, ECT vb gibi) kullanmasına neden olur.
Bu da muhtemelen... - örneğin bu iş için yani biyopsikiyatrik tedaviler de en çok - genellikle psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları kullanılır ve bireylerin tamamen doğal olan kendi duygusal davranışlarını içeren garip ve tuhaf davranışlarının ve hatta daha fazla ve daha farklı ve tehlikeli (intihar, cinayet, şiddet vb gibi) garip ve tuhaf davranışların (psikotik semptomların) ortaya çıkmasına ve tüm bunların "kalıcı" hale gelmesine (yani kalıcı kimyasal beyin hasarları yaşamalarına) neden olur. Biyopsikiyatrik tedaviler de ECT gibi sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları verilmesi gibi uygulamalar da kullanılırsa.. muhtemelen bu durum kalıcı fiziksel beyin hasarlarına da neden olabilmektedir."
--- --- ---
* "Ruh, beyni kontrol eder; beyin de bedeni kontrol eder" kuralı... değişmez ve değiştirilemez bir kuraldır.
(Dipnot 20) : Bu, aslında insan bedenine (ve beynine) hakim olan insanın kendi ruhunun (konuşma, düşünme, yürüme, hayal kurma vs gibi) kendi duygusal davranışlarının... dışarı ortama aktarılması ile ilgilidir. "Ruh, beyni kontrol eder; beyin de bedeni kontrol eder" kuralı... ruh ile beyin ve beden arasındaki değişmez kuralı ifade eder. Muhtemelen ruh, kendi duygusal ifadelerini (davranışlarını)... insan beyni ve bedenini kullanarak... dışarı ortama aktarmaya çalışır. (İnsanın konuşması yürümesi, düşünmesi, hayal kurması gibi...) Bunu da beyni kontrol ederek sağlar.
Ruh, kendi duygusal davranışlarını... dışarı ortama aktarabilmek için - örneğin konuşma eylemini yapabilmek için buna ait frekans bandında - bir takım elektriksel sinyaller (mesajlar) üretir ve bunu beyne (beyindeki sinir sistemlerine ve/veya beyin kontrol merkezine) iletir. Beyin de bedene (beyin ile beden arasındaki sinir sistemleri yoluyla - örneğin konuşma eylemini gerçekleştiren ağız, dudak ve çene sinirlerine)... bu elektriksel sinyalleri (mesajları) göndererek... konuşma eyleminin gerçekleşmesini sağlar. Aynı sistemin işleyişi... ruhun (yani insan bedeninin) "yürümesi, koşması, dans etmesi, spor yapması" vb gibi hareket etme ve "düşünme, hayal kurma" vb gibi zihinsel eylemleri gerçekleştirebilmesi - yani dışarıya (dış ortama) aktarabilmesi - için de geçerlidir.
"Akıl hastası /deli" olarak görülen bireylerin garip ve tuhaf davranışlarının - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - asıl gerçek nedeni... insanın kendi ruhunun duygusal ifadelerini... dışarı ortama sağlıklı bir şekilde aktaramamasıdır."
Eğer beyin sinirlerini olumsuz etkileyecek... beyinde (özellikle de beyin kimyasında) herhangi bir (kimyasal beyin hasarı gibi) hasar söz konusu ise... ruhun, kendi duygusal ifadelerini... dışarıya (dışarı ortama) aktarma konusunda... - örneğin bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilenmesi gibi - tamamen doğal olan bir takım davranışsal sorunlar yaşanır. Bu da... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak... "akıl hastalığı" olarak etiketlenir. (Aynı şey, sadece bebekler için değil... akıl hastası ve deli olarak da görülen diğer tüm yetişkinler için de geçerlidir.) Tüm bunların "akıl hastalıkları" ile hiç bir ilgisi yoktur. Akıl hastası /deli" olarak görülen bireylerin garip ve tuhaf davranışlarının - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - asıl gerçek nedeni... insanın kendi ruhunun duygusal ifadelerini... dışarı ortama sağlıklı bir şekilde aktaramaması ile ilgilidir.
İşte, ruh ile beyin ve beden arasındaki ilişki (bağlantı)... kısaca bu şekildedir. Beyinde (beyin kimyasında) gerçekleşen kimyasal bir hasar (kimyasal beyin hasarı)... ruhun (yani bireyin), kendi duygusal davranışlarını... dışarı ortama sağlıklı bir şekilde ifade edememesine neden olur. Ki bu ifade biçimi... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalıkları" olarak da etiketlenen ve tamamen doğal olan bir takım tuhaf ve garip davranışları içerir. Ki bu da sonradan bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri ile düzeltilebilen bir durumdur. (dipnot 21)
--- --- ---
* Beyinde olmayan bir şeyi - hayali akıl hastalıklarını - zararlı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerle tedavi edemezsiniz - sadece insanlara zarar verirsiniz, onları sakat bırakır ve sonra da öldürürsünüz.
(Dipnot 21) : Eğer bu garip ve tuhaf davranışlar... örneğin bir takım zehirli kimyasallar ("eroin, kokain, esrar" gibi yasadışı uyuşturucular, "psikiyatrik ilaçlar, narkoz" vb gibi yasal uyuşturucular ve diğer zehirli kimyasallar gibi) ve/veya fiziksel darbelerle (beyne elektrik (elektroşok) verilmesi - ECT gibi) tedavi edilmeye çalışılırsa... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına neden olarak... bu garip ve tuhaf davranışların "kalıcı" hale gelmesine ve düzeltilmesi - geri kurtarılması - mümkün olmayan bir hasarın (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarının) oluşmasına neden olunabilir. Şöyle ki...
Bu tamamen doğal olan garip ve tuhaf davranışları... eğer (psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi beyne elektrik şokları vermek gibi)... zararlı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ile tedavi edilmeye çalışılırsa... muhtemelen beyinde (beyin kimyasında) fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına neden olarak... bu garip ve tuhaf davranışların artmasına, kötüleşmesine ve bunlarla birlikte daha önceleri olmayan bir /birden fazla psikotik semptomların (örneğin şiddet, cinayet ve intihara meyilli hale gelmek gibi) oluşmasına, artmasına, kötüleşmesine ve tüm bunların da "kalıcı" hale gelmesine (kalıcı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına bağlı olarak) neden olan bir sürecin başlamasına da sebep olunabilmektedir. (Ve bunun böyle olduğuna dair çok sayıda kanıtta bulunmaktadır. Bunları blogumuzda bulup okuyabilirsiniz.)
"Kısaca beyinde olmayan bir şeyi - hayali akıl hastalıklarını - bir takım zehirli kimyasallar kullanmak (psikiyatrik ilaçlar gibi) ve beyne elektroşok vermek (ECT gibi) biyopsikiyatrik tedavilerle tedavi etmeye çalışmak... insanların sağlıklı beyinlerine "fiziksel ve kimyasal bir mermi" sıkmak /yerleştirmek ile aynıdır. İnsanlara zihinsel ve/veya fiziksel olarak iyatrojenik zarar verir, sakat bırakır (yaralar) ve sonra da - onları yavaş yavaş zehirleyerek ve/veya haşlayarak - öldürürsünüz."
Dolayısıyla... beyindeki (beyin kimyasındaki) kimyasal kaynaklı hasarlar (kimyasal beyin hasarları)... "doğuştan gelen" ve/veya "sonradan kendiliğinden oluşan" birşey değildir. Beyindeki kimyasal hasarların oluşabilmesi için... eğer doğuştan gelen bir özellik olarak görülüyorsa... mutlaka ebeveynlerin (anne ve babanın) ve onların da anne ve babalarının.... geçmişlerinde herhangi bir kimyasal saldırıya (örneğin psikiyatrik ilaç, uyuşturucu vs gibi kimyasallar kullanıp kullanmadıkları) maruz kalıp kalmadıkları sorgulanmalıdır. Aynı şekilde... eğer kimyasal beyin hasarları... sonradan kendiliğinden oluşan bir özellik olarak görülüyorsa... yine bireylerin geçmişinde herhangi bir kimyasal saldırıya (örneğin psikiyatrik ilaç, uyuşturucu vs gibi kimyasallar kullanıp kullanmadıkları) maruz kalıp kalmadıkları sorgulanmalıdır. (dipnot 22)
--- --- ---
* Her garip ve tuhaf davranışlar... kimyasal beyin hasarı ile ilgili değildir. Kimyasal dengesizlik ise hiç değildir.
(Dipnot 22) : Bir bireyin... bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemeleri... o bireyin "kimyasal beyin hasarı" yaşadığı anlamına gelmez. Kimyasal dengesizlik ile ilgili ise hiç değildir. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler.. sözde hayali "akıl hastalıklarının... beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklandığını" iddia ediyorlardı ancak şimdiye kadar "akıl hastalıklarının beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklandığına" dair herhangi bir kanıt (biyolojik ve radyolojik vb test sonuçlarını içeren kanıtlar) ortaya konulamamıştır.
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... aslında "beyindeki kimyasal dengesizlikten" anladıkları şey... muhtemelen beyindeki "kimyasal beyin hasarından" başka birşey değil gibi gözükmektedir. Yani muhtemelen beyindeki kimyasal dengesizliği... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak beyinde - doğuştan gelen ve/veya sonradan kendiliğinden oluşan - kimyasal beyin hasarı ile ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Halbu ki bu - hem yukarıda ve aşağıda belirttiğimiz hem de bloglarımızda verdiğimiz araştırmalarla da kanıtlandığımız, ortaya koyduğumuz gibi - doğru değildir.
* Kimyasal beyin hasarı (/kimyasal dengesizlik)... akıl ve akıl hastalıklarının beyinde olduğunu göstermez.
Bu, - daha öncede belirttiğimiz gibi - tamamen doğal olan bir davranış şeklidir. İnsanın kendi ruhu ile yakından ilgilidir - beyinle hiç bir ilgisi yoktur. İnsanın kendi ruhunun duygusal davranışlarının... dışarı ortama sağlıklı bir şekilde aktaramamasından kaynaklanır. Ki bu da - genellikle - beyinde (beyin kimyasında) yaşanan bir bozukluk (hasar) nedeniyle olur. Ancak bu, bu beyin hasarı ile oluşan... garip ve tuhaf davranışların - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - beyinde olduğunu göstermez.
Garip ve tuhaf davranışların - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - beyinde olduğunu iddia edebilmek için... beynin, bu garip ve tuhaf davranışların sahibi olması gerekir. Yani beyin, ruhtan gelen - ruhun kendi duygusal ifadelerine ait - elektriksel sinyalleri (mesajları)... önce işitsel ve görsel olarak beyindeki hafıza merkezinde anlık olarak depolar... sonra da bedeni (beden sinirlerini) kullanarak (yani onu kontrol ederek)... dışarıya (dışarı ortama) aktarmaya çalışır.
NOT : Normalde, beyin bilgileri saklamaz, depolamaz. Sadece bilgileri (yani ruhun duygusal davranışlarını (ifadeleri) içeren bilgileri), işitsel ve görsel olarak dışarı ortama aktarabilmek için) anlık olarak hafızaya kaydeder. İfadeler, dışarı ortama aktarıldıktan sonra... bilgiler, anlık depolama merkezinden silinir. Ruh, kendi duygusal ifadelerini... sürekli düşündükçe... bu ifadeler, sürekli olarak elektriksel sinyallere (mesajlara) dönüşür. Duygusal ifadeler... dışarı ortama aktarılmak (yani bir istem gerçekleştirilmek) istenildiğinde... duygusal ifadeleri içeren bu elektriksel sinyaller (mesajlar - bilgiler)... anlık (olarak) hafıza merkezine kaydedilir.
Tüm bunlar... saniyenin çok çok altında... çok hızlı bir şekilde hem de her biri ayrı ayrı istemler olarak gerçekleşir. Bilgileri asıl - sonsuza kadar kendi bünyesinde, içinde - depolayan... ruhun kendisidir - beyin değildir. Ruh, bedenden ayrıldığında... "ölüm" adı verilen kimyasal bir durum gerçekleşir. Canlı beden, cansız bedene dönüşür. Ruh, insan bedeni içindeyken... beden, canlıdır... bedenden ayrıldığında ise... ölüm gerçekleşir - yani beden, cansız hale gelir. (dipnot 23)
--- --- ---
* İnsan bedeni... kendisine can (hayat) veren
ruhun... kendi duygusal ifadelerini dışarıya aktarılmasına yardımcı
olan BİYOLOJİK BİR ROBOTTUR...
(Dipnot 23) : Ruh, bedenden ayrıldığında... beyin, zihinsel ve fiziksel işlevlerini - tek başına - yerine getiremez. Çünkü... bunun için - insan bedenine can veren - bir enerjiye ve - ifadeleri dış ortama aktarabilmek için de - bir bilgiye (yani bir akla) ihtiyaç duyar. Bilgi (akıl) ve enerji ise... beyinde olan bir özellik değil... ruhta olan bir özelliktir. İnsan bedeni... kendisine can (hayat) veren ruhun... kendi duygusal ifadelerini dışarıya aktarılmasına yardımcı olan BİYOLOJİK BİR ROBOTTUR. (Tüm bunlarla ilgili daha detaylı bilgileri ve ruh ile beyin ve beden arasındaki bağlantıları... BURADAN okuyabilirsiniz.)
Beyindeki fiziksel ve/veya kimyasal hasarlar... hafızada anlık olarak depolanan ve ruhun kendi duygusal davranışlarını (ifadelerini) içeren... elektriksel sinyalleri (mesajları)... işitsel ve görsel olarak dışarı ortama sağlıklı bir şekilde aktarılamamasına neden olur. (Bu durum da yanlışlıkla ve kasıtlı olarak... "garip ve tuhaf davranışların - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - beyinde olduğuna" dair bir iddiaya, teoriye dönüşür. Bu garip ve tuhaf davranışların - yani sözde hayali akıl hastalıklarının - beyinde olduğuna dair... şimdiye kadar elde tutulur hiç bir biyolojik ve radyolojik kanıt ortaya konmamıştır.)
Hem
akıl hem de akıl hastalıkları... beyinde değil - insanın kendi ruhunda
olan birşeydir. Beyindeki kimyasal dengesizlik teorisi... beynin, akıl
ve akıl hastalıklarına sahip olduğunu göstermez. Ve göstermiyor da - "biyolojik, radyolojik ve otopsi" test sonuçlarını içeren çok sayıda kanıt, "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını" net bir şekilde göstermektedir. (dipnot 24) (Bunları bloglarımızdaki araştırmalarda okuyabilirsiniz.)
--- --- ---
* İnsanların sağlıklı beyinlerini kesip-parçalayıp... sadece gözlemlere dayalı olarak... "akıl ve akıl hastalıklarının beyinde olduğu" safsatasını ileri sürmek ve bunu "saf bilim ve bilim başarısı" diye dünyaya yutturmak... Bu safsata yüzünden muhtemelen - onlarca yıl boyunca - milyarlarca insan sakat bırakıldı ve öldürüldü.
(Dipnot 24) : Geçmişte bazı psikopat nörolog ve/veya beyin cerrahları... ruh, denen kavramı görmezden gelerek... insanların beynini (beynin bir kısım organlarını) kesip-parçalayarak ve bu nedenle... her beyin organlarını kesme işleminde... bireylerin - "söyle bakalım adın ne? bugün günlerden ne? doğum yılın ne? bir şarkı söyle bakalım!" vb gibi buna benzer sorulara tepki vermelerini gözlemleyerek... "akıl ve akıl hastalıklarının beyinde olduğu" safsatasını ileri sürmüşlerdir.
Bu tamamen yanlış ve kasıt içeren ileri sürmelerin bedeli olarak... tüm dünyanın kandırılmasına ve aldatılmasına sebep olunmuştur. Ve muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - milyarlarca insanın (özellikle de akıl hastalarının) iyatrojenik olarak sakat bırakılmasına (yaralanmalarına) ve öldürülmelerine (ölümlerine) neden olmuştur.
İnsanların sağlıklı beyinlerini kesip-biçerek... akıl ve akıl hastalıklarını tespit etmek mümkün değilken... bu psikopat nörolog ve/veya beyin cerrahları... ruh denen kavramı tamamen dışlayıp... sadece insanların sağlıklı beyinlerini kesip-parçalayarak... sadece ve sadece gözlemlerine dayalı olarak... sözde "akıl ve akıl hastalıklarının beyinde olduğu" safsatasını ileri sürmüşlerdir. Bu da muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz milyarlarca insanın... ölümler de dahil iyatrojenik olarak zarar görmesine neden olmuştur.
Dolayısıyla... "akıl ve akıl hastalıklarının beyinde olduğunu" ileri süren... bu gibi buna benzer sözde bilimsel çalışmaların elde ettikleri sözde bilimsel sonuçlar... "RUH" kavramını - ve biyolojik, radyolojik ve hatta otopsi test sonuçlarını dahi - tamamen devredışı bıraktıkları için... - gerçek kanıta dayalı - geçerli bilimsel sonuçlar değildir. Bunun nedeni de... bu tür sözde bilimsel çalışmaların... sadece gözlemlere dayalı (gözlemsel) olmasıdır.
Beyni (beynin bir kısım organlarını) kesip-parçalayıp... bireyin davranışlarında bir takım gözlemler yapmak... "akıl ve akıl hastalıklarının beyin de olduğunu" göstermez. Bu, tamamen göz yanılmasına (gözlemlere) dayalı bir varsayımdır, Bu varsayım, bir teoriden öteye gitmez ve bilimi ve toplumları... aldatmaktan ve kandırmaktan başka birşey de değildir.
Ancak tüm bu gerçeklere rağmen... "bilim" adı verilen sözde bilim dünyası... "biyolojik, radyolojik ve otopsi" test sonuçları gibi gerçek bilimsel kanıtlara dayalı olmayan... ama sanki "gerçek bilimsel kanıtlara" dayalıymış gibi gösterilen ve sadece gözlemlere dayalı olan bu tür sözde tıbbi çalışmaları... "bilimsel" olarak nitelemiş ve kabul etmiştir. Dolayısıyla bu da - daha önce de dediğimiz gibi - muhtemelen onlarca yıl boyunca - sayısı belirsiz milyarlarca insanın (özellikle de akıl hastalarının)... ölümler de dahil çok ciddi bir şekilde kalıcı ve ölümcül zararlar görmesine neden olmuştur, diyebiliriz.
--- --- ---
Kaldığımız yerden devam edersek... daha önce de dediğimiz gibi - bu bir takım garip ve tuhaf davranışlar... bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri ile düzeltilebilir davranışlardır. Bu davranışları... "akıl hastalığı" olarak etiketleyip... zehirli kimyasallarla örneğin psikiyatrik ilaçlarla tedavi etmeye çalışırsanız... bireylerin sağlıklı beyinlerini - genellikle uzun vadeler de ama bazen de kısa vadelerde de - ciddi derece de hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratırsınız. (dipnot 25) Ve bu psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarları... sonradan bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri ile düzeltilebilme olasılığı yüksek olan... garip ve tuhaf davranışların... daha da kötüleştirmiş şekilde "kalıcı" hale gelmesine neden olursunuz.
Artı bununla birlikte... daha önceleri olmayan (şiddet, cinayet ve inithara meyilli olma gibi) bir /birden fazla psikotik semptomların oluşmasına ve bunların da daha da kötüleşmesine ve "kalıcı" hale gelmesine de neden olmuş olursunuz. Ayrıca... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları... bireylerin sadece beyinlerine hasar (kimyasal beyin hasarı) vermekle kalmaz... bireylerin beden sağlıklarına (vücut sağlığına) da... oldukça kalıcı ve ölümcül zararlar vermesine de - örneğin "kanser, diyabet, tümör, kalp ve damar
hastalıkları" vb gibi çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül fiziksel
hastalıklara ve rahatsızlıklara - neden olur. Ve ayrıca... muhtemelen kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalık ve rahatsızlıklara bağlı olarak... "ani ölümler" de dahil... çeşitli iyatrojenik ölümlere de neden olabilmektedir. (dipnot 25) İşte ana akım psikopat psikiyatrinin yaptığı şey de tam da budur. (Tüm bunların olduğuna dair çok sayıda kanıtların olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunları bloglarımızdaki araştırmaları okuyarak da öğrenebilirsiniz.)
--- --- ---
(Dipnot 25) : Biyopsikiyatrik tedaviler - özellikle de psikiyatrik ilaçlar - insanların sağlıklı beyinlerini sadece uyuşturur ve bu nedenle bireylerde bir sakinleşme olur. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bu sakinleşmeyi "akıl hastalıklarının tedavisi... psikiyatrik ilaçların işe yaraması... " vb gibi ifadeleri... kasıtlı olarak yanlış ve yanıltıcı bir şekilde etrafa yaydırırlar. Halbu ki işin gerçeği öyle değildir. Bu sakinleşme... "akıl hastalıklarının tedavi edildiği ve psikiyatrik ilaçların işe yaradığı, tedavi ettiği" şekilde değil... bu tamamen psikiyatrik ilaçların içeriğindeki zehirli kimyasalların... sağlıklı beyinleri tamamen UYUŞTURMASINDAN kaynaklanan bir şeydir. Sağlıklı beyinler... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları ile uyuşur ve bu uyuşma, bireyler de - hepsi olmasa da çoğunda - bir sakinleşme olmasına neden olur. Bu "akıl hastalıklarının tedavisi" değil, zehirli kimyasalların - sağlıklı beyinleri - uyuşturması ile ilgili olan birşeydir.
Bu sağlıklı beyinlerin uyuşturma uygulaması... eğer uzun süre ("aylarca ve/veya yıllarca" uzun vadeler de... bazen de "anında, günlerce ve/veya haftalarca" kısa vadelerde ama genellikle uzun vadeler) boyunca devam ederse... muhtemelen bireylerde ileri derece de olan ve olmayan... kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) neden olur. Aslında bu kimyasal beyin hasarı (kimyasal lobotomi)... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören her bireyin - "psikiyatrik ilaç kullandığı andan itibaren" - maruz kaldığı bir durumdur. "Yani psikiyatrik ilaç kullanan her birey... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalır." Ve bu maruz kalma durumu... eğer zehirli kimyasallar olan psikiyatrik ilaçlar uzun süre boyunca - genellikle aylarca ve/veya yıllarca - kullanıldığında... bir nevi adeta evrilerek (değişim göstererek)... bireylerin "kimyasal beyin hasarına" maruz kalma durumundan çıkıp... "kimyasal beyin hasarına" yakalanmasına neden olabilmektedir, diyebiliriz.
Bu, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına yakalanma durumu... genellikle uzun vadeler de (aylarca ve/veya yıllarca sonra) ortaya çıkabilirken.... bazen de kısa vadeler de (anında, günlerce ve/veya haftalarca sonra da) ortaya çıkabilmektedir. Bu, muhtemelen bireylerin bünyelerinin kuvvetli olup-olmaması ve/veya başka nedenlerden dolayı olabilen bir şey gibi gözüküyor. İster uzun vadeler de olsun... isterse kısa vadeler de... hem beden sağlığı hem de beyin sağlığı için zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarlarının (yani kimyasal lobotominin) yaşandığı bir gerçektir.
"Bazı araştırmacılara göre... bireylerde varolan psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarına maruz kalma durumunun... "kalıcı" hale gelmesini - yani kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanmasını - genellikle uzun vadeli kullanılan psikiyatrik ilaçların aniden ve/veya yavaş yavaş bırakılmasına bağlıyorlar." (dipnot 26)
(Dipnot 26) : Bunun, ne demek olduğunu biliyor musunuz? - Beyin (kimyası) - genellikle uzun vadeler de (bazen de kısa vadeler de)... - psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları ile doldurulduğu için... artık buna BAĞIMLI hale gelmiş ve artık onsuz (zehirli kimyasallar) olmadan doğru düzgün mantıklı "düşünememekte, hareket edememekte ve davranışlar sergileyememektedir." Bu vb nedenlerden dolayı da beyin (kimyası)... artık bu zehirli kimyasallardan kurtulamamaktadır. Kurtulmaya - yani zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları bırakmaya - çalıştığı andan itibaren... beyinde (beyin kimyasında) ciddi derecede "kalıcı" kimyasal hasarlar (yani "kalıcı" kimyasal beyin hasarı (kimyasal lobotomi) oluşabiliyor.
Muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının saldırısına uğrayan sağlıklı beyinler... dışarıdan gelen zehirli kimyasalların saldırısı altında olduklarından dolayı.... sağlıklı beyinlerin kendi doğal kimyasal sıvıları ile zehirli kimyasalların kendi zehirli kimyasal sıvıları arasında yer değiştirmelerine neden olurlar. Böylece aylarca ve/veya yıllarca psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının saldırısına uğrayan sağlıklı beyinler... zehirli kimyasal sıvılar olmadan... rahat bir şekilde hareket edemezler. Ve sağlıklı beyinler... artık sağlıklı bir beyin olmaktan çıkıp - zehirli kimyasallara BAĞIMLI halen gelen bir nevi zombi beyinlere dönüşmüş gibi olurlar. (Bu zombi beyinlerin durumlarını, genellikle uzun süreli psikiyatrik ilaç kullanan bireylerde fark edebilmek mümkün olabilmektedir, yani fark edilebilir bir özelliğe sahip olabildiklerini söyleyebiliriz. Ancak bu durumu ne kendileri ve hatta aileleri ve toplumlar ve kamuoyu dahi bilememektedir. Muhtemelen işin içinde olsalar, gerçekleri bir öğrenebilseler... anlayacaklar ve fark edebileceklerdir, diye umuyoruz.)
"Zombi beyin-ler" tanımı... muhtemelen bu zehirli kimyasalların... sağlıklı beyinler de (beyin kimyasında) birikmesiyle... beyin kimyası, bu zehirli kimyasallara "BAĞIMLI" hale gelir ve bu sayede beyinler (beyin kimyası)... bireyleri adeta "hissizleştiren, duygusuzlaştıran, ne yaptığını bilemeyen" vb gibi davranışlara sahip olmasına neden olabilen bir nevi "zombi beyinlere" dönüşmesine neden olabilen bir "görsel /gözlemsel tanımı" içerir.
Dolayısıyla psikiyatrik ilaçların bu zehirli kimyasalları... sadece zombi beyinlere neden olmaz... (ki zaten bu zombi beyinlere sebep olan) kimyasal beyin hasarının... "kalıcı" hale gelebilmesine de neden olabiliyorlar. Bu kalıcı kimyasal beyin hasarı... her ne kadar - uzun vadeli psikiyatrik ilaç kullanımının bırakılmasıyla da - ilişkilendirilse de... aslında psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile de... bireyler bir şekilde kalıcı kimyasal beyin hasarına da yakalanabiliyorlar.
"Muhtemelen - psikiyatrik ilaç kullanımından dolayı - psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına maruz kalan her birey... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile de muhtemelen "kalıcı" kimyasal beyin hasarına yakalanması da söz konusu olabilir, diye düşünebiliriz. Muhtemelen belki hepsi için değil ama büyük çoğunluğu için bu olasılığın olabilme durumunu söyleyebiliriz."
Aslında... psikiyatriye ilk defa başvuranların büyük çoğunluğunun - neredeyse hepsinin - sağlıklı beyinlere sahip olduğu... yapılan araştırmalar göstermektedir. Yine yapılan araştırmalara göre.... sözde 'akıl hastalıklarının beyinde olduğuna' dair - herhangi bir (kan, dna vb gibi) biyolojik ve (MR, röntgen, ultrason vb gibi) radyolojik test sonuçlarının olmadığı ortaya çıkmıştır.
Bununla birlikte reçete ettikleri ve uyguladıkları biyopsikiyatrik tedavileri nedeniyle... - dolaylı yollardan da olsa ana akım psikiyatri ve psikiyatristler tarafından - fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına uğratılan... çok sayıda insanın olduğuna dair çok sayıda kanıt bulunmaktadır.
--- --- ---
* Konu hakkında son söz olarak...
Yukarıda muhtemelen engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarının... psikiyatristlerden (ve devletlerden)... "tazminatlar" almak ve onlara "davalar" açmak için yeterli olduğunu... ancak... - yukarıda da dediğimiz gibi - bu, hiç bir işe yaramayan, sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi etmeyen, edemeyen ve insanlara oldukça kalıcı ve ölümcül zararlar veren, sakat bırakan ve öldüren (yani gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımları)... biyopsikiyatrik tedavileri... sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... HUKUKİ zeminde ve YASAL olarak yaptıkları için... bunun, o kadar da kolay bir şey olmayabileceğini izah etmeye çalışmıştık.
Evet, aslında devletler (ve toplumlar, kamuoyu ve medya)... onların (ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin) sözde "akıl hastalıklarını tedavi ettiğini" sanıyor. Ama aslında - hem yukarıda ve hem de hatta bloglarımızda delilleriyle birlikte ortaya koyduğumuz diğer araştırma yazılarımızda da belirtiğimiz gibi - işin gerçeği öyle değildir. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... sözde hayali akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmemekte ve zaten de tedavi edememektedirler.
Yaptıkları tek şey... insanların sağlıklı beyinlerini UYUŞTURMAK ve daha sonra da - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılmasına ve onları hem zihinsel hem de fiziksel olarak sakat bırakılmalarına (iyatrojenik yaralanmalarına) ve daha sonra da öldürülmelerine (iyatrojenik ölümlerine) neden olmaktır. Ve daha pek çok sağlık sorunlarına, bireysel ve toplumsal sorunlara da neden olabilmektedirler.
Ancak bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların devam etmesinin - yani ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını... gizli ve rahat bir şekilde devam ettirebilmelerinin arkasında... muhtemelen ana akım tıp dünyası ve doktorlarının olduğunu /olabileceğini tahmin etmek hiç de zor olmayabilecektir.
Muhtemelen tüm bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... ana akım tıp dünyası ve doktorları tarafından görülmemekte ve büyük çoğunluğunu da gizleyebilmekte - yani örtbas edebilmektedirler. Bu nedenden dolayı da bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... halen bile gizli bir şekilde devam edebilmekte ve muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insan... bir şekilde bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların kurbanı olabilmektedirler.
An akım tıp dünyasındaki doktorların... psikiyatrik vahşet ve soykırımları - yani psikiyatrik tedavi gören bireylerin... iyatrojenik yaralanma ve ölümlerinin... arkasında yatan asıl gerçek nedenlerini (yani psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi biyopsikiyatrik tedavilerin zararlarını) görmemelerinin - yani başka başka sebeplerin üzerine atarak gizlemeleri, yani - ÖRTBAS ETMEYE çalışmalarının arkasında... muhtemelen "siyasi (politik), ekonomik (cüzdan) ve akademik (baskı)" gibi çeşitli nedenler var gibi gözüküyor.
Burada "akademik baskının" ön planda olduğunu /olabileceğini fark edebiliyoruz. Ana akım psikopat psikiyatri ile işbirliği yapan ana akım tıp akademik camiası... psikiyatrik vahşet ve soykırımla ile ilgili gerçekleri ortaya çıkartan doktorların.... doktorluk lisanlarının iptali ile doktorluk mesleklerinin ellerinden alınmasına kadar gidebilen cezaları vermesi korkusu....muhtemelen ana akım tıp doktorlarının... psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını görmemezlikten gelmelerine ve/veya bunları başka başka sebeplerin üzerine atarak gizlemelerine, örtbas etmelerine neden olabilmektedir, diyebiliriz.
Akademik baskıların arkasında... muhtemelen siyasi ve ekonomik baskılar da bulunuyor. Siyasi ve ekonomik baskılar... muhtemelen ilaç ve psikiyatrik ilaç firmaları ile işbirliği yapan ve bu ilaç firmalarından binlerce /milyonlarca /milyarlarca dolar civarında "mali kazançlar" elde eden... sadece ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler bulunmuyor... ayrıca devletlerin bazı siyasileri, resmi ve özel sağlık kuruluşları ile birlikte... ana akım tıp akademik camiası ve - sayısı belirsiz çok sayıda - doktorlar da bulunuyor. (Tüm bunlarla ilgili bilgileri... bloglarımızda yaptığımız araştırmalarla verdiğimiz bazı bilgilerle de okuyup öğrenebilirsiniz.)
"Dolayısıyla... ana akım tıp dünyası ve doktorları da... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin işlemiş oldukları... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarından... birinci dereceden de sorumludur, diyebiliriz."
* Engelli sağlık (kurulu heyet) raporları... şimdiler de değil ama gelecekte... tazminat davaları kazanma olasılığını artırabilir.
(Dipnot 27) : Dolayısıyla psikiyatrik tedavi görürken... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... biyopsikiyatrik tedavilerinden dolayı... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak... "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilen engelli bireyler... kendilerine yine ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... bir ödülmüş gibi verilen - bahşedilen - engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarındaki... "oranları, engellilik ve bakıma muhtaçlık" vb gibi engellilik durumlarını gerekçe göstererek... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlere ve hatta devletlerine dahi - hukuki açıdan "tıbbi hata" ve "tazminat" davaları açabilme haklarına sahip olabilirler.
Ancak yukarıda da dediğimiz gibi... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... muhtemelen bireylerin bu mevcut durumlarını "akıl hastalıklarının tedavisi" vb gibi buna benzer şekilde değerlendirecekler ve bununla birlikte diğer bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını da... muhtemelen sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... hukuki zeminde ve yasal bir şekilde yaptıkları için... engelli bireylerin davaları kazanabilme olasılıkları - muhtemelen hiç yok /olmayabilir denecek düzeyde - çok düşük olabilecektir. Belki de engelli bireyler lehine daha farklı sonuçlar da çıkabilir ama bu da çok düşük bir olasılık olarak görülebilir.
Ayrıca ana akım tıp camiasının ve doktorlarının... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları gizlediklerini de - yani örtbas etmeye çalıştıklarını da - unutmamak gerekir. Mahkemeler, muhtemelen psikiyatrik tedavilerden dolayı... zihinsel olarak sakat bırakıldığınızı (yani iyatrojenik yaralandığınızı - örneğin "fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına" yakalandığınızı ve bu beyin hasarı nedeniyle akıl sağlığının bozulduğunu) ve/veya fiziksel olarak sakat bırakıldığınızı (iyatrojenik yaralandığınızı - örneğin "kanser, diyabet, kalp ve damar hastalıkları" vb gibi kalıcı ve ölümcül fiziksel hastalıklara yakalandığınızı)... "MR, röntgen, ultrason" vb gibi radyolojik ve/veya "kan, dna" vb gibi biyolojik test sonuçlarını gösteren... ve/veya eğer yakınıysanız... yakınınızın
iyatrojenik olarak öldürüldüğünü (yani iyatrojenik ölümüne sebep
olunduğunu - örneğin yukarıda saydığımız zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarından dolayı... yakınınızın öldüğünü) gösteren - en azından bir otopsi sonuçlarına ait - bir "sağlık belgesini" sizden isteyecektir.
Muhtemelen ana akım tıp dünyası ve doktorları... bu istenilen çeşitli test sonuçlarına ait bir "sağlık belgesini"... sizin istediğiniz şekilde - yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı - size, vermeyecektir. Psikiyatrik tedavilerden dolayı iyatrojenik sakat bırakılma (yaralanma) ve öldürülme (ölme) nedenlerinizi... muhtemelen - yine yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı - "altta yatan bilmem ne sebepler" gibi "başka başka sebeplerin" üzerine atarak... gizleyecek, örtbas edeceklerdir.
Tüm bunlar muhtemelen... sizin "dava kazanma" olasılığınızı düşüren en büyük nedenler, etkenler olabilecektir. Ancak yine de elinizdeki "engelli sağlık (kurulu heyet) raporu" - sağlık belgesi - ... sizin, biyopsikiyatrik tedavi görürken zarar gördüğünüzü - yani biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildiğinizi gösteren... - her ne kadar yasal açıdan geçerli olmasa da yine de - "en önemli kanıtlardan biri" olmaya devam edebileceğini tahmin edebiliriz, diye düşünebiliriz. Yani bu sağlık belgesi... yasal ve hukuki açıdan... sizin biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildiğinizi gösteren bir "resmi belge" yerine geçmeyebilir - ama aslında gerçekte öyle olması gerekir ama işte öyle değil ve bu nedenden dolayı da- muhtemelen davaları kaybetme olasılığınız olabilir.
Ancak yine de elinizde - her ne kadar şimdiler de resmiyeti olmasa da - biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildiğinizi gösteren bir sağlık belgesinin olması... muhtemelen - şimdilerde değil ama - gelecekte... akıl sağlığı sisteminin - tabii biyopsikiyatrik tedavilerin kalıcı ve ölümcül zararlarını dikkate alarak - sil-baştan yeniden değişmesi (düzenlenmesi) olasılığına (dipnot 28) karşı... bu sağlık belgesinin... yasal ve hukuki zemine kavuşabileceğini ve resmiyet kazanabileceğini ve bu nedenlerle de... gelecekte (şimdiler de ve/veya ileri de açtığınız) davaları kazanabilme olasılığının olabileceğini... bilmek de önemlidir, diyebiliriz. Bu nedenlerle... elinizde bulunan ve kapı gibi sağlam bir belge olan... "engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarını"... hiç bir şekilde çöpe atmamanızı, saklamanızı şiddetle tavsiye ederiz.
* Akıl sağlığı sistemleri - psikiyatrik vahşet ve soykırımların önüne geçilebilmesi adına - bir an önce değişmelidir.
(Dipnot 28) : Bu düşük olasılıkların - ve çarpık ve kötü akıl sağlığı sisteminin - komple değişebilmesi için... muhtemelen öncelikli olarak... akıl sağlığı sistemlerinin... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... kalıcı ve ölümcül sonuçları olan biyopsikiyatrik tedavilerini bırakması ve onun yerine sözde "hayali akıl hastalıklarının tedavisi" konusunda... bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ile birlikte (diyalog, konuşma, bir işle meşgul olmak, doğa, yürüyüş, müzik, tiyatro vb gibi çok sayıda olabilen) insani davranış terapilerinin... kabul edilmesi ve bunların daha uygun ortamlarda ve muhtemelen - tüm akıl sağlığı birimlerinde ve medikal tıp birimlerinde - yapılabilmesi sağlanılmalıdır.
Ayrıca bireylerin zehirli kimyasallar olan psikiyatrik ilaçları bırakmalarına yardımcı olabilecek... "ilaç bırakma yoksunluk birimlerini ve ilaçsız tedavi yöntemlerini ve insani davranış terapileri" sunan resmi ve özel akıl sağlığı birimlerinin kurulması vb gibi akıl sağlığı sistemlerinin sil-baştan yeniden düzenlenmesi gerekir.
Ayrıca ana akım psikopat psikiyatrinin - psikiyatrik vahşet ve soykırımlarının önüne geçilebilmesi için - tıp fakültelerinden bir an önce kaldırılması da gerekir. Psikiyatri, bir tıp alanı değildir. Psikiyatristler de "doktor" falan değildir. Psikiyatristler, psikologlar ile birlikte... "doktor" olarak değil... "akıl ve ruh sağlığı uzmanları" olarak görev yapmalıdırlar.
Bir an önce "akıl ve ruh sağlığı bakanlığı" kurulmalı ve akıl sağlığı ve akıl hastalıklarının tedavisi" konusunda "ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapilerini" içeren uygun - yukarıda saydığımız ve sayamadığımız- düzenlemeler yerine getirilmeli ve akıl sağlığı sistemi sil-baştan yeniden düzenlenmelidir.
Psikiyatrik tedavi görürken... zarar gören tüm kişilere ve ölen kişilerin ailelerine... tazminatlar ödenmelidir. Buna sebep olan psikiyatristler... biyopsikiyatrik tedavilerin kalıcı ve ölümcül zararlarını bildikleri , dünya genelinde muhtemelen her yıl milyonlarca insanın sakat bırakılmasına ve öldürülmesine neden oldukları ve bu konuda hiç bir şey yapmadıkları için... her ne kadar hukuki cezayı hak ettilerse de... muhtemelen işlerini yasal olarak hukuki zeminde yaptıkları için... yeni düzenlenecek akıl sağlığı sistemine katıldıkları ve ölümcül biyopsikiyatrik tedavileri uygulamadıkları sürece... herhangi bir ceza yaptırımının olmaması gerektiğini düşünebiliriz. Ancak akıl sağlığı sisteminin değişmemesi ve/veya değiştiği halde sisteme adapte olmak istememeleri halinde... hukuki zeminde, davalar yoluyla (para cezası, görevden alma, lisanslarının iptali, tazminat (bunlar en hafif cezalardır), ayrıca hapis ve idamlar gibi (ağır cezalar) da dahil) her türlü hukuki cezaların verilmesi gerektiğine de inanmaktayız.
Bunu bir tehdit ve şantaj olarak görenler varsa... şöyle bir geçmişe baksın. Biyopsikiyatrik tedavilerin nasıl her yıl milyonlarca insanı sakat bıraktığını (iyatrojenik yaraladığını) ve öldürdüğünü (iyatrojenik ölümlerine sebep olduğunu)... tekrar bir gözden geçirsinler. Bu, onlarca yıl boyunca devam ettiği için ölenler de birlikte... muhtemelen sayısı belirsiz milyarlarca insanın zarar gördüğü (sakat bırakıldığı ve öldürüldüğü) anlamına gelir. Ve bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların halen bile - devletlerin ve toplumların gözü önünde gizli bir şekilde nasıl - devam ettiğini de bir kez daha göz önüne getirsinler. Bunların işlemiş oldukları psikiyatrik vahşet ve soykırımların yanında... bu önerilerin onlar için - birer tehdit ve şantaj değil - tam tersine aslında birer ödül olduğunu /olabileceğini... aklınıza getirebilirsiniz.
NOT : Evet, şimdiye kadar... özellikle de muhtemelen biyopsikiyatrik tedaviler görürken... zihinsel, duygusal ve ruhsal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilen... engelli bireylere verilen engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarının ve bireylerin bir takım tuhaf ve garip davranışlarının - yani sözde hayali "akıl hastalıkları" olarak görülen semptomların... asıl nedenlerini... kısaca anlatmaya çalıştık...Daha fazlasını bloglarımızda bulup okuyabilirsiniz. (Bunu BURADA özel sayfada ele aldık, gidip okuyabilirsiiz.)
*** *** ***
Kardeşimle ilgili detaylara devam edelim...
Yukarıda da hem nedenlerini hem de gözlemlerimizi ortaya koyarak belirttiğimiz gibi... kardeşimizin sağlık durumunun kötüye gitmesinden oldukça endişe duyuyorduk. Ama ana akım psikiyatri ve özel bakımevi yönetimi tam tersini söylüyordu. Onunla ilgilenen ana akım psikiyatriste (ekim 25) durumu anlattık ancak onlar da, bunu redd ediyor ve kardeşimin "durumunun gayet iyi olduğunu" söylüyordu. Özel Bakımevi yönetimi de bunu redd ediyor ve aynı düşünceyle hastamızı alıkoymaya çalışıyordu. Ana anım psikiyatristi, kardeşimin "durumunun gayet iyi olduğunu... evine gidebileceğini' söylerken... özel bakımevi yönetimi psikiyatristin "durumunun iyi olduğu" sözü ile birlikte "biz, burada kendisine iyi davranıyoruz, bakımını yapıyoruz, ilacını veriyoruz! ve durumu da gayet iyi!' diyor ve "annesi yaşlı artık ona bakamaz, eviniz hijyen değil' vb buna benzer bahaneleri ekleyerek hastamızı alıkoymaya çalışıyordu.
Muhtemelen... ana akım psikiyatristi, "psikiyatrik ilaçların zararlarının ortaya çıkmasını engellemek" amacıyla.... özel bakımevi yönetiminin de "bakımevindeki olumsuz şartların ortaya çıkarılması endişesinin olması" ve/veya "maddi imkanı olmayan hastaların ücretsiz bakım, tedavi ve rehabilitesi için" hem devletten hem de "maddi imkanı olan hastaların" ailelerinden alınan çok yüksek düzeydeki mali meblağlardan olmamak için... kardeşimin "durumunun gayet iyi olduğu" konusunda yalan söylüyorlardı.
"Hiç bir resmi /gayri resmi bakım... bir bireye, ailesinden - hele de kendi öz annesinden - "daha iyi bakım" sağlayamaz." (Not4) Ve gerçekten de öyle de oluyor...
"Bir annenin yaşlı olması" ve/veya (çöplerle dolu bir ev dışında) "bir evin tam bir hijyen olmaması" gibi mazeretler birer bahane olarak kullanılamaz ve kullanılmamalıdır. "Bir evin tam bir hijyen olmaması", zihinsel engelli bireyin bakım, tedavi ve rehabilitesinin annesi /ailesi tarafından yapılmasına engel olan bir sorun değildir.
Bir evin hijyenliğini, kişilerin fakir ve zengin (lüks) bir evde ve ortamda kalması olarak ikiye ayıran zihniyetler var. Eğer fakir bir evde yaşıyorsanız... eviniz hijyen değil... eğer zengin ve lüks bir evde yaşıyorsanız... eviniz hijyen olarak görülüyor. Bu çarpık ve kötü niyetli zihniyet yüzünden... muhtemelen dünya genelinde milyarlarca çocuk ve/veya engeli birey... ailelerinden koparılarak... ailelerin parçalanmasına neden olabiliyor. Artı ayrıca bu zihniyet... "fakir bir evde hijyen olabilir" ifadesini... kendi kötü niyetli emellerine, çıkarlarına alet ederek... bireyleri ve aileleri suiistimal edebiliyor ve bu nedenlerle de ailelerin parçalanmasına da neden olabiliyorlar.
Zihinsel engelli bireyin bakımına yönelik ortaya atılan "tam bir hijyen olarak gözükmeyen bir evde bakılamaz" ve "bir anne, yaşlı olmasından dolayı evladına bakamaz" şeklindeki mantıkdışı paradigmalar, birer bahane olarak görülürse... o zaman bakımevleri de dahil (huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri) gibi diğer tüm akıl sağlığı birimlerinin - genellikle göz önüne getirilmeyen, halktan toplumdan gizlenebilen, örtbas edilebilen - ölümcül sonuçlara yol açabilen "gizlenmiş faaliyetlerini" de hayli hayli sorgulamanız gerekecektir;
(Huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri de dahil) bakım evlerinin çok hijyen olması (gerçekten çok mu hijyen, ne kadar hijyen, kime göre hijyen, ya kimyasallarla süslenen hijyen yüzünden bireyler sakat bırakılıyor ve öldürülüyorsa vb tartışılır, - "var mı araştıran?" denetimler bile genellikle /bazen tartışmalıdır), bireylerin bakım, tedavi ve rehabilitelerinin (BTR'ler) yapılması gibi faaliyetlerin...
1) aslında nasıl verildiğine, (BTR'ler nasıl veriliyor, DOĞRU bir şekilde verilip-verilmediği ve bireylerin bunlardan zarar görüp-görmediği gibi faaliyetler nasıl denetleniyor? vs gibi şu an aklımıza gelmeyen olumsuzluklar da dahil...)
2) bakımevlerinin kasvetli ortamının her bir zihinsel engelli bireye uygun olup-olmadığına, (Dipnot 3)
3) uzun süreli bakımın zihinsel sağlık durumlarının (mevcut beyin hasarının) daha da kötü hale getirdiğine yönelik araştırmalara, (Dipnot 3)
4) bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) özellikle psikiyatrik ilaçların kullanımı devam edildiği için... özellikle de psikiyatrik ilaç kullanan bireylerde... psikiyatrik ilaç kaynaklı olması muhtemel kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara (iyatrojenik sakat bırakılmalara, yaralanmalara) yakalanıp - yakalanmadıklarının ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlerin asıl nedenlerinin "kontrol ve tespitlerinin" nasıl yapıldığına, örneğin hastanelerdeki test ve tespitlerin ne kadar doğru olduğuna, psikiyatrik ilaç kaynaklı iyatrojenik yaralanmaların (sakat bırakılmaların) ve ölümlerin... doktorlar, hastaneler ve adli tıp birimleri tarafından örtbas edilip-edilmediğine vs vs, (Dipnot 3)
.... vb gibi sorunların da
bakım evlerinde "olup -olmadığı, yaşanıp-yaşanmadığını" da sorgulamak ve
bunları araştırıp-bulmak zorunda kalabilirsiniz. (Dipnot 4)
* (Not4) : Bakımevleri neden birer ÖLÜM KAMPLARI? - Bakımevlerinin neden "ölüm kampları" olduğu ile ilgili bilgi ve düşünceleri daha detaylı olarak BURADAN okuyabilirsiniz. Ayrıca konuyla ilgili diğer bilgi ve düşünceleri de BURADAN ve BURADAN okuyabilirsiniz. Hepsine ulaşmak için de BURADAN takip edebilirsiniz.
* "Bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimleri.... neden birer "ÖLÜM KAMPLARI" haline dönüşmüş durumda?
(DİPNOT 3) : Muhtemelen ne devletler, ne aileler ne de akıl sağlığı birimleri... bu gerçeğin ne kadar önemli olduğunu... halen fark edebilmiş değiller. Muhtemelen... bu uygunsuzluk nedeniyle bireylerde ciddi anlamda kalıcı beyin hasarı oluşuyor ve/veya mevcut beyin hasarı daha da kötü hale geliyor. Ama bunları onlara (yöneticilere) anlattığınız da... "Yoo, durumları gayet iyi' Neşeliler, gülüyorlar, eğleniyorlar... yaşamlarından ve burada olmaktan çok mutlular!' diye buna benzer bahaneleri sıralayabiliyorlar.
Bir insanın beyninin kalıcı olarak hasara (kimyasal beyin hasarına) uğramanın ne olduğunu... anlaşılan ne devletler, ne aileler ne de bakımevleri gibi diğer tüm akıl sağlığı birimleri halen anlayabilmiş değiller. Onlar muhtemelen zannediyorlar ki... 'bunlar gayet mutlu ve huzurlu!' Muhtemelen ne kadar acı çektiklerini fark bile edemiyorlar /fark ediyorlar ama adeta sizinle dalga geçer gibi "evet, acı çekiyorlar ama bakımlara ihtiyaçları var!'
diye buna benzer bahaneler üretebiliyorlar. Biz, durumlarının bakımevlerinde daha
da kötüye gitme risklerinin olduğunu /olabileceğini söylüyoruz... onlar 'Uuuu sen varsayımsal konuşuyorsun, yok öyle birşey; bak hepsi gayet sağlıklı ve mutlu!' diye buna benzer ifadelerle adeta sizi susturmaya çalışabiliyorlar.
a) 1. neden... (1. en önemli gizli neden) : Ana akım tıp ve ana akım psikiyatri'de oldukça yaygın olan "iyatrojenik yaralanma ve ölümleri" örtbas etme kültürü : Evet, aslında yarı oranda haklılar; bunun nedeni de muhtemelen.... ana akım psikiyatri ile ana akım tıp camiasının... özellikle de psikiyatrik ilaçların olası kalıcı ve ölümcül olabilen "iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin" asıl nedeninin (psikiyatrik ilaçlar olduğunu) görmezden gelmeyi bir kültür - yani bir nevi örtbas etme kültürü - haline getirmiş olmalarından kaynaklanıyor gibi görülüyor.
Örtbas etme kültürü ana akım tıp dünyasında o kadar çok yaygın ki... bu nedenden dolayı muhtemelen dünya genelinde iyatrojenik olarak sakat bırakılan ve öldürülen insan sayısını tahmin edebilmek oldukça çok zordur - muhtemelen her yıl yüz milyonlarca.. Psikiyatrik ilaçların, sadece ABD'de her yıl bir kaç milyon insanı sakat bıraktığını ve öldürdüğünü düşünürseniz... psikiyatrik ilaçların da muhtemelen dünya genelinde on milyonlarca insanı sakat bırakıyor ve öldürebiliyor tahminine ulaşabilirsiniz.
"Ana akım tıpdaki örtbas etme kültürü... hastaların iyatrojenik sakat bırakılması ve öldürülmesinin devamını sağlarken... ana akım tıp doktorları, sağlık çalışanları, ilaç firmaları ve eczaneler de dahil medikal tıp malzemeleri tedarikçilerinin de - deyim yerindeyse eğer adeta "bu iyatrojenik yaralanma ve ölümlerden" - yüksek meblaglarda "parasal mali çıkarlar" elde etmesine neden olabiliyor."
İşte ana akım tıpdaki bu örtbas etme kültürü nedeniyle... bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar kalmak zorunda olan bireylerin - özellikle de psikiyatrik - ilaç kaynaklı iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin asıl nedenleri öğrenilememekte ve bu bireyler adeta KİM VURDUYA GİTMEKTEDİR. Örtbas etme kültürü sadece bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerini ilgilendiren birimlerde değil... neredeyse hayatın tüm alanlarında oldukça yaygın olduğu için... bundan en çok karlı çıkanın da ana akım tıp doktorları, sağlık çalışanları ve - özellikle de psikiyatrik - ilaç firmalarıdır.
Örtbas etme kültürü, doktorların, sağlık çalışanlarının ve ilaç firmalarının ve bunlarla bağlantılı diğer medikal tıp malzemeleri alanlarının - deyim yerindeyse eğer - insanların özellikle de psikiyatrik olan ve olmayan - ilaçlardan dolayı "hastalanması, sakat kalması" ve hatta "ölmesi" sayesinde bile - gizli ve/veya açık yüksek meblaglarda "mali çıkarlar" elde etmesine neden olabiliyor.
Yani... devletin bunlara ödemiş olduğu ayrı doktor, hemşire ve personel aylık maaşları ile birlikte... özellikle de doktorların, hem ilaç firmalarından hem de özel hastane ve/veya özel muayene yerlerinden elde etmiş oldukları gizli ve mali olan /olmayan parasal ve/veya maddi çıkarlar... ilaç firmalarının ve medikal tıp malzemeleri tedarikçilerinin mali çıkarları... vb gibi aklımıza şu an gelmeyen bunlara benzer mali gelirler, çıkarlar... hem ana akım tıp dünyasında hem de ana akım psikiyatri sektöründe... örtbas etme kültürünün devam etmesine neden olabilmekte ve bu nedenle de... (dünya genelinde) tahmini her yıl on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla 1 milyardan fazla) insan... iyatrojenik olarak sakat bırakılmakta (yaralanmakta) ve öldürülmekte - deyim yerindeyse eğer - adeta KİM VURDUYA GİDEBİLMEKTEDİR.
"Ana akım tıpdaki örtbas etme kültürü... hastaların iyatrojenik sakat bırakılması ve öldürülmesinin devamını sağlarken... ana akım tıp doktorları, sağlık çalışanları, ilaç firmaları ve eczaneler de dahil medikal tıp malzemeleri tedarikçilerinin de - deyim yerindeyse eğer adeta "bu iyatrojenik yaralanma ve ölümlerden" - yüksek meblaglarda "parasal mali çıkarlar" elde etmesine neden olabiliyor. Bu, aslında ana akım tıp dünyasında bir nevi -"hastaları iyileştirme ama hemen de öldürme, yavaş yavaş süründür ve sonra da öldür" mantığına dayalı "döner sermaye sistemidir." - "Ne kadar çok hastayı süründürürsen (yaralarsan), o kadar çok kazanırsın! 'Yakalanırım' diye endişelenme.. örtbas etme kültürü senin için devrede!"
Dolayısıyla... adli tıp birimleri de dahil - ana akım tıp dünyasındaki örtbas etme kültürünün yaygınlığı... bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde .. özellikle de psikiyatrik - ilaç kaynaklı iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin... asıl nedenlerinin gerçek anlamda ortaya çıkmamasına neden olabilmekte ve bu nedenden dolayı da zihinsel engelli bireyler de, adeta KİM VURDUYA GİDEBİLMEKTEDİR, diyebiliriz.
** Bakımevlerinin kasvetli ortamının her bir zihinsel engelli bireye uygunluğu konusuyla ile ilgili diğer 2 neden ise;
b) 2. neden... - Personelin, hastalara karşı istismar ve suiistimal davranışları : personellerin, bireylere karşı "şiddet, alay etme, dalga geçme, cinsel istismar, tecavüz, başka hastaları başka hastaların üzerine göndertme (hastaları, birbirlerine kırdırtma)" vb gibi istismar davranışları ile birlikte... (habersiz, izinsiz ve/veya kasıtlı olarak - örneğin "sessiz kalmasını, susmasını, kendilerini şikayet etmemelerini" vb sağlamak gibi nedenlerle) "uygunsuz ağır ilaçların verilmesi, ilaç dozlarının değiştirilmesi" vb gibi suiistimal davranışlarının olması nedeniyle... hastaların zihinsel ve/veya fiziksel zarar görmesine (ör. mevcut beyin hasarının daha da kötüleşmesine), sakatlanmasına (yaralanmasına) (örn "beyin hasarının derinleşmesi nedeniyle, zihinsel sağlık durumunun daha da kötü hale gelmesi ve/veya yatağa bağımlı hale gelmesi" vb gibi) ve hatta ölümlerine sebep olunması ile birlikte....
c) 3. neden... Hastaların, hastalara karşı şiddeti ve diğer istismar ve suiistimalleri : Zihinsel ve/veya fiziksel açıdan bazı (güçlü) hastaların, bazı (güçsüz) hastalara karşı... yukarıda saydığımız ve sayamadığımız - şiddet'te dahil - her türlü istismar ve suiistimal davranışlarda bulunması... (Bu durum, kardeşimde yaşandı. Bazı hastalar (ve hatta personellerden bazıları bile)... kendisine karşı şiddet ve istismar uygulamaya başlayınca... kardeşim bize bu olayları anlatınca (şikayet edince)... biz de, olaya el koyup-bakımevi yönetimini uyarmıştık. Şimdilik böyle şeylerin tekrarlanmadığına dair bilgiler alıyoruz ama ileride ne olur, bilemiyoruz. Kardeşimin yaşadığı personeller ve hastalar tarafından uygulanan şiddet ve istismar bilgilerini... detaylarına kadar bir sonraki bakımevi araştırmasında yayınlayacağız.)
NOT: Kardeşimizi bakımevinden çıkarttık. (ekim/kasım 25)
"Ama aslında verilen tek şeyin sadece hastaların yaşamış oldukları kalıcı kimyasal beyin hasarının daha da ileri seviyeye gelmesini (yani daha da kötüleşmesini) engellemek için - o da sadece bilişsel faaliyetler - veriliyor olunabileceğini anlamaya, fark etmeye başlamıştık. Bunun, "topluma kazandırma, topluma adapte olma" vb gibi rehabilitasyon faaliyetleri ile ilgili hiç bir ilgisi, alakası yok."
Bu, hasara psikiyatrik ilaç tedavisi görenlerin psikiyatrik ilaç kaynaklı hasarla birlikte... diğer ilaç kaynaklı olan /olmayan beyin hasarları da dahil olabilir. Yanlız psikiyatrik ilaç kaynaklı beyin hasarının daha da ileri seviyede daha da kötü hale gelmesine neden olan şey de... zaten psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesidir. Bu nedenle de... muhtemelen bu sözde bilişsel faaliyetler veriliyor ki... bu mevcut beyin hasarının daha kötüleşmesi durumu, çok çabuk bir şekilde gelmesin diye...
"Aslında - (bilinmesi gereken ama hasta ve ailelerine anlatılmayan bir gerçek ise) - bu bilişsel faaliyetler verilse de... - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin yaşamış oldukları... - biyopsikiyatrik tedaviler kaynaklı olması muhtemel - bu beyin hasarının daha da kötü hale gelmesinin kaçınılmaz olmasıdır. Ki bu bilişsel faaliyetler, sadece süreyi uzatıyor, - yani hasarın "kötüleşmesini engelleme" süresini uzatıyor, hepsi bu..."
Bakımevi yönetimi, aslında - "kendilerinin "topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi buna benzer ifadelerle rehabilitasyon faaliyetleri de verdiklerini" - söylüyorlar ve/veya iddia ediyorlar. Ancak bunu "kanıtlayacak ellerinde bir kanıt yok" gibi görülüyor. Bizim, burada gördüğümüz şey - üstelik instagram uygulamasındaki hesaplarında yayınladıkları videolarda da açıkça görülebileceği gibi - rehabilitasyon faaliyetleri olarak verilen şeyin... aslında bilişsel faaliyetler olduğunu /olabileceğini görebiliyor, fark edebiliyorsunuz.
Dışarılarda bazen "gezi" amaçlı gezintiler yapılıyor, parklara falan götürülüyor, hayvan sevgisi falan aşılanmaya çalışılıyor" vb gibi rehabilitasyon adı verdikleri "geziler, faaliyetler" yapılıyor. Ancak bunların hiç biri... "topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi eylemsel faaliyetleri içermiyor. Bunlar, sadece - yukarıda da dediğimiz gibi - özellikle de psikiyatrik tedavi gören zihinsel engelli bireylerin yaşamış oldukları... "kimyasal beyin hasarının" daha da ilerlemesini, kötüleşmesini - bir süreliğine de olsa - engellemek için yapılan "gezdirmek, eğlendirmek" vb amaçlı bilişsel faaliyetler gibi görülüyor. Ama bununla birlikte... "topluma kazandırma çalışması yapıyoruz" diye buna benzer ifadelerle iddia ettikleri için olsa gerek herhalde... muhtemelen bu tür göstermelik geziler... kamuoyunu (toplumları) bir nevi "salak" yerine koyacak şekilde "aldatmak, kandırmak "ve/veya buna inandırmak" gibi bu yönde yapılıyor olabileceğini de anlayabiliyorsunuz.
"Topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi eylemsel faaliyetler, bu kadar basit rehabilitasyon faaliyetleri içermez. Bunlar, bakımevlerinde kalan ve durumları ağır olan (muhtemelen psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı beyin hasarına uğratılan, bu hale getirilen) masum insanların... yapabilecekleri, en azından farkında olarak yapabilecekleri, algılayabilecekleri şeyler değil. Bakımevi yöneticileri, aslında bu gerçeği biliyorlar ama muhtemelen "işlerine gelmediği" için olsa gerek... bu gerçeği, yukarıda anlattığımız şekilde çarpıtabiliyorlar.
"Madem öyle... "topluma kazandırma, topluma adapte olma" vb gibi rehabilitasyon faaliyetlerini de yaptıklarını iddia ettikleri gibi... - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel, ruhsal ve duygusal açıdan "bakıma muhtaç" hale gelen (/getirilen)... bu engelli bireylerden.... şimdiye kadar rehabilite edilip iyileşen ve sonra da elini kolunu sallaya sallaya - tek başına, sağlıklı ve düzelmiş bir şekilde - bakımevlerinden ayrılanlar olmuş mudur? Onu da bir izah etsinler... o zaman...."
Bakımevlerinde iddia ettikleri verilen "topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi rehabilitasyon faaliyetlerine karşı.. bakımevi yönetimlerine, şu soruları sormak ve cevaplarını almak gerekir;
1) Şimdiye kadar kaç kişiyi topluma kazandırdınız?
2) Şimdiye kadar kaç kişi, rehabilite edilmiş, sağlığına kavuşmuş, iyileşmiş vb şekilde - deyim yerindeyse - elini kolunu sallaya sallaya bakımevi kapısından çıkıp - gitti?
Cevabını şimdiden duyabiliyoruz : HİÇ... Sıfır da sıfır.. Elde var sıfır...
--- --- --- "Psikiyatristler... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrattıklarını itiraf ediyorlar - tabii dolaylı yollardan."
** Bayan bir psikiyatristin - dolaylı yollardan - itirafları...
NOT : "Aşağıda psikiyatristle geçen diyalogları (sözleri)... kelimesi kelimesine tam olarak hatırlayamadığımı ama buna benzer ifadeleri kullandığımı gayet çok iyi hatırladığımı rahatlıkla söyleyebilirim"
(Dipnot 29) : Bunları söyleyince aklıma psikiyatristin söyledikleri geldi... Bir de konuya buradan bakalım... Psikiyatrist'e kardeşimle ilgili "psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinin durumunu daha da kötü hale getirebileceğini..." söylediğimde... bize söylediği şey... "psikiyatrik ilaçların azaltılması /bırakılması durumunda... dışarıda kurda kuşa, sapıklara vb yem olur"
gibi buna benzer ifadeler kullanmıştı. (Cümleleri tam olarak
hatırlayamıyorum ama buna yakın cümlelerdi.)
- "Aslında ne demek istemişti?"
Aslında güya bize "Bak
bu, akıl hastası, durumu gayet ciddi, ne yaptığını bilmiyor, eğer
ilaçlarını kesmeyi bırakırsanız, durumu daha da kötüleşir, dışarıda
kurda kuşa yem olur, ..." vs gibi buna benzer ifadelerle... güya bize "akıl ve ders vermeye" çalışıyor gibiydi. Ama işin aslını, gerçeğini - yani kardeşimin "bu duruma gelmesine sebeplerin ne olduğunu"... (kendisi bildiği halde) bunları tam olarak bize anlatmıyordu. Sadece bize akıl ve ders vererek, bizi korkutmaya çalışıyor gibiydi. İşin aslını ve gerçeğini... direkt olarak bize anlatamazdı - çünkü kardeşimi bu hale getirenin... kimyasal zehirlerden oluşan psikiyatrik ilaçlar olduğunu ve bu zehirleri reçete edenler arasında kendisinin de olduğunu - gayet çok iyi biliyordu. Gerçeği anlatsaydı... kendisi de suçlanmış olacaktı. Bu nedenle... dolaylı yollardan bize ders ve akıl vermeye çalışıyordu.
Ancak bayan psikiyatristin... unuttuğu bir şey vardı; o da bize akıl ve ders vermeye çalışarak... aslında kardeşimi bu hale getirenin psikiyatrik ilaçlar ve kendileri olduğunu - dolaylı yollardan da olsa - itiraf etmesiydi. Bu cümlelere baktığınız
da... aslında psikiyatristin "psikiyatrik ilaçların insanlarda kalıcı kimyasal beyin hasarı yarattığı" gerçeğini kabul ettiğini de anlayabilmiş oluyorduk.
Aslında psikiyatrist, "psikiyatrik ilaçların beyin hasarına sebep olmadığını" ve/veya "bu, kimyasal hasarın sebebinin kendisinin olmadığını" ve/veya bunlarla birlikte "psikiyatrik ilaçların bırakılmasının /azaltılmasının da mevcut beyin hasarının daha da kötüleştirebileceği" yönünde vb gibi buna benzer şeyleri söylediğini ve bu nedenlerden dolayı adeta "bana ders verip, beni uyarmaya çalıştığı" yönünde bir izlenim edindiğimi söyleyebiliriz. Tabii, psikiyatrist bunları söylerken... aslında - dolaylı yollardan da olsa - "psikiyatrik ilaçların, insanlarda ciddi derece de kimyasal kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarına da sebep olduğunu" da istemeden de olsa söylediğini ve "bunu kabul ettiğini" de fark edememiş olmalıdır, herhalde...
(Dipnot 30) : Tabii sadece bu da değil... Bir de bu bayan psikiyatriste... "psikiyatrik ilaçların tardif diskinezi ve akatizi gibi kalıcı ve ölümcül hastalıklara neden olabileceğinden" endişe duyduğumuzu söylediğimiz de.... akineton'u işaret ederek... "...zaten biz bu akinetonu... diğer psikiyatrik ilaçların bunlara sebep olmaması için veriyoruz" vb gibi buna benzer bir ifadeyi dediğine şahit olmuştuk.
- "Bu, ne demek oluyordu?"
Yukarıda da belirttiğimiz gibi halbuki yıllarca kardeşime çok sayıda psikiyatrik ilaç reçete eden psikiyatristlerin hiç biri... bize bu zehirli kimyasalların neden olduğu bu kalıcı ve ölümcül hastalıklardan hiç ama hiç bahsetmemişlerdi. Kardeşimin yıllarca bu zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) kullanarak... bu kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanması ise neredeyse an meselesi..
Dolayısıyla bu, açıkara psikiyatrik ilaçların... kimyasal beyin hasarları da dahil... bireyler de TD ve akatizi gibi kalıcı ve ölümcül hastalıklara da neden olduğunun bir itirafıdır aslında. Aslında ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... on yıllar boyunca psikiyatrik ilaçların zihinsel ve fiziksel olarak çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara... ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olduğunu... gayet çok iyi biliyorlardı.
"Ama bunları hiç bir zaman ve hiç bir şekilde... hastalarına, ailelerine, toplumlara, kamuoyuna, medyaya ve devletlerine anlatmamışlar ve halen de anlatmıyorlardı - her yıl milyonlarca insanın psikiyatrik ilaçlardan dolayı iyatrojenik sakat bırakılmasına ve öldürülmesine rağmen..."
Psikiyatrik ilaçlar... sözde akıl hastalıklarını "tedavi etmediği, bireyleri iyileştirmediği" gibi... çok sayıda zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara... ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de neden oluyordu. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bu gerçekleri bildikleri halde... bu ölümcül bilgileri hastalardan, ailelerinden, toplumlardan, kamuoyundan, medyadan ve devletlerden onlarca yıl boyunca sakladılar, gizlediler ve halen bile saklamaya, gizlemeye devam ediyorlar - dünya genelinde her yıl milyonlarca insanın iyatrojenik sakat bırakılmasına ve öldürülmelerine rağmen. Ana akım tıp dünyası da... tüm bu olup-biten gizili psikiyatrik soykırımlara... sadece bakmakla yetiniyor.
Tabii, "bunları söylediğine dair elinde kanıtın var mı?" diyenler olacaktır. Aslında var ama onlar, gerçeği söylerler mi, orası biraz meçhul. Muhtemelen psikiyatristin masabaşı sekreteri (personel /hemşire olabilir) ve bakımevi hemşiresi... diğerleri de hiç birşeyin farkında olmayan kardeşim ve dayım. Dayım yaşlı ve biraz da hasta biridir, hasta haliyle bakımevine benimle geldi, yeğenini gördü, psikiyatristin yanına girdi ancak hiç konuşmadı, "söylenilenleri ne kadar algıladığını" bilemiyorum - psikiyatristi diğer doktorlar gibi "doktor" olarak gördüğü için, biraz ona hak verir gibi oldu ancak "kendisine işin gerçeklerini" anlatınca, birşey söylemez oldu. O nedenle psikiyatristin bu sözleri /buna yakın sözleri ifade ettiğine dair kanıt olarak - sadece o iki görevliden başka kanıtımız yok (Yüce Allah (cc) hariç), diyebilirim. O ikisinin de doğruyu söyleyebileceklerine dair pek bir güvencim yok açıkçası...
Şimdi tüm bu olup-bitenlerden baktığımız da...(Bayan psikiyatristin - dolaylı da olsa - dolaylı itiraflar da bulunması önemli ama aslında bunları izah etmese de... zaten bunlar bilinen ve kanıtlanan bilgilerdir.) Buradan şu gerçeği anlayabiliyoruz... psikiyatrik ilaçlar, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına neden olabiliyor ve ilaçların kullanımının devam edilmesi ve bırakılmasının bu hasarı daha da kötü hale getirmesine ve bununla birlikte bakımevleri gibi kasvetli ortamların da bu mevcut beyin hasarlarını da daha da kötü hale getirebilmesine de neden olabiliyor, diyebiliriz.
--- --- ---
* "Bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerine giren... bir daha oradan - sağlıklı ve/veya canlı bir şekilde - çıkamaz : Muhtemelen "kimyasal ve duygusal saldırılar" olduğu için... (Neden?)
(Dipnot 31) : Bunun en temel nedeni de... muhtemelen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar (daha doğrusu bunları reçete eden ana akım psikopat psikiyatristler) tarafından... bireylerin sağlıklı beyinlerinin... bir daha geri kurtarılamayacak derecede kimyasal beyin hasarına uğratılmalarıdır, diyebiliriz. En azından - sivil hayattayken - sadece psikiyatrik ilaç tedavisi görenler için bunu söyleyebiliriz. (Psikiyatrik ilaç tedavisi görmeyenler için ise... bu durum tamamen - özellikle de - bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezlerinin... mevcut - kasvetli - ortam ve durumlarının var olması gibi gözüküyor. Başka nedenler ve olasılıklar da olabilir.)
"Tabii sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik (elektroşok) verilmesi (ECT) işlemi gibi... diğer kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedavileri ise hiç saymıyoruz. Bunlar da... bireyleri ciddi derece de kimyasal ve/veya fiziksel beyin hasarlarına ve beden sağlığına da oldukça kalıcı ve ölümcül zararlara da neden olabilmektedir, diyebiliriz."
Hem sivil hayattayken hem de akıl sağlığı birimlerinde... psikiyatrik ilaç tedavilerinin devam edilmesi... ileriki dönemler de sadece bireylerin zihinsel sağlık durumlarının değil... fiziksel sağlık durumlarının da... daha da kötüleşmesine neden olabilen bir şeydir. Çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olmak gibi... İşte aslında bu, iyatrojenik sakat bırakılmadır (iyatrojenik yaralanma) ve ani ölümler de dahil çok sayıda çeşitli ölümlere maruz kalmak da söz konusudur... ki bu da iyatrojenik öldürülmedir (iyatrojenik ölüm.) Aynı şeyler - yukarıda da belirttiğimiz gibi - "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" vb gibi akıl sağlığı birimleri için de geçerlidir - (akıl sağlığı birimlerinin kasvetli ortamlarını katmıyoruz bile... bunlar... bu süreci hızlandıran olumsuz etkenlerdir.)
Artı bunlara devlet, üniversite ve özel hastanelerin "psikiyatri servis ve polinikliklerini" de dahil edebiliriz. (Aslında bu - yukarıda da belirttiğimiz gibi - "sivil hayattayken" biyopsikiyatrik tedaviler gören bireylerle ilgilidir.) Ziraa özellikle de akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezlerine gelen - akıl hastası (deli) olarak da görülen - bireylerin... bu şekilde "bakıma muhtaç" hale gelmesine neden olan yerlerin (akıl sağlığı birimlerinin) en başında buralar gelmektedir.
* Mahkeme kararları (ve polis zoru) ile... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına uğratılmak... (Nasıl?)
(Dipnot 32) : Muhtemelen sivil hayattayken... buralara giderek psikiyatrik ilaç tedavisi gören ve sonradan - genellikle uzun vadeler de - kimyasal beyin hasarına uğrayarak "bakıma muhtaç" hale getirilen bireyler... en son durak olarak "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi "daha kapsamlı hapis ve/veya ağır ölümcül psikiyatrik tedaviler" sunan yerler olarak da bilinen bu tür akıl sağlığı birimlerine getirilirler - hem de olasılıkla zorla, zorbalıkla ve istemsiz olarak. Bireylerin istemli olarak kendilerinin gelmesi olasılığı çok düşük olmakla birlikte... aileleri tarafından getirilmeleri ve/veya mahkeme kararları (ve polis zoru) ile zorla, zorbalıkla ve istemsiz bir şekilde getirilmesi olasılığı çok daha yüksektir.
Bu tür akıl sağlığı birimlerine - zorla ve istemsiz şekilde - getirilen bireyler... özellikle de hem beyin sağlığı hem de beden sağlığı için oldukça tehlikeli zehirler barındıran.... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanılması ile... bireylerin sağlıklı beyinleri... (genellikle uzun vadeler de ama bazı kişiler için de bazen kısa vadeler de)... ileri derece de kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğramaları ve buna bağlı olarak "gerçek akıl hastalıklarına" yakalanmaları da söz konusu olabilmektedir. Yani ayrıca "akıl hastalıkları" olarak da bilinen mevcut "psikotik semptomların" daha da kötüleşmesi, ilerlemesi ve daha önce hiç olmayan - örneğin intihara, şiddete, cinayete meyilli olma gibi - yeni "psikotik semptomların" oluşması ve bunların da kötüleşmesi, ilerlemesi ve tüm bu psikotik semptomların (yani akıl hastalıklarının) "KALICI" hale gelmesi de söz konusu olabilmektedir.
Muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarları... kimyasal ve duygusal beyin travmasına neden olur. Bu kimyasal ve duygusal beyin travmaları... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak... "akıl hastalıkları" olarak da etiketlenen... insanların bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemelerine neden olur. Yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalıkları" olarak etiketlendikleri için.... "psikotik semptomlar / sadece "semptomlar" olarak da bilinen... bu tuhaf ve garip davranışlar... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarı nedeniyle... "bir daha geri döndürülemez, geri kurtarılamaz" şekilde... "kalıcı" hale gelir. Bunun asıl nedeni de... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu... kimyasal beyin hasarının... "bir daha geri döndürülemez, geri kurtarılamaz" şekilde... "KALICI" hale gelmesidir, diyebiliriz.
"Yani dolayısıyla psikiyatrik ilaçların neden olduğu... kimyasal beyin hasarının... "bir daha geri döndürülemez, geri kurtarılamaz" şekilde... "KALICI" hale gelmesi... kalıcı kimyasal beyin hasarının neden olduğu... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalıkları" olarak da etiketlenen... (psikotik) semptomların (mevcut ve sonradan oluşan daha fazla garip ve tuhaf davranışların) da... "bir daha geri döndürülemez, geri kurtarılamaz" şekilde... "KALICI" hale gelmesine neden olur."
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler.... psikiyatrik ilaçların _ daha doğrusu kendilerinin - neden olduğu bu kalıcı kimyasal beyin hasarı nedeniyle ortaya çıkan... bu bir takım garip ve tuhaf davranışları (psikotik semptomları).... sözde hayali "akıl hastalıkları" olarak etiketlerler ve bu nedenle bireylere... sağlıklı beyinler ve bedenler için oldukça zehirli ve tehlikeli olan... zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) reçete etmeye devam ederler - ta ki bireyler ÖLDÜRÜLENE - yani KİM VURDUYA GİDENE kadar. - "Sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesi (ECT) gibi kalıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri... saymıyoruz bile..."
--- --- ---
(Dipnot 33) : Buradan devlete de şunları söylemek gerekir; "Kardeşimin zihinsel sağlık durumu - iddia etikleri gibi - çok ağır ise... o zaman devlet, çocukluğundan beri kendisine - psikiyatristler tarafından - verilen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlardan dolayı... kardeşimin yakalanmış olduğu (psikiyatrik ilaç kaynaklı) kalıcı kimyasal beyin hasarını da KABUL ETMİŞ oluyor demektir. Yani, aslında burada asıl sorumlu olan devletin taa kendisidir."
Doğrusunu söylemek gerekirse... işte bu vb gibi nedenlerden dolayı kardeşim ve kardeşim gibi aynı durumda - o kadar da çok ağır olmayan - olanlar için... bakımevleri, onlar için uygun değildir ve açıkçası resmen adeta buralar, onlar için akıl hastanelerinden farksız ve birer ÖLÜM KAMPLARINI arındırıyor. ÖLÜM KAMPLARI... çünkü psikiyatrik ilaç kaynaklı yaralanma ve ölümlerin asıl nedenleri (özellikle de bu yaralanma ve ölümlerin sebebinin psikiyatrik ilaçlar olunduğu bilindiği halde)... hem ana akım tıp hem de ana akım psikiyatri tarafından sürekli olarak örtbas ediliyor ve bu hastalar, bu nedenden dolayı adeta KİM VURDUYA GİDİYOR. Bu durumda... kardeşimin bu ölüm kampları olan bakımevlerinde kalmasına izin vermemiz mümkün değildir. Sadece kardeşim için değil... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören diğer ağır olan ve özellikle de ağır olmayan hastalar için de aynı tehlikeli riskler geçerlidir, diyebiliriz.
İşte bu vb gibi nedenlerden dolayı... kardeşimin (ve aynı durumda olan diğer hastaların) gerçek anlamda "topluma adapte olunmasını, topluma kazandırılmasını" sağlayabilecek rehabilitasyon faaliyetlerine ihtiyacı vardır ve o da ölüm kampları bakımevleri ile değil... bireyin ailesi birlikte kalması ve rehabilitelerinin YATISIZ özel rehabilitasyon merkezlerinde yapılması ile sağlanabilir. Bunlarla birlikte... ilaçsız tedavi yöntemleri ile birlikte insani davranış terapilerinin de verilmesi gerekir. Dünya - özellikle de batı dünyası - bu yöne doğru adım atmaya çalışırken... biz de bunların esamesi bile olmaması... bireylerin KİM VURDUYA GİTMEYE devam ettiğinin de bir göstergesidir aslında.. Bir an önce akıl sağlığı sisteminin... ilaçsız tedavi yöntemleri ile birlikte insani davranış terapilerine yönelmesi, akıl sağlığı sisteminin psikiyatrinin tekelinden kurtarılması vb
gibi çalışmaların yapılması gerekiyor, diye düşünüyoruz..
(Bunlarla
ilgili detaylı çalışmaları BURADAN linklere giderek okuyabilirsiniz..)
--- --- ---
(DİPNOT 4) : Araştırmacılar, son derece dürüst ve vicdan sahibi olmalı... Tabii bu tür araştırmaların doğruluğu da... bu araştırmaları yapacak kişilerin... devletlerden (devletin kendisinden, resmi kurum ve kuruluşlarından vb gibi) ve (hastaneler, doktorlar, tabip birlikleri vb gibi) tıbbi olan ve olmayan resmi /gayri resmi kurumlardan... ne kadar bağımsız oldukları, ne yönde ve hangi amaçla bu araştırmaları yaptıkları vb gibi ile de yakından ilgilidir.
Bu tür araştırmaları yapacak kişilerin... kendi düşünce kalıplarına göre şekillendirebilecek şekilde siyasi, politik vb gibi ana akım görüşleri benimsememesi ve bu ana akım görüşlere bağımlı olan meslek gruplarına vb gibi bir yerlere hizmet etmemesi, tam bağımsız olması, konusunda uzman olması, uzman olduğu mesleğinin ana akımına tabii olmaması" vb gibi - araştırma sonuçlarını olumsuz yönde etkileyebilecek şekilde - faaliyetlerde bulunmaması - yani kısaca mesleğinde uzman ama hiç kimseye ve kuruma bağımlı olmayan (çıkar hesapları da dahil), DÜRÜST ve VİCDAN SAHİBİ kişiler olmaları gerekiyor.
Yoksa... örneğin aslında psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı (ve sonuçları) da dahil... kalıcı ve ölümcül hastalıkların, rahatsızlıkların ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlerin "asıl nedenlerinin... psikiyatrik ilaçlar değilde... onlarca yıldır süregelen örtbas etme kültürünün bir sonucu olan "başka başka sebepler, altta yatan bilmem ne sebeplerin olduğu /olabileceğine" dair vb gibi buna benzer bahaneler ortaya atılmaya devam
edecektir. -
"Türkiye'de psikiyatrik ilaç kaynaklı iyatrojenik
yaralanmalar ve ölümler hiç duydunuz mu?" - Duymadıysanız... mutlaka ne
demek istediğimizi de anlayabilmiş olacaksınızdır. Bunlarla ilgili daha
detaylı bilgileri BURADAKİ sayfaya giderek... araştırmalara ait linkleri
tıklayıp-sayfalara giderek okuyabilirsiniz.)
*** *** ***
B) KONUYA GİRİŞ 2 :
![]() |
| "Kız kardeşimin kısa hikayesi... (My sister's short story...)", Illistration, Temsili Görseller |
Bizim ailemiz fakir bir ailedir. Türkiye'nin 3 büyük şehri olan modern görünümlü İzmir'in (eski adı SYMRNA)... en ücra köşelerinde 80 ve 90'lı yıllarda gecekondu yerleşim yerlerinden biri olarak görülen ama şehrin göbeğinde (merkezinde) bir gecekondu semtinde yaşıyorduk. (Not5)
(Not5) : Burası Kadifekale'dir. Kadifekale, etekleri ile birlikte adeta tek başına bir ilçeyi arındırıyordu. Eteklerinde 'Ballıkuyu, Basmane (Bu iki semt birbirine yakındır - etek sonları çakışır), Çimentepe, Eşrefpaşa (Bu iki semt de birbirine yakındır - etek sonları çakışır), ve Yeşildere' (Yeşildere tüm semtlere yakındır - etek sonları çakışır), gecekondu semtleri vardı. Kadifekale surları çevresi, Ballıkuyu ve Basmane etekleri... Şimdilerde bu semtler, 'deprem' nedeniyle yavaş yavaş yıkılmaya başlandı - muhtemelen deprem nedeniyle Kadifekale çevresinin (Ballıkuyu da dahil) boşalması ile Basmane ve Çimentepe çevrelerine (ve muhtemelen Yeşildere taraflarına da) yönelmeler olmuş gibi görülüyor. Her neyse konumuz tarih değil, konuyu fazla dağıtmayalım...
--- --- ---
Gecekondular da yaşayanlar da - tıpkı diğer zengin - fakir tüm insanlar gibi - sıklıkla son derece doğal psikolojik sorunları da olabiliyor. Ancak bu psikolojik sorunların, - kimyasallar olmadan - nasıl 'alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ve terapiler' uygulanarak aşılabileceği konusunda toplumlarda yeterince bir deneyim ve bilgi yok. Bu, daha çok ülke devletlerinin 'akıl sağlığı sistemini' sadece ana akım psikiyatriye teslim etmiş olmasından dolayı olabiliyor. Yani.. bu tür ülkelerdeki akıl sağlığı sistemleri, ana akım psikiyatrinin TEKELİNDE gibi görülüyor.
Bu nedenden dolayı da doğal psikolojik sorunları olan bireyler ve aileler, tek çare olarak ana akım psikiyatriye başvurmak zorunda kalıyorlar. Bu da onların sonlarını getiriyor. Yani... sonradan 'alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri' ile düzeltilebilecek doğal psikolojik sorunların... kimyasallarla daha da kötüleşmesine - (kimyasal beyin hasarı ve bununla bağlantılı psikolojik sorunların KALICI hale gelmesine - yani gerçek akıl hastalıklarına yakalanılmasına) - neden oluyor, diyebiliriz. (Not6)
(Not6) : Psikiyatrik ilaçlar, doğal psikolojik sorunları "kalıcı" hale getirir - yani gerçek akıl hastalıklarına sebep olur. Bunu da bireylerin sağlıklı beyinlerini kimyasal olarak hasara (kimyasal beyin hasarına) neden olarak yapar. Psikiyatrik ilaçlar verildikçe... bu kimyasal beyin hasarı daha da artar - yani kötüleşir. Hasar, bir daha 'geri kurtarılamayacak' hale gelir. Bu da... bireylerin 'kalıcı kimyasal beyin hasarı' nedeniyle 'bakıma muhtaç' hale gelmesine neden olur. İşte bu nedenle 'akıl hastaneleri ve bakım evleri' gibi akıl sağlığı birimlerinin (psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı kimyasal lobotomiye maruz bırakılan ve uğratılan (yakalanan)) bu tür insanlarla dolu olmasına şaşırmamak lazım.
--- --- ---
Evet, bizler fakir bir aileydik ve halen de öyleyiz. Ve diğer yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) ailelerde olduğu gibi 'psikiyatrik ilaçların zararları, akıl sağlığı, akıl hastalıkları ve tedavileri' vb konusunda yeterince bilgi sahibi değildik. Bilgilerimiz hep ana akım psikiyatrinin ve psikiyatristlerin... - muhtemelen yalan ve yanıltıcı bilgilerle dolu olan - bilgileri ile sınırlıydı. Ana akım medyada... bu yalan ve yanıltıcı bilgileri adeta yaydırmakla görevliydi sanki. Bizler bu yanıltıcı bilgiler nedeniyle - 'akıl hastalıkları ve psikiyatrik ilaçların zararları' vb konusunda gerçek bilgilere sahip değildik.
Bu nedenle kardeşimin muhtemelen 'çocukluk çağı davranışları, akıl hastalığı' olarak görülmesi "ana akım psikiyatri" tarafından benimsenmiş gibiydi. Tabii bizler o dönemler de 'akıl hastalıkları, psikiyatrik ilaçlar ve zararları, psikiyatri ve psikiyatristler' vs gibi ilgili akıl sağlığı sorunlarının asıl gerçeklerini bilmiyorduk ve ana akım psikiyatri tarafından sürekli kandırılıyorduk.
Kardeşim, küçüklüğünden beri... hem sağlıklı beyinler hem de sağlıklı bedenler için oldukça zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar kullanıyor. (Yılını tam hatırlayamadığım bir yılda - muhtemelen "1990'lı yılların ortalarında /sonlarına doğru" olması lazım..) Bunun nedeni de muhtemelen şimdilerde 'normal çocukluk davranışları' vb buna benzer davranışlar olarak tanımlayabildiğimiz... 'çocukluk çağı davranış sorunlarına' sahip olmasıydı. Tabii buna sorun denilir mi, bilemiyorum? Aslında buna 'çocukluk çağı henüz olgunlaşmamış davranışlar' da diyebiliriz.
** Kardeşimin sorunu ve kaynağı neydi?
Hatırladığım kadarıyla muhtemelen... - orta okul başlangıcı olması lazım - o dönemlerde kardeşimde sadece 'hafif şiddet /saldırganlık' gibi buna benzer bir eğilim oluşmuştu. Aslında bu 'hafif şiddet /saldırganlık' eğilimi... daha çok down sendromlu çocukların 'olağan saldırganlık tepkilerine' çok benziyor gibiydi. Yani... aslında bu, kimyasallar olmadan sonradan - bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ile birlikte insani davranış terapileri ile - düzeltilebilir bir durumdu. Ama biz bunu, o dönemlerde bilmiyorduk. (M. H. denen psikiyatrist bizi, 'bunun akıl hastalığı olduğuna' ikna eden bir girişimde bulunmuştu. Birazdan buna değineceğim.)
NOT : "Ancak hem ülkemizde hem de dünyada (ABD ve bazı AB ülkeleri ile bazı gelişmiş ülkeler haricinde)... özellikle de akıl sağlığı sisteminde... bu tür ilaçsız tedavi yöntemlerini ve insani davranış terapilerini içeren bir uygulama o dönemler de yoktu ve hatta halen bile yoktur. Olmamasının nedeni de... - olasılıkla her ülke de olduğu gibi - akıl sağlığı sistemlerinin... kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedavileri uygulayan ve bu nedenle psikiyatrik vahşet ve soykırımları gizli bir şekilde gerçekleştiren... ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE olmasıdır, diyebiliriz."
Kardeşimde bunun haricinde... hiç bir şeyi yoktu. Down sendromlu çocukların (hepsi olmasa da bir kısmının) sıklıkla yaşadıkları "olağan saldırganlık tepkilerine" benzer eğilimi nedeniyle... kendisini pek kontrol edemiyorduk. Çünkü... yaşı o zamanlar biraz büyüktü yani - hatırladığım kadarıyla ilkokulu yeni bitirmiş, ortaokula başlamıştı ve ortaokulun 1. sınıfını zar zor bitirmiş, rahatsızlığı nedeniyle 2. ve 3. sınıfa pek gitmemişti. Ara sıra gidiyordu ama sonraları - zihin değiştiren ve beyin kimyasını tahrip eden zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) reçete edilmesinden (ve kullanmasından) sonra - hiç gidemedi. Yanlış hatırlamıyorsam eğer bu "olağan saldırganlık tepkilerine" benzer eğilimler... ortaokul 1. sınıf bittikten sonra başlamış gibi hatırlıyorum. (Not7)
(Not7) : DÜŞÜNÜNCE... "Bazen acaba diyorum okuldaki arkadaşları...
kardeşimin 'bir psikiyatriste gittiğini öğrenmiş ve daha sonra da onunla 'dalga geçmiş' olabilirler mi', diye düşünemeden de edemiyorum. Çünkü... 'bir psikiyatrist'e gitmek' demek bugün bile günümüz de 'bir deli doktoruna görünmek' demek olarak gözükebiliyor ki... bu da psikiyatriste giden kişilerin 'deli /akıl hastası' olarak damgalanmasına neden olabilen bir şeydir. (Aslında kardeşim... psikiyatriste gitmeden önce "akıl sağlığı" durumunda değişiklikler olmaya başlamıştı ama dediğimiz gibi... muhtemelen bunlar, çocukluk çağı davranışlarını içeren tamamen doğal ve normal olan ve sonradan - zehirli kimyasallar olmadan - düzeltilebilir davranışlardı ama tabii biz o dönemler de bunu bilmiyorduk ve psikiyatristler tarafından... - tüm dünyada olduğu gibi - "bunun akıl hastalığı olduğu" konusunda kandırılmıştık.)
Bu kandırılmanın yanısıra psikiyatrik damgalanma da eklenince... işler iyice çığrından çıkmış gibi görülüyordu. Hele de söz konusu olan okul çocukları ise... Her ne kadar siz damgalanma ile mücadele ederseniz edin... toplumun dogmalarını yıkmak o kadar kolay bir şey değildir. Burada asıl sorun, bence ana akım psikopat psikiyatrinin asıl kendisidir. Çünkü 'damgalamanın en alasını' kendisi yapıyor. Toplumda hiç bir sorun yok, toplumdaki sorunları yaratan ana akım psikopat psikiyatri sektörüdür." Her neyse...
--- --- ---
Yukarıda da dediğimiz gibi... muhtemelen 2. sınıfa doğru bu "olağan saldırganlık tepkilerine" benzer eğilimler - yani yada şöyle diyelim 'çocukluk çağı sorunları' baş gösterdi. - "Gerçekte dışarıda ve okul hayatında neler olmuştu?" - Bunu bilemiyoruz ama aslında bu başlı başına bir sorun değildi. Çünkü bu tür sorunlar - kimyasallar olmadan - 'bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri' ile sonradan düzeltilebilir sorunlardır. Eğer bu sorunları zehirli kimyasallarla (örn. psikiyatrik ilaçlarla) düzeltmeye çalışırsanız... sorunları daha da kötüleşmesine neden olursunuz - tıpkı kardeşimde olduğu gibi.. (Ve tıpkı... psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılıp - bakıma muhtaç hale getirilen insanların... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde hayatları boyunca - ölene kadar - (buralarda) kalmak zorunda bırakılmaları gibi...)
Muhtemelen çocuklara 'dışarıdaki hayatın kasvetli ve lüks gözüken' yaşamları... kardeşimi etkilemiş olmalıydı - tabii bu sadece bir tahmin. Başına başka birşey mi gelmişti, bize açıklayamadığı bir şey mi vardı? Yada onun dahi bilmediği başka başka şeyler. Herhalde bunları hiç öğrenemeyeceğiz. Ancak daha yeni yeni fark ettiğim birşey vardı. Muhtemelen... kardeşimde sanki - 'dışarıda çok özgür değilmiş ve bunun nedeninin de ailesinden kaynaklanıyormuş' gibi - kendisinde bir iç güdü oluşmuş gibiydi sanki ve kendini yalnız mı hissediyordu acaba, bu nedenden dolayı? Bunlarda olabilir miydi? İnanın hiç bilemiyorum.
Ancak öyle de olsa... zehirli kimyasallar olan psikiyatrik ilaçların... - kardeşimde muhtemelen kimyasal beyin hasarına sebep olarak - bu mevcut durumu (çocukluk çağı davranışsal problemleri) daha da artırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Eğer o dönemlerde... akıl sağlığı sistemimizde... bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri uygulanıyor olmuş olsaydı... muhtemelen kardeşimin zihinsel sağlık durumu... bu şekilde daha da kötü hale gelmemiş ve daha da iyi hale gelmiş olurdu, diye düşünüyoruz.
Akıl sağlığı sistemlerinin... ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE olması... dolayısıyla ana akım psikopat psikiyatriye ve psikiyatristlere başvuran bireylerin... sadece akıl sağlığı durumlarının değil... fiziksel sağlık durumlarının da çok daha kötüye gittiğini... iyatrojenik olarak sakat bırakıldıklarını (yaralandıklarını) ve öldürüldüklerini (ölümlerine sebep olunduğunu)... ve bunlarla birlikte aile ve toplumsal düzenlerin de bozulduğunu... rahatlıkla söyleyebiliriz.
BİLGİ : "Ancak yukarıda da dediğimiz gibi her ne olursa olsun... bu tür çevresel sorunların, sonradan "bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" ile düzeltilebilmesi umudu vardır. (Örneğin çocuklukta yaşanılan herhangi bir /birden fazla ŞOK... çocukların bir şekilde "doğal kimyasal beyin travması" yaşamasına neden olabilir ama bu, sonradan zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) olmadan... "bir takım ilaçsız tedavi yöntemleri ile insani davranış terapileri" ile düzeltilebilir bir sorundur. Psikiyatrik ilaçlar... sorunun daha da derinleşmesine ve kötüleşmesine neden olur /olabilir.)
Ancak maalesef... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - özellikle de ülkemizdeki akıl sağlığı sisteminde bu tür 'ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri' bulunmamaktadır / var ama bu gibi durumlarda hemen zehirli psikiyatri devreye sokulmaktadır. Durum böyle olunca da... çevresel kaynaklı psikolojik sorunlar.... zehirli psikiyatrinin zehirli kimyasalları ile daha da kötüleşebiliyor, daha da kalıcı hale gelebiliyor ve hatta insanları sakatlayabiliyor ve öldürebiliyor."
--- --- ---
Her neyse... muhtemelen bu nedenden olması gerekir... (özellikle de annesine karşı) "olağan saldırganlık tepkilerine" benzer eğilimler oluşmaya başladı. Aslında daha önce de dediğimiz gibi bu, 'bir takım alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri' ile sonradan düzeltilebilir 'çocukluk çağı sorunlarıydı.'
Psikiyatristler, bu sorunları 'kimyasal beyin hasarı' ile 'kalıcı' hale getirdi. Kardeşimi 'kimyasal beyin hasarına' uğratarak... 'gerçek akıl hastalıklarının' oluşmasına neden oldular. Ve onu şimdi 'bakıma muhtaç' hale getirdiler. Ve şimdi de psikiyatrik ilaçları vermeye devam ederek... onu resmen öldürmeye çalışıyorlar. - "Nasıl mı?" (Not8)
(Not8) : "Bu şaka falan değil, gerçekten... bu iyatrojenik olarak (sakat bırakılma) ve öldürülme durumu... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi durumunda... "ani ölümler" de dahil çeşitli "iyatrojenik ölümler" olunabileceği ve bunun nedeninin de muhtemelen bunlarla bağlantılı çeşitli kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanılması olası riskleri ile ilgili araştırmalarla birebir örtüşmektedir. Aynı olası risklerin - genellikle uzun vadeli kullanımlarda - psikiyatrik ilaçların kullanımının bırakılmasında da yaşanabileceğine dair araştırma sonuçlarının da olduğunu düşünürseniz... durumun vahamiyetini umarız daha iyi anlayabilmiş olursunuz.
Buradaki asıl temel sorun... ana akım tıp camiasının bu psikiyatrik ilaç kaynaklı iyatrojenik yaralanmaları (sakat bırakılmaları) ve iyatrojenik ölümleri örtbas ediyor olmasıdır. İşte, bu vb nedenden 'kasıtlı tıbbi hatalardan' dolayı da muhtemelen... dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insandan (/en azından sayısı belirsiz on milyonlarca insan)... psikiyatrik ilaçlar tarafından iyatrojenik olarak sakat bırakılıyor (yaralanıyor) ve öldürülüyor.
Ve asıl gerçek nedenler ise hep örtbas ediliyor ve böylece psikiyatrik ilaçlar (ve bunları üreten psikiyatrik ilaç firmaları, reçete eden ana akım psikiyatristler ve bunları savunan ana akım psikiyatri" bu psikiyatrik vahşet ve soykırımdan aklanmış (temizlenmiş) oluyor. Ve böylece bu aklanma sayesinde de... muhtemelen dünya genelinde her yıl sayısı belirsiz milyonlarca insan... psikiyatrik ilaçlar tarafından iyatrojenik sakat bırakılmaya ve öldürülmeye devam ediliyor - hem de sessiz sedasız bir şekilde, kimsenin ruhu bile duymadan..."
--- --- ---
** Psikiyatrik ilaçlar verildi, sorun daha çok arttı : "gerçek akıl hastalıklarına ait bazı semptomlar baş gösterdi."
Kardeşimi - tarihini tam olarak hatırlayamıyorum ama hatırladığım kadarıyla - (1990'lı yılların ortalarında /sonlarında) ilk kez M. H. isminde bir psikiyatriste götürdüğümüz de.. (hatırladığım kadarıyla) ona Risperdal, Seroquel (gibi /farklı da olabilir ama buna benzer bir /iki tane ilaç) verilmişti. Bu ilacı (/ilaçları) içtikten sonra durumu daha da kötüleşti. Deyim yerindeyse "gayipten sesler duymaya, kendi kendine konuşmaya başladı. Saldırganlık eğilimi arttı."
Biz, bunu o dönemlerde 'akıl hastalığı' olduğunu düşünüyorduk. (Ama aslında sonra yaptığımız araştırmalarda... bunun verilen psikiyatrik ilaçlardan kaynaklandığını /olabileceğini öğrendik.) Yani bizler bunu 'akıl hastalığı' olarak gördüğümüz için... onu tekrar M. H. denen psikiyatriste götürdük. Psikiyatrist bu sefer ona (yanlış hatırlamıyorsam eğer) çok etkili bir ilaç olan Norodol (/buna benzer bir ilaç) vermişti.
"Bu ilaç o kadar kuvvetliydi ki... kardeşim artık 'konuşamaz' hale gelmişti. Konuşmak istiyordu ama konuşamıyordu. (Tıpkı
sağır ve dilsizlerin konuşmak istedikleri zaman ama kendilerini
anlatamadıkları 'bozulmuş konuşma davranışlarına' benzer bir duruma, kardeşimde düşmüştü.)
NOTLAR : "Psikiyatrik ilaçların ne kadar tehlikeli olduğunu... şimdilerde - yaptığımız araştırmalarla daha iyi anlayabiliyoruz - aslında o dönemler de anlamamız gerekiyordu ama bilmiyorduk, sürekli kandırılıyorduk. Psikiyatrik ilaçlar... resmen insanların sağlıklı beyinlerine adeta tecavüz ediyor - yani kimyasal saldırılarla haşat ediyor - gibiydi. Psikiyatrik ilaçların - istisnasız hepsinin - UYUŞTURUCU olduğunu ve insanların sağlıklı beyinlerini... şiddetli bir şekilde UYUŞTURDUKLARINI ise... daha yeni yeni öğrenmeye başlamıştık."
"Nedenleri farklı olmakla birlikte hepsi olmasa da bazı psikiyatrik ilaçlar... sadece konuşmayı değil... ayrıca komple vücudu da kilitleyen, ayakların tutulmasını ve hareket edememesini sağlayan - çok kötü - bir özelliğe de sahiptir. (Bunları da kardeşimde görmüştük.) Bırakın çocukları... sağlıklı yetişkinlere bile bu kadar tehlikeli psikiyatrik ilaçları vermek... resmen insanlık dışı bir uygulamadır ki... psikiyatristlere neden "psikopat" dediklerini... şimdi çok daha iyi anlayabilirsiniz."
"Ayrıca sadece bu da değil.. muhtemelen "zehirli kimyasallar" içerdiğinden dolayı psikiyatrik ilaçların... UYUŞTURUCU özelliğinde olması... psikiyatrik ilaç tedavisi gören insanların... her birinin "kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye)" HER GÜN maruz kalmasına ve daha sonra da - genellikle uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de - yakalanmasına (yani kimyasal beyin hasarının "KALICI" hale gelmesine) neden olabilen birşeydir. Muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - HER YIL milyonlarca insan... kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanıyor. "
--- --- ---
Ertesi gün derhal yine aynı psikiyatriste götürdük. Psikiyatrist... 'bunun geçici olduğunu' söyledi ve (yanlış hatırlamıyorsam eğer) başka ilaçlar da verdi. (Bu ilaçların ne olduğunu şimdi pek hatırlayamıyorum.)
Ancak bu ilaçlardan sonra durumu daha da kötüleşti. 'Gayipten sesler duyma, kendi kendine konuşma ve saldırganlık' gibi durumlarında inanılmaz artışlar oldu. Ayrıca tardif diskineziye benzer bir el hareketlerine sahip olmaya başlamıştı. (Bu, daha çok genellikle uzun süreli psikiyatrik ilaç tedavisi gördükten sonra beyin hasarı yaşayan insanların... iki elini, yukarı (ağza yakın) bakacak şekilde göğüs üzerine getirerek... her iki elin parmaklarını anlamsız bir şekilde oynatmalarına benziyordu. Bu tür el hareketlerine sahip kişileri... genellikle akıl hastanelerinde (kalan ve beyin hasarı yaşayan insanlarda) görebilmek mümkündür.) Fakat bu durum, daha sonra düzelmişti. Ancak - sıklıkla değil - ara ara, elleri aşağıdayken de parmaklar hafiften kıpırdatılıyor gibiydi. Bu duruma, bakımevinde de fark etmeye başladık. Bunu, psikiyatriste söyledik ama "böyle bir şeyin olmadığını, sağlıklı olduğunu" (vb buna benzer şeyler) söyledi /iddia etti.
"Kardeşim bu kadar kısa bir süre içinde... nasıl kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) sahip olmuştu?"
Aslında biz, - o dönemler de - onun beyin hasarına yakalanıp -yakalanmadığını ve hatta (daha doğrusu) 'psikiyatrik ilaçların, beyin hasarına (ve kalıcı akıl hastalıklarına) sebep olduğunu' dahi bilmiyorduk. Çünkü, bize bu risk ve tehlikeler hiç anlatılmamıştı.
Psikiyatristler, bunu 'akıl hastalığının bir sonucu /psikiyatrik ilaçların önemsiz yan etkisi' vb gibi buna benzer ifadelerle 'durumu ve/veya tehlikeyi' geçiştirmeye çalışıyorlardı. Bizler, ailesi olarak o dönemlerde 'bunun ne olduğunu' tam olarak bilemiyorduk. Zannediyorduk ki... kardeşim gerçekten de 'akıl hastası' idi. Yani tüm bunlar, aslında 'akıl hastalığının bir sonucu' idi. (Ama aslında tam olarak öyle değildi. Asıl akıl hastası olanın ana akım psikopat psikiyatristlerin kendileri olduğunu... sonradan öğrenmeye başlamıştık. Bunları daha önceki blog yazılarımızda irdelemiştik ve bununla ilgili ciddi makaleleri de yayınlamıştık, okuyabilirsiniz.)
Sonra onu tekrar psikiyatriste götürdük, (hatırladığım kadarıyla) bir kaç tane daha psikiyatrik ilaç yazdı ve böylece ilaç sayısı (kutu olarak) 3-5 arasında kutuya çıkmıştı. (Hangi ilaçlar olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum ama olasılıkla... Risperdal, Seroquel, Norodol ve diğerleri..)
Bu (zehirli) ilaçları verdikten sonra... durumu hiç değişmedi - sakinleşme bazen geliyor bazen geri gidiyordu. (Aslında bu sakinleşme... zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların)... kardeşimi yavaş yavaş kimyasal beyin hasarına uğratmasının bir göstergesiydi. Buna rağmen birçok psikiyatrist ve literatür... bu durumu "psikolojik semptomların kimyasallarla bastırılması" olarak görüyordu - ancak bu bastırmanın asıl nedeni ve sonucun.. psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal içeriklerinin neden olduğu... kimyasal beyin hasarının bir etkisi olabileceği de bilinen başka bir gerçekti.)
Yani aslında pek işe yaramıyordu. Aslında ailesi olarak, ilaçlardan bir fayda gelmeyeceğini anladığımız için durumu kendimiz ele almaya başladık. Mecburen ilaçlara devam ettik, psikiyatriste isteksiz olarak (işe yaramadığını bile bile mecburen) götürmek zorunda kaldık. Çünkü çaresizdik - yeter ki kardeşimiz 'akıl hastalığından tedavi görsün ve iyileşsin' diye... (Not9)
(Not9) : (Ama aslında 'akıl hastalığının çaresinin zehirli psikiyatrik ilaçlar olmadığını, psikiyatrik ilaçların, akıl hastalığını tedavi etmediğini aksine durumu daha da kötüleştirdiğini' vs vs sonradan öğrenmiştik. Ama işte bunları, o dönemlerde bilmiyorduk. Psikiyatristler, - deyim yerindeyse eğer adeta - bizim o dönemlerdeki bilgisizliğimizi ve cahilliğimizi istismar ederek... sürekli olarak bizi oyalıyor ve kandırıyordu. Tıpkı diğer milyonlarca - hatta milyarlarca - insanlara, ailelere yaptıkları gibi...)
--- --- ---
Bu zehirli psikiyatrik ilaçlar verilmeye devam edildikçe... doğal psikolojik sorunları 'kalıcı' hale gelmişti. Yani gerçek akıl hastalıklarına yakalanmıştı. (Tabii biz, bunu o dönemlerde bilmiyorduk; kardeşimin bir 'akıl hastası ve akıl hastalığı' olduğuna adeta inandırılmıştık.) Yani... "kendi kendi konuşma, gayipten sesler duyma ve hafif şiddet eğilimleri" gibi semptomlar... tamamen 'kalıcı' hale gelmişti. Bu da onun 'kimyasal beyin hasarına' yakalandığının bir işareti olmuştu. (Ama tabii bizim 'kimyasal beyin hasarından' haberimiz bile yoktu o dönemlerde...)
Psikiyatrik ilaçların, kız kardeşimin sağlıklı beynini kalıcı hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrattığını hiç fark etmemiştik. Çünkü bunu bilmiyorduk ve psikiyatrist M. H. ve sonraki psikiyatristler de bize bundan hiç bahsetmemişlerdi. Her şeyi 'akıl hastalıklarına' atfediyorlardı. 'Psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarını tedavi ediyor' masalını anlatıyorlardı ve anlatmaya devam ediyorlardı.
Biz, onun - durumu tam olarak değişmese de - ara sıra sakinleşmesinden memnun gibiydik. Ancak bu sakinleşme sanki kimyasal beyin hasarının da bir işareti gibiydi. (Ve gerçekten de öyleydi - böyle sakinleşme aldatıcı türünde bir sakinleşmenin olduğu beyin hasarından bahsediyoruz.) Psikiyatrik ilaçların, sağlıklı beyinleri uyuşturduğunu ve bu nedenle bireylerde 'sakinleşme' olduğunu ancak (genellikle uzun vadelerde ortaya çıkan) kimyasal beyin hasarının bir etkisi nedeniyle bunun olabileceğini de - önceleri - bilmiyorduk. Bu, daha sonradan öğrendiğimiz bir şeydi...
Psikiyatrik ilaçların, kız kardeşimin sağlıklı beynini kalıcı hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrattığını hiç fark etmemiştik. Çünkü bunu bilmiyorduk ve psikiyatrist M. H. ve sonraki psikiyatristler de bize bundan hiç bahsetmemişlerdi. Her şeyi 'akıl hastalıklarına' atfediyorlardı. 'Psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarını tedavi ediyor' masalını anlatıyorlardı ve anlatmaya devam ediyorlardı.
Biz, onun - durumu tam olarak değişmese de - ara sıra sakinleşmesinden memnun gibiydik. Ancak bu sakinleşme sanki kimyasal beyin hasarının da bir işareti gibiydi. (Ve gerçekten de öyleydi - böyle sakinleşme aldatıcı türünde bir sakinleşmenin olduğu beyin hasarından bahsediyoruz.) Psikiyatrik ilaçların, sağlıklı beyinleri uyuşturduğunu ve bu nedenle bireylerde 'sakinleşme' olduğunu ancak (genellikle uzun vadelerde ortaya çıkan) kimyasal beyin hasarının bir etkisi nedeniyle bunun olabileceğini de - önceleri - bilmiyorduk. Bu, daha sonradan öğrendiğimiz bir şeydi...
Psikiyatristler, bunu 'psikiyatrik ilaçların akıl hastalığını tedavi ettiği' şeklinde anlatıyorlardı. Asıl gerçek nedenini hiç anlatmıyorlardı. Ve buna eşlik eden bazı anlamsız olumsuz davranış bozukluklarına... kimyasal beyin hasarının sebep olduğunu da bilmiyorduk. Bundan ise hiç bahsetmiyorlardı. Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarı... ana akım psikopat psikiyatrinin hiç kabullenemediği bir durumdur.. (Not10)
(Not10) : DÜŞÜNÜNCE... "Bir insanın, sağlıklı beynini 'kalıcı kimyasal beyin hasarına' uğratırsanız... o insanı kontrol etmek daha da kolay olur. Yani... kalıcı kimyasal beyin hasarına uğrayan bir kişiyi kontrol etmek daha da kolay olur." - "Akıl hastalıklarını tedavi edemiyorsan... o insanın davranışlarını kontrol etmelisin (yani kontrol altına almalısın.)
Bunu da ancak... insanların sağlıklı beyinlerini önce uyuşturarak sonra da 'kimyasal beyin hasarına' uğratarak yapabilirsin. Böyle yaparsan başarılı olursun ve böylece herkese senin 'akıl hastalıklarını tedavi ettiğine' ve 'gerçek bir doktor' olduğuna inandırman daha da kolay olur. İşte, ana akım psikiyatrinin... 'psikiyatrik ilaçlar, işe yarıyor, akıl hastalıklarını tedavi ediyor' masalının perde arkası budur."
--- --- ---
Kardeşimin mevcut durumu da buna benzer şekilde... psikiyatrinin 'tedavi etme' değil, 'kontrol etme' yöntemlerinden biriydi. Deyim yerindeyse psikiyatrinin 'insanları kontrol etmenin bir sonucu olan kimyasal beyin hasarının' bir etkisini yaşıyorduk. Yukarıda dediğimiz gibi psikiyatrik ilaçlar... muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... - UYUŞTURUCU - etkisine bağlı gelişen... kimyasal beyin hasarının bir sonucu olarak... kardeşimizde ara sıra da olsa az bir 'sakinleşme' yapmıştı ama 'kendi kendine konuşma, gayipten sesler duyma ve saldırganlık eğilimleri' kalıcı hale gelmişti.
Hatırladığımız kadarıyla... psikiyatrist bize "akıl hastalığının kalıcı ve/veya kalıtsal olduğu, bununla hayatı boyunca yaşayacağı ve bizlerin de buna alışmamız gerektiği, ..." vb gibi buna benzer ifadeler söylemişti. Yani... muhtemelen psikiyatrist aslında 'kendisinin neden olduğu' akıl hastalıklarının kalıcı hale gelmesinin (kalıcı beyin hasarının) nedenini... 'akıl hastalıkları kalıtsaldır' vb buna benzer yalanların üzerine atarak, bu suçundan sıyrılmaya çalışıyor gibiydi. (Psikiyatristler, zaten buna benzer şeyleri hep yaparlar.) Biz de o dönemler de... 'Hımm' Madem doktor!! böyle söylüyor...' diye çaresiz bir şekilde 'kabullenmek ve bu sorunlara katlanmak' zorunda kalmıştık.
** Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla yaşamak ve büyümek...
Aradan yıllar geçti... kardeşimin durumunda bir değişiklik yoktu... (kendisini doktor olarak gören ve bizim de mecburen öyle gördüğümüz) psikiyatriste olan 'güven' azalmıştı bizde. Psikiyatriste gittiğimiz bölge çok uzak olduğu ve biraz da güvensizlik oluştuğu için... yakınlardaki hastanelerden - o da sadece ilaç reçetesi yazdırmak için - başka psikiyatristlere gitmeye başlamıştık. Bu psikiyatristlerin isimlerini tam olarak bilmiyoruz ama bunlar da neredeyse diğer psikiyatrist ile aynı zehirli kafaydı.
"Ana akım psikopat psikiyatrinin... tıp fakültelerinin (ölüm endüstrisi) psikiyatri bölümlerinde görmüş oldukları psikopat eğitimlerinin ölüm meyvelerini (sakat bıraktırıcı ve öldürücü eğitim, öğretimlerini) - kendilerine danışanlarına, insanlara yani hastalarına - vermeye aynen devam ediyorlardı. Yani değişen bir şey yoktu."
** "Evlenirse düzelir; aynı durumda olanlar vardı, evlendiler ve düzeldiler" mantığının perde arkası...
(Dipnot 34) : Gel zaman git zaman... kardeşim bu "kimyasal beyin hasarıyla" büyümeye başladı ve 'kendi kendine konuşmalar, gayipten sesler duymalara' bir de ara ara "bağırıp çağırmalar - yüksek sesle konuşmalar" da katılmıştı. (dipnot9) Kardeşim, uzun süreden beri 'evlenmek istediğini' söyleyip duruyordu. Etraftan da sağdan soldan, komşulardan, akrabalardan... "Bu kız gibi aynı durumda olan çok kişi vardı, evlendiler, yuva kurdular ve düzeldiler. Bu da evlenirse düzelir." diye sözler, laflar duymaya başlamıştık. Evet, bunlar doğru olabilir ama çoğu insan, bazı şeylerin farkında değil. Kardeşimin durumu onlardan çok farklı gibi gözüküyor. Şöyle ki...
Muhtemelen... kardeşim psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanmıştı. Kardeşim gibi aynı durum da (kimyasal beyin hasarı değil sadece semptomlara sahip) olupta... sonradan evlenip düzelen kişilerin (kızların) durumları... kardeşimden çok farklı gibi gözüküyor. Muhtemelen onların sağlıklı beyinleri... psikiyatrik ilaçlar tarafından yeterince kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılmadığı için... (belki de bu nedenle) evlendikten sonra düzelmiş olabilirler, diye düşünebiliriz. (Not11)
(Not11) : Evlendi ama durumunda bir düzelme olmadı çünkü... Fakat tabii biz, bu gerçeği o dönemlerde tam olarak bilmiyorduk, sonradan öğrendik.. Bunları bilmediğimiz için de... mecburen özellikle de annesi 'Yeter ki kızım iyileşsin, yuva kursun, mutlu olsun' düşüncesiyle... kızını evlendirmek zorunda kalmıştı. Kardeşim zaten - rahatsızlığının getirdiği bir sonuç olarak - evlenmek istiyordu. Evlenirken "sanki durumunda düzelir gibi" bir his oluştu herkeste; - "İnşAllah düzelecek' diye bir ümit doğmuştu... Evlendi, 1/2 ay sonra damadın ailesi... kardeşimi 'Bu kız deli, banyoya, tuvalete giriyor, saatlerce çıkmıyor, sürekli kendi kendine konuşuyor, hiç bir şey yapmıyor; biz karar verdik, bunları boşayacağız!' vb gibi buna benzer sözlerle bizim eve geri getirip teslim etmişlerdi. Yani koktuğumuz başımıza gelmişti. Biz, 'düzelir' diye beklerken... durumunda hiç bir değişiklik olmamıştı. Kardeşim, evlendikten sonra rahatsızlığı orada da devam edince... 1/2 ay içinde boşanma kararı aldılar ve sonra boşandılar. Evlilik faktörünün ona hiç bir faydası olmamıştı. (dipnot76)
(DipNot 9) : "Sözde akıl hastalıkları, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının bir sonucudur."
Çoğu insan... bunun (ilaç kaynaklı semptomların) asıl nedeninin bu olduğunu bilmez, farkında olmaz - ana akım psikiyatristlerinin aldatmacalarına ve kandırmalarına dayanarak... bunu 'akıl hastalığına' bağlarlar. Halbu ki bunun akıl hastalığı ile hiç bir ilgisi yoktur. Bunlar, kimyasalların (zehirli psikiyatrik ilaçların) yol açtığı kimyasal beyin hasarının birer eseriydi. Beyin kimyası, (psikiyatrik ilaçlar tarafından) kimyasal hasara (beyin hasarına) uğrarsa... insan davranışları tıpkı akıl hastalıklarına benzer davranışlarına dönüşür.
Yani (psikiyatrik ilaçların kimyasallarının neden olduğu) davranış bozuklukları oluşur. Bu psikiyatrik ilaçların kimyasal etkisinin bir sonucu olan davranış bozukluklarını görenler de... bunu 'akıl hastalıkları' ile ilişkilendirir ve kişinin 'akıl hastası' olduğunu düşünmeye başlar. (Bu, daha çok ana akım psikiyatrinin ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikiyatristlerin en sevdiği ve kasıtlı olarak yalan, yanlış ve/veya yanıltıcı bir şekilde etrafa yaydırmaya çalıştıkları düşüncelerdir.)
** Psikiyatrik ilaçlar, insanları 'bakıma muhtaç' hale getirir.
Muhtemelen insanların, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı olan ve olmayan kimyasal beyin hasarının... olumsuz negatif bir sonucu (etkisi) olan 'kimyasal kaynaklı davranış bozukluklarına' sahip kişileri.... 'akıl hastaneleri, bakım evleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde görebilmek son derece mümkündür. Çünkü muhtemelen bu tür akıl sağlığı birimlerinde kalan insanların (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğu... psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı olan ve olmayan kimyasal beyin hasarına uğratılan insanlardan oluşmaktadır, diyebiliriz. Bu tablo, bize psikiyatrik ilaçların, insanları 'bakıma muhtaç' getirdiğini açıkça gösterir. "
--- --- ---** Anne olmanın zorluğu...
Kaldığımız yerden devam edersek... daha önce de dediğimiz gibi (evlenmeden önce, sonra ve boşandıktan sonra da) durumunda herhangi bir değişiklik yoktu. İlaç kaynaklı semptomlar ile birlikte bağlantılı saldırganlık eğilimleri de aynen devam ediyordu. Annem ise artık yaşlanmıştı ve kızının çocukluğundan beri yaşamış olduğu sıkıntının süresi (yıllar) boyunca... deyim yerindeyse iyice çökmüştü ama buna rağmen kızına bakmaya devam ediyordu. Çünkü, o bir anneydi. Her ne olursa olsun... kızını bu şekilde olması onu üzse de... bir anne olarak ondan vazgeçmiyordu. Onun bakımını yıllar boyunca üstlendi ve ölünceye kadar da üstlenmeye devam edecekti. (Not12)
Ancak devlet ve ana akım psikiyatri, onu
kızından ayırmaya çalışıyordu. Bunu da 'sen yaşlısın, moruk olmuşsun,
artık ona bakamazsın ve evin hijyen değil, kötü" gibi buna benzer bahanelerle
yapmaya çalışıyordu. Zihinsel engelli bireyin sözde "akıl sağlığının ve beden sağlığının korunması" bahanesi de vardı. Halbu ki... onu bu duruma gelmesine sebep
olan da devlet ve ana akım psikiyatriydi. Onu kötü duruma
getirdikleri yetmiyormuş gibi... şimdi de - yine akıl sağlığının ve beden
sağlığının korunması, bakım ve tedavisinin yapılması" gibi bahanelerle -
onu önce daha kötü hale getirmeye ve sonra da öldürmeye çalışıyorlardı.
Zaten devletlerin ve ana akım psikiyatrinin gizlice onlarca yıldır yaptığı
şey de - yani gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımlar da - bu değil midir? (Bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımların... tüm dünyada yaşandığını unutmamak gerekir. Bunları, blog sayfalarındaki araştırmalar da okuyabilirsiniz.)
--- --- ---
(Dipnot 35) : Psikiyatrik ilaçlar... - ana akım psikopat psikiyatrinin - sözde hayali "akıl hastalıklarını"... hiç bir şekilde TEDAVİ ETMEZ, EDEMEZ ve zaten TEDAVİ ETMEMEKTE ve bireyleri hiç bir şekilde İYİLEŞTİRMEMEKTEDİR. Hem insan beyni (beyin sağlığı) hem de insan bedeni (beden sağlığı) için... oldukça zehirli kimyasallar içeren... psikiyatrik ilaçların yaptığı tek şey... sadece sağlıklı beyinleri UYUŞTURMAKTIR. Uyuşan beyin (beyin kimyası)... - bazı - bireyler de bir "sakinleşmeye" neden olur. Bu sakinleşme... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... "psikiyatrik ilaçların işe yaradığı, sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi ettiği ve bireyleri iyileştirdiği" şeklinde... yalan ve aldatmacasına dönüşür. Ancak - yukarıda da belirttiğimiz gibi - bu, tamamen sağlıklı beyinleri uyuşturmasından kaynaklanır.
Muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları... sağlıklı beyinleri uyuşturur ve - bazı bireyleri - sakinleştirir. Ve bazı bireylerde de - sağlıklı beyinleri uyuşturarak - ters tepki üretir - yani şiddet, cinayet ve intiharlara meyilli olmak da dahil... - çok sayıda "psikotik semptomların" oluşmasına neden olur.
Ve muhtemelen psikiyatrik ilaçların hepsi... bireylerin - psikiyatrik ilaç aldıkları HER GÜN boyunca - sağlıklı beyinlerinin "kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye)" maruz kalmasına... ve daha sonra da - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - yakalanmasına neden olur. Ve buna bağlı olarak... bireylerin zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" - yani başkalarının yardımına muhtaç - hale gelmesine neden olur.
"Muhtemelen bireylerin "engelli" ve "bakıma muhtaç" hale getirilme durumları... psikiyatrik ilaçların... bireyleri "kimyasal beyin hasarına" hem maruz bırakması ve hem de yakalanması ile ilgili olabilen bir şey olabilmektedir. Bu, muhtemelen bireyden bireye farklılıklar gösterebilen bir şey gibi gözüküyor - örneğin maruz bırakılma da (engellilik)... yakalanma da ise (bakıma muhtaçlık) ile ilgili olabilir."
Ancak her ne olursa olsun... psikiyatrik ilaçların insanları... bir şekilde kimyasal beyin hasarına maruz bıraktığı ve daha sonra da yakalanmasına neden olduğu... açık gibi görülüyor. Bu da muhtemelen... bireylerin zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilmesine neden olabilen birşeydir, diyebiliriz.)
Muhtemelen genellikle psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu psikiyatristler - tarafından... "bakıma muhtaç" hale getirilen bireyleri.... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde görebilmek mümkündür. Muhtemelen bu tür akıl sağlığı birimleri... - özellikle de genellikle sivil hayattayken biyopsikiyatrik tedaviler görürken... kalıcı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratılan insanlarla (en azından burada kalan insanların büyük çoğunluğu ile) doludur.
Ve muhtemelen sadece psikiyatristler tarafından "bakıma muhtaç" hale getirilen bireyler değil... aynı zaman da... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" hale getirilen insanları da... bu tür akıl sağlığı birimlerinde görebilmek de mümkündür, diyebiliriz.
Dolayısıyla... muhtemelen bu tür akıl sağlığı birimlerine (bireylerin bilmeden istemli, yine bilmeden aileleri tarafından / mahkeme kararları ve polis zoru ile istemsiz olarak) getirilen bireyler... buralar da kendilerine verilen zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile... durumlarının daha da kötüye gitmesine (yani "gerçek akıl hastası" haline dönüştürülmesine) neden olabilmektedir. "Gerçek akıl hastası haline dönüştürülme" durumu... öyle basite alınabilecek ve bireyler için "Yav, zaten bunlar deli, akıl hastası!" diye buna benzer kelimelerle geçiştirilebilecek şeyler değildir.
* Psikiyatrik ilaçlar... insanları birer "gerçek akıl hastası" haline dönüştürür ve bu da... onların "akıl hastası" olarak etiketlenmesine neden olur.
(Dipnot 36) : Psikiyatrik ilaçlar... insanları birer "gerçek akıl hastası" haline dönüştürür ve bu da... onların "akıl hastası"
olarak etiketlenmesine ve - sürekli olarak - zehirli kimyasallar (psikiyatrik
ilaçlar) ile ilaçlanmasına ve ECT gibi sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşok) ve diğer kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedaviler
verilmesine neden olur. Bu da bireylerin... hem zihinsel hem de fiziksel olarak iyatrojenik sakat bırakılmasına (yaralanmasına) ve daha sonra da öldürülmelerine (ölümlerine) neden olur.
"Muhtemelen psikiyatrik ilaçlar... her türlü sağlıklı insanı "gerçek akıl hastası" haline dönüştürür (getirir.) Bunu da... sağlıklı beyinleri "kimyasal beyin hasarına" maruz bırakarak ve/veya yakalanmasına sebep olarak yapar."
Muhtemelen daha önceleri psikiyatrik ilaç kullanmayan bir bireyin beyni... her zaman sağlıklıdır. Psikiyatrik ilaç kullanmaya başladıktan sonra... bireyin beyni... zehirli kimyasallara maruz kalır ve kimyasal saldırı sonucu değişikliğe uğrar ve beyin, yavaş yavaş bozulmaya başlar - yani sağlıklı beyin, artık "sağlıklı" olmaktan çıkar.
Zamanla beyin (beyin kimyası)... - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - ciddi derece de hasara (kimyasal kaynaklı beyin hasarına) uğramaya başlar. Psikiyatrik ilaç kullanımı devam edildikçe... kimyasal beyin hasarı... "kalıcı" hale gelir. Kalıcı hale gelen kimyasal beyin hasarına bağlı olarak... kimyasal ve duygusal beyin travmaları oluşur.
Bu, kimyasal ve duygusal beyin travmalarına bağlı olarak da bireylerde... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalıkları" olarak da etiketlenen... ancak psikiyatrik ilaç kaynaklı olan... bir takım garip ve tuhaf davranışlar ortaya çıkar.
Bu, garip ve tuhaf davranışlar... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... "kasıtlı olarak "akıl hastalıklarına bağlı gelişen psikotik semptomlar" vb gibi buna benzer aldatmacaya dönüştürülür ve bu şekilde "akıl hastalığı" olarak etiketlenir.
Dolayısıyla kısaca psikiyatrik ilaçlar... bireyleri "gerçek akıl hastası" haline dönüştürür. Bunu da sağlıklı beyinleri... kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) uğratarak (yani maruz bırakarak ve/veya yakalanmasına sebep olarak) yapar.
"Psikiyatriye sağlıklı olarak girenler (başvuranlar)... "gerçek akıl hastası" haline dönüşmüş olarak çıkarlar. Psikiyatristler, bireyleri birer "gerçek akıl hastası" haline dönüştürür."
Hayatında hiç psikiyatrik ilaç kullanmayan bireylerin beyinleri sağlıklıdır ve hiç biri "akıl hastası" değildir. Psikiyatrik ilaç kullanan bireylerin sağlıklı beyinleri ise "zehirli kimyasallar" nedeniyle "değişikliğe" uğrayarak - yani sağlıklı beyinler bozulmaya başlar. Psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına maruz kalır. Ki bu da, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalınması anlamına gelir.
Çünkü...ileri de zamanla - genellikle psikiyatrik ilaçların uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de kullanımı ile - beynin (beyin kimyasının).... kimyasal beyin hasarına yakalanmasına ve daha sonra da bu kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olur. Ki bu kalıcı kimyasal beyin hasarı da... muhtemelen bireylerin "gerçek akıl hastası" haline dönüşmesine neden olur.
"Bireylerin yaşamış oldukları - ve sonradan bir takım "ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" ile düzeltilebilen - bu, bir takım garip ve tuhaf davranışlar... tamamen doğaldır ve bunlar, insanın kendi ruhuyla ilgilidir, beyinle ilgili değildir. Bu, - beyinle ilgili (beyinde) olmayan - garip ve tuhaf davranışları... "akıl hastalıkları" olarak atfedip... bunları - daha doğrusu sağlıklı beyinleri - zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile tedavi etmeye çalışırsanız... sözde hayali "akıl hastalıklarını" tedavi etmezsiniz (edemezsiniz)... sadece sağlıklı beyinleri zehirlemiş ve sağlıklı beyinlere... kimyasal bir mermi sıkmış (vermiş) gibi olursunuz."
Muhtemelen son derece doğal olan ve sonradan bir takım "ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" tarafından düzeltilebilen - bu, garip ve tuhaf davranışlar... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalığı" olarak etiketlendiği için... psikiyatriye ilk defa başvuran bireylere... olasılıkla bu zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) reçete edildiğinde ve bireyler, bu zehirli kimyasalları kullanmaya başladığında... bireylerin birer "gerçek akıl hastası" haline dönüşmesi olasılığı çok yüksektir, diyebiliriz.
"Gerçek bir akıl hastası değilsiniz... ama psikiyatristler, sizi - zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) ile - gerçek akıl hastası haline getirebilir (dönüştürebilir.) Bu, onlar için zor bir şey değildir. Sadece psikiyatriye başvurmanız yeterlidir - daha ne olduğunu dahi anlayamadan - anında "akıl hastası" olarak etiketlenir ve sonra da hayatınızın kararmasını beklersiniz. Ve sonra da ölürsünüz. Yani iyatrojenik olarak sakat bırakılır (yaralanır) ve sonra da öldürülürsünüz (ölürsünüz)"
Genellikle psikiyatrik ilaçların uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de kullanımı ile... bu olasılık kendini gösterebiliyor. Bazı bireyler... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları nedeniyle... anında (kısa vadeler de) birer gerçek akıl hastası haline dönüşebilirken.. bazı bireylerde de daha sonraları (uzun vadeler de) bu olasılık ortaya çıkabiliyor. Ama her iki sonuçta da bireylerin... "gerçek akıl hastası" haline dönüşme (dönüştürülme) olasılığı vardır ve çok yüksek olabilmektedir.
Muhtemelen dolayısıyla psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu psikiyatristler - insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratarak... bireyleri "gerçek akıl hastası" haline dönüştürürler. Ve böylece onları, yavaş yavaş zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile zehirleyerek... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirmiş olurlar.
Ve sonra da onların... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerine... zorla ve zorbalıkla (yani muhtemelen bilmeden... aileleri tarafından ve//veya mahkeme kararları ve polis zoru ile) istemsiz şekilde... hapsedilmelerine (yatırılmalarına, kalmalarına vb) neden olurlar. Ve sonra da bu akıl sağlığı birimleri... onları zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile yavaş yavaş zehirlemek.. ve/veya ECT (sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları "elektroşoklar") vermek... gibi buna benzer - sakat bırakıcı ve öldürücü - diğer biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleler uygulayarak... hem zihinsel hem de fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlara yakalanmasına ve sonra da "ani ölümler" de dahil...çeşitli iyatrojenik ölümler yaşamasına neden olurlar. Yani kısaca bireylerin "KİM VURDUYA GİTMELERİNE" neden olmuş olurlar.
* Devletler ve toplumlar bunu bilmiyor ama psikiyatrik tedaviler ve psikiyatrik hapsedilmeler... aslında "devlet destekli bir idam edilme - öldürülme" gibidir..
(Dipnot 37) : Devletler (ve toplumlar)... muhtemelen psikiyatrik ilaçların "akıl
hastalıklarına" neden olduğunu ve insanları "gerçek akıl hastası" haline dönüştürdüğünü ve bunları da olasılıkla bireylerin sağlıklı beyinlerini "kimyasal beyin hasarına" uğratarak yaptığını ve daha pek çok kalıcı ve ölümcül zararlar verdiğini... BİLMİYOR gibi görülüyor. Ve muhtemelen bilmedikleri için olsa gerek... bireyleri, - "sözde akıl hastalıklarının tedavisi" ve/veya "sözde bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılabilmesi" gibi buna benzer bahaneler adı altında... zorla ve zorbalıkla (örneğin mahkeme kararları ve polis zoru ile ailelerinden kopararak)... onları "gerçek akıl hastası" haline dönüştüren ve onların kalıcı ve ölümcül kimyasal beyin hasarları yaşamasına (yakalanmasına) neden olan ve hatta onları iyatrojenik olarak sakat bırakan ve öldüren... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi bu tür akıl sağlığı birimlerine... hapsedilmelerine neden olabilmektedirler.
Buralara hapsedilen bireyler... zamanla hayatlarını karartan ve onları iyatrojenik olarak sakat bırakan ve öldüren... zehirli kimyasallara (psikiyatrik ilaçlara) ... ve/veya ECT gibi (sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şoklarına (elektroşoklar)... ve/veya diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahalelere maruz bırakılarak... adeta "idam edilmeyi" bekleyebilmektedirler. Yani devlet destekli bir idam edilmeyi (öldürülmeyi)... zorla ve zorbalıkla istemsiz bir şekilde beklemek zorunda kalabiliyorlar.
Ve aslında daha üzücü ve korkunç olan şey şu ki... buralara hapsedilen bireyler (en azından biyopsikiyatrik tedavi görenlerin büyük çoğunluğu)... muhtemelen bunların - yani buralarda iyatrojenik olarak sakat bırakılabileceklerinin ve öldürülebileceklerinin - farkında bile değiller. Çünkü... muhtemelen psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler, müdahaleler - daha doğrusu (bunları reçete eden ve uygulayan) psikiyatristler - tarafından... "kalıcı" olarak fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına uğratıldıkları ve buna bağlı olarak da... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildikleri için... artık doğru düzgün ve mantıklı bir şekilde düşünememekte ve ne yaptıklarının farkında bile olamamaktadırlar.
Bu nedenden dolayı da... buralar da iyatrojenik olarak sakat bırakılmayı (yaralanmayı) ve/veya öldürülmeyi - yani sessizce idam edilmeyi - bile bilemediklerini, farkına varamadıklarını... hatta bilseler /farkına varsalar bile... - psikiyatristler tarafından kalıcı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarından dolayı - bunun "ne olduğunu dahi anlayamayacaklarını" tahmin edebilirsiniz.
Dolayısıyla devletler... - belki bu acı ve korkunç gerçekleri bilmiyorlar ama muhtemelen bilmeden de olsa... bazı yasal nedenlerden dolayı... buna izin verdikleri için olsa gerek - aslında bireylerin bu akıl sağlığı birimlerinde yaşayacakları (hatta daha önce yaşamış ve halen bile yaşıyor oldukları) bu acı ve korkunç gerçekler nedeniyle... bireyler buralar da adeta "ölüme" terk edildikleri için... buna devlet destekli psikiyatrik bir sakat bırakılma ve idam edilme de (yani öldürülme de) diyebilmek oldukça mümkündür, diyebiliriz.
Onlarca yıl boyunca... bu akıl sağlığı birimlerine - "sözde akıl hastalıklarının tedavisi" ve/veya "sözde bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılabilmesi" bahaneleri ile hapsedilen bireylerin... kaçta kaçının iyatrojenik olarak sakat bırakıldıklarını (yaralandıklarını) ve öldürüldüklerini (ölümlerine sebep olunduğunu)... bilebilmek oldukça zor bir tahmindir. Ancak öyle de olsa... muhtemelen bu psikiyatrik vahşet ve soykırımın... akıl sağlığı birimlerinde - onlarca yıl boyunca - devam ettiğini (ve halen bile devam ediyor olduğunu) düşünürsek... muhtemelen bu sayının... dünya geneli için - ölenler de dahil olmak üzere - milyarlarca insan civarında olabileceğini - yani sayısı belirsiz milyarlarca insanın iyatrojenik olarak sakat bırakılmış ve öldürülmüş olabileceğini - rahatlıkla tahminde bulunabilirsiniz.
Daha önce de dediğimiz gibi... devletler ve toplumlar muhtemelen bu acı gerçeği bilmiyorlar. Ve bunun nedeni de muhtemelen... bu devlet destekli psikiyatrik idamlar (öldürülmeler)... "akıl hastalıklarının tedavisi" ve/veya "bakım, tedavi ve rehabilitasyonların yapılabilmesi" vb gibi buna benzer bahaneler olarak görülüyor. Ve bu bahanelerin YASAL olması da... muhtemelen bu nedenlerden dolayı... bu tür bahaneler ile... akıl sağlığı birimlerine hapsedilen bireylerin... (yakinen psikiyatristler tarafından)... iyatrojenik olarak sakat bırakılmaları ve sonra da öldürülmeleri de... kaçınılmaz hale gelebilmektedir, diyebiliriz.
"Kısaca özetle... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimleri... birer "ÖLÜM KAMPLARINDAN" başka bir şey değildir."
--- --- ---
NOT : Yukarıda akıl sağlığı birimlerinin nasıl birer "ölüm kampları" olduğunu /olabileceğini az da olsa anlatmaya çalıştık. Ve dahasını da aşağı da irdelemeye çalışacağız.
Şimdi kaldığımız yerden devam edersek...
* Hiç bir bakımevi - gibi diğer akıl sağlığı birimleri de dahil - ve diğer kişi /kuruluşlar... bir annenin "kendi evladına bakımından daha iyi bakamaz."
(Not12) : "Dolayısıyla... bir annenin yaşlı ve hasta olması... o annenin evlatlarına bakamayacağı anlamını içermez. Öyle ki devlet destekli olsun /olmasın hiç bir bakımevi ve hiç bir kişi /kuruluş... bir annenin - (bazı istisnalar olmak üzere) yaşlı ve hasta olsa bile - kendi evladına bakımınından daha iyi bakamaz."
"Bazı istisnaya söz konusu olan şeyler... muhtemelen annenin sadece "hasta ve yaşlı" olması geçerli bir gerekçe değildir. Bununla birlikte - bireyin özel bakım ve ihtiyaçlarını - tam anlamıyla yerine getiremeyecek derece de - annenin gerçekten de "hastalık ve yaşlılık durumunun ağır ileri derece de olması - örneğin 'annenin yatağa bağımlı olması, akıl sağlığının gerçekten de bozulmuş olması' vb gibi koşulların oluşması - ve bununla birlikte sadece "tek başına olması" durumunda ise bu geçerli olunabilir. Ancak annenin bu özelliklere sahip olması durumunda... eğer kendisine yardımcı olabilecek kişilerin (örneğin diğer sağlıklı evlatlarının ve/veya 1.dereceden akrabalarının) olması durumunda ise... annenin sadece "ağır hasta ve yaşlı" olmasının geçerli bir gerekçe olarak gösterilmesi doğru ve mantıklı bir gerekçe değildir ve olmamalıdır."
Bunlarla birlikte... bu vb soru ve gerekçelere... "Kuşkusuz ki öyledir ama...." diye sarf eden cümleler kuranların haklı gerekçeleri olabilir; - örneğin "anne, evladına kötü davranıyor" olabilir... "anne, evladını istemiyor ve/veya ona bakamadığını söylemiş" olabilir. Bu haklı gerekçeler, muhtemelen bir annenin evladına "kötü davranması, istememesi ve/veya ona bakamadığını itiraf etmesi" olursa ancak gerçek anlamda "haklı gerekçeler" olabilir.
Ancak bir annenin - yaşlı ve hasta olsa bile - evladına "iyi davranması, canı gönülden istemesi ve ona canı gibi bakmasına..." vs vs karşılık.... "vay efendim, sen yaşlısın, hastasın, moruk olmuşsun artık, ona bakamıyorsun, evin hijyen değil..." vb gibi buna benzer bahaneler... haklı gerekçelerin kapsamına girmez, giremez ve girmemelidir de...
Amaç ne; zihinsel engelli bireyi "kendisine canı gibi bakan annesinden ayırmak ve onun - özellikle de zihinsel sağlık açısından - daha kötü duruma düşmesine ve hatta sakatlanmasına ve ölümüne neden olabilecek adeta birer ÖLÜM KAMPLARI olan bakımevlerine ve/veya istenilmeyen kişilere mi teslim etmek? Böyle yaparak... zihinsel engelli bireylere yardım mı etmiş ve onların hayatını mı kurtarmış oluyorlar?
Tabii ki de hayır... devletler, bu durumda olan bireyleri... ailelerinden kopararak... adeta birer "ölüm kamplarına" dönüşen... "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerine... kendi elleri ile hapsetmiş oluyorlar. Ve sonra da bu bireylerin... sessiz sedasız bir şekilde... iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarına ve öldürülmelerine - yani KİM VURDUYA GİTMELERİNE - sebep olmuş oluyorlar.
Yoksa devletler... ailelerinden zorla ve zorbalıkla koparttıkları bireylerin - birer "ÖLÜM KAMPLARI" haline gelen bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde - çok çabuk bir şekilde iyatrojenik olarak sakatlanmasını hatta öldürülmelerini sağlayarak onlardan, - ve onlar için sağladıkları milyonlarca /milyarlarca dolarlardan... yani mali ve maddi külfetlerden - kurtulmak mı istiyorlar? Amaç bu değilse... zihinsel engelli bireyleri, onlara canı gibi bakan annelerinden ayırmanın bir mantığı olabilir mi?
--- --- ---
** Akıl hastanesine ilk yatış ve sonrası...
"Psikiyatrik ilaçlar, neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarı nedeniyle kardeşimi "bakıma muhtaç" hale getirmişti."
Hatırladığım
kadarıyla 2015 /2016 yılında kardeşimin durumu kötüleşince... çaresiz
bir şekilde 'tedavi görmesi ve iyileşmesi' için onu bir 'akıl hastanesine' yatırılması sağlanılmıştı (Yani aslında bu durum bile... kardeşimin psikiyatrik ilaçlar (daha doğrusu sinsi şeytanlar psikopat psikiyatristler) tarafından 'bakıma muhtaç' hale getirildiğinin bir sonucu ve kanıtıydı. Ama işte biz o dönemlerde bunları bilmiyorduk.) O dönemlerde onu (hem psikiyatrik hem de fiziksel muayeneler için) hastaneye götüremiyorduk çünkü muhtemelen psikiyatrik ilaçların vermiş olduğu yan etkinin acısını yaşıyordu. Valilik /belediye başvurduk; onlar da hastane sevki falan yaptırdı, oradan da hastaneye yatırıldı. Orada durumu hiç iyi değildi ama sanki düzelmiş gibi 2/3 ay falan kaldıktan sonra bıraktılar. (Not13)
(Not13) : Yüce Allah'ın taktirini anlamak... "Yüce Allah'ın taktiri işte... Şu anki psikopat psikiyatrinin insanlığa yaşattığı psikiyatrik zulüm, vahşet ve soykırımları görünce... gerçekten de o dönemlerde yüce Allah'ın izni ile kardeşimin kısa sürede serbest bırakılması... aslında ilahi bir durumun işareti gibiydi. - "Ya orada çoook uzun yıllar kalsaydı?" - Muhtemelen ana akım psikopat psikiyatrinin 'psikiyatrik zulüm, vahşet ve soykırımlarına' maruz kalacak ve olasılıkla kısa zaman içinde oradaki psikiyatristler tarafından öldürülecekti. (Yani kim vurduya gidecekti.) Ancak öyle görülüyor ki... yüce Allah buradaki psikiyatristlere bir merhamet /bir korku falan vermiş olmalı ki... kardeşimi 2/3 ay süre zarfında serbest bırakabilmişlerdi, diye düşünemeden edemiyor insan... Ama tabii bu düşünceler, o dönemlerde değil şimdiki zamanda aklımıza gelenler.. Ama aslında "ailecek sınanıyorduk", onu da anlamıştık. Ve halen bile "sınanmalar devam ediyor" gibiydi.) O dönemler de 'henüz tam olarak tedavi edilmediği' algısında olduğumuz için biraz tedirgindik açıkçası." Şöyle ki...
--- --- ---
Orada ona ne verdilerse artık durumu daha da kötüleşmiş gibiydi. 'Beni, akıl hastanesine yatırdınız, şöyle yaptınız, böyle yaptınız!' diye bize kızıyor ve saldırganlık tepkisi gösteriyordu. Saldırganlık artınca ardından daha sonra yeniden hastaneye yatırıldı. 1 ay sonra yeniden bıraktılar. (Sınanma çok hızlıydı bu sefer...)
** Artık saldırganlık yoktu ama bunun nedeni zehirli psikiyatrik ilaçlar değildi.
Zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar)... zaten daha önceden kardeşimin - deyim yerindeyse - akıl sağlığının tamamen kaybetmesine ve onun sağlıklı beyninin (beyin kimyasının) tahrip edilmesine - yani kimyasal kaynaklı beyin hasarına (kimyasal beyin hasarına - yani kimyasal lobotomiye) yakalanmasına neden olmuştu. Aslında zehirli psikiyatrik ilaçların... saldırganlık ve şiddet eğilimine etkisi vardı ama yok edilmesine - doğrudan bir etkisi yoktu. Aslında bu "yok edilme" değil... bir korkunun etkisiydi - yani bu muhtemelen "korku kaynaklı etkisizleşmek - etkisiz hale gelmek" gibi birşeydi.
Muhtemelen eğer psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı... - deyim yerindeyse - bir daha kurtarılamayacak derecede... bireyi adeta yatağa bağımlı ve/veya pasif hale getirebilecek şekilde... sağlıklı beynini (beyin kimyasını) çok ağır bir şekilde tahrip etmiş olsaydı... muhtemelen bu beyin kimyasının tahrip edilmesinden dolayı... adeta zombiye dönüşme ihtimali (ve bu da kalıcı ve öldürücü iyatrojenik yaralanmanın bir nedeni) olurdu.
Evet, kardeşimde psikiyatrik ilaçların neden olduğu bir kimyasal beyin hasarı vardı ama zombiye dönüşecek derecede ağır değildi. Bu da bize... akıl hastanesi sonrası... saldırganlık eğiliminin olmamasının nedeninin... psikiyatrik ilaçlar olmadığı... sadece (muhtemelen) "akıl hastanesinin kasvetli ortamından kurtulabilmenin - "korku" kaynaklı - bir etkisi" olabileceğini gösterebilmektedir, diyebiliriz. Şöyle ki...
"'Çocukluk çağı saldırganlık eğilimi' artık yoktu ama bunun nedeni tamamen korku idi; psikiyatrik ilaçların bunda hiç bir etkisi yoktu."
Durumunda hiç değişiklik yoktu ama sadece 'saldırganlık eğilimi' artık göstermiyordu. Bunun dışında değişen bir şey yoktu. Bu nedenle... biz de bu şekilde durumu kabullenmeye ve ortama alışmaya başladık.
Saldırganlık eğiliminin olmamasının nedeni de (yukarıda dediğimiz gibi) psikiyatrik ilaçların işe yaraması değildi. 'Akıl hastanesine gitmekten korktuğu' için bu saldırganlık eğilimi yoktu. Psikiyatrik ilaçların, bunda hiç bir etkisi yoktu.
Yani... kısacası şimdiye kadar psikiyatrik ilaçların hiç bir etkisi olmadı ve durumu daha da kötüleştirdi. Ve daha da kötüsü kardeşimi muhtemelen kalıcı kimyasal beyin hasarına uğrattı ve 'bakıma muhtaç' hale getirdi. Yani psikiyatrik ilaçlar (daha da doğrusu ana akım psikiyatristleri) kardeşimin hayatını çaldılar, mahvettiler ve şimdi de onu öldürmeye çalışıyorlardı. - "'Öldürmeye çalışmak' ne demekti?" (Not14)
--- --- ---
* Ana akım tıp dünyasında ve ana akım psikopat psikiyatri'de... sakat bırakılmanın ve öldürülmenin adı : "tıbbı hatalar = örtbas etme kültürü"
(Not14) : "Öldürmek (öldürmeye çalışmak)" kelimesi - eğer ana akım psikiyatristlerini "bir doktor" olarak görüyorsanız - size anlamsız gelebilir. "Bir doktor, durup dururken hastasını öldürmez!' mantığına sahip olabilirsiniz. Elbette sadece psikiyatri alanı dışındaki diğer tıp alanlarındaki doktorlar değil... ana akım psikiyatristleri de hastalarını - anladığınız şekilde - direkt olarak öldürmez. Zaten tıp alanında - beyaz önlüklüler tarafından gerçekleştirildiği düşünülen - bu "öldürme (öldürmeye çalışma)" meselesi... öyle herkesin görebileceği ve algılayabileceği - ulu ortamda - "açık" bir şekilde yapılan birşey değildir.
Muhtemelen... tıp alanında oldukça yaygın olan /olduğu söylenilen "örtbas etme kültürü" ile bu "öldürme" eylemi "gizli" bir şekilde gerçekleştiriliyor. Tabii tıp alanında sadece "öldürme" eylemi gerçekleşmiyor... sakat bırakma (yaralanma) eylemleri de gerçekleştiriliyor. Ve tüm bunların adına da "tıbbi hata ve/veya tıbbi hata ile gelen iyatrojenik ölüm ve yaralanma" deniliyor.
Bu tıbbi hataların - yani iyatrojenik ölüm ve yaralanmaların sadece bir kısmı medyaya yansıyabiliyor. Diğer büyük çoğunluğu ise yansımıyor. Bunlar da, daha çok "örtbas etme kültürünün" getirdiği bir sonuç olarak - yani "herşey kitabına uygun bir şekilde yapılıyor" denir ya işte "herşey - yani tıbbi hatalar - tıbbi verilere uygun bir şekilde örtbas edilip - işleniyor" gibi buna benzer bir düzenin kurulması nedeniyle olsa gerek - bu tıbbi hatalar, "tıbbi hata" olarak görülmediği için medyaya yansımıyor.
"Ana akım medya ve ana akım tıp dünyasının.... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... işlemiş oldukları ve halen bile işlemeye devam ettikleri.... psikiyatrik vahşet ve soykırımlara... bilerek /bilmeden.... direkt / dolaylı yollardan destekler verdiğini de unutmamak gerekir."
--- --- ---
Aradan bir kaç yıl geçti.. Daha sonra 'topluma adapte olsun' diye bir üniversite hastanesinin toplum ruh sağlığı merkezine (TRSM) götürdük. Orada hatırladığım kadarıyla 4 /6 kutu zehirli psikiyatrik ilaç reçete ettiler. Yanlış hatırlamıyorsam zehirli psikiyatrik ilaçlar şu şekildeydi...
Zehirli psikiyatrik ilaçlar kullanım listesi;
------------- Rexapin 10 mg (sabah 1, akşam 0)
- Rexapin 15 mg (sabah 0, akşam 1)
... (daha sonraları bu değişti) ...
- Rexapin Eastaby, ağızda eriyen 5 mg (sabah 1, akşam 1)
- Rexapin 10 mg (sabah 2, akşam 1)
- Risperdal 4 mg (sabah yarım, akşam 1)
- Ketya XR 400 mg uzatılmış salınımlı (sabah 0, akşam 1)
- Akineton 2 mg (sabah 1, akşam 1)
- Ativan 1/ 2 mg (sadece öfkelendiğinde - yarım doz) * (dipnot 38)
NOT : İlaçlar ve dozlar, çoğu zaman değiştiriliyordu..
-------------
(Dipnot 38) : Bu zehirli kimyasal psikiyatrik ilaç (ativan)... kardeşimi - ilk defa kullandığında - yatağa düşürecek kadar... bacaklarının (ve vücudunun) tamamen KİLİTLENMESİNE neden olmuştu. Yani o kadar kuvvetliydi ki... artık yürüyemiyordu, hareket edemiyordu. Buna benzer bir hadise... - yukarıda da anlattığımız gibi - bundan yıllar önce (yani çocukluğunda) yaşanmıştı. Hatırladığımız kadarıyla... o dönemler de ilk defa psikiyatriye gidildiğinde (aslında bir önceki zehirli kimyasal (şimdi tam hatırlayamıyorum ama muhtemelen risperdal ve/veya seroquel olması lazım)... işe yaramadığı için olsa gerek... 2. defa gidildiğinde)... psikiyatrist M. H.'nin vermiş olduğu zehirli kimyasal (muhtemelen bu da norodol olması lazım) nedeniyle... ağzının tamamen KİLİTLENMESİNE - yani artık doğru düzgün konuşamamasına ve sanki dilsiz (ve sağır) insanların "konuşma biçimine" benzer bir davranışa dönüşmesine - neden olmuştu.
Yani anlayacağınız gibi - zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) hiç biri... sözde hayali "akıl hastalıklarını" tedavi etmiyordu ve bireyleri hiç bir şekilde iyileştirmiyordu. Sadece ve sadece sağlıklı beyinleri UYUŞTURUYORDU. Ve ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler de... bunun adına "akıl hastalıklarının tedavisi"
diyordu. Ve dahası... bu zehirli kimyasalların sağlıklı beyinleri
uyuşturması ve bireyleri hareket ve konuşma kabiliyetlerini
KİLİTLEMESİNİ de... "zehirli kimyasalların (yani psikiyatrik ilaçların)
işe yaradığı" safsatasını atarak ileri sürüyorlardı.
*** *** ***
*Psikiyatristler, akıl hastalarını tedavi etmezler... onları bir kobay faresi gibi kullanırlar.
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... kardeşimi bir "kobay faresi, deneme tahtası" gibi yıllarca kullandılar ve halen bile kullanmaya devam ediyorlar.
(Dipnot 39) : Ve sadece kardeşimi değil... ana akım psikopat psikiyatriye ve psikiyatristlere... başvuran tüm insanları da aynı şekilde... birer "kobay faresi ve deneme tahtası" gibi kullandılar ve halen bile kullanmaya devam ediyorlar. Bunun en temel nedeni de... zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçların hiç birinin... sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi edememesi (etmemesi) ve bu nedenle ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... sadece bireyleri "kontrol etmeye" ve - muhtemelen "İTİBAR, RÜTBE ve MALİ KAZANÇLAR" kazanmak amacıyla - devletleri ve toplumları "kandırmaya" çalışmasıdır.
Daha önce de dediğimiz gibi - aslında yaptıkları tek şey... insanların sağlıklı beyinlerini UYUŞTURMAK ve bireylerin ağız ve bacaklarını (bedenlerini) KİLİTLEYEREK... onları adeta yatağa bağımlı hale gelmesini (yatağa düşmesini) sağlamaktır. (Bu, muhtemelen "saldırgan" ve/veya "şiddete meyilli" olarak görüp-etiketledikleri ve/veya keyfi olarak gözlerine kestirdikleri kişileri "kontrol etmek, susturmak" vb gibi buna benzer davranışlarla yapılan bir psikomatik uygulama gibi görülüyor.) Tabii ayrıca sadece bunlar da değil...
Ve "bireyleri "kimyasal beyin hasarına" uğratmak, akıl hastalıklarına sebep olmak, zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak bireyleri "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirmek, "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerine hapsetmek, onların buralarda - istemsiz bir şekilde zorla ve zorbalıkla - "ölene kadar" kalmalarını sağlamak" vb gibi zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına yol açmak da dahil... yine zihinsel ve fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara (iyatrojenik sakat bırakılmalara - yaralanmalara) ve "ani ölümler" de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olmalarını ise hiç saymıyoruz bile...
Ve yine bunlarla birlikte... artı bu gibi işe yaramaz ve tehlikeli biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı... "ailelerin parçalamasına ve toplumsal huzurun bozulmasına" sebep olmak vb gibi toplumsal sorunlara yol açmak ve muhtemelen devletlerin "sözde hayali akıl hastalıklarının tedavisine" ve psikopat psikiyatrinin sebep olduğu bu "toplumsal sorunları" düzeltmek amacıyla... "devletlerin hazinesinden" HER YIL harcadığı milyarlarca dolarları da bunlara katabiliriz.
Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... muhtemelen böyle yaparak - yani örneğin insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal beyin hasarına uğratarak - sözde hayali "akıl hastalıklarını tedavi ettiklerini" ve "psikiyatrik ilaçların işe yaradığını" dünyaya kanıtlamaya ve inandırmaya çalışıyorlar. Ama aslında bunların hiç biri "akıl hastalıklarının tedavisi" ve "zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçların - "sözde hayali akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmediği için" - işe yaraması" ile ilgili (falan) değildir. Bu, muhtemelen örneğin kardeşimi sadece "kontrol etmek" amacıyla değil... onu, adeta bir "deney faresi, deneme tahtası" gibi görüp... kullandıklarının bir göstergesiydi.
* Psikiyatrik vahşet ve soykırımlar ile deneyim ve rütbe (uzman, doçent ve profesör gibi ünvan) kazanan ana akım psikopat psikiyatristlerden... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları devam ettirmeye çalışan asistan psikopat psikiyatristliğe daha yeni adım atmaya çalışan öğrencilere...
(Dipnot 40) : Ve muhtemelen hem o dönemler de hem de günümüz de dahi... sayısı belirsiz ama çok sayıda - muhtemelen tahminen hayatları boyunca yüzlerce /binlerce / on /yüz binlerce (belki de bir kaç milyon) masum - insanın sağlıklı beyinlerini "kimyasal beyin hasarına" uğratarak... ve hatta onların zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelmesine ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak iyatrojenik sakat bırakılmalarına (yaralanmalarına) ve öldürülmelerine (ölümlerine) sebep olarak... "uzman, doçent ve profesör" vb gibi ünvanlar elde eden - deneyim kazanmış, deneyimli ana akım psikopat psikiyatristlerin (yani tıpkı bu psikopat psikiyatrist hocalarının) yaptıkları gibi...
...daha yeni - "asistan" olarak - "psikopat psikiyatristliğe" adım atan /atmaya çalışan öğrencilere de... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "insanların sağlıklı beyinleri nasıl hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratılır?" gibi buna benzer "psikopatik psikiyatrik uygulamaları" ders niyetinde öğrenebilmek ve bu sayede "psikopat psikiyatristliğe" adım atabilmek amacıyla kendilerini geliştirebilmek için... hem kardeşimi hem de ana akım psikopat psikiyatriye ve psikiyatristlere başvuran... diğer - sayısı belirsiz tahmini milyonlarca /milyarlarca - bireyleri de... adeta birer "deney faresi, deneme tahtası" gibi kullandıklarını ve halen bile kullanmaya devam ettiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.
* Yukarıda da dediğimiz gibi... bunların hiç biri, hiç bir şekilde "akıl hastalıklarının tedavisi" falan değil - resmen insanları "kontrol etmek" ve onları birer "kobay faresi ve deneme tahtası" gibi kullanmaktan başka birşey değildir.
(Dipnot 41) : Aslında bunu... muhtemelen toplum tarafından istenilmeyen ve reddedilen ve/veya kontrol edilemeyen insanları... (kendileri gibi düşünmedikleri için olsa gerek herhalde)... onları - tabii muhtemelen bilmeden - ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlere... "akıl hastası" olarak etiketlettirip... sonra da onları zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve ECT gibi (sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar) vermek" gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleler ile... onları "kontrol etmek" "kontrol altına almak" istedikleri şeklinde de görebiliriz.
--- --- ---
Alın size bir örnek haber...
"Bebek'i dansıyla karıştıran kadın hastaneye kaldırıldı!
İstanbul Bebek’te, bir anda aracıyla caddede durarak dans etmeye başlayan ve polis ekiplerinin uyarılarına rağmen yoldan ayrılmayan **** (29), savcılık kararıyla Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne kaldırıldı. Bipolar bozukluğu öğrenilen kadının, ilaçlarını almadığı zaman bu şekilde davranışlar sergilediği öğrenildi. (...)" (1)
İstanbul Bebek’te, bir anda aracıyla caddede durarak dans etmeye başlayan ve polis ekiplerinin uyarılarına rağmen yoldan ayrılmayan **** (29), savcılık kararıyla Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne kaldırıldı. Bipolar bozukluğu öğrenilen kadının, ilaçlarını almadığı zaman bu şekilde davranışlar sergilediği öğrenildi. (...)" (1)
"Caddedeyken arabasının içerisinde bir anda dans etmeye başlayan kadının... (...) savcılık kararıyla ruh ve sinir hastalıkları hastanesine kaldırıldığı ve bibolar bozukluğu olduğu ve ilaçlarını almadığı zamanlarda bu şekilde davrandığı bildirilmiş." Vay da vay, ne haber ama! Bu haber daha dün (120226) tv haberlerin de ve sosyal medya da çokça yer aldı. Ama haberin veriliş şekline baktığımız da... burada "psikopatik hale gelen akıl sağlığı sistemimizin... gerçekten değişmesi" gerektiğini görüyoruz.
Arabada dans etmek bir suç değildir ve cadde ortasında durup trafiği kilitlemek de... suç olarak gözükebilir (bu yüzden para cezası gibi cezalar uygulanabilirdi)... ama bunun cezası... bireyin sözde "psikiyatrik tedavi" görmesi gibi gerekçelerle... "akıl hastalıklarının bahanesi" adı altında... hemen savcılık (ve/veya mahkeme) kararı ve polis zoru ile... "ölüm kampları" olan akıl hastanelerine hapsedilmek olmamalıydı. Bunun başka alternatif yöntemleri olmalıydı ama maalesef yok - muhtemelen bilinçsiz ve/veya kasıtlı olarak...
Şöyle ki... maalesef akıl sağlığı sistemimiz (hemen hemen tüm dünyada olduğu gibi onlarca yıldan beri)... tam bir psikomatik hale geldiğinden... ve muhtemelen başka tedavi yöntemleri de olmadığından dolayı... resmi otoriteler (savcılar ve/veya mahkemeler... muhtemelen yasal zorunluluklar nedeniyle "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... bireylerin "ölüm kampları haline gelen "akıl hastaneleri" gibi akıl sağlığı birimlerine yatırılmalarına - daha doğrusu psikiyatrik hapsedilmelerine - yönelik kararlar çıkartabiliyorlar.
"Muhtemelen bunun - yani akıl sağlığı sistemimiz de... "alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" gibi başka (ilaçsız - zehirli kimyasalsız) tedavi yöntemleri olmamasının en büyük nedeni de... akıl sağlığı sistemimizin... ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE olması gibi gözüküyor."
Aslında bu, hemen hemen tüm dünyanın bir sorunu. Ana akım psikopat psikiyatri... ABD ve bazı AB ülkelerin de... faaliyetlerini sürdürse de... bu ülkeler de akıl sağlığı sistemi tamamen bu psikopat psikiyatrinin tekelinde değildir. Buralar da bazı alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri ile birlikte bazı insani davranış terapileri de... akıl sağlığı sisteminde yer alabilmektedir - hem de onlarca yıl boyunca...
Muhtemelen Türkiye'de dahil... diğer dünya ülkelerinde ise... akıl sağlığı sistemleri... tamamen ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE gibi gözüküyor. Bu da - onlarca yıl boyunca - kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleler nedeniyle... dünya genelinde (bu bahsettiğimiz ABD ve bazı ülkeler de dahil)... muhtemelen - sayısı belirsiz tahminen (ölenler de dahil) - milyarlarca insanın... iyatrojenik olarak sakat bırakılmasına (yaralanmasına) ve öldürülmesine (ölümlerine) neden olmuştur, diyebiliriz.
"İşte, bu gibi psikiyatrik vahşet ve soykırımların halen bile devam etmesi nedeniyle... dünyadaki akıl sağlığı sistemlerinin - özellikle de ülkemizdeki akıl sağlığı sisteminin - bir takım "alternatif ilaçsız tedavi yöntemlerini ve insani davranış terapilerini" içerecek şekilde sil-baştan yeniden düzenlenmesi, değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Psikiyatrinin "akıl sağlığı sistemlerinde"... tamamen HÜKÜM sürmediği (tekelinde olmadığı) ABD ve bazı AB ülkelerinde... "psikiyatriyi yeniden düşünmek" mahlası adı altında... bu yönde verilen mücadeleler de vardır."
Psikiyatrik ilaçlar... kalıcı akıl hastalıklarına sebep olur.
Artı yukarıdaki haberde ayrıca... kadının "bipolar bozukluğu" olduğu ve "ilaçlarını almadığı zaman bu şekilde davranışlar sergilediği" de bildiriliyordu. Peki, bu kadına hayali "bipolar bozukluğu" ne zaman koyuldu? Ve insanları "gerçek bir akıl hastası" haline getiren... ve kimyasal beyin hasarına uğratan... vb gibi daha pek çok zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara sebep olan bu zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ne zaman reçete edildi ve ona verilmeye başlandı? Bu, kullandığı zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) adları nelerdir? Vs vs...
Bunların da bilinmesi ve ayrıca tartışılması gerekiyor. Çünkü... Ya bu kızın... (psikiyatristler tarafından hayali olarak bipolar bozukluk diye etiketlenen) akıl hastalığına... (yine psikiyatristler tarafından reçete edilen) psikiyatrik ilaçlar sebep olduysa? (Psikiyatrik ilaçların... kalıcı kimyasal beyin hasarına ve bununla bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına ve hatta zihinsel ve fiziksel çok sayıda kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve "ani ölümler" de dahil çeşitli "iyatrojenik ölümlere" de sebep olduğuna dair araştırmaları, makaleleri, haberleri, düşünceleri, yorumlamaları... "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisindeki bölümlere BURADAN ulaşıp, okuyabilirsiniz. "Türkiye'de Deli" bloğundaki makaleleri de okuyabilirsiniz.)
Yukarıda da belirttiğimiz gibi... zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçların hiç biri... sözde hayali akıl hastalıklarının hiç birini tedavi etmez, edemez ve etmemektedir de.. - Ne yapmakta? - İnsanların sağlıklı beyinlerini UYUŞTURARAK... bireylerin sakinleşmesini sağlamakta ve eğer ağır psikiyatrik ilaçlar içeriyorsa... muhtemelen bireylerin ağız ve/veya bacaklarının ve/veya tüm bedenlerinin KİLİTLENMESİNİ de sağlayarak... onların konuşma ve hareket etme kabiliyetlerini - kısmi ve/veya tam olarak yok eden - bir özelliğe sahiptir, diyebiliriz.
* Psikiyatrik ilaçlar... beyin kimyasında "BAĞIMLILIK" oluşturur.
Ayrıca bilinmesi gereken bir şey de... haberde geçen bireyin "ilaçlarını almadığı zaman bu şekilde davranışlar sergilediği" durumu da... "psikiyatrik ilaçların işe yaradığını ve akıl hastalıklarını tedavi ettiğini" değil... muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... bireyin sağlıklı beynini (beyin kimyasını) - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de psikiyatrik ilaç kullanımına bağlı olarak - adeta esir alıp, onu (beyni) BAĞIMLI hale getirmesinden kaynaklanıyor, gibi gözüküyor. Çünkü.. psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesine bağlı olarak.... bireylerin sağlıklı beyinlerinde (beyin kimyasında)... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına karşı bir BAĞIMLILIK oluşur. Artık beyin kimyası... bu zehirli kimyasallar olmadan... doğru bir şekilde çalışamaz hale gelir.
Ve birey eğer... psikiyatrik ilaçlarını aniden bırakırsa (ve/veya yavaş yavaş bıraksa dahi)... bireyler de... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak "akıl hastalıkları" olarak da atfedilen... bir takım garip ve tuhaf davranışların (yani psikotik semptomların) ortaya çıkmasına neden olur. Bu da... sözde hayali akıl hastalıklarının - yani psikotik semptomların - yeniden nüksetmesi olarak etiketlenir. Bu durum da.. muhtemelen bireyin "hayatı boyunca ve ölene kadar" zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile ilaçlanmasına (yani kimyasallarla zehirlenmesine) neden olur. Bu durum (yani psikiyatrik ilaç kullanımı) devam ettiğinde ise... - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - bireylerin sağlıklı beyinlerinin kimyasal beyin hasarına yakalanmalarına neden olur.
Zaten muhtemelen daha önceleri... psikiyatrik ilaçların kullanımına bağlı olarak... bireylerde kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalınma durumu vardı ve bu durum (ilaçların bırakılması durumu)... muhtemelen bireylerin maruz kaldığı kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesine neden olabilen birşey gibi gözüküyor. (Bu, her birey için geçerli olmayabilir. Kimyasal beyin hasarı kişinin bünyesine ve biraz da zamana bağlı olarak değişebilir ancak bir şekilde.. psikiyatrik ilaç kullanan tüm bireyler... bu kimyasal beyin hasarına maruz kalır ve ileride de (genellikle uzun vadeler de - bazen de kısa vadeler de)... kimyasal beyin hasarına yakalanabilir.)
Çünkü... beyin kimyası hem bu zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) kimyasal saldırılarından dolayı... kimyasal beyin hasarına maruz kalıyor hem de bu kimyasal saldırılar nedeniyle... artık (beyin kimyası) onlar (kimyasallar) olmadan... doğru bir şekilde çalışamaz (yani örneğin bireyin doğru ve mantıklı bir şekilde düşünememesi, konuşamaması ve hareket edememesi gibi) hale gelir. Ki bu da, psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının.... beyin kimyasında - zehirli kimyasallara karşı - bir BAĞIMLILIK oluşturduğunu (/oluşturmuş olabileceğini) bizlere gösterir..
Zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) bırakılması durumunda ise... muhtemelen beyin kimyası, zehirli kimyasallara karşı bir BAĞIMLILIK oluşturduğundan dolayı... (beyin kimyası) zehirli kimyasalların yokluğunda... artık doğru bir şekilde çalışamaz hale gelir. Yani bireyler... yanlışlıkla ve kasıtlı olarak sözde hayali "akıl hastalıklarının yeniden nüksetmesi" olarak da görülen... bir takım tuhaf ve garip davranışlar (yani psikotik semptomlar) sergilemeye başlarlar. Bu, ana akım psikopat psikiyatride... "psikiyatrik ilaç bırakma sendromu" olarak da görülür.
"Psikiyatrik ilaç bırakma sendromlarının asıl gerçek nedeni ise... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - sözde hayali "akıl hastalıklarının tekrar nüksetmesi" şeklinde değil... muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... beyin kimyasında "kimyasal" bir "BAĞIMLILIK" oluşturmasının ve/veya kimyasal beyin hasarının ve buna bağlı olarak gelişen kimyasal ve duygusal beyin travmalarının bir sonucu olduğunu (/olabileceğini) söyleyebilmek mümkündür, diyebiliriz. Kimyasal ve duygusal beyin travmaları... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının bir sonucudur. (Ki bu durum... bazı bilimsel araştırmalar da (kimyasal ve duygusal beyin travması şeklinde değil)... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... beynin bazı organlarında, loblarında ve/veya beyin kimyasında" vb gibi buna benzer bazı beyin bölgelerini... adeta kilitlemesine (baskılaması vb gibi) benzer bir davranış göstermesinden dolayı... bireyler de psikotik semptomların nüksetmesi vb şeklinde geçer. Bununla ilgili daha detaylı araştıma sonuçlarını bloglarımız da bulup okuyabilirsiniz.)
"SON SÖZ olarak... dolayısıyla bunların hiç biri... sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" değil... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... tamamen bireyleri "kontrol etmenin, kontrol altında tutmanın" bir psikomatik uygulamasıdır."
Daha önceden de belirttiğimiz gibi... "akıl hastaneleri ve psikiyatri hastaneleri" ile birlikte devlet ve özel hastanelerin "psikiyatri poliklinik ve servisleri"... sözde hayali "akıl hastalıklarını" tedavi eden ve bireyleri iyileştiren yerler değildir. Buralar, zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve ECT (sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesi) gibi... insanları iyatrojenik olarak sakat bırakan (yaralayan) ve öldüren (ölümlere neden olan) kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahalelerin olduğu yerlerdir. Yani sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleleri ile... bireylerin sağlıklı beyinlerini UYUŞTURAN ve daha sonra da - genellikle uzun vadeler de ve bazen de kısa vadeler de - sağlıklı beyinlerini kimyasal beyin hasarına uğratan ve hatta daha fazla zihinsel ve fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve hatta "ani ölümler" de dahil... çeşitli iyatrojenik ölümlere de neden olabilen yerlerdir.
--- --- ---
Ve muhtemelen toplumun bu aykırı istemleri... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin işine gelen birşeydir. Çünkü bu istemler... muhtemelen onların "ekmeklerine yağ çalmak" gibi görülen - örneğin "psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor", "ECT işe yarıyor!" ve "akıl hastalıklarının tedavisi" vb gibi buna benzer ama aslında işe yaramayan - safsatalarına... tüm dünyayı (hasta ve aileleri, devletleri, toplumları, kamuoylarını ve medyayı) olabildiğince aldatıp (kandırarak)... inandırmaya çalıştıklarını rahatlıkla düşünebilirsiniz, diyebiliriz.
Tabii durum böyle olunca... ayrıca muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bu sayede toplumlarda bir itibar ("Vay be ne doktor ama akıl hastasını şıp diye susturdu! Voov psikiyatrik ilaçlar işe yarıyormuş!" gibi) ve rütbeler ("Ooo doktorcum nasılsın, bakıyorum profesör olmuşsun!" gibi) elde ederek... tıp camiasında edindikleri yeri korumaya çalıştıklarını... ve bu sayeler de hem toplumlardan (muayene ücretleri gibi) hem devletlerden (doktor maaşları gibi) hem de (psikiyatrik) ilaç firmalarından (muhtemelen her reçete başına elde edilen maddi ve manevi kazançlar gibi)... parasal olan ve olmayan manevi ve mali kazançlar elde ettiklerini /ediyor olabileceklerini de rahatlıkla düşünebiliriz. (Aslında bunun böyle olduğuna dair kanıtlar da vardır - bunların bir kısmını bloglarımızdaki "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serilerini okuyarak da öğrenebilirsiniz.)
* Zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçlar... tüm insanların sağlıklı beyinlerini UYUŞTURUR ve konuşma ve/veya hareket etme kabiliyetlerini KAYBETMELERİNE - yani ağız, bacak gibi bedenlerinin tamamen KİLİTLENMESİNE neden olur. (Kilitleme durumu - hepsi olmasa da kısmen - bu zehirli kimyasalların bazıları ve bazı kişiler de diyelim.)
(Dipnot 42) : Yukarıda da izah ettiğimiz gibi bu duruma... genellikle ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler tarafından... genellikle zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile "saldırgan" ve/veya "şiddete meyilli" hale getirilen bireyleri... (mevcut sözde hayali "akıl hastalıklarını tedavi etmek" ve bireyleri "iyileştirmek" amacıyla değil)... sadece onları "kontrol etmek" amacıyla yaptıkları... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin - kendilerinin "psikopatlık deneyim" üzerine kurdukları... sağlıklı beyinleri uyuşturma ve bedenleri KİLİTLEME işlemidir, diyebiliriz.
Ancak - yukarıda da belirttiğimiz gibi - ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... muhtemelen bunu sadece zehirli kimyasalları ile "saldırgan" ve/veya "şiddete meyilli" hale getirdikleri bireyleri "kontrol etmek" amacıyla değil... diğer "saldırgan" ve/veya "şiddete meyilli" olmayan bireyler üzerinde de kullanıyorlar gibi görülüyor. - (Peki, bunu nereden anlıyoruz?) -
Bunun nedeni de... muhtemelen daha önce reçete ettikleri zehirli kimyasalların işe yaramaması üzerine... sırf hasta ve ailelerini "zehirli kimyasalların işe yaradığını" göstermek ve bunu, "onlara inandırmak" amacıyla olsa gerek... sadece onları da "kontrol etmek" için ağız ve bacak (beden) KİLİTLEYEN ve bireyleri yatağa düşüren - daha başka ağır zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) veriyor olabilecekleridir, diye düşünebiliriz.
Aslında bunun böyle - yani ağız ve bacak (beden) kilitleyen biyopsikiyatrik tedavilerin - olduğuna dair - çok sayıda kanıtlar var ama internette kanıt aramaya gerek yok, hemen burnunuzun ucunda olan - sadece akıl hastaneleri ile psikiyatri hastanelerini bile bu amaçla rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Üzücü olan şu ki... bunun sivil hayatta... bireylerin kendi evlerinde de yaşanabiliyor olabilmesidir. İşte, bunun kanıtı olarak kardeşimin yaşamış olduğu bu durum...
Dolayısıyla ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... önceden reçete ettikleri zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların)... muhtemelen işe yaramaması üzerine... çok daha başka ağır zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) devreye sokarak (reçete ederek)... bireylerin sağlıklı beyinlerini UYUŞTURARAK... bireylerin konuşamamasına ve/veya hareket edememesine neden olarak... tüm vücudun bir kısmının / tamamının KİLİTLENMESİNE neden olabilmektedir, diyebiliriz. (En azından bazılarında diyelim...)
Bu durumu şu şekilde de açıklayabiliriz... Muhtemelen işe yaramayan ve hatta akıl hastalıklarını tedavi etmeyen ve tam tersine onları (akıl hastalıklarını) yaratan ve yani - daha önce bireyler de hiç olmayan - bazı "psikotik semptomlara" da sebep olan...
...ve bu tüm "psikotik semptomların" daha da kötüleşmesine, ilerlemesine de neden olabilen...
...ve hatta - muhtemelen bunların oluşmasını sağlayan - insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratan...
...ve hatta daha çok zihinsel ve fiziksel olarak çok sayıda kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve hatta "ani ölümler" de dahil... muhtemelen - bu psikiyatrik ilaç kaynaklı hastalık ve rahatsızlıklara bağlı olarak gelişen - çeşitli iyatrojenik ölümlere de neden olan...
...ve muhtemelen önceden reçete ettikleri zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların)... işe yaramaması üzerine... çok daha başka ağır zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) devreye sokup (reçete edip)... bireylerin sağlıklı beyinlerini UYUŞTURARAK... bireylerin konuşamamasına ve/veya hareket edememesine neden olarak... tüm vücudun bir kısmının / tamamının KİLİTLENMESİNE neden olabilmektedirler, diyebiliriz.
* "Psikiyatri'de "İNKAR, YALAN ve ALDATMA"... inanılmaz derece de yaygındır."
(Dipnot 43) : Ana akım psikopat psikiyatri... sözde hayali akıl hastalıklarının tedavisinde (ve bireylerin iyileştirilmesinde) hiç bir işe yaramayan... aksine çok sayıda zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül zararlar veren... zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçlar ile hayatta ve ayakta kalır, bunun için psikopatik olarak mücadele eder ve bundan muhtemelen çok sayıda mali kazançlar da elde eder. Onlarca yıl boyunca - "akıl hastalıklarının beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklandığını ve zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) bu kimyasal dengesizliği düzelttiği" yalanını ileri sürüp... dünya genelinde - sayısı belirsiz - muhtemelen tahmini (ölenler de dahil)... milyarlarca insanın sakat bırakılmasına (yaralanmasına) ve öldürülmelerine (ölümlerine) sebep olduğunda... günümüz de se ana akım psikopat psikiyatri... "akıl hastalıklarının beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklanmadığını ama zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) işe yaradığını" ileri sürebilecek kadar bir İNKARA ve YALANA sahip olmuştur.
*** *** ***
Neyse kardeşimle ilgili hikayeye kaldığımız yerden davam edersek...
Biraz araştırma yapınca... bu ilaçların çoğunun antipsikoz ilaçları olduğunu öğrendim. (Aslında aynı ilaçlar (/benzerleri, eş değerleri).. daha önceki psikiyatristler de vermiş olabilirler, bunu pek hatırlayamıyorum. Ülkemdeki ilaç kullanım sistemi... 80'li, 90'lı yılların tamamı ile 2000 - 2010 arası yıllarına ait o kadar eski yılları pek göstermiyor.) Dolayısıyla öğrendiğimiz diğer şey de... bu zehirli psikiyatrik ilaçların, ilaç kaynaklı kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı da dahil... beyin hasarına bağlı tardif diskinezi başta olmak üzere her türlü zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalığın ve ani ölümlerin ve çeşitli iyatrojenik ölümlerin başlıca nedeni olduğuydu.
Yukarıdaki zehirli psikiyatrik ilaçlar ve dozlar, sıklıkla hem marka hem adet (kutu olarak) hem etken madde hem de doz oranları olarak sıklıkla değiştirilebiliyor. Bu zehirli kimyasallar, bu TRSM'ye gelmeden önce de reçete ediliyordu. Yani anlayacağınız aralarında hiç bir fark yoktu. (Not15)
(Not15) : Ana akım psikiyatrinin... insanları adeta birer kobay faresi gibi deneme tahtasına dönüştürdüklerini... - bu işe yaramayan çöp zehirli psikiyatrik ilaçlar ile - rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu işe yaramayan, hiç bir şekilde akıl hastalıklarını tedavi etmeyen, edemeyen (aksine insanların sağlıklı beyinlerine deyim yerindeyse adeta tecavüz eden - yani uyuşturan ve insanlara oldukça kalıcı ve ölümcül zararlar veren - kimyasal beyin hasarına uğratan) zehirli psikiyatrik ilaçlar (ve/veya benzerleri)... bu TRSM'ye gelmeden önce de reçete ediliyordu. Yani anlayacağınız aralarında hiç bir fark yoktu.
Ayrıca yukarıda başlıkta da belirtiğimiz gibi bu zehirli psikiyatrik ilaçlar, ilaç kaynaklı tardif diskinezi başta olmak üzere her türlü zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalığın ve ani ölümlerin ve çeşitli iyatrojenik ölümlerin başlıca nedenidir. (Bunları, BURADAN "psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisi linklerine giderek okuyabilirsiniz.)
--- --- ---
BİLGİ : "Bu arada unutmadan söyleyeyim... "Etken madde olarak Akineton (Biperiden), Ativan (benzodiazepin), Ketya XR, Risperdal, Rexapin (antipsikoz) ilaçlarıdır. Ativan hiç kullanılmadı, kullanılmaya gerek kalmadı çünkü çok ağır ilaçlardı (muhtemelen ilk defa kullanan insanları özellikle de çocukları adeta yatağa bağımlı hale getiriyordu yani hareket etmesine mani oluyordu - biz bunu deneyimlemiştik) ve zaten buna da gerek kalmamıştı. Antipsikoz ve benzo ilaçlar, beyin hasarıyla ilişkili tardif diskinezi (TD) denen ve titreme hastalığı da olarak da bilinen kas kasılmasına benzer bir hareket bozukluğu hastalığına neden oluyordu. Bir psikiyatrist, "TD'i engellemek amacıyla hastalara Akineton verdiklerini" söylemişti. (Biz, bunu daha önceleri - o dönemlerde - bilmiyorduk, daha yeni yeni öğrenmeye başlamıştık.)"
Kardeşim yıllar boyunca bu (vb) ilaçları kullandı. Aradan yıllar geçti bu şekilde psikiyatrik ilaçlar kullanılmaya devam edildi. Saldırganlık eğilimi dışında... durumunda hiç bir değişiklik yoktu. Kardeşimin beyin sağlığı, bu ilaçların kullanılmasının devam etmesiyle daha da bozulmuş durumdaydı. Biz, bu TRSM denen merkeze hem 'tedavi görsün' hem de 'topluma adapte olsun' diye getirmiştik. Sözde tedavi görüyordu ama dediğimiz gibi durumunda hiç bir şey yoktu. TRSM'ye yıllar boyunca gidip geldik, karşımıza hep değişik değişik daha yeni psikiyatristliğe geçen yeni yetme öğrenciler çıkıyordu. Her 3 ayda bir zırt pırt yeni yetme öğrenciler değiştiriyorlardı. Bunlar muhtemelen asistan psikiyatristlerdi. (Not16)
(Not16) : Zaten psikopatlığa erişmiş uzman, doçent ve profesör kılıklı psikiyatristler çıksa ne olacaktı ki? Hepsi de aynı kafa!! 'Hocalarında hay'r yoktu ki... öğrencilerinde hay'r olsun', cinsinden bir durumun içerisindeydik adeta... Kendilerini 'gerçek doktor' zanneden şarlatan zibidilerden başka kimse değildiler bunlar; - tıpkı diğer karşılaştığımız psikiyatristler gibi... Ve halen de öyleler.
*** *** ***
NOT : Yukarıya kadar kardeşimle ilgili sorunlar ve ana akım psikiyatri, ana akım psikiyatristler ve psikiyatrik ilaçların ne gibi kalıcı ve ölümcül zararlara sebep olduğuna /olabileceğine dair - aklımıza gelen, hatırladığımız - şeyleri elimizden geldiğince izah etmeye çalıştık. Şimdi de hem trsm hem de bakımevlerindeki sözde rehabilitasyon faaliyetleri ve diğer sorunlarla ilgili kısaca anlatmaya çalışalım.
* Akıl sağlığı birimlerinde... bir yandan bilişsel faaliyetlerin yapılması... diğer yandan psikiyatrik ilaçların verilmesi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının üzerini örtmek (örtbas etmek) için yapılan bir "aldatmacadan" başka birşey değil gibi gözüküyor. Şöyle ki...
"Bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri, toplum ruh sağlığı merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde... - özellikle de psikiyatrik ilaç kullanan bireylere - bir yandan zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçların verilmesine karşılık... diğer yandan bilişsel faaliyetlerin yapılması... (bu bilişsel faaliyetler) psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının... daha da kötü hale gelmesini engellemez. Psikiyatrik ilaç kullanan bireyler... psikiyatrik ilaçların bu zehirli kimyasallarına sürekli olarak maruz kaldığından dolayı... bir şekilde kendilerindeki mevcut - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kalıcı olan/olmayan kimyasal beyin hasarının... muhtemelen daha da kötüleşmesine... (yani eğer psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı "kalıcı" değilse "kalıcı" hale gelmesine.... kimyasal beyin hasarı "kalıcı" ise daha da kötü hale gelmesine - yani bireyin zihinsel sağlık durumunun daha da kötüleşmesine)... ve artı ayrıca... psikiyatrik ilaçların neden olduğu çok sayıda çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklar ve rahatsızlıklara ve ani ölümler de dahil... çeşitli iyatrojenik ölümlere de maruz kalmaya neden de olabileceklerdir, diyebiliriz.
Dolayısıyla "bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri ve toplum ruh sağlığı merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde verilen "rehabilitasyon ve bilişsel faaliyetlerin" "veriliş amacı" her ne kadar farklı olsa da... bu tür rehabilitasyon ve bilişsel faaliyetler... zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) bireyler sürekli olarak verilmeye devam edilmesi durumunda... hiç bir şekilde bireylerin - psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal beyin hasarına yakalanmalarını, kimyasal beyin hasarının daha da kötü hale gelmesini vs vs gibi diğer zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık problemlerini ve ani ölümleri ve çeşitli iyatrojenik ölümleri... engelleyebilen bir şey olmayacaktır, diye düşünebiliriz.
Rehabilitasyon ve bilişsel faaliyetler... muhtemelen sadece bireylerin bu, ileride yaşayabilecekleri ciddi kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerinin - özellikle de psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının... -çok hızlı bir şekilde - daha da kötüleşmesini engelleyebilir, diye umut ediyoruz. Yani... sadece "süreyi biraz uzatıyor", hepsi bu. Yoksa bu zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) verildiği sürece... bu kalıcı ve ölümcül sağlık komplikasyonları kaçınılmaz olacaktır, diyebiliriz.
** TRSM'de rehabilitasyon çalışmalarının perde arkası... Rehabilitasyon bir aldatmacanın ürünü gibiydi..
Akıl sağlığı birimlerindeki sözde rehabilite (rehabilitasyon) faaliyetleri ile ilgili gerçek bilgileri... yukarıda iyice irdelemiştik. Şimdi aynı şekilde devam edelim...
Kardeşimizi TRSM'ye hem 'tedavi görsün' hem de 'topluma adapte olsun' diye verilen rehabilitasyon faaliyetlerine katılmasını sağlamak için getirmiştik. Gözlemlediğimiz kadarıyla rehabilitasyon faaliyetlerinde 'diyalog, resim, tiyatro, müzik, mutfak, gezi' vb gibi terapiler veriliyordu. Tabii bunlar her zaman değil... ara sıra veriliyordu. Fakat kardeşim sadece resim yapma faaliyetine - o da bazen ara sıra - katılıyordu.
Fakat TRSM'de dikkatimi çeken bir şey vardı. Bireylere verilen rehabilitasyon faaliyetlerinin yanısıra bir de 'ilaç tedavisi' de verilmeye devam ediyordu. Yani... bir yandan psikiyatrik ilaçlar veriliyorken... öte yandan da rehabilitasyon faaliyetleri düzenleniyordu. Rehabilitasyon faaliyetlerini, açıklamaya çalıştıklarında "topluma adapte olmak" vb buna benzer cümleler kullanılıyordu. Yani... bireylerin 'topluma adapte olmasını' sağlayabilmek için rehabilite faaliyetleri... psikiyatrik ilaçlara ek yardımcı bir etken olarak gösteriliyordu. Ama aslında asıl gerçek öyle değil gibi gözüküyordu. Şöyle ki...
Psikiyatrik ilaçların, kalıcı olan ve
olmayan kimyasal beyin hasarına sebep olması ve olasılıkla bu kimyasal beyin hasarının - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile - ileride daha da kötü
hale gelmesini engellemek amacıyla... bu rehabilite çalışmalarının verildiğini /veriliyor olabileceğini düşünmemek için hiç bir sebep yok gibiydi. Yani... muhtemelen psikiyatrik ilaçlar, kimyasal beyin hasarına sebep oluyordu ve bu kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesini engellemek amacıyla bu rehabilitasyon faaliyetleri veriliyor gibiydi. Bu rehabilite çalışmalarından çıkardığımız sonuç buydu. (Tıpkı bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde verilen sözde rehabilite faaliyetleri gibi. Aralarında hiç bir fark yoktu açıkçası.)
** Ana akım psikiyatri'de hastalar, birer kobay faresi (deneme tahtası) olarak görülür ve kullanılır. (dipnot 10)
TRSM'ye yıllar boyunca gidip geldik - yeni yetme asistan öğrenci psikiyatristler tarafından adeta sürekli olarak deneme tahtasına (kobay faresine) dönüşmüştü kardeşim. Hastamızın durumunun değişmediğini ve/veya daha da kötüye gittiğini söylediğimizde... muhtemelen sürekli olarak zırt pırt zehirli psikiyatrik ilaçların ya dozu artırılırdı ve/veya başka farklı ilaçlarla değiştirilip durulurdu. Muhtemelen - akıl hastalıklarını tedavi edemedikleri için olsa gerek - hocaları tarafından, bu yönde talimatlar almışlar gibi görülüyordular. Bunun başka açıklaması yok gibiydi. (Not17)
(Not17) : Muhtemelen - yukarıda da kısaca belirttiğimiz gibi - psikiyatrist hocaları tarafından verilen talimatlar şöyle olabilirdi;
"Kendilerine danışan hastalarına... eğer psikiyatrik ilaçlar işe yaradıysa (yani, hasta psikiyatrik uyuşturucuların etkisiyle sakinleştiyse)... başka ilaç reçete etmeyip, mevcut ilaçlara aynen devam edilmesi.... eğer psikiyatrik ilaçlar işe yaramadıysa ya ilaçların dozlarının artırılması ve/veya başka farklı psikiyatrik ilaçların reçete edilmesi sağlanılmış olunabilirdi." - Bunları biliyoruz... çünkü yıllardır yaşadığımız bir şeydi bunlar... Neden böyle davranırlar? (dipnot 5)
--- --- ---
Yeri gelmişken belirtelim...
** Psikiyatristler, insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratarak... para kazanırlar.
(DİPNOT 5) : "Psikiyatristler... adeta ilaç firmalarının - hastaneler ve diğer akıl sağlığı birimlerindeki - ilaç satış temsilcileridir ve... "zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar), ECT" vb gibi çeşitli yollarla... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratarak... "hasta muayeneleri ve ilaç firmaları mali gelir ve doktor maaşı ödemeleri" vb gibi çeşitli yollardan para kazanırlar."
Ve bunları (yani insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal beyin hasarına uğratmayı ve çeşitli yollardan - en azından hasta muayene ücretlerinden ve doktor maaşı ödemelerinden - para kazanmayı)... "akıl hastalıkları tedavisi" bahanesi adı altında - devlet destekli olarak YASAL bir şekilde yaparlar.
İlaç firmalarından elde ettikleri mali gelirler... muhtemelen her hastaya reçete etmiş oldukları zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) üzerinden her ilaç başına ve/veya her reçete başına üzerinden... elde edilen mali gelirler olunabilir. Bu mali gelirler... parasal şeklinde değil... "mal, hediye" vb şekilde de olunabilir. (Bunlarla ilgili çok sayıda kanıtın olduğunun bilinmesi gerekir. Bunlarla ilgili bazı bilgileri... blogumuzda bulabilir ve okuyabilirsiniz.)"
- "Devlet hastaneleri ile üniversite hastanelerindeki 'psikiyatrik tedaviler' arasında hiç bir fark yoktur. Aynı psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... her alanda her hastane de aynen devam ediyor."
- "Hastaneler, (adeta deyim yerindeyse eğer) hastaları "kobay faresi" gibi kullanıp 'deneme tahtasına' döndürerek... ilaç şirketlerinin 'ticari laboratuvar işletmesi' gibi çalışıyor."
Hastane, hastane değil... adeta hastaları - özellikle de psikiyatri hastalarını - ilaç firmalarının birer kobay faresi (deneme tahtası) gibi gören bir ticari işletmeye / laboratuvara benziyordu sanki... Hele de psikiyatri... Psikiyatristler, akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi edemiyorlar ve bu nedenle de hastanelerde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde)... adeta ilaç şirketlerinin 'ilaç satış temsilciliğini' üstleniyorlardı. Buradan acayip paralar kazanıyorlar. Artı üstüne bir de 'akıl sağlığının tedavisi' bahanesi adı altında (adeta deyim yerindeyse eğer)... insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal hasara uğrattıkları için de devletlerinden 'doktor maaşı' adı altında her ay düzenli olarak para da alırlar ve böylece, mali gelir elde etmiş olurlar.
"Devletler, psikiyatristlere 'akıl hastalıklarının tedavisi' adı altında - yasal olarak - 'doktor maaşı' ödemesi yapar... ama aslında insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratmaları için (onlara) ödeme yapmış gibi olurlar. Ve muhtemelen - en azından bazı - devletlerin, bu psikiyatrik vahşet ve soykırımdan haberi dahi olmayabilir."
(DİPNOT 10) : "Psikiyatri, hiç bir zaman "akıl hastalıklarını tedavi etme" amacı gütmemiş - sadece bireyleri "kontrol etme" amacı gütmüştür. Çünkü... sözde "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını ve bu nedenle tedavi edilemeyeceğini" çok iyi bilir; - "Beyinde olmayan bir şeyi tedavi edemezsiniz." teorisi. Bu nedenle... "akıl hastalıklarını" tedavi etmek yerine... "sözde akıl hastalıklarını" kontrol etmeyi... ama aslında gerçekte "bireylerin davranışlarını" kontrol etmeyi tercih etmişler... ama bunu "akıl hastalıklarının tedavisi" diye toplumlara ve devletlere yutturmuşlardır.
Bireylerin davranışlarını kontrol etmeyi de... genellikle zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile (ama çoğu zaman da sağlıklı beyinlere 420 volta kadar elektrik şokları vermek (ECT) gibi diğer biyopsikiyatrik müdahaleler ile)... bireylerin sağlıklı beyinlerini fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratarak yaparlar. Dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl on /yüz milyonlarca masum insanın sağlıklı beyinlerini.... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğratmayı da... "akıl hastalıklarının tedavisi" diye etrafa yaydırırlar.
** İnsanların sağlıklı beyinlerini... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına nasıl uğratıyorlar?
(Dipnot 44) : Çok basit kısa anlatımla... Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bunları yaparken "sanki akıl hastalıklarını tedavi ediyormuş gibi" davranır. Ve sözde akıl hastası (deli) olarak etiketledikleri bireyleri... psikiyatrik ilaç firmalarının "kobay farelerine (deneme tahtalarına)" dönüştürülmesine katkıda bulunur. Ve psikiyatrik ilaç şirketlerinin (ve ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerinin) birer kobay farelerine dönüştürdükleri bireylere... insanları "gerçek akıl hastası" haline dönüştüren (yani kimyasal beyin hasarına ve akıl hastalıkları semptomlarına neden olan).... zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) reçete eder.
Bu zehirli kimyasalları kullanan bireylerde... - hepsinde olmasa da çoğunda anında - akıl hastalıkları semptomları belirtileri baş gösterir - diğerlerinde ise zamanla baş gösterir. Ve hepsinde zamanla (ileriki dönemler de)... kimyasal beyin hasarı - yavaş yavaş - baş göstermeye başlar ve bu giderek daha da kalıcı hale gelir - kalıcı kimyasal beyin hasarı.
Bireyler ve aileleri ise (hatta toplumlar, kamuoyu, medya ve devletler bile)... psikiyatrik ilaçların neden olduğu bu (kalıcı olan ve olmayan) kimyasal beyin hasarının farkında bile olmazlar ve ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin - kandırmacaları, aldatmacaları ve yalanları - ile... bu kimyasal beyin hasarını ve ilişkili kimyasal beyin travmasına bağlı (akıl hastalığı olarak da görülen) psikolojik belirtileri... "akıl hastalığına" atfederler.
"Halbu ki bu psikolojik belirtiler... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına bağlı olarak oluşan kimyasal beyin travmasının bir sonucu ve etkisidir - psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal (ve duygusal) beyin travması ile oluşan psikolojik belirtiler."
--- --- ---
Kardeşim, bu sorumsuz psikiyatristlerin ve bir o kadar da devletin (sağlık sisteminin) sorumsuzlukları yüzünden... psikiyatrik ilaçlar (daha doğrusu psikiyatristler) tarafından... kalıcı (/kalıcı olmayan) kimyasal beyin hasarına uğratılmıştı. Bu, açıkça görülebiliyordu. Sürekli olarak zehirli psikiyatrik ilaçlar değiştiriliyor ve/veya dozları bir artırılıp bir indiriliyordu.
- "Neden böyle yapıyorlardı?" - (Bunun nedenini kısaca basit şekilde (dipnot 10)'da açıkladık ama aslında devamı da var. Tüm bunlar, - deyim yerindeyse - tüm zihinsel engelli bireylerin yaşadığı... psikiyatrik vahşetlerin birer sonuçlarıydı. Şimdi devam edelim...)
** Ana akım psikiyatristler, - kendilerinin sebep olduğu - kimyasal beyin hasarının... daha da ilerlemesini (kötüleşmesini) engellemek amacıyla çok sayıda zehirli psikiyatrik ilaçlar veriyorlardı ancak...
(Dipnot 45) : Bu, zamanla sonradan öğrenmeye başladığım bir şeydi. Aslında yaptıkları şey çok korkunç bir gerçeğin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Kendilerinin sebep olduğu kimyasal beyin hasarının... daha da ilerlemesini, daha da kötüleşmesini (sözde) engellemek amacıyla... psikiyatri hastalarına çok sayıda (daha çok antipsikotik ve benzo türü) zehirli psikiyatrik ilaçlar veriyorlardı. Bunlardan biri de Akineton'du.
Psikiyatristler, Akineton'u vermelerinin amacını... hastalarının diğer zehirli psikiyatrik ilaçların sebep olduğu 'tardif diskinezi (TD), akatizi vb gibi kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanmalarını engellemek olduğunu' söylüyorlardı. Psikiyatristler, bu gibi korkunç psikiyatrik ilaç gerçeklerini çok iyi biliyorlardı. Ve daha pek çok gerçeği de bildiklerinden emin olabilirsiniz. (Not18)
(Not18) : Genellikle uzun süredir (uzun vadeli) kullanılan zehirli psikiyatrik ilaçlar... kalıcı olan ve olmayan kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) sebep olur. Ve bu zehirli psikiyatrik ilaçlar verilmeye devam edildikçe... sağlıklı beyinlerde oluşan bu kimyasal beyin hasarı tamamen "kalıcı" hale gelir. Daha ileriki dönemler de ise... beyin kimyası, - deyim yerindeyse eğer - tamamen STOP eder - yani kalıcı kimyasal beyin hasarı... daha da kötüleşir ve bir daha geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak seviyeye gelmiş olur. Ve sonrasında da hastalar ölürler.
Hem de yıllar boyunca acı çekerek ölürler. Kim vurduya giderler. Ve sadece kimyasal beyin hasarı da yaşamazlar. "Bakıma muhtaç" hale gelirler. Zihinsel ve fiziksel olarak yıllar boyunca acı çekerler. Zihinsel ve fiziksel çok sayıda kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanırlar (/yakalanabilirler) ve 'ani ölümler' de dahil çok sayıda çeşitli iyatrojenik ölümlerle de yüz yüze kalırlar. Yani kısaca iyatrojenik olarak sakat kalırlar ve sonra da ölürler.
"Yani iyatrojenik sakat bırakılırlar (yaralanırlar) ve öldürülürler. Bu iyatrojenik sakat bırakılmalar ve öldürülmelerin (asıl nedenleri, sebepleri)... bir şekilde ana akım tıp dünyasının yardımları ile - başka başka sebeplerin üzerine atılarak - adeta ÖRTBAS EDİLİR ve bu şekilde akıl hastası /deli olarak görülen zihinsel engelli bireyler de... adeta kim vurduya giderler. Ve bunun adına da... (ana akım psikopat psikiyatride ve ana akım tıp dünyasında)... "akıl hastalıklarının tedavisi" denir."
İşte ana akım psikiyatristler, bu korkunç gerçekleri de çok iyi bilirler ama buna rağmen zehirli psikiyatrik ilaçları vermeye devam ederler. Çünkü hem psikopatlar hem de buna elleri mahkum. Psikiyatrik ilaçların bırakılması... bu yukarı da saydığımız ve sayamadığımız sorunların ve/veya diğer ilaç yoksunluk semptomların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Psikiyatristler, bunu bildikleri için de - muhtemelen başlarının belaya girmesini engellemek amacıyla olsa gerek - bu zehirli psikiyatrik ilaçların devam edilmesi için zehirleri reçete etmeye devam ederler.
* "Şu psikopatlığa bakar mısınız?"
(Dipnot 46) : Psikiyatristler... akıl hastalığının 'beyinde olmadığını ve tedavi edilemediğini' çok iyi biliyorlar. Buna rağmen sağlıklı beyinler ve sağlıklı bedenler için oldukça zehirli kimyasallar içere psikiyatrik ilaçları... kendilerine danışanlarına reçete ediyorlar. Bu zehirleri kullanan danışanlar (bireyler)... yukarıda saydığımız (ve sayamadığımız pek çok) kalıcı ve ölümcül hasar ve zararlara uğratılıyorlar.
Özellikle de kimyasal beyin hasarını düşünün.... Ana akım psikiyatristler... ilk önce kendilerine danışanların sağlıklı beyinlerini zehirli psikiyatrik ilaçlarla hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratıyorlar. Ardından bireylerde oluşan psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının daha da ileri seviyeye gelmesini (daha da kötüleşmesini) sağlamak için zehirli psikiyatrik ilaçları vermeye devam ediyorlar. Bunu yaparken de - psikiyatrik ilaçların neden odluğu TD, akatizi gibi kalıcı ve ölümcül hastalıkların oluşmasını engel olmak için de Akineton vb gibi psikiyatrik ilaçları da bunlara ekliyorlar. Eğer böyle olmazsa... etraf TD'li, akatizili vb gibi kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanan akıl hastaları ile dolu olurdu. (Zaten bunlar ileriki dönemlerde olabilen şeylerdir.)
Yani bunları yaparken yavaş yavaş yapıyorlar, sinsice yapıyorlar ve hepsini de 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında yapıyorlar. Hızlı bir şekilde olursa... tüm dünya TD'li, akatizili vb gibi buna benzer kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanan akıl hastalarından geçilmezdi herhalde - bu da ana akım psikopat psikiyatrinin, tüm dünyada ciddi anlamda sorgulanmasına neden olurdu.
İşte, bu gibi nedenlerden dolayı da... bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları yavaş yavaş, dozlarını ayarlayarak veriyorlar - TD ve akatizi vb gibi buna benzer kalıcı ve ölümcül hastalıklar - deyim yerindeyse - "hemen gelmesin, sonra gelsin" diye.. Zaten eninde sonunda bu hastalar (genellikle uzun vadelerde), bu kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanacaklar - ve aslında yakalananlar var; işte 'akıl hastaneleri, bakım evleri ve huzur evleri' gibi akıl sağlığı birimleri bu tür insanlarla doludur, diyebiliriz.
Ve bunlar sadece bildiğimiz korkunç şeyler. Daha pek çok bilmediğimiz korkunç şeylerde var. Şimdi, ana akım psikiyatriye ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikiyatristlerine... neden PSİKOPAT dediğimizi /denildiğini anlamış olmalısınızdır.
--- --- ---
Sürekli olarak zehirli psikiyatrik ilaçlar değiştirilmesi ve/veya dozlarının bir artırılıp bir indirilmesi... kardeşimin, psikiyatristlerin kobay faresine (deneme tahtasına) dönmesine neden olmuştu ki... bu da onun hem akıl sağlığının hem de beden sağlığının daha da kötüleşmesine neden oluyordu ve zaten öyle de oldu. Psikiyatrik ilaçların hiç biri akıl hastalığını tedavi etmiyordu ve daha beterini yapıyordu. Artık gına gelmişti bu psikiyatristlerden, psikopatik tedavilerden... Durumları daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramıyorlardı.
Buradan
anladığım sonuç... kardeşime verilen yıllar boyunca psikiyatrik
ilaçların, kardeşimdeki kimyasal beyin hasarını 'ileri seviyeye'
götürmüş olmasıydı. Yani durumu (ve akıl sağlığı) daha da kötüleşmişti. Ama bu hiç belli olmuyordu, 'sanki işe yarıyormuş gibi' algılıyorduk.
Aslında işe yaramıyordu çünkü artık 'sağlıklı düşünecek' bir 'beyin sağlığı' ortada yoktu. Şöyle ki... Kalıcı kimyasal beyin hasarı, insanların sağlıklı düşünmesini engeller. Bu da onlardan biriydi. Ancak psikiyatri, bu kimyasal beyin hasarına ait tabloyu 'psikiyatrik ilaçlar, tedavi ediyor' vb buna benzer yalanları ile süsler. Etrafa yaydırır. Psikiyatrinin yaptığı şey de budur.
Aslında işe yaramıyordu çünkü artık 'sağlıklı düşünecek' bir 'beyin sağlığı' ortada yoktu. Şöyle ki... Kalıcı kimyasal beyin hasarı, insanların sağlıklı düşünmesini engeller. Bu da onlardan biriydi. Ancak psikiyatri, bu kimyasal beyin hasarına ait tabloyu 'psikiyatrik ilaçlar, tedavi ediyor' vb buna benzer yalanları ile süsler. Etrafa yaydırır. Psikiyatrinin yaptığı şey de budur.
** 3 ayda bir değişen yeni yetme asistan psikiyatristler /yeni yetme öğrenciler...
TRSM'ye geldiğimiz de psikiyatristliğe yeni adım atmaya çalışan ve her 3 ayda bir zırt pırt değişen yeni yetme asistan psikiyatristler ile karşılaşabiliyordunuz. Her birine ayrı ayrı dert anlatmanıza gerek yoktu çünkü önceki yeni yetme asistan psikiyatristler... kendilerine danışanların sorunlarını vb bilgilerini - sanki gerçek bir doktorlarmış gibi (gerçi profesör, doçent ve uzman kılıklı hocaları da birer gerçek doktor değil ama işte devlet öyle görüyor) - bunları hasta kayıtlarına (dosyalarına) kaydetmişlerdi. Bir 3 ay sonraki yeni yetme asistan psikiyatristler... bu dosyalara bakarak, danışanların önceki versiyonlarını (sorunlar ve gelişmelerle ilgili kayıtlarını) görebiliyorlardı. (...) (Not19)
(Not19) : Psikiyatristlerin, lisanslı psikopat olması sorunsalı... "Deyim yerindeyse eğer, yeni yetme asistan psikiyatristler... adeta - psikopat psikiyatristliğin hakkını verebilmek ve birer deneyimli psikopat psikiyatrist olabilmek için - çok deneyimli bir uzman psikopat psikiyatristmiş gibi hareket edebiliyorlardı."
Yeri gelmişken, aklımıza gelmişken.... "TRSM'de bir uzman vardı, o da bir profesördü ama ne profesör?! Eğer yanlış bilmiyorsam... üniversite hastanesinde, TRSM içinde özel bir muayenesi bile vardı, burada 'kendisine parayı bastıran' hastalarına 'özel hizmet' veriyordu. Gördüğümüz kadarı ile yeni yetme asistan psikiyatristlerin... ilgilendiği hastalarla hiç ama hiç ilgilenmiyordu. Zannedersiniz ki kendisi çok özel biri... Profesör ama ne profesör!? Kalkıp da bizimle ilgilendiğini hiç görmemiştik. Zaten ilgilense de... ne olacaktı ki? Ne değişecekti? Hiç birşey... "Psikiyatrinin bir ölüm endüstrisi" olduğunu bilen hiç kimse... - profesör de olsalar - psikiyatristlerden bir yardım gelmeyeceğini ve aksine çok zarar geleceğini de çok iyi bilir."
Yeri gelmişken, aklımıza gelmişken.... "TRSM'de bir uzman vardı, o da bir profesördü ama ne profesör?! Eğer yanlış bilmiyorsam... üniversite hastanesinde, TRSM içinde özel bir muayenesi bile vardı, burada 'kendisine parayı bastıran' hastalarına 'özel hizmet' veriyordu. Gördüğümüz kadarı ile yeni yetme asistan psikiyatristlerin... ilgilendiği hastalarla hiç ama hiç ilgilenmiyordu. Zannedersiniz ki kendisi çok özel biri... Profesör ama ne profesör!? Kalkıp da bizimle ilgilendiğini hiç görmemiştik. Zaten ilgilense de... ne olacaktı ki? Ne değişecekti? Hiç birşey... "Psikiyatrinin bir ölüm endüstrisi" olduğunu bilen hiç kimse... - profesör de olsalar - psikiyatristlerden bir yardım gelmeyeceğini ve aksine çok zarar geleceğini de çok iyi bilir."
** Psikiyatristlerin, lisanslı psikopat olması sorunsalı...
![]() |
| "Psikiyatristler, 'gerçek akıl hastaları' mı yoksa birer 'lisanslı şarlatan ve psikopatlar' mıdır? (Are psychiatrists 'truly mentally ill' or 'licensed charlatans and psychopaths?'), Temsili Görseller (273) |
"Tıp fakültelerinin - ölüm endüstrisi - psikiyatri bölümlerinde ve hastanelerde, diğer akıl sağlığı birimlerinde... - iyi değil - deneyimli bir lisanslı psikopat psikiyatrist nasıl olunur?" derslerinin öğrencilere öğretilmesi...
y
"Tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine saf ve temiz olarak giren öğrenciler... - deyim yerindeyse eğer - birer lisanslı psikopat psikiyatrist olarak mezun olurlar."
(Dipnot 47) : Muhtemelen.... profesör ünvanı alan psikiyatristlerin... çok sayıda hastasını - biyopsikiyatrik tedavileri ile - sakat bırakmış ve öldürmüş olabileceğini tahmin edebilirsiniz - gizlice sessizce. Doçent ve uzman ünvanlı psikiyatristler de öyle.. Şimdi de bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları, (hemen hemen her gün, her yıl) öğrencileri devralmaktadır. Bunlar (psikiyatri öğrencileri) muhtemelen... önce üniversitelerin tıp fakültelerinin adeta 'psikiyatrik psikopatlığı' öğreten psikiyatri bölümlerinde... "akıl sağlığı /akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... 'biyopsikiyatrik müdahalerle (tedavilerle)... insanların sağlıklı beyinleri nasıl hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratılır, nasıl insanlar gizlice, sinsice sakat bırakılır ve öldürülür' vb gibi buna benzer psikiyatrik vahşet ve soykırımların eğitimlerini alırlar.
Sonra da muhtemelen 'asistan psikiyatrist' olarak yetki belgelerini alırlar ve yeni yetme "asistan psikiyatrist" olarak da hastanelerde ve diğer akıl sağlığı birimlerinde görevler alırlar. Buralarda psikiyatrik vahşet ve soykırımları... fiili olarak birebir işlemeye başlarlar. Sonra muhtemelen - tıpkı uzman, doçent ve profesör ünvanlı hocalarının alıştığı gibi - bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlara alışmaya çalışırlar; - örneğin hastalarına zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları reçete ederek bunu yapmaya başlarlar. Sonra da muhtemelen bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan - tıpkı uzman, doçent ve profesör ünvanlı hocalarının zevk aldıkları gibi - zevk almaya başlarlar. (Zevk alma durumu... bir nevi (psikiyatrik vahşet ve soykırımlarda - yani psikiyatristlikte) ustalaşma durumudur. Her ustalaşmış asistan psikiyatrist... - tıpkı diğer ustalaşmış psikiyatrist hocaları, abileri, ablaları gibi - birer gerçek psikopat psikiyatrist olarak (bir ölüm endüstrisi) olan bu psikiyatri alanına adım atmış olur) Yani deyim yerindeyse eğer... "tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine saf ve temiz olarak giren öğrenciler... - deyim yerindeyse eğer - birer psikopat psikiyatrist olarak mezun olurlar."
Burada sözlerimi ağır bulduysanız... o zaman siz, muhtemelen ana akım psikiyatrinin ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikiyatristlerin ne gibi "psikiyatrik vahşet ve soykırımlar" işlediğini ve halen bile işlemeye devam ettiğini bilmiyor olmalısınız - yada eğer biliyorsanız, o zaman ya bu konuda yeterince bilgi sahibi değilsiniz ya bu gibi psikiyatrik vahşet ve soykırımları boş veriyorsunuz yada muhtemelen siz bir psikiyatristsiniz ve/veya ana akım psikiyatri savunucusu birisinizdir. Gerçekleri okumak ve öğrenmek istiyorsanız... 'Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir', 'Psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarına sebep oluyor - akıl hastalıkları bir efsanedir' ve 'Psikiyatrik ilaçlar, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına neden oluyor ve insanları 'bakıma muhtaç' hale getiriyor' serilerini BURADAN linklere giderek okumanızı tavsiye ederiz. Bakın bakalım, ana akım psikopat psikiyatri neler yapmış , nasıl insanlığa karşı suçlar işlemiş ve halen bile bu suçları işlemeye devam ediyor?
--- --- ---
** Psikiyatristler, kendilerine danışanlarından o "sihirli kelimenin" söylenmesini beklerler. Neden?
Kardeşimin durumunda herhangi bir değişiklik olmadığı için artık TRSM'ye 3 ayda bir gidiyorduk. Bu, uzun süre (yıllarca) böyle oldu. Artık psikiyatristlerden bir beklenti içerisinde değildik. Oraya öylesine sadece "kontrol ve ilaç reçetesi yazdırmak" için gidiyorduk. Psikiyatristler, muhtemelen "kardeşimin iyi olduğunu" düşünüyorlardı. "Aynı ilaçlara, aynı dozlara devam!!' vb gibi buna benzer tariflerle karşılaşıyorduk. Biz, "durumunda değişiklik olmadığını" sürekli olarak söylemekten bıkmıştık. Bir de zırt pırt 3 ayda bir psikiyatristler değişince... artık psikiyatristlere söyleyecek birşey kalmamıştı.
'Tamam kardeşim, sizin dediğiniz /düşündüğünüz gibi olsun! Zaten bir boka yaramıyorsunuz....' diyerek... yeni yetme psikiyatristlerin yanında sessiz kalmayı ve/veya 'Aaa evet, evet durumu iyi! Psikiyatrik ilaçlar, bomba gibi işe yarıyor! Biz de iyiyiz çok şükür, siz nasılsınız?!!' vb gibi buna benzer sözleri söylemekten başka seçeneğimiz kalmamıştı. Çünkü... psikiyatristler, bizden (yani hastalarından) bekledikleri o "sihirli kelimeyi" söylemelerini bekliyorlardı - 'Haa evet, psikiyatrik ilaçlar işe yaradı!' (Not20)
** Psikiyatri'de "akıl hastalarının" - kobay faresi - gibi görülmesi : "Artık denenecek başka alternatif ilaç kalmadı, bunlara devam!!"
Aslında asistan psikiyatristlerden biri, biz "psikiyatrik ilaçların işe yaradığına" dair bir mesajı verince... "Zaten artık tüm ilaçlar denenmiş, size yazacak başka alternatif ilaç kalmamış - o yüzden bu ilaçlara aynen devam!' diye buna benzer birşey söylemişti. "Tüm ilaçları denemişler artık başka yazılacak bir ilaç falan kalmamış!!" - Kardeşim, - adeta psikiyatrik ilaç firmalarının hastanelerdeki ve diğer akıl sağlığı birimlerindeki "ilaç satış temsilcileri" haline gelen - ana akım psikiyatristlerin birer kobay faresi (deneme tahtası) haline getirilmişti - hem de çocukluğundan beri... (Not21)
(Not21) : Ben, o dönemlerde psikiyatrik ilaçların bu kadar çok zararlarını pek bilmediğim için... bu sözlere pek bir anlam çıkaramamıştım. Ama şimdi şöyle geriye dönüp baktığımda.... aslında bu sözün, ana akım psikiyatristlerinin kendilerine danışan insanları (hastaları)... - (psikiyatrik ilaç firmalarının kasalarının ve bunlarla işbirliği yapan deneyimli ana akım psikopat psikiyatristlerin ceplerinin.... daha çok dolarlar ile dolmalarını (mali gelir elde etmelerini) sağlamak için) - nasıl birer kobay faresi (deneme tahtası) gibi kullandıklarını şimdi çok daha iyi anlayabiliyordum?
Ana akım lisanslı psikopat psikiyatristler... psikiyatrik ilaçların işe yaramadıklarını ve daha çok zarar verdiklerini, insanları sakat bıraktığını ve öldürdüklerini bildikleri halde... kendilerine danışanlarına (insanlara) bu zehirli kimyasalları çok rahat bir şekilde reçete edebiliyorlar. Ve tüm bunlar da "akıl hastalıklarının tedavisi" adı altında yapılıyor. Devletler ve DSÖ'de dahil uluslararası sağlık kuruluşları da... bu korkunç gerçekleri bildikleri halde... insanların psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılmasına ve öldürülmesine sessiz kalıyor hatta aksine destek bile veriyor, - bu psikiyatrik zulüm, vahşet ve soykırımlara. Ve bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların hepsi... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında yapılıyor. Gizlice, sesiz sedasız bir şekilde - yasal yollardan - yapılan psikiyatrik vahşet ve soykırımlar.
'Akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında "yasal" olarak gerçekleştirilen "psikiyatrik vahşetlere ve soykırımlara" izin verenler (devletler, DSÖ ve diğer uluslararası sağlık kuruluşları, ilaç firmaları)... ceplerini, kasalarını milyar /trilyon dolarlık "mali gelirler" ile dolduran ve kendi ülke insan nüfuslarını azaltmaya çalışan dünya sağlık sistemlerine hakim dev kuruluşlardır. Ana akım tıp doktorları ile ana akım psikiyatristler de bu milyar /trilyon dolarlık mali gelirlerden pay almaya (mali gelir elde etmeye) çalışan - ilaç firmalarının hastanelerde ve diğer sağlık birimlerinde görev yapan "ilaç satış temsilcileri" olan - resmi lisanslı ara elemanlardır."
(Not20) : Şaka değil bu, gerçekten psikiyatristler kendilerine danışanlarından bu sihirli kelimeyi duymak istiyorlardı. Çünkü muhtemelen... "psikiyatrik ilaçların, akıl hastalıklarını tedavi etmediğini sadece beyin kimyasını uyuşturduğunu ve bu nedenle bireyleri sakinleştirdiğini ve bunun da 'akıl hastalığının tedavisi' ve/veya 'psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor, akıl hastalıklarını tedavi ediyor' vb gibi buna benzer psikiyatrik masallara dönüştürüldüğünü ve bundan da oldukça keyif aldıklarını (ve muhtemelen eğer asistan iseler... prof, doçent ve uzman kılıklı hocalarının, abi ve ablalarının ve psikiyatrik ilaç şirketlerinin ceplerini, kasalarını paracıklar, dolarcıklar
ile doldurmak için uğraştıklarını) çok iyi biliyor olmalılardı. (Tabii
başka sebepler de olabilir.)
Bu vb gibi nedenlerden dolayı da
muhtemelen hastalarından... 'psikiyatrik ilaçların işe yaramadığını' değil... 'psikiyatrik ilaçların işe yaradığı' masalını duymak istiyorlardı ve bunu da aslında "psikiyatrik ilaçların uyuşturucu etkisi ile beyin kimyasının uyuşturulması ile sağlandığını" çok iyi biliyorlardı. Psikiyatrik ilaçların "işe yaramamasının" söylenmesi... muhtemelen psikiyatristlerin işine gelen birşey olmayacaktır - bu, daha çok hastayla uğraşmak ve ileride (ilaçların satın alınmamasını sağlayabilecek bir etken olarak) mali kayıplar yaşanması anlamına da gelebilir. Ve aklımıza şu an gelmeyen diğer olasılıklar... Her neyse... bunlar yok değil - belki farklı başka sebepler olabilir.
Kardeşimle ilgili... yukarıda da belirttiğimiz gibi... ne zaman durumunda bir değişiklik olmadığını söylesek... tıpkı kobay faresi gibi - zırt pırt ya psikiyatrik ilaçların dozlarını artırıyorlardı (ki bir boka da yaramıyordu) ve/veya başka farklı psikiyatrik ilaçlar reçete ediyorlardı (ki bunlar da bir boka yaramıyordu.) Kardeşim, gerçekten de adeta psikopat psikiyatristlerin deneme tahtası bir kobay faresine dönmüştü. Psikiyatrik ilaçları kullana kullanana beyin hasarı daha da ileri seviyeye gelmiş gibiydi. Yani muhtemelen kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı daha da kötüye gitmiş gibiydi... (Tabii biz bunu önceleri bilmiyorduk sadece ne psikiyatrik ilaçların neden psikopat psikiyatristlerin... bir boka yaramadıklarını çok iyi biliyorduk, bunu öğrenmiştik şimdilerde...)
** Tüm psikiyatristlerin adeta SIR gibi sakladıkları çok korkunç gerçek...
- "Ana akım psikiyatristler... psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarını (kimyasal lobotomiyi) kabul etmiyorlar - yani aslında sessiz kalıyorlar. Bunu 'akıl hastalığının ilerlemesi /kötüleşmesi' olarak görerek - işlemiş oldukları suçun (1.dereceden cinayetin) üzerini örtbas etmeye çalışıyorlar."
(Dipnot 48) : İşin en korkunç tarafı da nedir biliyor musunuz? Bu psikopat psikiyatristlerin... kardeşimdeki kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını kabullenmiyor olmalarıdır yani aslında sessiz kalıyorlar. Kardeşimde psikiyatrik ilaç kaynaklı olduğu çok açık bir şekilde belli olan kimyasal beyin hasarını... kabul etmiyorlar ve/veya en azından bu konuda bize herhangi bir şey söylemiyorlar, sessiz kalıyorlardı.
Muhtemelen bu durum aslında, tüm psikiyatristlerin adeta SIR gibi sakladıkları çok korkunç bir gerçektir. Kendilerine danışanlar (yani hastaları), psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanırken... psikiyatristler, bu korkunç gerçeği hastalarından ve ailelerinden saklarlar. Yıllar boyunca zehirli psikiyatrik ilaçları reçete etmeye devam ederek... durumlarını daha da kötüye gitmesini sağlarlar. Aslında kötüye giden şey... kimyasal beyin hasarının daha da ileri seviyeye giderek hasarın (kimyasal beyin hasarının) daha da kötüleşmesidir. Daha da kötüleşen kimyasal beyin hasarı, ileriki dönemlerde artık deyim yerindeyse İFLAS eder, STOP eder. Ve bireyler, bir nevi artık zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale gelir. Ve muhtemelen yaşamlarının diğer kalan kısımlarını 'akıl hastaneleri, bakımevleri ve huzurevleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde geçirmek zorunda kalırlar. Veya ailesinin /başkalarının "bakımına muhtaç" şekilde yaşarlar. Yada hiç kimsesi yoksa sağda solda sokakta acı çekerek, ne yaptığını bilmeyerek perişan bir halde yaşarlar ve sonunda da ölürler.
--- --- ---
Kardeşimin "kimyasal beyin hasarı" yaşadığını çok iyi fark edebiliyorduk. Ancak psikiyatristler... bunu 'kimyasal beyin hasarı' olarak değil, 'akıl hastalığının ilerlemesi, kötüleşmesi' vb gibi buna benzer ifadelerle algılıyorlardı. (Tıpkı muhtemelen tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerinde kendilerine öğretildiği gibi...) Durum böyle olunca... kardeşimdeki muhtemelen kalıcı hale gelmiş olabilen kimyasal beyin hasarı konusunda... bizde yıllar boyunca herhangi bir bilgi sahibi olamamıştık. Bunları, yıllar boyunca (son 4-5 senedir) hep kendi gayretimizle daha yeni yeni öğrenmeye başlamıştık. Bu yöndeki araştırmalarımız - hatırladığımız kadarıyla - 2019 /2020 /2021 tarihlerinden itibaren daha yeni öğrenmeye başlamıştım. Covid döneminden sonra... muhtemelen 2021'den itibaren olabilir..
Yıllar boyunca TRSM'ye gitmiştik ve kardeşim de TRSM'deki rehabilitasyon çalışmalarına katılmıyordu. Bu nedenle evdeyken iyice sorunlar yaşanıyordu. Son zamanlarda... gayipten sesler duyuyor gibi sürekli olarak kendi kendine konuşarak bağırmaya başlamıştı. Dışarıdaki insanlar, komşular da bundan rahatsız oluyordu. (dipnot 11) Ve annesi de yaşlıydı. Ancak ona gözünün içi gibi bakıyordu ama sürekli bağırması... işin içinden çıkılmaz hale getiriyordu. Aslında onun 'topluma kazandırılması, topluma adapte olabilmesi' için... adam gibi bir rehabilitasyona ihtiyacı vardı. Ancak bunu yapabilecek seviyede bir rehabilitasyon merkezi yoktu. (dipnot 11)
"Tabii kardeşimdeki tüm bu olası psikolojik semptomların (belirtilerin)... asıl nedenlerinin "akıl hastalıkları" ile ilgili değil... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının (ve bununla ilişkili kimyasal beyin travmasının) bir sonucu ve etkisi olduğunu da biliyoruz - bunları da daha yeni yeni öğrenmeye başladığımızı da söyleyebiliriz."
** "Bakım evleri, huzur evleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerindeki 'rehabilitasyon aldatmacası.' - "Gerçekler neden saklanıyor?"
(DİPNOT 11) : Şimdi günümüz de "rehabilitasyon merkezleri" olarak görülen zihinsel engellilerin - ölene kadar - kaldığı "bakım evleri, huzur evleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinin... öyle 'topluma kazandırılma, topluma adapte olabilme" gibi 'rehabilitasyon faaliyetleri verdiğini' söylemek oldukça yanıltıcı ve aptalcadır.
Bu gibi yerlerde verilen faaliyetler... rehabilitasyon değildir. İnsanların yaşamış oldukları muhtemelen psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı beyin hasarından kaynaklanan 'unutkanlık, bilişsel faaliyetlerde azalma' vb gibi zihinsel ve bilişsel işlevlerin "aktif olmasını" ve/veya "yeniden kazandırılmasını" vb gibi buna benzerlerini sağlamak amacıyla verilen çok basit bilişsel faaliyetlerden başka birşey değildir.
Ancak resmi açıdan anlam bu şekilde olsa da... anladığımız şekilde asıl gerçek bu değil gibi gözüküyor. Asıl gerçek muhtemelen... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının... daha da ileri seviyeye (daha da kötü hale - çok hızlı bir şekilde) gelmesini engellemek için... bu bilişsel faaliyetler veriliyor. Bunun nedeni de muhtemelen bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde... halen psikiyatrik ilaçların kullanımının devam ediyor olmasıdır.
Psikiyatrik ilaçların kullanımı devam edildikçe... mevcut kimyasal beyin hasarınının daha da kötü hale gelmesi kaçınılmaz olur. İşte bu psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının - çok daha hızlı bir şekilde - daha da kötü hale gelmesini engelleyebilmek için... sadece süreci yavaşlatmak - yani engelleme sürecini uzatmak için - bu bilişsel faaliyetlerin veriliyor olabilmesi mümkündür diyebiliriz.
Tabii bu "korkunç gerçek" bir sır gibi saklandığı için, bunu sadece ana akım psikiyatristlerinin bildiğini ve hasta ve ailelerinin, bakımevi personellerinin vs bunları bilmediğini varsayabiliriz - tabii özellikle hemşireler ve diğer bazı personeller biliyorlarnda olunabilir ama resmi statü neyse onu uyguluyorlar muhtemelen. Zaten sanmıyorsam yapılan faaliyetlerin resmi statüsü de bunun gibi birşey olmalıdır. Ama aslında bu masum insanlara verilen bilişsel faaliyetlerin asıl perde arkası ise çok farklı gibi... yani aslında asıl gerçek... hastalara ve ailelerine anlatılmıyor gibi görülüyor. Her ne kadar bu gibi yerlerde verilen bilişsel faaliyetler... resmi açıdan yukarıda söylediğimiz gibi olsa da... asıl gerçek çok farklı gibi. (Not22)
Psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi... kalıcı kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesine zemin hazırlar...
(Not22) : Asıl gerçek muhtemelen şöyle.... Psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılan bu masum insanların... yakalanmış oldukları kalıcı kimyasal beyin hasarının... sürekli olarak her gün verilen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından daha da kötü hale getirilmesini (kimyasal beyin hasarının ileri seviyede daha da kötüleştirilmesini) önlemek amacıyla... bu bilişsel faaliyetlerin verildiğini /veriliyor olunabileceğini tahmin edebiliriz. (Bu tahmin... ortaya çıkartılan psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi durumunda... kimyasal beyin hasarının daha da kötüleş(tiril)mesi gerçeği ile birebir örtüşmektedir.) Tabii bu korkunç gerçekleri, çok az sayıda kişi bilir (özellikle de psikiyatristler bu korkunç gerçeği çok iyi bilirler) ve muhtemelen bu korkunç gerçeklerden ne personelin ne bakımevi yönetimlerinin (ve diğer rehabilite merkezlerinin) ve hatta "devletlerin, hasta ailelerinin, medyanın, toplumun" dahi haberinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yani kısaca... 'bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde... hayaları boyunca (ölene kadar) kalan - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - zihinsel engelli bireylerin yaşamış oldukları ve psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarının... - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile - daha ileri seviyeye doğru ilerleyerek, kimyasal beyin hasarının... daha da kötüleşmesi olasılık riski olduğundan dolayı.... bu gibi akıl sağlığı birimlerinde verilen sözde rehabilitasyon faaliyetlerinin... aslında rehabilitasyon faaliyeti değil... sadece kimyasal beyin hasarının (psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle) daha da kötüye gitmesini engellemek amacıyla verilen sıradan bilişsel faaliyetler olduğunu /olabileceğini bilmek önemlidir. İnsanları kandırmaya hiç gerek yok. Bu, maalesef acı ve korkunç bir gerçektir.
Bu tür akıl sağlığı birimlerinde kalan zihinsel engelli bireyler... muhtemelen (hepsi olmasa da büyük çoğunluğu) psikiyatrik ilaçlardan dolayı o kadar kötü yaralanmışlardı ki... (yani daha da ileri seviyede kalıcı kimyasal beyin hasarına getirilmişlerdi ki)... artık bu zihinsel engelli bireylerin durumları, 'topluma adapte olabilecek, topluma kazandırılabilecek' bir seviyeden çok daha öte ağırlaşmış bir özelliğe sahip olmuşlardır, diyebiliriz. Yani... durumları çok ağır vakalardı... Bir psikiyatrist, bu tür hastaların durumlarının o kadar ağır olduğunu "serbest olduklarında, başıboş bırakıldıklarında... dışarıda kurtlara, vahşilere yem olabilecekleri" vb gibi buna benzer ifadelerle adeta bir itirafta bulunmuş gibiydi.
** Psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmemesi de... kalıcı kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesine zemin hazırlar...
Nereden bakarsanız bakın... psikiyatrik ilaçların beyin kimyasında bırakmış oldukları hasarların (kimyasal beyin hasarlarının) ileri dönemlerde daha kötüleşmesi durumu.... ister psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi isterse bırakılması durumunda da geçerli olabilen birşey gibi gözükmektedir. Psikiyatrik ilaçlar, o kadar tehlikeli bir özelliğe sahiptir ki... genellikle uzun süreli kullanımlarda insanları kalıcı kimyasal beyin hasarına uğrattığı gibi.... psikiyatrik ilaçların kullanımının devamında ve bırakılmasında dahi... bu kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesine neden olabilmektedir. Elde edilen kanıtlar, bu yöndedir.
Psikiyatrik ilaçlar, o kadar tehlikeli bir özelliğe sahiptir ki... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesinde ve/veya bırakılmasında... (genellikle psikiyatrik ilaçların uzun süreli kullanımında ortaya çıkan) kimyasal beyin hasarını sadece daha da kötüleştirmez... hem zihinsel hem de fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara, ani ölümlere ve çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olur.
"Muhtemelen akıl hastalıklarında en iyi tedavi... en iyisi zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlara hiç başlamamaktır."
Başlanırsa... yukarıda saydığımız ve hatta sayamadığımız çok sayıda zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunları ile karşı karşıya kalma risklerini de göz önüne alınması gerekecektir. Psikiyatrik ilaçları bıraksanız dahi... bu fiziksel ve zihinsel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunlarından kurtulabilme umudu ya hiç yoktur yada çok azdır, diyebiliriz.
Ana akım psikopat psikiyatrinin ve ona hizmet (itaat) eden ana akım psikopat psikiyatristlerin insanlığa karşı ne suçlar işlediklerini, neler yaptıklarını umarız anlamışsınızdır. İnsanlar, boşuna 'Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir' demiyorlar.
"Türkiye'de gizli olarak işlenen psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan dolayı kaç akıl hastası masum insan sakat bırakıldı ve öldürüldü?"
(Dipnot 49) : Muhtemelen... Türkiye'de 'akıl sağlığı sistemi' ana akım psikiyatrinin TEKELİNDE olduğu için... psikiyatrik vahşet ve soykırım - kimsenin ruhu bile duymadan - gizli bir şekilde her yıl (hatta her gün) gerçekleşebiliyor olabileceğini düşünmemiz için çok neden vardır. Muhtemelen her yıl "akıl hastası" olarak gözüken yüzlerce /binlerce (belki de daha fazla) masum insan... bir şekilde - gizli - psikiyatrik vahşet ve soykırımın birer kurbanları oluyor ve bu masum insanlar, adeta KİM VURDUYA GİDİYORLAR gibi gözüküyor.
Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların onlarca yıldır (~ 1950'li yıllardan beri) hem dünyada hem de ülkemizde (Türkiye'de)... sözde 'akıl hastalıklarının tedavisinde' kullanıyor olmasına ve ortaya çıkan ölümcül zararlarına baktığımız da... muhtemelen Türkiye'de onlarca yıldır sakat bırakılan ve öldürülen insan sayısını tahmin etmek o kadar kolay olmayacaktır - çünkü, ana akım psikiyatride olduğu gibi ana akım tıp dünyasında da ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ oldukça yaygındır.
2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre... sadece ABD'de her yıl yarım milyon (5000.000) ve/veya daha fazla civarında - o da sadece 65 yaş üstü insanlar için - psikiyatrik ilaç kaynaklı ölümlerin olduğu /olabileceği ortaya konulmuştur. Bu sayıya, 65 yaş altındakileri de katarsanız... o da sadece ABD'de muhtemelen her yıl 1 milyondan fazla insanın... psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülmüş olabileceğini tahmin edebiliriz.
Psikiyatrik ilaçlar tarafından yaralanan (sakat bırakılan) insanlar ise bu sayıya dahil değildir, - onları da katarsanız muhtemelen bir kaç milyon insan sadece ABD'de psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılıyor ve öldürülüyor demektir. Bu ölüm sayılarını dünya geneline uyguladığınız da ise... ölüm sayısı tablosu daha da korkunç bir hale geliyor. Muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz tahmini on milyonlarca insan... psikiyatrik ilaçlar tarafından - örtbas etme kültürü sayesinde gizlice - sakat bırakılıyor ve öldürülüyor - Türkiye'de buna dahil...
--- --- ---Yukarıda da dediğimiz gibi... aslında kardeşimin 'topluma kazandırılması, topluma adapte olabilmesi' için... adam gibi bir rehabilitasyona ihtiyacı vardı. Ancak bunu yapabilecek seviyede bir rehabilitasyon merkezi yoktu. Bildiğimiz kadarıyla yukarıda bu özelliklere sahip olabilecek rehabilitasyon merkezleri yoktu, ülkemizde. Bu özelliklere sahip bakımevleri de yoktu. (dipnot 12)
(DİPNOT 12) : Yukarıda belirttiğimiz gibi bakımevleri... buraya ölene kadar kalmak zorunda olan ve psikiyatrik ilaçlar (daha doğrusu psikiyatristler) tarafından kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılarak... ağır bir şekilde beyin yaralanmasına sahip olan masum insanların... ölene kadar "bakım, tedavi ve bilişsel faaliyetlerini" sağlıyordu. Bu insanlar, psikiyatrik ilaçların (psikiyatristlerin) neden olduğu kimyasal beyin hasarının olumsuz etkilerini yaşadıklarından (yani kendi kendine yaşamını sürdüremeyecek, kendilerine bakamayacak duruma (dereceye) getirildiklerinden) dolayı... bakımevlerine yerleştirilmiş insanlardır. (Not23)
(Not23) : Resmi statü tam olarak nedir - bunu da tam olarak - bilmiyoruz ama muhtemelen bu insanların yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarının yol açmış olduğu 'unutkanlık, bilişsel faaliyetlerde azalma' vb gibi buna benzer olumsuz etkilerini azaltmak ve/veya yeniden kazanılmasını sağlayabilmek için basit bilişsel faaliyetler verilmesi şeklinde olabilir.
Perde arkasındaki asıl neden ise... muhtemelen aslında verilen bu basit bilişsel faaliyetlerin asıl amacının... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle... bireylerdeki mevcut kimyasal beyin hasarının... daha da ileri seviyeye giderek, hasarın daha da kötüleşmesini engelleyebilmek için verildiğini /veriliyor olunabileceğini tahmin edebiliriz. Bu, psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesinin... mevcut psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının daha da kötüleştirebilmesi gerçeği ile birebir örtüşmektedir, diyebiliriz.
Muhtemelen basit bilişsel faaliyetler... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesini - engelleme süresini - biraz uzatır. Yani muhtemelen... bakımevlerinde rehabilitasyon faaliyeti olarak verilen basit bilişsel faaliyetler - gerçekte rehabilite faaliyetleri olmasa da - psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının, daha da kötüye gitmesini az da olsa birazcık engelleyebilmek için önemli ve gerekli olan birşey gibi gözükmektedir.
Ancak bu basit bilişsel faaliyetler... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle - daha da ileri seviyeye gitmesi (daha da kötüleştirmesi) olasılık riskini ortadan kaldırmayabilecektir. Sadece bu hasarın - hızlı bir şekilde - kötüleşmesini engelleyebilecektir; -yani bilişsel faaliyetler, sadece kimyasal beyin hasarının 'kötüleşme süresini' biraz uzatmaktadır, hepsi bu.
** Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı.... daha da kötü hale gelirse ne olur?
(Dipnot 50) : Muhtemelen bu, hasarın 'hangi seviyede' olduğu ile alakalı olabilen birşeydir. Örneğin aile tarafından bakımevine yerleştirilen zihinsel engelli bireydeki kimyasal beyin hasarı... bakımevine yerleştirilirken 'iyi' denilebilecek durumdaysa... bakımevinde psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle bu kimyasal beyin hasarı... daha da ileri seviyeye giderek daha da kötüleşecektir. Bu durumda muhtemelen... zihinsel engelli bireyin ailesine - örtbas etme tekniğini kullanarak - "akıl
hastalığı daha da ileri seviyeye giderek, daha da kötüleşti...
bakımevine çok geç teslim ettiğinizden dolayı bunlar gerçekleşti!!" gibi buna benzer bahaneleri, yalanları söyleyerek işin içinden çıkmaya çalışacaklardır. Hem bakımevleri (ve diğer akıl sağlığı birimleri) hem de psikiyatristler...
Aslında bakımevlerinde kalan - ve özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - 'bakıma muhtaç' engelli bireylerin... psikiyatrik ilaç kaynaklı yaralanma ve ölümleri konusunda ailelere (ve devlete, toplumlara, kamuoyuna, medyaya) doğruların söylenmediğine dair içimizde ciddi şüphelerimiz var. Bir şekilde bakımevleri ile psikiyatristler (/ana akım psikiyatri) arasında gizli bir ilişki var gibi gözüküyor. Tabii sadece bakımevleri değil... zihinsel engelli huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi diğer akıl sağlığı birimlerinde de buna benzer gizli bir ilişkinin olabileceğini tahmin edebiliriz.
Tabii ana akım tıp dünyasını da unutmamak gerekir - ne de olsa ana akım tıp dünyasında da ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ inanılmaz derece de çok yaygındır, diyebiliriz. Bu nedenlerle... özellikle psikiyatrik ilaç tedavisi gören akıl hastalarının... ülkelerin sağlık sistemlerinde adeta KİM VURDUYA GİTTİKLERİNİ rahatlıkla tahmin edebiliriz.
** Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... ölümü kaçınılmaz hale getirebilir...
(Dipnot 51) : Yukarıda "Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı.... daha da kötü hale gelirse ne olur?" demiştik.. Muhtemelen hasta, kimyasal beyin hasarının kötüleşmesi nedeniyle... ya mevcut zihinsel ve fiziksel sağlık durumu - yatağa bağımlı hale gelme de dahil - daha da kötüye gidecektir ve/veya hasarın bir sonucu olarak ölecektir. Ölümü, kimyasal beyin hasarınının (beyin kimyasının) deyim yerindeyse tamamen İFLAS etmesi, STOP etmesi sonucu oluşan en son durak olarak da düşünebiliriz. Bir nevi, 'beyin kanseri' gibi...
O seviyeye gelmeden de beyin kimyası STOP edebilir - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi de... beyin kanseri olarak da görebileceğimiz - en son durak - ölümün gelmesini sağlayabilir, diyebiliriz. Yani ölüm, burada kaçınılmaz olabilir. Eğer ölüm, 'beyin kanseri'nden olmasa bile... psikiyatrik ilaçların neden olduğu diğer çok sayıda zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara, hatta ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de yakalanılması ile de bir şekilde gerçekleşebilecektir. Yani ölüm, bir şekilde - psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile - kaçınılmaz olabilecektir, diyebiliriz.
** Psikiyatrik ilaçların kullanımının durdurulması (bırakılması) ile de ölüm gerçekleşebilir. İşte asıl nedeni...
"Psikiyatrik ilaçların bırakılması ile ortaya çıkan psikiyatrik ilaç bırakma yoksunluk sendromları... aslında psikiyatrik ilaçların ölümcül şekilde 'bağımlılık' yaptığının en açık bir göstergesidir."
Tabii muhtemelen psikiyatrik ilaçların kullanımının durdurulması (bırakılması) ile de ölüm gerçekleşebilir. Buna, psikiyatrik ilaç yoksunluk sendromları deniliyor ve - genellikle uzun vadeli psikiyatrik ilaç kullananlarda - psikiyatrik ilaçların bırakılması nedeniyle... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının... "kalıcı" hale gelmesi de dahil (mevcut hasarın) daha kötüleşmesini de sağlayabiliyor. Bu durumda da... ölüm de dahil her türlü psikiyatrik ilaç bırakma yoksunluk sendromları yaşanabiliyor.
Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların bırakılması ile ortaya çıkan psikiyatrik ilaç bırakma yoksunluk sendromları... aslında psikiyatrik ilaçların ölümcül şekilde 'bağımlılık' yaptığının en açık bir göstergesidir. Psikiyatrik ilaç bırakma yoksunluk sendromları... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... insanların beyin kimyasını İŞGAL ettiğinin ve bu zehirli kimyasallara BAĞIMLI hale getirdiğinin çok önemli bir kanıtıdır.
** Doğal beyin kimyasına, zehirli kimyasal saldırılar ve beynin, bu saldırıya verdiği cevap...
(Dipnot 52) : Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına BAĞIMLI hale gelen insan beyin kimyası... artık bu zehirli kimyasallar olmadan hiç bir şey yapamaz hale gelir. Psikiyatrik ilaç kullanmadan önce... son derece doğal kimyasal beyin sıvısına sahip olan insanların "beyin kimyasal yapısı"... psikiyatrik ilaçların - zehirli kimyasallarının - kullanılması ile kimyasal bir saldırıya maruz kalır.
Bu kimyasal saldırı nedeniyle beyin kimyasında ani şoklar yaşanır. Bu ani şoklar aslında beynin (beyin kimyasına yardımcı kuvvetler - "anti-biyotik askerler ve doğal kimyasal sıvılar" vb buna benzer şeyleri göndermesiyle) savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçilmesi ve düşmanın (zehirli kimyasalların) etkisiz hale getirilmesine çalışılmasıdır, diyebiliriz. (Yani... anlayacağınız, beyin... doğal beyin kimyasını "tekrar eski haline getirebilmek, yerine koyabilmek" için bir mücadele verir.)
Bu esnada hastada da - nedenini tam olarak tanımlayamadığı - ani şoklar yaşanır. Beyin, kimyasal düşmana karşı vermiş olduğu savaşı kazanınca (ki o esnada zehirli kimyasallar, bazı beyin hücrelerini ve/veya beynin bazı bölümlerini uyuşturmuş olur ve) hasta da bir sakinleşme oluşur. (Bunun, daha bilimsel açıklamasını bloglardaki araştırmaları okuyarak öğrenebilirsiniz.) Tabii muhtemelen bu sakinleşme, her hasta için geçerli olmayabiliyor - hastadan hastaya bu değişebiliyor -, kimi hastalar sakinleşirken kimi hastaların durumları ise daha da kötüye gidebiliyor.
Psikiyatristler, bu sakinleşmeyi 'psikiyatrik ilaçlar, işe yarıyor - akıl hastalıklarını tedavi ediyor' diye buna benzer bahaneler ile süslerken... sakinleşme olmayan, durumları daha da kötüye giden hastaların bu durumlarını ise 'akıl hastalığınız, tedaviye dirençli !' diye buna benzer bahanelerle süsleyebiliyor.
** Psikiyatrik ilaç sonrası bireylerdeki "İSTEMSİZ" a-normal davranış değişikliklerin sebebi...
Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi... beynin, doğal beyin kimyasına sürekli olarak - zehirli - kimyasal saldırıların yapılması demektir. Beyin, beyin kimyasına yapılan bu sürekli kimyasal saldırılar nedeniyle - sürekli olarak savunma ve saldırı pozisyonunda olduğu için - beynin (yapması gereken proğramlandığı) diğer normal işlevsel görevlerini... sağlıklı bir şekilde yerine getirememeye başlar. Muhtemelen... psikiyatrik ilaç sonrası bireylerdeki a-normal davranış değişikliklerin sebebi de bu gibi gözükmektedir, diyebiliriz.
"Psikiyatristler, psikiyatrik ilaç kaynaklı bu (istemsiz) a-normal davranış değişikliklerini... 'akıl hastalıkları' olarak görebilmektedir. Gerçekte bunlar... 'akıl hastalıkları' değil, psikiyatrik ilaç kaynaklı (istemsiz) a-normal davranış değişiklikleridir - yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu olumsuz etkileridir. Psikiyatristler, bunları kasıtlı ve yanıltıcı bir şekilde 'akıl hastalıkları' olarak tanımlayarak... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları reçete etmek için kullanırlar ve muhtemelen insanları, bu şekilde birer 'gerçek akıl hastası' haline getirirler."
** Beyin ile beden arasındaki ilişki (bağlantı)...
- "Beyin, işlevsel görevleri yerine getirmek için - adeta - proğramlandırılmıştır. Bu programlandırılma... muhtemelen beynin karmaşık yapısını oluşturan "et parçaları ve - et parçaları etrafındaki - sinirler ve doğal beyin (kimyasal) sıvısının"... birbirleri ile etkileşiminden oluşturuluyor, olunabilir."
- "Muhtemelen beynin doğal kimyasal sıvısı... beynin doğal olarak sağlıklı kalmasını sağlar ve işlevsel görevlerin sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesine yardımcı olur. Psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasalları... beynin doğal kimyasal sıvısına karışınca... doğal kimyasal sıvının bozulmasına neden olur - yani son derece 'zehirli yapay kimyasal sıvıya' dönüşür. Bu da, işlevsel görevlerin sağlıklı bir şekilde yerine getirilememesine neden olan bir şeydir. İşlevsel görevler... bozulmuş ve istemsiz olarak yerine getirilir."
(Dipnot 53) : Muhtemelen... beyin, (muhtemelen ilahi bir kuvvet ile) insan bedeninin zihinsel ve fiziksel her türlü (sağlıklı, mantıklı ve istemli bir şekilde düşünmek, öğrenmek, hatırlamak, konuşmak, hareket etmek vb gibi) işlevsel görevlerini... sağlıklı bir şekilde yerine getirmekle ve bunları kontrol etmekle görevlendirilmiş ve/veya proğramlandırılmıştır.
Bu varsayımdan yola çıkarsak... muhtemelen beynin, bu işlevsel görevleri 'istemli' bir şekilde yerine getirebilmesi ve kontrol edebilmesi için... beyin kimyasını - her zaman - sağlıklı olmasını ve kalmasını sağlayan ve muhtemelen beyin / her hangi bir organ tarafından üretilen - son derece özel ama doğal olan - bir 'kimyasal sıvıya' ihtiyacı olacaktır. Beyin, zihinsel ve fiziksel her türlü işlevsel görevlerini... bu özel ve doğal olan 'kimyasal sıvı' sayesinde "istemli" bir şekilde yerine getirir - yani işlevsel görevleri (düşünceleri ve bedeni) kontrol eder.
Beyni koruyan doğal kimyasal sıvısı, beyin kimyasının (beynin) doğal bir şekilde sağlıklı kalmasını sağlar. Beyin kimyası sağlıklı kaldıkça... beyin (bir bütün olarak), görevlendirildiği - yani proğramlandırıldığı - zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerini, sağlıklı, mantıklı ve istemli bir şekilde yerine getirir.
Örneğin... 'düşünme, öğrenme, hatırlama, zekaya sahip olma, mantık süzgecinden geçirme' vb gibi zihinsel süreçleri yerine getirmek için... beyinde - bu işlevleri yerine getiren /getirmeyen - organlarda ve/veya hücrelerde ve/veya başka bir merkezde (olasılıkla daha çok beynin kontrol merkezinde)... bu işlevlerin - istemli bir şekilde - yerine getirilmesi konusunda kimyasal bir mesaj oluşturulur. Sonra - saniyenin bilmem ne çok çok altında - kimyasal mesaj, elektriksel bir sinyale dönüştürülür.
--- --- ---
** İSTEMLİ ve İSTEMSİZ davranışlar nedir, nasıl oluşur?
(Dipnot 54) : Muhtemelen burada iki senaryo vardır;
1) Muhtemelen mesaj, istemlidir çünkü beyin kimyasal yapısını koruyan... kimyasal beyin sıvısı doğaldır. Doğal olduğu için de beyin ve beynin diğer organları sağlıklıdır (doğaldır), (önünde /çevresinde) kimyasal bir engel yoktur. Beyin (beynin kontrol merkezi - BKM), mesajı 'kimyasal bir engel' olmadan "istemli" olarak oluşturur. İstemli mesaj, BKM'de oluşturulduktan sonra... elektriksel sinyallere dönüşür ve beynin ve/veya bedenin diğer organlarına (sinirlerine) gönderilir. Gelen istemli mesajın içeriğine göre... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevler, yerine getirilir. Kimyasal bir engel olmadığı için.... bu işlevsel görevler, sağlıklı, mantıklı ve istemli bir şekilde yerine getirilir. Bu nedenden dolayı bunlar, İSTEMLİ DAVRANIŞLARDIR. Burada "kişiler... istemli davranışlarından sorumludurlar."
2) Muhtemelen mesaj, istemsizdir (tıpkı virüslü bir mesaj gibi) çünkü beyin kimyasal yapısını koruyan... kimyasal beyin sıvısı doğal değildir. Doğal olmadığı için de beyin ve beynin diğer organları sağlıklı (doğal) değildir, (önünde /çevresinde) kimyasal bir engel bulunur. Beyin (BKM), mesajı 'kimyasal bir engel' olduğundan dolayı "istemsiz" olarak oluşturur. İstemsiz mesaj, BKM'de oluşturulduktan sonra... elektriksel sinyallere dönüşür ve beynin ve/veya bedenin diğer organlarına (sinirlerine) gönderilir. Gelen istemsiz mesajın içeriğine göre... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevler, yerine getirilir. Ancak organların çevresinde /önünde kimyasal bir engel olduğundan dolayı.... bu işlevsel görevler, sağlıklı, mantıklı ve istemli bir şekilde yerine getirilemez. Bu nedenden dolayı bunlar, İSTEMSİZ DAVRANIŞLARDIR. Burada "kişiler... istemsiz davranışlarından sorumlu değildirler ve sorumlu tutulamazlar."
2. şıktaki senaryo şu şekilde de ele alınabilir; Muhtemelen mesaj, istemlidir ancak beyin kimyasal yapısını koruyan... kimyasal beyin sıvısı doğal değildir. Doğal olmasa bile... beyin ve beynin diğer organları sağlıklıdır (doğaldır) ancak (önünde /çevresinde) kimyasal bir engel bulunur. Beyin (BKM), mesajı 'kimyasal bir engel' olsa bile "istemli" olarak oluşturur. İstemli mesaj, BKM'de oluşturulduktan sonra... elektriksel sinyallere dönüşür ve beynin ve/veya bedenin diğer organlarına (sinirlerine) gönderilmeye çalışılır. Kimyasal bir engel olduğundan dolayı... istemli mesaj (sanki virüs kapmış bir mesaj gibi) "bozulmuş istemsiz bir mesaja" dönüşür ve o şekilde organ sinirlerine gider. Yada bozulmadan istemli bir mesaj olarak gider. Gelen istemli mesajın içeriğine göre... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevler, yerine getirilmeye çalışılır. Ancak organların çevresinde /önünde kimyasal bir engel olduğundan dolayı.... bu işlevsel görevler, sağlıklı, mantıklı ve istemli bir şekilde yerine getirilemez.
Yani... mesajların içeriğindeki komutlar (işlevsel görevler)... yerine getirilmeye çalışılır ancak - ya mesajın istemsiz (bozulmuş) olmasından dolayı yada sadece işlevsel görevleri yerine getirilmesi ile görevli beynin kontrol merkezinin ve diğer beyin organlarının (çevresinin)... kimyasal bir engelden (beynin kimyasal yapısının... yapay zehirli kimyasal sıvılarla dolu olmasından) dolayı... özellikle de beynin kontrol merkezi, bu işlevsel görevlerin yerine getirilmesini sağlayan beynin ve bedenin diğer organları ile (tıpkı bir bilgisayara virüs bulaşmış gibi) sağlıksız bir şekilde iletişime (bağlantıya) geçer.
Beynin ve bedenin diğer organları... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevleri yerine getirirken... beynin kontrol merkezinden - saniyenin bilmem çok çok altında gelen - komutları (mesajları) kullanarak yerine getirir. Organlar (organ sinirleri), BKM'den kendisine gelen mesaj içeriğine göre işlevsel görevleri yerine getirmeye çalışır. Ancak BKM çevresi yapay kimyasal engelden dolayı... BKM, organ sinirleri ile sağlıklı iletişime geçemez ve organlar (organ sinirleri), işlevsel görevleri yerine getirmeye çalışırken afallamaya çalışır.
Yani organ sinirleri, BKM'den gelen mesajı olduğu gibi kabul ettiği ve yine BKM komutları ile bu işlevsel görevleri yerine getirdiği için... BKM komutları (mesajları), - sanki bilgisayara bir virüs bulaşmış gibi - "bozulmuş istemsiz mesajlara" dönüşür. Organ sinirleri de bu bozulmuş istemsiz mesajları, hızlı bir şekilde yerine getirmeye çalışır - "kendi kendine konuşmalar, volta atmalar, bağırıp-çağırmalar, anlamsız konuşmalar" vb gibi garip ve tuhaf davranışlar sergilenmesi gibi davranışlar, istemsiz davranışlardır. Dolayısıyla bu nedenden dolayı bunlar, İSTEMSİZ DAVRANIŞLARDIR. Burada "kişiler... istemsiz davranışlarından sorumlu değildirler ve sorumlu tutulamazlar."
"Beyin ve beden organlarının görevi... BKM'den gelen sağlıklı /sağlıksız tüm mesajları (komutları) yerine getirmekle ilgilidir. (Organların, beyin ve bedenin - kendi vücut içinde - sağlıklı kalmasını sağlamak gibi bir görevi de vardır.) BKM'nin görevi de... bu organlara sağlıklı /sağlıksız mesajlar (komutlar) göndermek ve bu mesajların içeriğindeki işlevsel görevlerin - organlar tarafından - yerine getirilmesinde... organlar (organların sinirleri) ile iletişim (bağlantı) halinde bulunmak ve onları kontrol etmekle ilgilidir."
-----------
Sonra işlevlerin yerine getirilmesini içeren kimyasal mesajı taşıyan, bu elektriksel sinyal - saniyenin bilmem ne çok çok altında - bu işlevi yerine getirecek olan organın (beyindeki organın) sinirlerine ulaşır. Beyindeki organın sinirlerine ulaşan elektriksel sinyaldeki mesajı algılayan beyindeki organ... elektriksel sinyalin geldiği beynin merkezine... "bu mesajı aldığını ve zihinsel işlevi yerine getirmek için harekete geçeceği" sinyalini (mesajı) - saniyenin bilmem ne çok çok altında - gönderir. Beynin merkezi de, buna izin verir ve böylece, zihinsel işlevin yerine getirilmesi süreci başlamış olunur. Elektriksel sinyal, 'düşünme mesajı' içeriyorsa - beyin merkezi, bu işlevi yerine getiren organı harekete geçirir ve "düşünme eylemini" gerçekleştirmeye başlar.
Buradaki süreç aynı şekilde 'konuşma, görme, duyma, öksürme, tükürme, hareket etme' vb gibi fiziksel süreçleri yerine getirmek için de geçerlidir. Beyin, bedene (bedendeki "ağız, göz, kulak, kol, bacak" vb gibi beden sinirlerine).... fiziksel süreçleri yerine getirmek için elektriksel sinyal (mesaj) gönderir ve beyin merkezi ile iletişim kuran beden sinirleri, "bu mesajı aldığını ve harekete geçeceğini" gönderen mesajı - saniyenin bilmem ne çok çok altında - beden sinirlerine göndererek- beyin merkezinden izin alır ve izin alındıktan sonra bu işlevi yerine getirir. Elektriksel sinyal, 'konuşma mesajı' içeriyorsa - beyin merkezi, bu işlevi yerine getiren organı harekete geçirir ve "konuşma eylemini" gerçekleştirmeye başlar. 'Hareket etme mesajı' içeriyorsa... "hareket etme eylemi" gerçekleştirilmeye başlanır.
** İnsan bedenini (ve beyni), canlı tutan ruhlardır...
(Dipnot 55) : Bilinmesi gereken birşey de... beynin, bu kimyasal ve elektriksel mesajları ve sinyalleri... - hiç bir şekilde - tek başına üretemediğidir; - yani beyin, tek başına bu mesajları ve sinyalleri üretemez ve üretememektedir. Bunun nedeni de... beyin de dahil... insan bedeninin yoktan varolan bir enerjiye sahip olmamasıdır - bunu, ölümle çok iyi anlayabiliyoruz. Hem beyne hem de insan bedenine enerji veren şey - muhtemelen dini inanışlarda olduğu gibi - 'insan ruhundan' başka birşey değil gibi gözükmektedir.
İnsan ruhu, (kendi metafizik aleminde) sınırsız bir enerjiye ve düşüncelerin ve aklın bulunduğu bir metafizik yaşama sahiptir. İnsan bedeni de dahil... hayvanlar ve diğer bilinmeyen tüm canlı formlardaki ruhlar... metafizik boyutlarda, metafizik yaşamlara sahiptirler. İnsan bedenine (ve diğer tüm canlı formalara) hayat veren şey de bu metafizik yaşamlara sahip ruhlardır. Tabii bu ruhların da bir yaratıcısı olduğu için... bu ruhlara da hayat verenin de yaratıcısı olduğunu bilinmesi gerekir - en azından inanan insanlar olarak böyle olduğunu bilmemiz gerekir.
Buradan çıkardığımız sonuç.. Kısaca "ruh, beyni kontrol eder, beyin de, bedeni kontrol eder" mantığıdır. Başka türlü... insan beyninin ve bedeninin "nereden enerji aldığı" sorusuna mantıklı cevaplar verebilmek imkansız gibi gözükmektedir. Tüm canlı formlar (insan bedeni de dahil)... enerjisini ve aklını, kendilerini hayat veren ve kontrol eden ruhlardan... ruhlar da - insanların da bildiği - kendi yaratıcısından alır. Aksini iddia eden varsa.. kanıtlayabilirler.
NOT: Tabii,
bunlar araştırmalardan çıkardığımız sonuçlara göre sadece
varsayımlardan oluşmaktadır asıl çalışma prensibi çok farklı olabilir.
Bununla ilgili daha geniş düşüncelerimizi BURADAN okuyabilirsiniz..
BURADAN da diğer tüm araştırma çalışmalarımıza ulaşabilir ve gerçekleri
okuyabilir, öğrenebilirsiniz.
** Yapay akıl hastalıkları... psikiyatrik ilaç kaynaklı bir virüstür aslında...
- "Kişiler, istemli davranışlarından dolayı sorumludurlar.... istemsiz davranışlarından dolayı ise sorumlu değildirler ve sorumlu tutulamazlar."
(Dipnot 56) : Yukarıda anlattığımız gibi... muhtemelen beyni koruyan doğal kimyasal sıvısı, beyin kimyasının (beynin) doğal bir şekilde sağlıklı kalmasını sağlıyor. Beyin kimyası sağlıklı kaldıkça... beyin (bir bütün olarak), görevlendirildiği - yani proğramlandırıldığı - zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerini, sağlıklı bir şekilde yerine getirir. Bu, işlevsel görevlerin sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi... istemli davranışları içerir ve "kişiler, istemli davranışlarından dolayı sorumludurlar."
Beyin kimyası sağlıklı değilse... muhtemelen o zaman beyin, sağlıklı bir şekilde çalışamaz ve yukarıda saydığımız (ve sayamadığımız) çok sayıda zihinsel ve fiziksel işlevsel görevleri - sağlıklı bir şekilde - yerine getiremez /getiremeyecektir. Tıpkı psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... beyin kimyasını istila etmesinden sonra yaşanabilen a-normal davranış değişikliklerinde olduğu gibi... Bu, işlevsel görevlerin sağlıklı bir şekilde yerine getirilememesi... istemsiz davranışları içerir ve "kişiler, istemsiz davranışlarından dolayı sorumlu değildirler ve sorumlu tutulamazlar."
Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının sürekli saldırısına maruz kalan beyin kimyası... (genellikle uzun süreli kullanımlardan sonra) artık buna tepki veremeyecek dereceye getirilir; - yani zehirli kimyasallar, beynin savunma mekanizması ile beynin doğal kimyasını devre dışı bırakır. Ve böylece, zehirli kimyasallar 'beyin kimyasını' önce istila etmesi sonra da beynin işlevsel süreçleri kontrol eden yapıların (beynin organlarının) faaliyetlerini kontrol altına almaya başlaması sağlanmış olunur.
NOT: "Muhtemelen hem yukarıda hem de aşağıda anlattığımız şeyler, burada basit anlatımlar şeklindedir. Daha bilimsel anlatımları okumak ve öğrenmek istiyorsanız... diğer bölümleri BURADAN seri linklerine giderek okumanızı tavsiye ederiz."
Muhtemelen beyin, zihinsel ve fiziksel işlevsel görevleri yerine getirmek istediğinde... zehirli kimyasalların kontrolünde olan beynin organlarına (ait sinirlere) mesaj (sinyal) göndermeye çalışır (/tam tersi zehirli kimyasalların etkisiyle, beynin kontrol merkezi devre dışı kalmış olabilir.) Muhtemelen beynin kontrol merkezi / beynin organları, zehirli kimyasalların kontrolünde (etkisinde) olduğu için... bu mesajlardaki görevi yerine getirmek için üretilen "elektriksel sinyali (mesajı)" beynin merkezine gönderir.
"Bu mesajın 'sağlıklı bir mesaj' olup olmadığını bilemiyoruz. Eğer giden mesaj "sağlıklı mesaj" ise... muhtemelen zehirli kimyasallardan olumsuz etkilenen sadece beynin kontrol merkezi olabilir. Sağlıklı mesaj değilse... zehirli kimyasallardan olumsuz etkilenen mesajı gönderen beynin organları (organ sinirleri) olabilir. Yada her iki taraf da bundan olumsuz bir şekilde etkilenmiş olabilir."
Sadece beynin organlarının olumsuz etkilendiğini düşünürsek... muhtemelen beynin organları, beynin kontrol merkezine "sağlıklı bir şekilde bir mesaj (elektriksel sinyal) komutu" gönderemez. Hem fiziksel hem de zihinsel işlevsel görevleri yerine
getirmekle görevli beynin organları (organlardaki sinirler)... beynin kontrol merkezinden kendisine gelen 'görev komutlarına'... (muhtemelen zehirli
kimyasalların kontrolünde oldukları için) - tıpkı bilgisayara bir virüs bulaşmış gibi - "karmaşık duygular" içeren mesajlara ait elektriksel sinyal komutlarını oluşturur ve bunu, beynin kontrol merkezine gönderir. (Bu, aslında bir nevi psikiyatristlerin "akıl hastalıkları" olarak tanımladıkları ilaç kaynaklı bir virüstür aslında - yani psikiyatrik ilaç kaynaklı a-normal davranış değişiklikleri..)
Beyin merkezi de muhtemelen mesajdaki görevi yerine getirmek isteyen organdan (organ sinirlerinden) kendisine gelen 'sağlıksız karma karışık mesaj komutunu'
- olasılıkla sağlıksız bir mesaj olduğunu algılayamaz - ve işlevsel
görevi yerine getirmek isteyen organdan gelen mesajı, olduğu gibi kabul
eder ve mesajdaki bozulmuş (bir nevi virüslü) komutları yerine getirmeye çalışır. Ancak bunu sağlıklı ve mantıklı bir şekilde yerine getiremez. Beyin ve/veya beynin kontrol merkezi... bu mesajın işlevsel görevlerini NORMAL bir davranış olarak algılar ve DOĞRU bir şekilde yerine getirildiğine kanaat getirir.
Bu, a-normal davranış sergileyen bireylerin, yaptıkları ama bozulmuş davranışların NORMAL bir davranış olduğuna inanması gibi birşeydir. Yani birey... yaptığı şeyi NORMAL bir davranış olarak görmektedir. Çünkü, muhtemelen beynin kontrol merkezi... yapılan a-normal davranış değişikliklerin NORMAL bir davranış olarak algılar. İşte, psikiyatrik ilaç kaynaklı a-normal davranış değişikliklerin bireylerde bıraktığı etkinin - yani bunu sanki NORMAL bir davranış olarak algılamasının - nedeni budur, diyebiliriz. Aslında bunlar psikiyatrik ilaç kaynaklı 'istemsiz davranışlardır.'
Aynı şey, zehirli kimyasallardan olumsuz etkilenen sadece beynin kontrol merkezi için de geçerli olabilir. Beynin kontrol merkezine... sağlıklı beyin organlarından gelen sağlıklı mesajlardaki işlevsel görevleri yerine getirmek için... beynin kontrol merkezi harekete geçer ancak zehirli kimyasalların etkisinde olduğu için, bu mesajdaki işlevsel görevleri sağlıklı bir şekilde yerine getiremez. Beynin kontrol merkezi, bu işlevsel görevleri yerine getirmekle görevli beynin ve bedenin organlarına... muhtemelen "karmaşık duygulara" benzer (yani bir nevi virüslü) mesajlar içeren elektriksel sinyaller gönderir. Bu virüslü sinyalleri alan beynin ve bedenin organları da... bu mesajları (adeta yukarıdan gelen ilahi emirlere karşı gelinemeyecek şekilde proğramladıkları (emir-komuta zinciri gibi) için olsa gerek... yapılması gereken görevler olarak algıladıkları için mesajlardaki sağlıksız görevleri) yerine getirmek için harekete geçerler.
** Basit olumsuz örnekler...
(Dipnot 57) : Mesajların içeriğinde ne tür bir görev varsa... o görev aynı şekilde yerine getirilir. (Örneğin... bir PC'ye bir virüs gönderip,
PC'deki başkasına ait bir banka hesabınının boşaltılması gibi bir şey...
Yada sapasağlam bir bilgisayara virüs bulaştığında... bilgisayarın
çılgına dönmesi gibi... örnekler çoğaltılabilir.) Bunları insan örnekleri ile karşılaştırdığımızda...
- Örneğin... eğer karşınızdaki bir kişiye saçma sapan bir şey söylediğinizi bir düşünün. Ancak beynin kontrol merkezi bunu, saçma sapan olarak değil... sanki normal bir şey söylemiş gibi algıladığı için... siz de bunu "normal bir davranış" şekli olarak algılarsınız.
- Sokakta geçen birisine bir öpücük attığınızı düşünün... aynı şekilde beynin kontrol merkezi, bu öpücüğü "normal bir davranış" olarak algıladığı için... sizde bunu "normal bir davranış" olarak algılarsınız - ki zaten bunun "normal bir davranış" olarak görülmesinin nedeni de beynin kontrol merkezinin, size bunun 'normal bir davranış olduğunu' algılamasıdır.
- "Anlamsız konuşmalar, kendi kendine konuşmalar, gayipten sesler duymalar, volta atmalar" vb gibi garip ve tuhaf davranışlar sergilediğinizi de bir düşünün... Aslında beynin kontrol merkezi, tüm bu garip ve tuhaf davranışları 'normal davranışlar' olarak algılamaktadır. Beyin /benin kontrol merkezi... bu garip ve tuhaf davranışları 'normal davranışlar' olarak algıladığı için... siz de bu garip ve tuhaf davranışları... birer "normal davranış" olarak algılarsınız ve bunları 'istemsiz' olarak uygularsınız.
Bu algılama da her insan da olan birşey değildir... muhtemelen (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) zehirli kimyasalların... beyni ve/veya beynin kontrol merkezini istila etmesi ve beynin kontrol merkezini "kendi olumsuz etkisi" altına alması nedeni ile oluşan - olumsuz bir etkinin sonucudur, diyebiliriz.
Tabii bazen de bir kişi zehirli kimyasallara maruz kalmadan da bunlara sebep olabilir ama bu, çok sınırlıdır. Çevresel şartlar da buna etki edebilir. Ama psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının olumsuz etkisi... bu kadar basit bir şekilde olmayabilir - daha kötü ve ölümcül sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle...
Buradan çıkarılan sonuç ise şöyledir... "Sağlıklı bir beyne sahip her bir insan... kendi davranışlarından sorumludur" ancak... (örn psikiyatrik ilaçlar gibi) zorla zehirli kimyasallar verilen (ve enjekte edilen) ve hatta başka alternatifler olduğu ve bunların olası ölümcül tehlikeleri bilindiği ve bunlar, hasta ve ailelerine anlatılmadığı için (zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar) reçete edilen insanlar, kendi davranışlarından sorumlu tutulamaz. Bu sorumluluk... bu zehirli kimyasalları onlara zorla veren ve onlara aldatma ve kandırma yoluyla reçete eden psikiyatristlerin ve bunlara izin veren devletlerindir.
--- --- ---
** Psikiyatri ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarı... bireylerin "topluma adapte olmasını" engel olabiliyor.
Kardeşimle ilgili konuya kaldığımız yerden devam edersek...
TRSM'deyken "durumunda, herhangi bir değişiklik olmadığını" söylemiştik. TRSM'de söz konusu olan sözde rehabilite faaliyetlerine ve terapilere katılmıyordu. Çünkü... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarı (hasarın bir sonucu olarak)... buna - yani rehabilite çalışmalarına ve terapilere katılmasına izin vermiyor gibiydi. Muhtemelen... psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarı... bireylerin, "topluma kazandırılması, topluma adapte olması" gibi toplumsal /rehabilite faaliyetlerine katılmasını engelleyebiliyor ve/veya bunda bayağı bir zorluk çıkartabiliyor gibi görülüyor. (Not24)
(Not24) : Muhtemelen kimyasal beyin hasarının bir sonucu olarak... bireylerde, (sağlıklı ve mantıklı düşünme, konuşma, davranışlarda bulunma) vb gibi işlevsel faaliyetlerde bir isteksizlik oluşuyor ve bu da bireylerin, "topluma adapte olmasını ve işlevsel faaliyetlere, terapilere katılmasına" engel olan birşey gibi gözüküyor. Kardeşimde fark ettiğim önemli şeylerden biri de bu gibi gözüküyor. Aynı şeyleri bakımevinde kaldığı süre zarfında da yaşaması... muhtemelen bizde bu yönde bir kanaat oluşturdu, diyebiliriz.
Tabii buna bazı olumsuz çevresel şartlar da etki yapmış da olabilir. Ancak bu olumsuz çevresel şartlar, muhtemelen - tıpkı kardeşim gibi - psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarının... 'hangi seviyede olduğu' ile de yakından ilgili olabilir. Kardeşimin durumundan daha ağır durumda olanların - özellikle de bakımevinde kalan daha ağır durumda olan zihinsel engelli bireylerin - bilişsel faaliyetlere katıldıklarını gördüğümüz de... aslında bunun asıl nedeninin bireylerin, 'katılma isteklerinin gönüllü /istekli olması" ile ilgili değil.. kalıcı kimyasal beyin hasarının artık bir daha "geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak" dereceye gelmesinden dolayı... bireylerin, "ne yaptıklarının farkında olmaması" ile alakalı olabileceği gerçeğinden dolayı gibi gözükebilmektedir, diyebiliriz.
İleri seviye de daha da kötüye giden psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarı - muhtemelen artık bir daha 'geri kurtarılamayacak' seviyeye geldiğinden dolayı... (kalıcı kimyasal beyin hasarının bir sonucu olarak) bireyler, artık "ne yaptıklarının farkında bile olmayabiliyorlar." Bu durumdaki bireylerin... gönüllü ve istekli olarak "bilişsel faaliyetlere" ve/veya "rehabilitasyon çalışmalarına ve terapilere" katıldıklarını söyleyebilmek oldukça zordur, diyebiliriz.
--- --- ---
Kardeşimin bu "rehabilitasyon ve terapi faaliyetlerine ve bilişsel faaliyetlere" katılmamasını dikkate alırsak... kardeşimin mevcut zihinsel sağlık durumunun, diğerlerinin zihinsel sağlık durumundan... o kadar da "çok ağır olmayabileceğine" dair bir tahminde bulunabiliriz. Umarız, tahminimiz bu yönde olurda... kimyasal beyin hasarından bir an önce kurtarabiliriz, diye düşünüyoruz.
Bakımevine
yerleştirilmeden önce TRSM dönemindeyken... kardeşimin durumunda
herhangi bir değişiklik yoktu ve özellikle de (yukarıda da belirttiğimiz
gibi) evdeyken, son zamanlarda... gayipten sesler duyuyor gibi sürekli olarak kendi kendine konuşarak bağırmaya başlıyordu. Dışarıdaki insanlar, komşular da bundan rahatsız oluyordu. Tabii annesi de yaşlıydı. Aslında bakıyordu ama sürekli bağırması... işin içinden çıkılmaz hale getiriyordu. Aslında onun 'topluma kazandırılması, topluma adapte olabilmesi' için... adam gibi bir rehabilitasyona ihtiyacı vardı. Ancak bunu yapabilecek seviyede bir rehabilitasyon merkezi yoktu.
"Bakımevleri, adeta 'ÖLÜM KAMPLARI' gibi... Akıl hastanelerinden hiç bir farkı yok. Kardeşimi, bakımevine yerleştirmekle çok büyük bir hata yaptık."
O dönemlerde bu gerçeği tam olarak bilmiyorduk. Biz, zannediyorduk ki... bakımevlerinde 'topluma kazandırma, topluma adapte olma' gibi rehabilitasyon faaliyetleri düzenleniyordu. Ancak zamanla bunun böyle olmadığını - özellikle de kardeşimi bakımevine yerleştirdikten sonra - öğrenmeye başlamıştık. Burada, "kardeşimi, bakımevine vermekle, çok büyük bir hata yaptığımızı" anlayamaya başlamıştık. İşte bakım evlerinin birer "ölüm kampları" olmasının olası nedenleri... (Tabii bu
olası nedenlerin sayısı çoktur ve uzunluk açısından burada ele
alınmamıştır. Mümkünse belirtilen blog sayfasında notları takip ediniz.) (Not25)
(Not25) : Bakımevlerinin (ve tabii ki diğer zihinsel engelli huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinin de) neden "akıl hastanelerinden bir farkının olmadığını ve adeta birer ÖLÜM KAMPLARI gibi olduklarını"...
yukarıda elimizden geldiğince açıklamaya çalıştık. Hatta BURADA, BURADA ve BURADA da izah etmeye çalışmıştık. Diğer tüm araştırmaları da
BURADAN takip edip, linklere giderek okuyabilirsiniz.
Kısaca burada da belirtmek istersek...
1) Muhtemel Resmi Statü : (diğer akıl sağlığı birimleri de dahil) özellikle de bakımevleri... muhtemelen zihinsel sağlık açıdan "çok ağır durumda" olan zihinsel engelli bireyleri barındırdığı için... artık bu bireyler, "topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi bir duruma sahip değildirler. Bu nedenden dolayı da... bu bireylerin sözde rehabilitasyon faaliyetleri olarak verilen bilişsel faaliyetlerin... muhtemelen sadece sahip oldukları zihinsel sağlık durumlarının çok daha ağır ileri bir seviyeye - yani çok daha kötüye gitmesini engellemek ve 'unutkanlık ve bilişsel faaliyetlerdeki azalmanın' vb gibi buna benzer zihinsel sağlık problemlerin önüne geçmek amacıyla veriliyor olabileceğini belirtmiştik.
2) Muhtemel Asıl Nedenler : Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ve bırakılması durumunda ortaya çıkabilecek olası riskler açısından...
a) Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi, kalıcı ve ölümcül sağlık sonuçlarına neden olabilir : Bununla birlikte... psikiyatrik ilaç tedavisi gören ve muhtemelen psikiyatrik ilaçlar tarafından kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılan zihinsel engelli bireylere verilen bilişsel faaliyetlerin de aynı amaçla verildiğini... ancak psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle... bireylerdeki kalıcı olan ve olmayan kimyasal beyin hasarının daha ileri seviyeye - yani daha da kötüye gitme olasılık risklerinin olduğunu ve hatta sadece "beyin hasarının daha da kötüye gitmesi" riski değil... psikiyatrik ilaçların neden olduğu zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanma ve 'ani ölümler' de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olma risklerinin de olduğunu /olabileceğini açıklamaya çalışmıştık.
Bu gibi olumsuzluklardan dolayı da... aslında muhtemelen bakımevlerinde verilen bilişsel faaliyetlerin verilişinin asıl nedeninin 'unutkanlık ve bilişsel faaliyetlerdeki azalmanın' önüne geçmek vb olmayabileceğini... (muhtemelen) bunun daha çok (hasta ve ailelerinden, toplumlardan, devletlerden, kamuoyundan ve medyadan) saklanılan, gizlenilen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarının... daha da ileri seviyeye - daha da kötüye - gitmesini engellemek amacıyla veriliyor olunabileceğini ifade etmeye çalışmıştık.
b) Psikiyatrik ilaçların kullanımının bırakılması (durdurulması) da, kalıcı ve ölümcül sağlık sonuçlarına neden olabilir : Ayrıca psikiyatrik ilaçların kullanımının durdurulmasının (bırakılmasının) da... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının, insanların "beyin kimyasında" "BAĞIMLILIK" yaptığından dolayı... tıpkı psikiyatrik ilaçlarının kullanımının devam edilmesinde yaşanabilecek kalıcı ve ölümcül sağlık sorunu sonuçları ile karşılaşılabilir. Ki buna da 'ilaç bırakma yoksunluk sendromları (belirtileri)' deniliyor.
** Psikiyatrik ilaçlar, beyin kimyasal yapısında BAĞIMLILIK oluşturur : İlaç yoksunluk semptomlarının asıl nedeni...
"Psikiyatrik ilaçlar, beyin kimyasal yapısında BAĞIMLILIK oluşturur ve bu da olası şiddetli, kalıcı ve ölümcül olabilen zihinsel ve/veya fiziksel sağlık sorunlarına yol açar. Psikiyatrik ilaçların bırakılmasında yaşanan çok şiddetli, kalıcı ve ölümcül olabilen "ilaç yoksunluk sendromlarının (belirtilerin)" asıl nedeni de işte budur."
(Dipnot 58) : Eğer uzun vadeli (süreli) psikiyatrik ilaç(lar) kullanılıyorsa...'yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal' misaline benzer şekilde... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi durumunda yaşanabilecek kalıcı ve ölümcül sağlık sonuçları... psikiyatrik ilaçların kullanımının durdurulması (bırakılması) ile de yaşanabilmektedir. Bu durum - yani psikiyatrik ilaçların bırakılmasının ardından yaşanabilecek 'ilaç bırakma yoksunluk sendromları'... - genellikle uzun süreli (aylarca ve/veya yıllarca) psikiyatrik ilaç kullanımında... - psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının, sağlıklı beyinlerin kimyasal yapısını (beynin doğal kimyasal sıvısını) - adeta İSTİLA etmesine benzer şekilde - ele geçirip, onun yerine geçmesinden kaynaklanabilir.
Bu da muhtemelen... beynin kimyasal yapısını çevreleyen 'doğal kimyasal sıvının' yerine geçen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının (psikiyatrik ilaç kaynaklı zehirli kimyasal sıvının)... beynin doğal kimyasal yapısının ve/veya (beyni ve bedeni kontrol eden) beyin kontrol merkezinin... bu zehirli kimyasal sıvıya BAĞIMLI hale gelmesinden kaynaklanabilir.
Tıpkı esrar, kokain, eroin gibi yasadışı sokak uyuşturucularının yapmış olduğu etkiye ve bağımlılığa benzer bir durumdur bu. Bu tür uyuşturucular da... zehirli bir kimyasal sıvıya dönüşür ve önce kanı istila eder, sonra kan-damar yolları ile hem bedenin hem de beynin organlarına (özellikle de beynin doğal kimyasal sıvısına) yayılır, buraları da istila eder. Uyuşturucu kullanımı her gün devam edildikçe... bu zehirli kimyasal sıvı istilası da devam eder ve beynin kontrol merkezinde, beynin doğal kimyasal yapısını istila eden zehirli kimyasal sıvıya karşı bir BAĞIMLILIK oluşur ve bu nedenden dolayı da artık "o olmadan hiç birşey yapamaz" hale gelir.
Sonunda kan ve damar yolları başta olmak üzere ve hem beynin hem de bedenin tüm organları... bu istiladan olumsuz bir şekilde etkilenmeye ve yavaş yavaş da zarar görmeye başlar. Zihinsel ve fiziksel çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklar ve rahatsızlıklar ile birlikte 'ani ölümler' de dahil çeşitli 'iyatrojenik ölümler' de yaşanmaya başlanır. Yasadışı sokak uyuşturucularının kullanımında yaşanan kalıcı ve ölümcül sağlık sorunu sonuçları... psikiyatrik ilaçların kullanımında da neredeyse birebir yaşanır.
** Muhtemel psikiyatrik ilaç kaynaklı zehirli kimyasal sıvı oluşumu...
BİLGİ : Psikiyatrik ilaç kaynaklı zehirli kimyasal sıvı oluşumu... "Psikiyatrik ilaçlar ağız yoluyla alınınca ağızda /alınıp yutulunca midede erimeye başlar ve (damar ve/veya kan yoluyla süzülebilecek (ilerleyebilecek) şekilde) "kimyasal bir sıvıya" dönüşür. Aslında bu psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal sıvı, hem beyin sağlığı hem de beden sağlığı için oldukça zehirli bir kimyasal sıvıdır. Bu psikiyatrik ilaç kaynaklı zehirli kimyasal sıvı, muhtemelen kan ve/veya damarlar (kan-damar) yoluyla hem beyne (beynin kontrol merkezi de dahil tüm beyin organlarına) hem de vücudun diğer tüm organlarına dağılır.
Muhtemelen vücuttaki tüm kan ve kan-damar yolları... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal sıvısı ile dolar ve bu zehirli kimyasal sıvı, kan-damar yolları ile beyin ve bedendeki organlara gider. Böylece zehirli kimyasal sıvı, (genellikle uzun vadeli kullanımlarda) beyin ve bedendeki tüm kanı ve organları yavaş yavaş önce zehirlemeye sonra da zarar vermeye başlar. Bedendeki tüm kan, sürekli olarak zehirli kimyasal sıvı ile doldurulduğu için... muhtemelen tespit /fark edilemeyen 'gizli' bir 'kan zehirlenmesi' yıllardır yaşanılıyor olunabilir.
Bunu da muhtemelen bu gizli kan zehirlenmesinin bir sonucu olarak... kandaki psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal sıvısının... hem beyne (beynin kontrol merkezi de dahil tüm beynin organlarına) ve vücudun diğer tüm organlarına vermiş olduğu kalıcı ve ölümcül zararlardan dolayı anlayabiliyoruz. Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi sırasında yaşanabilecek kalıcı ve ölümcül sağlık sonuçlarının... psikiyatrik ilaçların kullanımının durdurulmasında (yani bırakılmasında) da yaşanabilmesinin nedeni de... muhtemelen, beynin kontrol merkezinin ve/veya beynin diğer organlarının... - beyin kimyasal yapısını istila eden -, psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal sıvısına karşı bir BAĞIMLILIK oluşturmasından dolayı olabilir."
(Dipnot 59) : Muhtemelen beynin kontrol merkezi ve beynin diğer organları... beyin kimyasal yapısını oluşturan 'kimyasal sıvılar' ile beslenmekte ve sağlıklı bir şekilde kalabilmektedir. Beynin tüm organlarını çevreleyen "kimyasal sıvının" bulunduğu yapıya, "beynin (/beyin) kimyasal yapısı" denir. Bu beyin kimyasal yapısını oluşturan 'kimyasal sıvı'... muhtemelen beynin / bedenin herhangi bir yerindeki organlarında - doğal bir şekilde - üretilen (oluşturulan) son derece DOĞAL bir kimyasal sıvıdır. Muhtemelen bu doğal kimyasal sıvı... beynin kontrol merkezi de dahil beynin tüm organlarının beslenmesini ve doğal bir şekilde sağlıklı kalmasını sağlıyor.
Beynin kimyasal yapısını oluşturan doğal kimyasal sıvı... beynin / bedenin organları tarafından - doğal bir şekilde - üretilmeyen ve (dışarıdan gelen ve) doğal olmayan (yapay) kimyasal sıvılar ile yer değiştirdiğinde... muhtemelen beynin kontrol merkezi (BKM) de dahil beynin diğer tüm organları... bu yabancı (yapay) kimyasal sıvıya karşı "olumsuz /anlamsız bir tepki" vermeye başlar. Bu şekilde tepki vermesinin nedeni de... muhtemelen bu yapay kimyasal sıvının, - bir nevi UYUŞTURUCU özelliği olmasından dolayı - BKM ile birlikte beynin diğer organlarını uyuşturmasından kaynaklanıyor olunabilir.
Bu konuda yapılan bazı araştırmalara bakılırsa... muhtemelen psikiyatrik ilaçların bu yapay kimyasal sıvılarının... BKM'deki ve/veya beynin diğer organlarındaki bazı reseptörleri (/başka yerleri), devredışı bırakma özelliği bulunuyor. Muhtemelen.... bu reseptörlerin (/başka yerlerin) devredışı bırakılmasının nedeni de... bu yapay kimyasal sıvının UYUŞTURUCU etkisinden (özelliğinde olmasından) dolayı olabilir. Muhtemelen bu yapay kimyasal sıvının uyuşturucu özelliğinde olmasından dolayı... BKM'deki ve/veya beynin diğer organlarındaki bazı reseptörler (/başka yerler), devredışı bırakılıyor ve bu da BKM'nin ve beynin diğer organlarının bir nevi UYUŞTURULMASINA yol açıyor. Muhtemelen yapay kimyasal sıvı tarafından uyuşturulan BKM ve beynin diğer organları... hiç alışık olmadıkları bu yabancı (yapay) kimyasal sıvıya karşı "olumsuz /anlamsız bir tepki" vermeye başlıyor.
** Psikiyatrik ilaç kaynaklı "yalancı /aldatıcı sakinleşme" ve asıl nedeni....
"Muhtemelen... psikiyatrik ilaç kaynaklı zehirli kimyasal sıvı, uyuşturucu özellikte olduğu için bireylerde "yalancı /aldatıcı sakinleşme" oluşabiliyor."
(Dipnot 60) : Bu, özellikle de ilk defa psikiyatrik ilaç kullanan bireylerde yaşanabilen 'ani şoklar ve/veya sakinleşme' vb gibi etki ve tepkilerin yaşanmasına benzer bir durum gibidir. "Sakinleşme" durumu 'olumlu bir tepki' olarak gözükse de... aslında bu durum, beynin yapay kimyasallar tarafından uyuşturulması ile yakından ilgili olduğu için bu sakinleşme durumu, 'olumsuz /anlamsız bir tepkidir.' Aslında bu tam olarak - anladığımız şekilde - sağlıklı bir sakinleşme değil gibi. Muhtemelen bu... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... beyni uyuşturmasından dolayı oluşan YALANCI / ALDATICI BİR SAKİNLEŞME durumuna benziyor. Bu, aslında beyin sağlığının - zehirli kimyasallar tarafından - bozulduğunun bir göstergesi de olabilir.
Çünkü... muhtemelen beyin kimyasal yapısı, bu zehirli kimyasallar nedeniyle istila edildiği için... beyin kimyasal yapısını oluşturan doğal sıvıya BAĞIMLI olan (bu doğal sıvıdan beslenen ve sağlıklı kalmasını sağlayan) beynin diğer organlarının - özellikle de beynin kontrol merkezinin (BKM) - beyin kimyasal yapısındaki bu doğal sıvı yerine, (psikiyatrik ilaç kaynaklı) yapay ve zehirli olan kimyasal sıvıyla beslenmesi nedeniyle... yapay ve zehirli kimyasal sıvının - organlar açısından - uyuşturucu özellikte olmasından dolayı... BKM ile birlikte beynin diğer organlarının uyuşturulması nedeniyle... bireylerde - tıpkı zombi davranış türüne benzer bir şekilde - bir sakinleşme oluşuyor. Bu sakinleşmeyi, muhtemelen yukarıda anlattığımız nedenler ile birlikte psikiyatrik ilaçların çok sayıda olası zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunu sonuçlarından dolayı... "yalancı /aldatıcı bir sakinleşme" olarak da görebilmek oldukça mantıklı bir durumdur, diyebiliriz.
Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ve bırakılması durumunda da... psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının (yapay kimyasal sıvılarının, sürekli olarak) beyin kimyasal yapısını istila etmesinden (ve buraya yerleşmesinden) dolayı... beyin kimyasal yapısındaki "kimyasal sıvıdan" beslenen BKM ve beynin diğer organlarındaki bazı reseptörler (/başka yerler) devredışı bırakıldıkları için olsa gerek... BKM ve beynin diğer organları sürekli olarak uyuşturulmaya tabii tutulur. Sürekli olarak yapay ve zehirli kimyasal sıvılar tarafından sürekli uyuşturulan BKM ve beynin diğer organları... beynin ve bedenin - yerine getirilmesi gereken - zihinsel ve fiziksel temel işlevsel görevleri yerine getirirken bir takım sorunlar yaşar. BKM ve beynin diğer organlarındaki bazı reseptörler (/başka yerler) devredışı bırakıldıkları için... zihinsel ve fiziksel temel işlevsel görevler tam anlamıyla DOĞRU bir şekilde yerine getirilemez.
** Muhtemelen beynin kontrol merkezinin (BKM)... 4 temel görevi...
(Dipnot 61) : Muhtemelen beynin kontrol merkezi (BKM)... beyin ve bedendeki organların ve kas ve iskelet sisteminin (sinirlerinin)... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerini yerine getirilmesinde muhtemelen 4 temel görevi bulunuyor:
1) Bu işlevsel görevlerin "düşünülmesi, karar verilmesi, oluşturulması, (mesajların) yollanması ve yerine getirilmesini (kontrol edilmesini)" sağlayan mesajları (komutları) üretmek,(Dipnot 6)
2)... bunları hızlı bir şekilde - beyin, beden, kas ve iskelet sistemlerindeki sinirlerden geçebilecek şekilde - elektriksel bir sinyale dönüştürmek, (dipnot 7)
3)... ve (bu işlevsel görevlerin yerine getirilmesine ait mesajları içeren komutları) "elektriksel sinyal" olarak "beyin, beden, kas ve iskelet sisteminin" sinirleri yoluyla... işlevsel görevleri yerine getirmekle görevli beyin, beden, kas ve iskelet sisteminde bulunan organlara göndermek,
4)... ve en son olarak da beyin, beden, kas ve iskelet sistemindeki organların... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerini sağlıklı bir şekilde (savsaklamadan, topallamadan) yerine getirebilmesi için de... bu organları (organları kaplayan, çevreleyen sinirler yoluyla) kontrol etmek. (dipnot 8)
"Beynin kontrol merkezi (BKM)... - özelikle de memeli - tüm canlı formların, zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerini, sağlıklı /sağlıksız bir şekilde çalışmasını sağlayan ve onu kontrol eden bir özelliğe sahiptir."
(Dipnot 8) : "Bu kontrol etmekten, anladığımız şey muhtemelen şu olabilir... Aslında zihinsel ve fiziksel işlevsel görevleri yerine getirmekle görevli olan sadece beynin kontrol merkezidir (BKM) - bu, tıpkı bir mekanik bir robotun hareketli (hareket edebilen) 'mekanik parçalarının' kontrolünün... mekanik robotun - zihinsel olarak "düşünmesini, mantık oluşturmasını" vb ve fiziksel olarak da "harekete geçmesini" - yani çalışmasını sağlayan bilgilerin (mesajların) oluşturulduğu BİLGİ İŞLEM MERKEZİ SİSTEMİNDE (BİMS) olması gibi birşeydir. Mekanik robotu kontrol eden BİMS, mekanik robotu hareket ettirmek istediğinde... önce BİMS'de "hareket etme komutları" üretilir, sonra BİMS, bu komutu, mekanik robotun hareketli kısımlarını (mekanik parçalarını) çevreleyen (bağlantılı olan) ve elektriksel sinyaller taşıyan kablolara (robotun sinirlerine) hem gönderir hem de mekanik parçaların hareketinin sağlanmasını sağlar ve tüm bunları kontrol eder. BİMS'de ve/veya BİMS'in göndereceği komutlarda oluşan bir arıza (bunu, sisteme bir virüs sızmış gibi düşünün)... muhtemelen BİMS, kontrol ettiği mekanik robotun hareket etmesini sağlayan mekanik parçaların ya hiç çalışmamasını ve/veya bozulmuş bir şekilde çalışmasını (örn. savsaklayarak, topallayarak hareket eme gibi) sağlayacaktır.
Bu, tıpkı psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının... zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunu sonuçlarına yol açmasına benzemesi gibidir, diyebiliriz. Beyin, beden, kas ve iskelet sistemindeki organlar... aslında bu işlevsel görevleri yerine getirilmesinde ek yardımcı araçlara benziyor gibi.. Muhtemelen... BKM, bu organların hem zihinsel hem de fiziksel işlevsel görevlerini yerine getirmesinde... hem bu organlara sinirler aracılığıyla giden komutların (mesajların) "üretilmesi, gönderilmesi ve işlenmesinde" hem de işlevsel görevlerin yerine getirilmesinde (uygulanmasında) ve (organları) kontrol etmede etkin bir rola sahip gibi görülüyor. Muhtemelen... işlevsel görevlere ait mesajları (komutları) üreten, bu mesajları elektriksel sinyallere çeviren, bunu sinirler yoluyla organlara gönderen ve bu organların "işlevsel görevleri" yerine getirmesinde (uygulanmasında) organlara yardımcı olup - yani (muhtemelen organlardaki sinirler aracılığı ile organları) KONTROL EDENİN beynin kontol merkezi (BKM) olduğunu /olabileceğini tahmin edebiliriz. Bu sonuçtan, BKM'nin hem zihinsel hem de fiziksel işlevsel görevlerin yerine getirilmesinde aktif bir rol oynadığını anlayabiliyoruz. Muhtemelen BKM'nin bu çok önemli kontrolü olmazsa... zihinsel ve fiziksel hiç bir işlevsel görevin - en azından sağlıklı bir şekilde - yerine getirilmesi pek mümkün gözükmemektedir, diyebiliriz.
(Dipnot 6) : "Muhtemelen tüm bu görevler, tek bir mesajda değil... ayrı ayrı mesajlarda oluşturulan bir şey gibi. Mesajların (komutların) hepsi 'birbirinden bağımsız ve farklı mesajlar' gibi gözüküyor. Bunlar çok basit sıradan komutlar gibi gözükse de ama aslında o kadar da basit ve sıradan değil gibi... ; (Dipnot 7) "Mesajların, elektriksel bir sinyale dönüştürülmesi... bir bilgisayar da yazılı bir mesajın - arka planda bilgisayar sisteminin çalışma prensibine bağlı olarak - oluşturulması sürecine benzerdir. (Yalnız bilgisayar sistemlerinde harf ve rakam üretme kodları, yazım karakter sistemlerinde farklılık gösterebiliyor. Genellikle ASCII kod sistemi bulunduğu için buna karşılık gelen kodları ele alırsak...) Bilgisayar sisteminde bir mesaj üretilmek istenildiğinde... örneğin 'A' harfini yazmak için klavyeden A tuşuna bastığınız da... bilgisayar sistemine - "A" harfinin bilgisayar ekranında görüntülenmesi için - bir KOMUT vermiş oluyorsunuz. (Dipnot 7)
Bilgisayar sistemi, bu komutu alır almaz... "A" harfine karşılık gelen - tamamen 0 ve 1 sayılarından oluşan - rakamsal sayıları /kodları - saniyenin bilmem çok çok altında hızla - bilgisayar sisteminin arka planında ("A" harfine karşılık gelecek şekilde) sıralar; (örneğin 1000001 / 01000001 gibi.) "A" harifne karşılık gelen bu sayı kodlamasını ait komutu alan bilgisayar sistemi... bu sayısal kodu, bu sayı kodlamasına denk gelen (BS uzmanları tarafından oluşturulan, denk getirilen) "A" harfinin karakter çizimine dönüştürür ve bu "A" karakter çizimini (hızlı bir şekilde) bilgisayarın ekranında gösterir. Böylece "A" harfi oluşturulmuş olunur. (Tabii, özellikle de sayı kodlaması bu kadar 'çok basitmiş' gibi gözükse de aslında o kadar basit bir şey değil.) İşte, BKM'deki mesajların "elektrik sinyallerine" dönüştürülmesi de hemen hemen bunun gibi birşeydir, diyebiliriz.
BİLGİ : "
'A' karakteri ikili (7 bit ASCII) sistemde "1000001", İkili (8 bit bayt
/ başında sıfır olan ASCII): "01000001" ve bunun haricinde ondalık
sistemde 65, onaltılık sistemde (41) şekline dönüştürülür. Diğer yaygın
kodlamalarda "Unicode kod noktası U+0041 › ikili: 0000 0000 0100 0001
(16 bit gösterim) ve UTF-8 bayt: 01000001 (U+0041 için 8 bit ASCII ile
aynıdır)"" Daha fazla bilgi için kaynağına BAK.
Dolayısıyla.... özellikle de beyin ve bedendeki organların (ve kas ve iskelet sistemine ait sinirlerin)... zihinsel ve fiziksel işlevsel görevlerin yerine getirilmesini sağlayan komutları veren, düzenleyen ve bunların tamamını kontrol eden BKM (beynin kontrol merkezi)... bu yapay ve zehirli kimyasal sıvıdan çok kötü etkilendiği - yani bir nevi tam bir uyuşturulma içerisine
girdiği - için (olsa gerek)... beyin ve bedendeki organlara ve kas ve
iskelet sistemi sinirlerine - işlevsel görevleri yerine getirilmesini
sağlayan komutları (mesajları) gönderip, bunları uygulamaya
geçildiğinde... bireylerde "yalancı sakinleşme" dediğimiz bir tepki vermeye başlıyor.
Tabii
bu ihtimaller, bu kadar basit değil... daha detaylı bilimsel
açıklamasını öğrenmek istiyorsanız... bu konuyu araştırmanız daha
iyidir. Bunlarla ilgili bazı bilimsel çalışmaları kendi blogumuzda
verdik, BURADAN seri linklerine giderek bılup okuyarak öğrenebilirsiniz.
--- --- ---
Akıl sağlığı sistemi mi akıl sağlığı birimleri mi hastaların durumlarını daha da kötüye getiriyor?
(DİPNOT 70) : Bence her ikisi de.. Neden mi? Yukarıda kardeşimle ilgili yaşanılanları anlatırken... bakımevi personellerinin bir takım olumsuz davranışlarından da bahsetmiştik. Şimdi.. muhtemelen akıl sağlığı sistemleri bozuk olunca ve yurtdışından gelen buna benzer vaka haberlerini duyunca (bunlarla ilgili bilgileri 'Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" ve "Akıl hastalıkları bir efsanedir - psikiyatrik ilaçlar, kalıcı akıl hastalıklarına sebep olur' serileri ile birlikte diğer akıl sağlığıyla ilgili araştırma, makale, haber vb bilgileri bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)... ister istemez buradaki bakımevinde kardeşime karşı yapılan bu olumsuz davranışlarla ilgili ben durumu yavaş yavaş çok farklı algılamaya başlamıştım. Belki paranoyak düşünceler gibi gelebilir ama yurtdışından hatta ülkemizde de buna benzer vaka haberleri de olunca... bunların hiç de öyle paranoyak düşünceler olmayabileceğine dair bir fikir edinebiliyorsunuz. Neyse, biz yine de - kardeşimizin durumundan yola çıkarak - anlatalım...
-- Akıl sağlığı birimini ve/veya personelleri şikayet etmesin diye zihinsel engelli bireyler...
1) Sanki... muhtemelen kardeşim, burada 'kendisine karşı olumsuz davranışlar sergileyen personeli şikayet ettiği' için olsa gerek herhalde... diğer hastaların kardeşime olan şiddet ve hakaret içeren davranışlarına göz yumuyorlardı, gibi geliyordu bize. (Tabii böyle de olmayabilir ama insan düşünemeden de edemiyor.) Gerçi, bunu henüz yetkili görevli bayana söylemedik... çünkü bu sefer 'kardeşime daha çok kötü davranışlar sergileyebilirler' diye açıkça endişelenmeye başlamıştık.
Aslında... personelin olumsuz davranışları nedeniyle, oldukça endişeliydik. Bu nedenle sorumlu kişiye, 'kardeşim, personeli şikayet etti diye, kardeşime 'ağır psikiyatrik ilaçların ilaçların verilmesi, psikiyatrik ilaçların değiştirilmesi, başka türlü ilaçların verilmesi' vb gibi şeylerin olmasından endişeli olduğumuzu' söylediğimiz de, 'yok hayır, öyle şey olmaz, biz takip ediyoruz!' vb
gbi buna benzer şeyler söylemişlerdi. Bunları söylememizin nedeni de, - yabancı ülkelerde geçen buna benzer durumlarla ilgili - araştırmalarımızda karşılaştığımız buna benzer hadiselerin yaşandığı
haberlerdendi. Şöyle ki...
- Hastalara, personeli şikayet etmesini engellemek ve susturmak için psikiyatrik ilaçlar verilmesi - psikiyatrik ilaçların birer silah gibi kullanılması...
Örneğin... Bazı AB ülkelerinde özellikle de İngiltere'de bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri vb gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinde - personelin olumsuz davranışlarıyla ilgili medyaya yansıyan çok sayıda haberlerle karşılaşmıştık. Ülkemizde de vardı ama AB ülkelerinde daha detaylı ve doğru bilgiler içeriyordu. Bakımevi ve/veya huzurevi personellerinin (hizmetliler, çalışanlar, görevliler gibi personellerin)... kendilerini şikayet eden hastalardan intikam almak ve/veya şikayet etmelerini önlemek, onları susturmak için... hastaların psikiyatrik ilaçlarının artırılması ve/veya başka ilaçlarla değiştirilmesi ve/veya daha ağır psikiyatrik ilaçlar verilmesi gibi buna benzer yollara başvurdukları ve hastaların durumlarını daha da kötü hale getirdikleri (kendilerini şikayet edemeyecek derece de - kalıcı beyin hasarına sebep oldukları ve/veya bu beyin hasarını daha da kötüleştirdikleri) vb gibi buna benzer olaylar, vukuatlar yaşandığına dair haberler vardı.
Aslına bakarsanız... personelin psikiyatrik ilaçları kullanarak, hastaların durumlarını (beyin hasarlarını) daha da kötüleştirmeleri... bize, bu personellerin bile psikiyatrik ilaçların, insanlar da (örneğin insanları şikayet edemeyecek kadar durumlarını kötüleştirebilen) kalıcı beyin hasarlarına sebep olduklarını gayet iyi bildiklerinin de bir işareti olduğunu gösterebildiğini, rahatlıkla söyleyebiliriz.
-- Muhtemelen... saldırgan olmayan hastaları 'sanki saldırganmış gibi' göstermenin iki yolu vardır;
Bunları da kısaca yukarıda anlatmıştık ama kısaca yine irdeleyelim... İstenmeyen ve gözden çıkarılan hastalara... A) psikiyatrik ilaçlar vermek ile... B) personelin ve/veya diğer hastaların olumsuz davranışlar (saldırganlık gibi) sergilemeleri ile bu yapılabilir - yani bireyler, saldırgan hale getirilebilir. Nasıl?
"Örneğin, ağır veya değişik türde psikiyatrik ilaçlar verilerek saldırgan olmayan hastalar 'sanki saldırganmış gibi' gösterilebilir. Ve diğer olasılıklar ile de istenmeyen /gözden çıkarılan hastaların, bir akıl hastanesine yatırılması sağlanılabilir."
Bu, öyle basite alınacak ve görmezden gelinecek bir durum değil.. Yurt dışından (batıdan - özellikle de İngiltere'den) gelen haberlere bakılırsa... personelin olumsuz davranışlarından biri de... zihinsel engelli bakımevi, rehabilitasyon merkezi ve huzurevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde kalan - özellikle de kendilerini şikayet eden /edebilecek ve/veya gözden çıkarılan - hastaları... saldırgan olmadığı halde, 'sanki saldırganmış gibi" göstermek için bazı istenmeyen yollara başvurmasıydı.
Bir de saldırgan olma özeliğine sahip olmasına rağmen... saldırgan olmadığı zamanlarda bile - ama personeli şikayet edebilecek pozisyonda olan /olmayan ama - istenmeyen ve/veya gözden çıkarılan hastalar için de aynı şeyler söz konusu olabilmektedir. Aslında bu durum, yukarıda dediğimiz gibi sadece saldırgan olmayan hastalar için değil... saldırgan olan hastalar için de geçerlidir, diyebiliriz.
ÖN BİLGİ: "Bazı psikiyatrik ilaçların insanları şiddete, cinayete ve intihara meyilli hale getirdiğine ve psikiyatrik ilaçların tamamının da - genellikle uzun vadeler de - insanları kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmalarına yol açtıkları ve buna bağlı olarak mevcut akıl hastalıklarının kötüleşmesine ve yeni akıl hastalıkları semptomlarının oluşmasına neden oldukları ve bunların hepsinin de kalıcı hale geldiklerine (kalıcı akıl hastalıklarına neden olduklarına) dair ikna edici kanıtlar bulunmaktadır. (Bu kanıtları ve daha fazlasını 'psikiyatri bir ölüm endüstrisidir' ve 'akıl hastalıkları bir efsanedir - psikiyatrik ilaçlar, kalıcı akıl hastalıklarına neden olur' serilerimizle birlikte diğer akıl sağlığı ve ölümcül psikiyatri hakkındaki araştırmaları, makaleleri, haberleri vb düşünceleri bloglarımızda bulup okuyabilirsiniz..)"
Bu, bazı istenmeyen yolları şöyle açıklayabiliriz;
-- İnsanları saldırgan hale getirebilen psikiyatrik ilaçların verilmesi..
A) Muhtemelen bu psikiyatrik ilaç gerçeklerini akıl sağlığı birimlerindeki bu (yabancı ülkelerdeki) personeller de biliyordu. Muhtemelen bildikleri için olsa gerek... bakımevi ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde kalan ve istenmeyen - özellikle de sürekli şikayet eden ama saldırgan olmayan - hastaları, 'sanki saldırganmış gibi' gösterebilmek için... hastalara - insanları saldırgan hale getiren - psikiyatrik ilaçları veriyorlar /veriyor olabilirlerdi, diye bir tahminde bulunabiliriz.
Tabii, bu insanların, illa da saldırgan olmalarına gerek yok... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının (kimyasal lobotominin) olumsuz etkileri nedeniyle - bir takım istenmeyen ama ağır garip tuhaf davranışlar sergilemeleri bile - bu hastalara daha ağır psikiyatrik ilaçlar verilmesine ve hatta bir akıl hastanesine yatırılmasına yol açabilir. Bu durumlar da o hastanın durumunun daha da kötüye gitmesine ve hatta ölümüne dahi
sebep olabilir. (Ve zaten oluyor da ama muhtemelen siz bilmiyorsunuz.
Bloglarımızdaki akıl sağlığı ile ilgili tüm araştırmaları okuyun ve
öğrenin.)
-- Diğer zihinsel engelli bireyleri kullanarak, onları istismar etmek yoluyla (örn. diğer hastalara sataşarak - onları saldırgan hale getirilmesi)
B) Özellikle de saldırgan olmayan zihinsel engelli bir bireye... daha ağır psikiyatrik ilaçların verilmesini ve/veya herhangi bir akıl hastanesine yatırılmasını sağlamak için... personellerin illa da onlara - saldırganlığa, şiddete, cinayete ve hatta intiharlara neden olan - psikiyatrik ilaçları vermelerine gerek yok. Bunu ilaçsız bir şekilde kendileri de 'olumsuz davranışları' ile de yapabilirler. Ve /veya diğer zihinsel engelli hastaları kullanarak da bunu gerçekleştirebilirler - örneğin onların bu olumsuz davranışlarını görmezden gelerek bunu yapabilirler.
Personellerin ve diğer hastaların... (personeller tarafından) istenmeyen ve gözden çıkarılan hastalara karşı 'olumsuz davranışlar' sergilemeleri, bu (olumsuz davranışlara muhatap olan) hastaların... özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine ve olasılıkla, bu hastaların 'kendini korumak amacıyla, karşı savunmaya geçmesine' neden olmasına zemin hazırlayacaktır. Personellerin ve/veya diğer hastaların olumsuz davranışlarından (örneğin istenmeyen şeylerin kendilerine yapılması /yaptırılmasının zorla, zorbalıkla istenmesi...) saldırgan olma vb durumları vb gibi suiistimallerinden... hastaların, kendilerini korumak amacıyla, karşı savunmaya geçmesi' durumu... muhtemelen personeller tarafından 'saldırganlık' olarak değerlendirilecek ve hasta, zaptedilerek bir odaya hapsedilecek yada daha ağır psikiyatrik ilaçlar verilecek ve/veya direkt bir akıl hastanesine kapatılacaktır.
Bu
da, personellerin işine gelen birşey olacaktır ve 'Aa hasta saldırgan hale
geldi, etrafına saldırıyor!' gibi buna benzer ifadeleri ile... kendini korumaya ve savunmaya çalışan hastaları zorla zaptederek... muhtemelen ya ona ağır
psikiyatrik ilaçlar vererek, onun durumunu daha da kötüleşmesine yada
direkt olarak onu herhangi bir akıl hastanesine sevkini yapacaklardır, diyebiliriz.
-- Akıl hastası olmayan bireyleri, psikiyatrik ilaçlarla akıl hastası haline ve/veya durumlarını daha da kötü hale getirmek...
C) Bazı gelişmiş ülkelerdeki huzurevlerinde ortaya çıkan gelişmelerden biri de... geçmişinde akıl hastalığı bulunmayan ve akıl hastalığı tedavisi görmeyen kişilere... - muhtemelen sırf "personelleri şikayet etmesin diye" onları susturabilmek için - hastaların haberi dahi olmadan, sanki normal ilaçlar veriliyormuş gibi - psikiyatrik ilaçlar verilmesiydi.
Bu psikiyatrik ilaç verme hadisesi öyle basite alınacak bir durum değil. Bakın psikiyatrik ilaçlar nasıl birer silah gibi kullanılıyordu?
Personeller, muhtemelen kendilerini şikayet etmesinler diye onları susturmak ve/veya başka sebeplerle istenmeyen ve gözden çıkarılan (ve akıl sağlığı yerinde olan) bu gibi hastalara... psikiyatrik ilaçlar vererek, bu kişilerin zihinsel olarak 'garip tuhaf davranışlar' sergilemeleri sağlıyorlar. Ve sonra da onları, bir psikiyatriste götürerek 'akıl hastalığı' teşhisi konulmasını ve psikiyatrik ilaç tedavi almalarını sağlıyorlar.
Böylece... bireye psikiyatrik ilaçlar vermeye başlıyorlar ve bireyin sağlıklı beynini zamanla hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratıyorlar. Eğer bu psikiyatrik ilaçların sebep olduğu beyin hasarı etkisi o kadar kötü değilse ve/veya hastanın personeli şikayet etmesini engellemediği görüldüğünde... bu sefer, hastaya daha ağır psikiyatrik ilaçlar veriliyor ve böylece, bu hastalar, yatağa bağımlı hale gelebilecek kadar beyin hasarına uğratılıyorlar.
-- Bireylerin korkusunu, saldırganlığa dönüştürmek için diğer hastaları kullanmak, onları istismar etmek ve/veya sessiz kalmak...
2) Bir diğer neden ise B şıkkı ile hemen hemen aynıdır. Örneğin mesela kardeşim, "akıl hastanesine yatırılmaktan ve çok ağır ilaçlar verilmesinden" çok korkuyordu. (Zaten bu nedenle kendisini ona iyi bakılsın, tedavisi yapılsın ve en önemlisi de 'topluma adapte olsun ve sonra da topluma kazandırılması' için rehabilitesi yapılsın diye bakımevine vermiştik. Ve kardeşimin mevcut durumu, orada kalan insanların (neredeyse hepsinin) durumundan çok daha iyidir. Buna rağmen durumunun bakımevinde daha da kötüye gitmek üzere olduğunu fark ettik. Bunlarla ilgili detayı aşağıda verdik.)
Ancak bakımevinde durumun hiç de böyle olmadığını anlamaya başlamıştık. (Bunu da sırası gelince anlatacağız.) Muhtemelen buradaki personelin hepsi de bu durumu (kardeşimin akıl hastanesine yatırılma ve çok ağır ilaçlar verilmesinden korkmasını) çok iyi biliyordu. Bildikleri için olsa gerek herhalde... hastaların kardeşime olan şiddet ve hakaret içeren davranışlarına göz yumuyorlardı, gibi gözüküyor.
-"Peki, personel bunu neden yapsın?" (Tabii bu sadece bir olasılık, tahmin, şüphe...)
Örneğin adeta kardeşimin "bu korkusunu, gerçeğe dönüştürme içerisine girmesini sağlamak" vb gibi buna benzer şeyler olabilir miydi? Yani, muhtemelen onun 'saldırgan hale gelmesini' sağlayarak... onu ya 'bir akıl hastanesine yatırılmasını" ve/veya ona "ağır psikiyatrik ilaçlar verilmesini' sağlamaya çalışmak gibi... Sanki, biz, böyle anlamıştık. Öyle olduğunu /olabileceğini varsayalım. - "Peki, bunu nasıl yapabilirlerdi?"
"Mesela kardeşimi saldırgan hale getirerek, onun durumunu daha da kötüleştirerek... ona zehirli kimyasallar içeren (sağlıklı beyinleri uyuşturan ve beyin hasarına sebep olan, uyuşturucu özellikli) ağır psikiyatrik ilaçları vermek ve/veya onu bir akıl hastanesine yatırmaya çalışmak gibi..." - Olabilir miydi?
Muhtemelen olabilirdi - olmaz diye birşey yok. Kardeşimin 'ağır saldırgan hale gelmesini sağlayarak' bunu yapabilirlerdi. "Bunu da muhtemelen ya kendileri, kardeşimi kızdırarak, öfkelendirerek (çamaşırhanedeki şiddet ve istismar olayı gibi)... yada hastaları kullanarak (hastaların kardeşime karşı şiddet ve hakaret içeren davranışlarına göz yumarak)... kardeşimin saldırgan hale gelmesini sağlayarak yapabilirlerdi." Her iki ihtimal de tüm akıl sağlığı birimlerinde yaşanması muhtemel iki suiistimal sorundur aslında....
Hastaların kardeşime olan şiddet ve hakaret içeren davranışların başlaması, artması ve personelin bunlara göz yumması /kontrol edememesine baktığımız da... personelin bu suiistimali, "kendilerinin yapmak istemediklerine"... bunu "hastalar yoluyla yapmak istediklerine" dair bir şüpheye düşebiliyorsunuz.
"Mesela kardeşimi saldırgan hale getirerek, onun durumunu daha da kötüleştirerek... ona zehirli kimyasallar içeren (sağlıklı beyinleri uyuşturan ve beyin hasarına sebep olan, uyuşturucu özellikli) ağır psikiyatrik ilaçları vermek ve/veya onu bir akıl hastanesine yatırmaya çalışmak gibi..." - Olabilir miydi?
Muhtemelen olabilirdi - olmaz diye birşey yok. Kardeşimin 'ağır saldırgan hale gelmesini sağlayarak' bunu yapabilirlerdi. "Bunu da muhtemelen ya kendileri, kardeşimi kızdırarak, öfkelendirerek (çamaşırhanedeki şiddet ve istismar olayı gibi)... yada hastaları kullanarak (hastaların kardeşime karşı şiddet ve hakaret içeren davranışlarına göz yumarak)... kardeşimin saldırgan hale gelmesini sağlayarak yapabilirlerdi." Her iki ihtimal de tüm akıl sağlığı birimlerinde yaşanması muhtemel iki suiistimal sorundur aslında....
Hastaların kardeşime olan şiddet ve hakaret içeren davranışların başlaması, artması ve personelin bunlara göz yumması /kontrol edememesine baktığımız da... personelin bu suiistimali, "kendilerinin yapmak istemediklerine"... bunu "hastalar yoluyla yapmak istediklerine" dair bir şüpheye düşebiliyorsunuz.
"Kardeşimin durumunun - akıl sağlığının - daha da kötüye gitmesi olasılığı... sadece kardeşimi ilgilendiren bir durum değildir - muhtemelen dünya genelinde bunun sayısız örnekleri vardır - diğer milyonlarca bireyler için de geçerlidir, diyebiliriz.."
(Dipnot 67) : Tüm bunlar, paranoya gibi gözüküyor ama aslında paranoya falan değildir. Aynı duruma benzer hadiseler, batı dünyasındaki zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde de ortaya çıkınca yer yerinden oynamıştı, en azından o ülkelerde - özellikle de İngiltere'de.
"Bunlarla ilgili haber ve araştırmaları yayınlamıştık, BURADAN (Şok Gerçekler.. Akıl hastanelerinde savunmasız hastalara tecavüzler, şiddet, istismar ve ölümler vs (PSYH 1) ) okuyabilirsiniz. Okumuşken diğer psikiyatrik vahşetleri de BURADAN, yönergeleri takip ederek yada ANA SAYFADAN takip ederek bulup, okuyabilirsiniz.."
NOT: Tabii ki, bu anlattıklarımız bakımevindeki personellerin hepsinin kötü olduğunu göstermez. Belki bilmeden yapmış olabilirler. Bilerek yapmış olma ihtimalleri de olabilir ama bu, yine de onların kötü olduklarını göstermeyebilir. Bir hata yapmış olabilirler - burada önemli olan hatalarını görmeleri ve düzeltmeleridir. Eğer bunları bilerek yapmadılarsa... zaten hatalarını düzeltmeye çalışacaklardır - değilse eğer zaten bu kötü eylemlerine muhtemelen gizli bir şekilde devam etmeye çalışabileceklerdir de diyebiliriz. Bunu, zaman gösterecektir.
*** *** ***
** Kardeşimin ölüm kampı bakımevine yerleştirilmesi ve sonrası gelişmeler...
Yukarıda da nedenlerini anlatarak belirttiğimiz gibi bakımevleri ile ilgili asıl gerçekleri öğrenmeye başlayınca... "kardeşimi, bakımevine vermekle, çok büyük bir hata yaptığımızı" anlamaya başlamıştık. Bakımevleri resmen "ölüm kamplarına" benziyordu ve akıl hastanelerinden hiçbir farkı yoktu. Üstelik bir de bunlara... bakımevi yönetimlerinin - bireylerin burada adeta zorla ve tehditlerle kalmalarını sağlamaya çalıştıkları ve "tehtidvari sözleri" de eklenince... bakımevlerinin asıl amaçlarının dışına çıktıklarına dair izlenimler edindiğimizi söyleyebiliriz.
Yukarıda da nedenlerini anlatarak belirttiğimiz gibi bakımevleri ile ilgili asıl gerçekleri öğrenmeye başlayınca... "kardeşimi, bakımevine vermekle, çok büyük bir hata yaptığımızı" anlamaya başlamıştık. Bakımevleri resmen "ölüm kamplarına" benziyordu ve akıl hastanelerinden hiçbir farkı yoktu. Üstelik bir de bunlara... bakımevi yönetimlerinin - bireylerin burada adeta zorla ve tehditlerle kalmalarını sağlamaya çalıştıkları ve "tehtidvari sözleri" de eklenince... bakımevlerinin asıl amaçlarının dışına çıktıklarına dair izlenimler edindiğimizi söyleyebiliriz.
Niye böyle davranıyorlardı? - Özellikle de özel bakımevlerinin... buradaki her bir hasta için (maddi durumu iyi olmayan aileler adına) hem devletten hem de ailelerden (maddi durumu iyi olan ailelerden) her ay için yüksek meblağlarda ücretler almaları... olayın iç yüzünün anlaşılabilmesi açısından önemli olabilmektedir. Devletler, özel olan ve olmayan bakımevlerine... maddi durumu iyi olmayan aileler adına... her hasta için her ay belli miktarda aylık ödemeler yapar. Bakımevleri, maddi durumu iyi olan ailelerden de her ay ödeme alır.
Ayrıca bakımevlerinde yukarıda zihinsel engelli bireylerin mevcut durumlarının daha da kötüye gitmesi, iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin gizlenmesi ihtimalleri vb gibi çok sayıda anlattığımız olası nedenlerin de olması... aslında bizlere tüm resmi ve özel bakımevlerinin bir an önce KAPATILMASI / yeniden revize edilmesi gereken "akıl hastanelerinden farksız" ve birer ÖLÜM KAMPLARI olduklarını gösterebilmektedir, diyebiliriz.
--- --- ---
** Ne olmuştu?
Bakımevine yerleştirilmesi... "Bakımevine neden vermiştik?" Ve sonrası gelişmeler...
Yukarıda bunu irdelemiştik ama kısaca yine irdeleyelim... Kardeşim, bundan yaklaşık 1 sene önce (24.10.2024)... bir ilde bulunan devlet destekli özel bir bakımevine yerleştirilmişti. Tabii kendisi kandırılarak - istemsiz bir şekilde - oraya götürüldü. Bakımevinden görevliler geldi, hemşire de vardı. "Seni hastaneye götürecekleri muayene olacaksın, bir süre orada kalacaksın, sonra evine geleceksin!' diye kandırılarak ikna edildi. Sanki buna pek inanmamış ve "sonraları başına nelerin gelebileceğini biliyor" gibiydi.
Sanmıyorsak geçen sene (2024) son aylara doğru kardeşimi bir bakımevine yerleştirmiştik. Çünkü kardeşim, rahatsızlığından dolayı sürekli bağırıyor, çağırıyor, kendi kendine konuşuyordu (aslında bunun nedeninin kardeşimde psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının bir etkisi olduğunu sonradan öğrenmiştik, bunu ve diğerlerini yukarıda anlatmıştık ve yeri geldikçe anlatmaya da ara ara devam edeceğiz) ve annesi de yaşlı ve hasta olduğu için artık bakamıyordu. Ama aslında (tam olarak öyle değil) annesi ona gayet iyi bakabiliyordu ama dediğimiz gibi sürekli bağırıp-çağırması, kafa şişirmesi... onu da bir yere kadar olumsuz etkiliyordu. (Aslında sadece onu değil, bizler bile çok kötü etkilenebiliyorduk.) Bağırıp-çağırmasa, kafa şişirmese... annesi ona gayet iyi bakabiliyordu, yaşlı ve hasta olmasına rağmen...
Aslında onun sadece bakım ve tedavisinin değil... 'topluma adapte olması ve topluma kazandırılması' ve topluma adapte olabilmesi amacıyla (alışveriş
yapmayı öğrenmek, gezmek, çevreye alışmak, çevredeki insanlarla
konuşmasını öğrenmek, ders çalışmak, resim yapmak, yemek yapmak) vb gibi bir takım sosyal faaliyetleri yaparak 'bir şeyler öğrenmesi' amacıyla da rehabilitasyonunun yapılmasını düşünerek de bakımevine vermiştik.
Yani biz ailesi olarak... onun biran önce "topluma kazandırılması, topluma adapte olması" için tedavi, bakım ve rehabilitesinin yapılmasını istiyorduk. Belki bu sayede kendisi "burayı bile sevebilir, buradan ayrılmak istemeyebilir" düşüncesi de biz de olduğu için "hayatı boyunca kalmasının" da iyi olabileceğini düşünmüştük.
"HERKES DE AYNI OLUMLU DUYGULAR İÇERİSİNDE : "Ve muhtemelen herkes de (özellikle de hastaların aileleri, yakınları ve diğer topluluklar da) ... halen bile (tıpkı bizim gibi) özellikle de bakımevlerinin (ve diğer akıl sağlığı birimlerinin) 'hastalar (zihinsel engelli bireyler) için çok iyi yerler olduğuna' dair yanlış ve tehlikeli bir inanışa sahipler."
Ancak... sonraki gelişmeler ve bakımevleri hakkındaki öğrendiğimiz gerçekler... bakımevlerinin aslında zihinsel engelli bireyler için - en azından kardeşim ve kardeşim gibi olan bireyler için - yaşanabilir yerler değildi. Resmen ÖLÜM KAMPLARIYDI buralar, onlar için. Yani durumun hiç de böyle olmadığını - o da sonradan iş işten geçtikten - sonra anlayamaya başlamıştık. Durum, gerçekten çok vahimdi. Bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri... (ve diğer akıl sağlığı birimleri de) bu açılardan çok kötü yerlerdi. Resmen ağır hastaların ölüme terk edildikleri yerlere benziyorlardı - tıpkı akıl hastaneleri gibi. Bu gibi akıl sağlığı birimlerinin, adeta birer ölüm kampları hale gelen /olan akıl hastanelerinden hiç bir farkları yoktu.
Herneyse... gel zaman git zaman - oraya gide gele - aslında bu gerçekleri yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştık. O bakımevine 1 sene boyunca neredeyse her ay gitmek zorunda kaldık ve iyiki de gittik, çünkü bakımevlerinin iç karanlık yüzünü yerinde görmüş ve öğrenmiş olduk. Yani bakımevine yerleştirme işlemi yapıldıktan sonra... neredeyse her ay bakımevini ziyaret ederek, kardeşimi görmeye başlamıştık. Durumu ne iyiydi ne de kötü ama çoğu zaman kötüydü. "Buradan çıkmak istiyordu, kendisine zaman zaman 'kötü davranıldığını' falan söylüyordu." Önceleri, hastalığından dolayı 'buradan kurtulmak amacıyla' böyle bunları söylediğini düşünüyorduk ama işin aslı öyle olmadığını ve kardeşimin şikayetlerinin gerçeklik payının olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştık.
Daha önce de dediğimiz gibi... belki 'buraya alışır, arkadaş edinir' vb düşüncesi de vardı biz de.. Ama arkadaş edinme meselesi de tıpkı topluma kazandırma meselesi gibi fos çıkmıştı. Dediğimiz gibi topluma kazandırma gibi böyle herhangi bir rehabilite çalışmaları falan yapılmıyordu. Yapılan tek şey... sadece bazı 'bilişsel faaliyetlerdi.' Bilişsel faaliyetler, beyin jimnastiği yapmak gibi bir şeydi.. Veriliş amacı muhtemelen... beynin bilişsel faaliyetlerinin durmasını (örneğin unutkanlığın oluşmasını ve/veya daha da kötü hale gelmesini vb) engellemek olabilirdi.
"Ancak asıl neden bu değil gibi gözüküyordu. Yukarıda (ve aşağıda) da anlattığımız gibi... muhtemelen asıl veriliş amacının (evet bunlar da var ama asıl gerçeğin) bunlar olmadığını biliyoruz. Peki, neydi, ne olabilirdi?" (Bunları yukarıda az çok irdelemiştik).
Böyle böyle gide gele aradan sanmıyorsam 1 sene falan geçti /geçecek herhalde. (Aslında bakımevine gide gele gide gele oradaki ve diğer akıl sağlığı birimlerinde neler yaşandığını /yaşanıyor olabileceğine dair bazı fikirler edinmeye başlamıştık. Yani.. sizin anlayacağınız aslında ben çok şey öğrenmiştik. Bunları sırası geldikçe yavaş yavaş anlatacağım.) Geçen aylarda yine kardeşimin kaldığı bakım evine gitmiştik. Kardeşimin durumu git gide kötüye gidiyor gibiydi. Telefondayken orada bir takım 'istenmeyen olaylar, personeller tarafından olumsuz davranışlar' yaşadığını bize anlatmıştı. Ağlıyor gibiydi.. Yerinde görmek için önce ben ve dayım cuma günü gittik. (Daha sonra da pazar günü ailecek gittik.)
"Psikiyatrik ilaçlar, ilaç değildir; yasal uyuşturuculardır - 'Psikiyatrik uyuşturucular' olarak bilinirler. .... psikiyatrik ilaç kullanan herkes, kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) yakalanma risk tehlikesi ile karşı karşıyadır." (Bunları da hem yukarıda az çok hem de bloglarımız da detaylıca irdelemiştik, tekrar okuyabilirsiniz.)
* Personelin kardeşime olumsuz davranışları... - Kısa kısa...
- Mesela... mutfaktayken düşmüş, kimse yardımcı olmamış, personelde dahil herkes gülmüş. Ya düştüğünde kafasını sivri bir yere vursaydı? Bunu bakımevi kurumunun sorumlu kişisine söyledim, onları uyardım. Hastaların dikkatsiz bir şekilde düşmesi, hastaların suçu değil... aslında personelin dikkatsizliği ve sorumsuzluğu ve ihmalleri yüzündendir. Hastaların 'düşmesini engelleyecek, gereken tedbirlerin alınması' gerekiyordu ki, bu yapılmamış gibi görünüyordu. Artı ayrıca personelin anında yardımcı olması gerekirken... tam aksine gülmesi ve hiç bir şey yapmaması.. (yani hastanın ayağa kalkması için yardımcı dahi olmaması) gibi personel davranışlarında 'ciddi sorumsuzluklar' olduğunu bize gösterebilmektedir.
- Ayrıca kız uşağı olduğu için adet kanaması olduğu zamanda çamaşırhanedeki görevlilerden ped falan istemiş. Personel de 'ped yok, bez verelim' gibi birşey söylemiş ve bez parçalarından birini göstermişler, adeta dalga geçmişler, kardeşim de bunu (muhtemelen hijyenden dolayı) kabul etmemiş. Bunun üzerine personel, kardeşimin ellerini, ayaklarını falan sıkıca tutmuşlar, zorla bu bez parçasını ona giydirmeye çalışmışlar. Kardeşim, karşılık vermiş, bağırmış çağırmış ama kimse oralı bile olmamış. Sonra onu bırakmışlar.
- Ayrıca kız uşağı olduğu için adet kanaması olduğu zamanda çamaşırhanedeki görevlilerden ped falan istemiş. Personel de 'ped yok, bez verelim' gibi birşey söylemiş ve bez parçalarından birini göstermişler, adeta dalga geçmişler, kardeşim de bunu (muhtemelen hijyenden dolayı) kabul etmemiş. Bunun üzerine personel, kardeşimin ellerini, ayaklarını falan sıkıca tutmuşlar, zorla bu bez parçasını ona giydirmeye çalışmışlar. Kardeşim, karşılık vermiş, bağırmış çağırmış ama kimse oralı bile olmamış. Sonra onu bırakmışlar.
- Bir de daha önceden bir ara kardeşim, kendisini yıkayan bir hizmetlinin /hizmetlilerin, her yıkamada kendisine 'leş gibi kokuyorsunuz, sizi yıkamak zorundamıyız...' vb gibi buna benzer sözlerle 'kendisini incitecek, kötü sözler söylediğini' söylemişti. Onu, daha önce bakımevi yönetiminin de hastalarla ilgilenen görevli bayana (dipnot 66) da anlatmıştı. Sonra noldu bilmiyoruz ama kardeşim bi ara 'artık yıkanırken, bana bir şey söylemediklerini, konuşmadıklarını' vs söylemişti.
Kardeşim tüm bunları (engelli bireyleri aileleri ile telefonda görüşme günü olan) perşembe günü bize anlatmıştı. Biz de kızdık, personele "Nedir bu? Siz de hiç hasta mahremiyeti yok mu?' falan diye telefonda çıkıştık. Ertesi gün dayımla birlikte Manisa'daki bakımevine gittik. Oradayken de aynı şeyleri bize yeniden anlattı. Oranının patronu konumundaki sosyal hizmetler görevlisine (dipnot 66)durumu anlattık. Kardeşim de durumu ona bir kez daha anlattı. Kendisi, 'personelle görüşeceğini' falan söyledi. Ertesi gün, 'personelle görüştüğünü ve daha dikkatli olacaklarını' vs buna benzer şeyleri söyledi.
(Dipnot 66) : "Sanmıyorsam
sosyal hizmetler sorumlusu /görevlisi olan görevli bayan... aslında
'konuşması, davranışı' düzgün, 'iyi niyetli' bir tavır sergileyen bir
görevli... muhtemelen diğer hastalarla olan ilişkileri ile birlikte
kardeşime karşı da son derece nazik ve hoş görülü davranıyor, gibi
gördük. Aslında kardeşimin tavırlarından
da böyle olduğu anlaşılıyor. Uzaktan bakınca öyle görülüyor.
Aslında sorunun görevli bayandan çok ... gördüğümüz kadarıyla sanmıyorsak "bakımevinin genel işleyiş
bozukluğundan ve personelin başıboş ve/veya yetersiz olmasından" vb gibi sistem sorunlarından kaynaklanıyor gibi gözüküyor. Yani bakımevinin genel işleyişinin
bozuk olması... muhtemelen bu, çalışanları ve sosyal hizmetlileri ilgilendiren bir
sorun değil... tamamen bakımevi bakım sisteminin çarpık, yanlış ve
aldatıcı bir bakım standardına sahip olmasından kaynaklanan bir sorun
gibi geliyor.
Bu bozuk bakım standardının, tüm bakımevleri için
böyledir, diyebiliriz. Bakımevlerinin, - bakımevi standardının bozuk
olmasından dolayı - 'akıl hastanelerinden hiçbir farkı olmadığını' görüyoruz. Bakımevleri buralara hayatları boyunca (ölene kadar) kalmak
zorun olan hastalar için... - tıpkı akıl hastanelerinde olduğu gibi -
adeta birer hem açık hem de kapalı cezaevi gibidir. Yani... zihinsel engelli bireyler için ÖLÜM KAMPLARINDAN hiç bir
farkı yoktur. ÖLÜM KAMPLARI sadece bakımevleri ve akıl hastaneleri için geçerli değildir. Akıl
hastanelerinde olduğu gibi... zihinsel engelli 'bakımevleri,
huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimleri de
ÖLÜM KAMPLARINDAN hiç bir farkı yoktur aslında." (Tüm bunların olası nedenlerini hem yukarı da hem de aşağıda iyice irdeledik.)
--- --- ---
* Kardeşime hastalardan saldırılar... buna nasıl müsaade ediyorlar? - Kısa kısa...
Ancak daha sonraki günlerde personelin olumsuz davranışları yetmiyormuş gibi... bu sefer de "hastalardan kardeşime gelen 'şiddet ve hakaret içeren davranışlar' olmaya başlamış, kardeşim bunları da bize söylemişti. Tabii bunlar farklı zamanlarda olan şeyler ve personel de hiç bir şey yapmamış... Zihinsel engelli hastaların birbirlerine bu kadar yakın olmasının sakıncalarını... kardeşimin anlatımlarıyla öğrenmeye başlamıştık. (Bu, aslında çok korkunç bir şeydi. İşte neden korkunç olduğunu okuyarak belki biraz anlarsınız..)
Ancak daha sonraki günlerde personelin olumsuz davranışları yetmiyormuş gibi... bu sefer de "hastalardan kardeşime gelen 'şiddet ve hakaret içeren davranışlar' olmaya başlamış, kardeşim bunları da bize söylemişti. Tabii bunlar farklı zamanlarda olan şeyler ve personel de hiç bir şey yapmamış... Zihinsel engelli hastaların birbirlerine bu kadar yakın olmasının sakıncalarını... kardeşimin anlatımlarıyla öğrenmeye başlamıştık. (Bu, aslında çok korkunç bir şeydi. İşte neden korkunç olduğunu okuyarak belki biraz anlarsınız..)
* Hastaların birbirlerine yakın temasına izin verilmesi... rehabilitasyonun / sorumsuzluğun bir parçası mı?
- Bir tanesi, yemekhanedeyken onu ittirmiş, sıcak çay eline falan dökülmüş. Hemşire, suya falan tutmuş - muhtemelen eli kızarmasın, şişmesin vb gibi daha kötü hale gelmesin diye...
Şimdi şöyle bir düşünelim... O kişi /bir başkası sıcak, kaynar çayı... kardeşimin /bir başkasının kafasına, gözüne, vücuduna da atabilirdi. Eğer etrafta ve/veya ellerinde demir türü ve/veya uçları /kenarları jilet gibi keskin, sivri gibi çay bardağı, tabaklığı vb gibi şeyler de olduğunu da bir düşünün. Sanmıyorsam her hastanın elinde cam türü çay bardakları varsa eğer; o bardağı kırıp bir silah gibi kullanıp, diğer hastaların boğazını da kesebilirlerdi. Bu vb gibi ölümcül tehlikeli riskler nedeniyle... hastaların birbirleriyle yakın temaslarına izin verilmesinin... nelere yol açabileceğini umarız anlamışsınızdır. Hem de bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde.. Durun daha bitmedi.. hastaların birbirleriyle yakın temasına izin verilmesinin bir başka tehlikesini daha atlattı kardeşim..
- Bir diğeri onu sanmıyorsam bir kapının yanındayken hızlıca sertçe ittirmiş. Kardeşim yere sertçe düşmüş, kapıya falan çarpmış /az kalsın çarpacakmış. Ya düştüğü yerde SİVRİ bir cisim olsaydı?
- Bir diğeri onu sanmıyorsam bir kapının yanındayken hızlıca sertçe ittirmiş. Kardeşim yere sertçe düşmüş, kapıya falan çarpmış /az kalsın çarpacakmış. Ya düştüğü yerde SİVRİ bir cisim olsaydı?
Kafasını o sivri cisme vursaydı? Ya ciddi şekilde yaralansaydı, sakat kalsaydı ve en kötüsü de Allah (cc) muhafaza ya ölseydi? Bunun hesabını kim verecekti? Bu ittirme konusunda ne tür yalanlar ortaya atılacaktı? Mesela... saldırgan olmadığı halde 'kardeşiniz /yakınınız çok
saldırgan bir yapıya sahipti, hastalarla uğraşıyordu, hastalardan biri
de bunu çekemedi, onu ittirdi, talihsiz bir şekilde kafasını o sivri
yere çarptı!' gibi buna benzer yalanlar, ifadeler mi vereceklerdi?
Biz bunları, özellikle de 'kapı önünde ittirme' olayını yetkili görevli bayana anlatmıştık. O da, (hatırladığım kadarıyla, yanılmıyorsam) 'hastaların durumlarını malum, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onları zapt edemediklerini' gibi buna benzer şeyler söylemişti. Biz de "tamam ama bunlar olmaması gereken şeyler, sık sık kontrol edin bu gibi şeylerin olmasına izin vermeyin" vb gibi buna benzer şeyler söyledik. Kardeşime, 'bir şey olduğunda hemen yetkili görevli bayana gel, durumu anlat' dedik. Çünkü, ona güveniyordu.
Biz bunları, özellikle de 'kapı önünde ittirme' olayını yetkili görevli bayana anlatmıştık. O da, (hatırladığım kadarıyla, yanılmıyorsam) 'hastaların durumlarını malum, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onları zapt edemediklerini' gibi buna benzer şeyler söylemişti. Biz de "tamam ama bunlar olmaması gereken şeyler, sık sık kontrol edin bu gibi şeylerin olmasına izin vermeyin" vb gibi buna benzer şeyler söyledik. Kardeşime, 'bir şey olduğunda hemen yetkili görevli bayana gel, durumu anlat' dedik. Çünkü, ona güveniyordu.
Ayrıca... "Her hastayla ilgilenecek personeliniz yok mu, bunların olması lazım yoksa bu tür hadiseler yaşanmaya devam eder" vb buna benzer şeyler söylemiştik. Onlar da 'Personel var ama hepsine yetişemiyoruz!' gibi buna benzer şeyler söylemişlerdi. (Hepsine yetişememe ve hastaları zapt edememe vb buna benzer konuları aşağıda irdeledik, okuyun.)
Perşembe günü (Agust 25) görüşme günüydü, kardeşim aradı, kendisinin 'odasını değiştireceklerini' ve kendisine kötü davranan A. adında bir hastanın yanına götüreceklerini, 'artık burada kalacağını' falan söylediklerini bize söyledi. Kendisi bunu kabul etmemiş, bunu yetkili görevli bayana anlatmış. Yetkili görevli bayan da 'mecbursun, kalmak zorundasın' vb gibi buna benzer şeyler söylemiş. Kardeşim telefondayken... 'bizim yetkili görevli bayanla görüşmemizi' istemişti. Kardeşimden yanındaki görevliyi istedik, onu bize verdi, bizde durumu anlattık.
Perşembe günü (Agust 25) görüşme günüydü, kardeşim aradı, kendisinin 'odasını değiştireceklerini' ve kendisine kötü davranan A. adında bir hastanın yanına götüreceklerini, 'artık burada kalacağını' falan söylediklerini bize söyledi. Kendisi bunu kabul etmemiş, bunu yetkili görevli bayana anlatmış. Yetkili görevli bayan da 'mecbursun, kalmak zorundasın' vb gibi buna benzer şeyler söylemiş. Kardeşim telefondayken... 'bizim yetkili görevli bayanla görüşmemizi' istemişti. Kardeşimden yanındaki görevliyi istedik, onu bize verdi, bizde durumu anlattık.
O da 'odalarda düzenleme falan olacağını, iradenin böyle istediğini' vs buna benzer şeyler söyledi. "A. denen hastanın kendisine kötü davrandığını, buna dikkat etmeleri, ve onu sık sık kontrol etmelerini' gibi buna benzer şeyler söyledik. O da bize, "merak etmeyin biz kontrol ediyoruz" gibi buna benzer şeyler söyledi.
Kardeşim telefonda ayrıca 'buradaki hastalardan kendisine karşı kötü davrandıklarını (yani şiddet ve hakaret içeren davranışları yapmaya devam ettiklerini)' söyledi. Hatta bir tanesi telefondayken, kendisinin sırtına vurunca, kardeşim de 'ne vuruyorsun' diye ona çıkışmıştı. Kendisine bağırıp çağıran, hakaret edenler vs olmuştu. (Telefondan sesleri duyuluyordu.) Yanındaki görevlilerin de duruma müdahale etmediklerini ve hiçbir şey yapmadıklarını fark etmeye başladık, aslında bu çok belli oluyordu. Ve kardeşimin konuşmalarından... onun durumunun daha da kötüye gittiğini anlamaya başladık.
Sonra ertesi gün bakımevini aradık, bir görevli çıktı, kendisine 'yetkili görevli bayanla görüşmek istediğimizi' söyledik. O da 'buyrun, ben de görevliyim, bana söyleyin'
gibi birşey söyledi. Israr edince, 'buyrun bana söyleyin' diretmeye
başlayınca... kendisine dün anlattığımız şeyleri tekrarladık ve 'kardeşimin odasının değiştirilmek istenildiğini, A. ismindeki hastanın kendisine kötü davrandığını' falan buna benzer şeyler söyledik. O da 'evet odasını değiştirdik, öyle bir kötü durum yok' gibi buna benzer birşey söyledi. Bizde 'sık sık onu kontrol edin, olumsuz birşey olmasın' dediğimizi tekrarladık. O da 'zaten biz kontrol ediyoruz, merak etmeyin' gibi buna benzer şeyler söyledi.
Ertesi gün cumartesi günü bizi aradılar, 'ailenizde şehit ve gazi olan var mı?' gibi bir şey söylediler. Biz de 'yok' dedik. Sonra 'kardeşimin durumunun nasıl olduğunu' söyledik. Onlar da 'iyi olduğunu, odasında olduğunu' vb buna benzer şeyler söylediler. Biz tekrar, o olayı söyledik 'A. denen kişinin kardeşime kötü davrandığını bize söylediğini, bu vb nedenle odalarını sık sık kontrol etmelerini' vb söyledik. Onlar da 'biz odasını değiştirdik, öyle birşey yok' falan buna benzer şeyler söylemişlerdi. 'Odasını değiştirdik derken neyi kastetmişti' onu
anlayamamıştık. Sonra telefonu kapattık. Sonra kardeşimin durumunu
iyice merak ettik ve aynı gün, bir süre sonra, orayı biz aradık, 'yakınımızla görüşmek, konuşmak istediğimizi' söyledik. Onlar da, 'tamam bir görüşmemiz var, sonra biz sizi ararız' dediler. Bir süre sonra aradılar, kardeşimi telefona verdiler. Kardeşim, 'odasının yeniden değiştirildiğini, A. denen kişinin yanına verilmediğini, buna sevindiğini' söyledi. Bizim de içimiz rahatlamış oldu, böylece.
* Peki hastalar neden böyle davranıyor olabilirdi? - Personellerin bu işte bir payı olabilir mi?
Bunun cevabını - aslında akıl sağlığı birimlerini... bir bütün olarak ele alarak - vermek gerekir. Şimdi zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerindeki giden yanlış ve tehlikeli gidişata - başka bir pencereden bakarak - bir bakalım ve bunlar üzerinde bazı yorumlamalar yapalım, düşüncelerimizi açıklayalım. (.....)" (dipnot 70)
Herneyse... kardeşim buraya yerleştirildi ancak burası - yukarıda anlattıklarımızdan dolayı olsa gerek - hiç bir zaman hoşuna gitmemişti ve hiç bir zaman da buraya ısınamamıştı. Etrafta zihinsel sağlık durumu... kardeşimden çok daha kötü olan ve garip ve tuhaf davranan kişilerle karşılaştığı için... burasının "akıl hastanelerinden farksız olduğunu" anlamış gibiydi. Açıkçası ben de burada zihinsel sağlık durumu o kadar çok ağır olmayan kardeşim gibi olan bireylerin olmasını beklemiştik. Ancak burası gerçekten çok farklıydı.
Bakımevi yönetimine bu durumu izah ettiğimiz de... mesela örneğin kardeşim için "burada, bireylerin "topluma adapte olması, topluma kazandırılması" rehabilitasyon faaliyetlerinin olup - olmadığını" sorduğumuz da... önceleri "buradakilerin durumlarının çok ağır olduğunu, öyle rehabilitelerinin mümkün olmadığını" vb buna benzer şeyler söylemişlerdi... sonrasında ise... biz kardeşimle ilgili "buradaki sorunlardan" bahsetmeye çalıştığımız da ise "Hayır, bizim "topluma kazandırma, topluma adapte olma" gibi faaliyetlerimiz de var!' vb diye buna benzer şeyler söylemeye başlamışlardı. Bu, gerçekten çok enteresan bir şeydi. Sorunlar... 360 derece dönülmesine neden olmuştu sanki...
** Burada işler, iyice tuhaflaşmaya başlamıştı.
Önceleri kardeşimin, "zihinsel sağlık durumunun, buradakilerin durumundan daha iyi olduğunu (o kadar ağır olmadığını)" söylediğimiz de ise... "evet, öyle!' demişlerdi... sonraları kardeşimle ilgili sorunlar çıktığında ise "Hayır, onun durumundan daha iyi olanlar var" gibi buna benzer söylemişlerdi. Yani... önceleri farklı şeyler söyleyenler... kardeşimle ilgili "bakımevinde yaşanılan sorunlar" çıktığında ise - önceleri söyledikleri şeylerin zıt yönünde - çok farklı şeyler söylenmeye başlanmıştı. Adeta bizim, önceki ve şimdiki "bakımevi sorunları" ile ilgili sorularımıza yönelik sözlerimizi cevaplarıyla "çarpıtmaya çalışıyorlar" gibiydiler.
** "Muhtemelen bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde)... zihinsel sağlık durumu o kadar ağır olmayan bireylerin... muhtemelen adeta zihinsel sağlık durumları daha da kötü hale getirilerek... bireylerin - ölene kadar - burada kalmaları sağlanılıyor" gibi görülüyordu."
"Yani zihinsel engelli bireylerin...
zihinsel sağlık durumları 'iyi' ise ancak 'buradan gitmek' istiyorlarsa...
onların burada kalmalarını sağlamak için adeta zihinsel sağlık durumlarını (mevcut kimyasal beyin hasarını) daha da kötüleştirmeye çalışıyorlar, gibi görülüyordu. - Yoksa hayal mi görüyorduk?"
Bunların şimdiler de bu şekildeki şüpheli konuşmalarına baktığımız da... kardeşimin bakımevinde kaldığı 1 yıllık zaman içerisinde "bakımevinde zihinsel sağlık durumunun giderek çok daha kötü bir hale geldiğini /gelmek üzere olduğunu" fark ettik. Biz bu durumu, bakımevi yönetimine söylediğimiz de "Yo, hayır, böyle bir şey yok, durumu gayet iyi!' vb gibi buna benzer şeyler söylerlerken... kardeşimin "buraya geldiğinde de durumunun aynı olduğunu" iddia etmeye başlamışlardı. Halbu ki, kardeşim buraya ilk geldiğinde "durumu, burada kalan ve durumu ağır olan bireylerden" çok daha iyi durumdaydı. Şimdi ise zihinsel sağlık durumunun - burada kalan bireylerin durumuna benzer şekilde - çok daha ağır bir seviyeye doğru gelmiş gibi olduğunu ve/veya buraya doğru ilerlemiş olabileceğini fark ettik.
Aslında bu, yani zihinsel sağlık durumunun... - buradakilerin durumlarına benzer şekilde - ağır bir zihinsel sağlık durumuna dönüşmesi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının... çok daha kötü hale getirilmesinin bir belirtisidir. Kimyasal beyin hasarının... daha da kötü hale gelmesi.... bakımevlerinin bakımı altında kalanların en büyük yaşadığı ama kimsenin bilmediği /fark edemediği kanıtlanmış bir gerçektir. Bakımevinde yaşanılan bu durum, "bakımevlerinde uzun süreli bakımın, bireylerin zihinsel sağlık durumlarını - yaşamış oldukları mevcut kimyasal beyin hasarının - daha da derinleşmesini (kötüleşmesini) sağladığına" yönelik ortaya çıkarılan kanıtla pekişen (bunu kanıtlayan) başka bir kanıt olmuştur, diyebiliriz.
Biz, böyle gördüğümüz halde... bakımevi yönetimi "bunu kabul etmiyor, durumunun gayet iyi olduğunu" iddia etmeye devam ediyordu. Kendilerini haklı çıkarmak için de (tamamen güvenilmez olan) psikiyatristleri devreye sokuyorlar ve psikiyatristler de kardeşimin "zihinsel sağlık durumunun gayet iyi olduğunu" iddia etmelerini gerekçe gösteriyorlar. Bakımevi yönetimi, bakımevi hemşireleri ile hastane psikiyatristleri arasında herhangi bir "önceden danışıklı döğüş" şeklinde "gizli anlaşmalar, mali ilişkiler" vb var mıdır bilemiyoruz ama psikiyatristler, psikiyatrik ilaçlarıyla yaratmış oldukları "kimyasal beyin hasarınının ve bununla bağlantılı kalıcı ve ölümcül sonuçlarını" adeta "örtbas etmek" amacıyla yalan söyleyebileceklerinin bilinmesi gerekir - en azından bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarla ilgili gerçekleri bilenlerin farkında olunan birşeydir.
Dolayısıyla muhtemelen burada gördüğümüz çok korkunç gerçek... zihinsel sağlık durumu o kadar ağır ve/veya çok ağır olmayan bireylerin... özel bakımevinde adeta "ölene kadar kalmalarını" sağlayabilmek için... zihinsel sağlık durumlarını - yani yaşamış oldukları mevcut kimyasal beyin hasarlarını - daha da kötü hale getirebilmek için çalıştıkları /çalışıyor olabilecekleri yönündedir.
Dolayısıyla... bakımevleri kardeşim gibi bireylerin kalabileceği, yaşayabileceği yerler değildi. Bakımevlerinin kasvetli ortamından anladığımız diğer başka bir korkunç olası gerçekte adeta kanları dondurur gibiydi. Bakımevi yönetimi, kardeşimin zihinsel sağlık durumunu - burada kalan zihinsel engelli bireylerin zihinsel sağlık durumu çok ağır olan bireylerin durumuna benzeyecek şekilde - daha da kötü hale getirmeye çalışıyor gibiydiler. Biz, bakımevi yönetiminin asıl amacının ne olduğunu /olabileceğini yavaş yavaş anlamaya başlamıştık adeta. Amaçları ise belli gibiydi...
Muhtemelen... kardeşimin, zihinsel sağlık durumunu (mevcut kimyasal beyin hasarını) daha da kötü hale getirerek... kardeşimin burada kalmasını sağlamaya çalışıyorlar gibiydiler. Bunlar "komplo teorisi" ve "paranoyak düşünceler" gibi gözükebilir ama gördüğümüz, birebir yaşadığımız gerçekler ve sonrası gelişmeler ve yaptığımız araştırmalar... bize bunların olabileceğine dair fikirler verebilmektedir.
Kardeşim, bakımevine yerleştirildikten sonra... zihinsel sağlık durumunun daha da kötüye
gittiğini önceleri fark edememiştik. Daha sonraları bu kendini
göstermeye başlamıştı. Bakımevine yerleştirildikten sonra... muhtemelen
TRSM'de verilen ilaçları, ona vermeye devam ettiler. Çünkü, evdeki ilaçları da
almışlardı. Daha sonra ilaçları, değiştirmeye başladılar. Şöyle ki...
--- --- ---
A) TRSM'deki zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) böyleydi;
------------
- Rexapin 10 mg (sabah 1, akşam 0) 1x1
- Rexapin 15 mg (sabah 0, akşam 1) 1x1
... (daha sonraları bu değişti) ...
- Rexapin Eastaby, ağızda eriyen 5 mg (sabah 1, akşam 1) 2x1
- Rexapin 10 mg (sabah 2, akşam 1) 3x1
- Risperdal 4 mg (sabah yarım, akşam 1) ½ x 1
- Ketya XR 400 mg uzatılmış salınımlı (sabah 0, akşam 1) 1x1
- Akineton 2 mg (sabah 1, akşam 1) 2x1
- Ativan 1/ 2 mg (sadece öfkelendiğinde - yarım doz)
NOT : İlaçlar ve dozlar, çoğu zaman - yeni yetme psikiyatristler tarafından - sık sık değiştiriliyordu.
B) Bakımevindeki zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ise şöyleydi;
----------
- Ozaprin 5mg 1x1
- Ricus 4 mg 1x1
(Şu anki kullanılanlar)
- Zyzapin 10 mg 1x1 (Etken madde : Olanzapin) - ATipik AntiPsikoz (AP) ilacı
- Rileptid 4 mg 1x1 (Etken madde : Risperidon) - ATipik AP ilacı
- Olaxinn 5g 2x1 (Etken madde : Olanzapin) - ATipik AP ilacı
- Norodol 5mg 2x1 (Etken madde : Holoperidol) - Tipik AP ilacı
- Akineton 2mg 2x1 (Etken madde : Biperiden) - Antiparkinson ilacı
NOT : İlaç dozları, ilaç kullanım sistemine işlenen dozlardır. Psikiyatrist kullanım tarifine göre değildir; bu, değişkenlik gösterebilmektedir.
NOT : Psikiyatrist, görüşme sırasında bize kardeşime verilen "Akineton'un diğer tipik ve atipik antipsikoz psikiyatrik ilaçların, TD'e neden olmaması için verildiğini' söylemişti.
NOT : Daha sonraları kardeşimizi - kasım 25 - bakımevinden çıkarttığımız da yeniden TRSM'ye gittiğimiz de... ilaçlar ve dozlar - yeni yetme psikiyatristler tarafından - şu şekilde belirlenmişti;
C) TRSM'deki zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) şu şekildeydi; (Halen kullanıyor.)
------------
- Olaxinn 10mg 1x1 (Etken madde : Olanzapin) - ATipik AP ilacı(Daha sonra ağızda eriyen...)
- Rileptid 4 mg 1x1 (Etken madde : Risperidon) - ATipik AP ilacı
- Akineton 2mg 2x1 (Etken madde : Biperiden) - Antiparkinson ilacı
- Norodol 5mg 2x1 (Etken madde : Holoperidol) - Tipik AP ilacı
(Norodol, ilaç reçetelemesinin sisteme hatalı işlenmesi nedeniyle... S ½ (yarım) - A ½ (yarım) olarak veriliyor.)
NOT : Norodol 5 mg, yeni yetme psikiyatristin ve/veya eczacının hataları nedeniyle... ilaç kullanım sistemine 1x1 olarak işlenmiş... ancak yeni yetme psikiyatrist... bize Norodol'u günde 2x1 olarak vermemizi söylemişti. Eğer ilaç kullanım bu haliyle (2x1 olarak) devam ederse... ilaç kullanım sistemine ilaç kullanım 1x1 olarak işlendiği için... ilacın çabuk bitmesi nedeniyle... sistem bunu "bu ilaç halen müşteride var" olarak kabul ettiği için... - sistem, başka ilaç vermeyebilecekti.
Bu sorunun "kendisinden kaynaklanmadığını... eczaneden kaynaklı olabileceğini" belirten yeni yetme psikiyatrist... bu nedenle bir çözüm olarak bize... Norodol'u "sabah YARIM akşam YARIM" olarak verebileceğimizi söylemişti. Ancak ne gariptir ki daha sonra (yani yaklaşık 1 ay sonra)... bize öncesinde söylemiş olduğu "ilaçların yarım verilmesine" dair sözü "hatırlamadığını, böyle birşey söylemediğini" bize söyleyerek... adeta önceki sözünü inkar etmeye başlamıştı. Bu da bizi iyice çileden çıkarmıştı. Resmen bizimle oyun oynuyor gibiydi. Bu nedenle... kendisine "bu YARIM dozu kalemiyle belirterek onaylamasını" istedik - o da kalemiyle... ilaç kullanım kağıdına 1/2 (yani yarım) şeklinde yazmıştı.
Buradan bir kez daha - ana akım psikopat psikiyatristlere - hiç bir zaman güvenilemeyeceğini anlayabilmiş oluyorduk. Psikiyatrik ilaçlar... bir boka yaramadığı ve aksine insanlara çok ciddi kalıcı ve ölümcül zararlar verdiği gibi... bir de bunları bilen ana akım psikopat psikiyatristlerin... kaprisleri, hataları vb gibi saçmalıklarıyla da uğraşıyorsunuz.
Ancak biz, "onu eve götüreceğimizi" söylediğimiz de "tabii, gidebilir, götürebilirsiniz, durumu gayet iyi" demişti. Ancak mevzu psikiyatrik ilaçların ağırlığına gelince... işin rengi değişti. Ben, "psikiyatrik ilaçların tardif diskineziye neden olabileceği" endişesini söyleyince... o da "zaten akinetonu, buna engel olması için veriyoruz" diye buna benzer birşey söylemişti.
Yani aslında... psikiyatristler "psikiyatrik ilaçların (neden olduğu)... mevcut kimyasal beyin hasarını... (ayrıca) daha da kötüye götürebileceğini" gayet çok iyi biliyorlardı ve bu endişe nedeniyle de hastalarına "bunu engellemek için" akinetonu (antiparkinson ilacını) veriyorlardı. Hatırladığım kadarıyla kardeşimin... çocukluğundan beri kullandığı ilaçlar arasında "akineton" da vardı. Akineton, antiparkinson ilacı olarak bilinir. (dipnot 13)
--- --- ---
(Dipnot 13) : Bildiğim kadarıyla bu ilaç (akineton), TD olanlara verilmez /önerilmez ama psikiyatrik ilaçların TD'e sebep olmaması için de insanlara akineton verilir. Aslında akineton, psikiyatrik ilaçların neden olduğu TD'in gelmesini tam olarak engellemez, geciktirir ama bir şekilde gelecektir. Gördüğümüz kadarıyla sadece "TD'in gelme süresini uzatıyor - geciktiriyor", hepsi bu gibi görülüyor. Bu, aslında psikiyatristlerin - çocuklara (hatta yetişkinlere) vermiş oldukları - psikiyatrik ilaçların olası kalıcı ve ölümcül yan etkilerini gayet çok iyi bildikleri anlamına da geliyordu. (dipnot 62)
Kaldığımız yerden devam edersek...
** Kardeşimizin bakımevinden çıkarılışı...
Kardeşimizi bakımevinden çıkartma girişimlerimiz bayağı zorluydu. Yukarıda anlattığımız gibi... bakımevinde yaşadığımız gelişmeler.. kardeşimizi buradan çıkartmak için olası nedenler olmuştu. Bakımevi yönetimine - kardeşimizi bakımevinden çıkartmak için - ilk başvurduğumuz da... "bunun mümkün olmayabileceğine" dair bize ince mesajlar vermek ve ayar çekmeye çalışmışlardı. Sanki kendileri çok iyi bakıyorlarmış gibi... "annemin yaşlı olması, ona bakamayacağı ve evin hijyen olmaması" vb gibi bahaneleri ön plana sürüyorlardı.
Burada asıl sorun... "annemin yaşlı olması, ona bakamaması ve/veya evin hijyen olmaması" gibi nedenlerden çok... bakımevinin kardeşime - gerçek anlamda - bakamaması ve onun hem akıl sağlığını hem de beden sağlığını... daha da kötü hale getirebilmesi idi. Dolayısıyla bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerindeki bu hem akıl hem de beden sağlıklarının... daha da kötü hale getirilmesine en büyük katkıyı ise... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - ana akım psikiyatrinin ve ana akım tıbbın kendisidir. Bunu da muhtemelen genellikle kendi aralarındaki "mali çıkarlarına dayalı" örtbas etme kültürlerinin yaygın yardımları ile sağlıyorlardı. Ama işte tüm bunlar hem devletler hem toplumlar hem de medya tarafından görülmediği için de... hem bakımevleri hem de diğer akıl sağlığı birimlerindeki "örtbas etme kültürleri" nedeniyle... muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz her yıl milyonlarca insan... ya iyatrojenik olarak sakat kalıyorlar ve/veya ölüyorlar. Yani deyim yerindeyse "KİM VURDUYA GİDİYORLAR."
Daha önce de belirttiğimiz gibi... aslında biz kardeşimizi buraya yani bakımevine... "topluma adapte olsun, topluma kazandırılsın" vb gibi rehabilitasyon faaliyetlerinin uygulanması için getirilmesini sağlamıştık. Ancak daha sonraları... bu gibi bakımevi yerlerinin... öyle sanıldığı gibi... bireyleri "topluma adapte etmek, topluma kazandırmaya çalışmak" gibi bir rehabilite faaliyetleri yapmadıklarını... aksine aslında burada kalan - özellikle de sivil hayattayken biyopsikiyatrik (özellikle de psikiyatrik ilaç) tedaviler gören - bireylerin yaşamış oldukları ve muhtemelen biyopsikiyatrik tedavilerin (özellikle de psikiyatrik ilaçların) neden olduğu "kalıcı kimyasal beyin hasarlarının"... daha da ilerlemesini, daha da kötüleşmesini engellemek amacıyla... bireylere "unutkanlığın ilerlemesini durdurmak, bilişsel faaliyetleri yeniden kazanmak" vb gibi buna benzer adlar altında... sadece "bilişsel faaliyetler" verdiklerini öğrenmiş olmuştuk. (Bununla ilgili daha detaylı bilgiyi yukarıda vermiştik, tekrar yazmayalım.)
Artı sadece bu da değil.. personeller ile ilgili de ciddi sıkıntılar da vardı. Örneğin kardeşimizi bakımevinden çıkartmak istediğimiz de... hem kardeşimi "seni göndermeyeceğiz!' diye adeta tehdit ederken... bizi de "anneniz yaşlı, eviniz hijyen değil" vb gibi bahaneler ile tehdit etmeye başladılar. Kardeşim bugün (ekim 25) aradı ve bize "seni buradan göndermeyeceğiz!" diye tehdit etmişler, bunu ağlayarak söylüyordu. Kardeşimi orada kalmaya zorluyorlar ve onu korkutuyorlar gibiydi. Bu durum, açıkça kardeşimin zihinsel sağlık durumunun daha da kötüye gitmesine neden olan bir durumdu. Devletler ve yasalar, bakımevlerinde kalan bireylerin "iyi bakım, tedavi ve rehabilite yapıldığını" düşünüyor olmalı. (Bununla ilgili daha detaylı bilgiyi de yukarıda vermiştik, tekrar yazmayalım.)
Herneyse... bu vb gibi bakımevleri gerçeklerini öğrenince... aslında bakımevlerinin... hem kardeşim hem de kardeşim gibi aynı durumda olan bireyler için... aslında yaşanabilir yerler olmadığını...ve onların hem akıl hem de beden sağlıklarının daha da kötüye gitmesine neden olabilen yerler olduğunu (olabileceğini) da anlamaya başlayabilmiştik. İşte bu vb nedenlerden dolayı da.. kardeşimizi bakımevinden çıkartma kararı almıştık.
Her neyse... biz kardeşimizi "bakımevinden çıkartma kararı aldığımızı" söylediğimiz de... bize "bunun mümkün olmayabileceğine" dair bazı söylemler de bulunmaya başlamışlar ve "sağlık durumunun gayet iyi olduğunu" vb gibi buna benzer şeyleri iddia etmeye başlamışlardı. Biz de "psikiyatrik ilaçların ölümcül zararlarını ve bakımevlerindeki olumsuz gelişmeleri" vb gibi buna benzer olumsuzlukları anlattıktan sonra... kardeşimizin "sağlık durumunun iyi olmadığını ve ellerinin tıpkı TD benzer çok hafif bir titreme, oynatma vb olduğunu, bunu fark ettiğimizi" vb söyleyince... onlar da "durumunun gayet iyi olduğu" konusunda ısrar edip... kendisini psikiyatristle tekrar götürebileceklerini ve bizi de oraya gidebileceğimiz vb buna benzer söylemişlerdi.
Biz de randevu saatinde oraya gitmiş... psikiyatristte bize "durumunun gayet sağlıklı olduğunu, kardeşimizi alıp eve götürebileceğimize" vb gibi buna benzer şeyleri söyleyince.. kendisine kardeşimizin "psikiyatrik ilaçlardan dolayı tardif diskinezi ve akatizi gibi ciddi beyin hasarına yakalanmasından endişe duyduğumuzu" söylediğimiz de.. psikiyatristte bize.. "zaten akinetonu, diğer psikiyatrik ilaçların buna neden olmasını engellemek için veriyoruz" vb buna benzer şeyler söylediğine şahit olmuştuk.
Her neyse... durum böyle olunca... biz ertesi ay (yaklaşık 1 ay sonra).. tekrar bakımevine gittik ancak gitmeden önce bakımevine telefon açıp... "onu bakımevinden çıkartmakta kararlı olduğumuzu" vb buna benzer şeyler söyledik. Onlar da önce mırın kırın ettiler ama biz ısrar edince... ertesi gün tekrar aradığımız da... bu sefer, "kardeşimizi bakımevinden alabileceğimizi, yani çıkartabileceğimizi" vb buna benzer şeyleri söylediler. Biz de... belirlenen gün bakımevinde gittik ve kardeşimizi oradan çıkarttık.
Kardeşimizi bakımevinden çıkartınca... bedeni çok zayıflamış ve bir o kadar da çökmüş gibiydi. Ertesi gün aile hekimine götürdüğümüz de... o bile buna şaşırmıştı... "sanki bakımevindekiler ona nasıl bakmışlar" gibi... Ona bazı vitamin ilaçları verdi, onları kullandı ve toparlandı. Ayağındaki mantar ve nasırlar için de ilaçlar verdi, kullandı ve o da düzeldi. (Her neyse... bunları detaylı bir şekilde yukarıda anlatmıştık, tekrar anlatmayalım.)
*** *** ***
SONUÇ :
Bir yandan psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının kullanımının devam edilmesi.... öte yandan zorla, istemsiz bir şekilde bakımevi bakımı altında kalınması... bireylerin zihinsel sağlık durumlarının - yani yaşamış oldukları psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının - daha da kötü hale gelmesini sağlayabilmektedir. Muhtemelen dünya genelinde her yıl (bu durumda olupta), akıl hastaneleri ve bakımevleri bakımı altında "akıl sağlığını tamamen kaybeden" sayısı belirsiz milyonlarca insanın olduğunu /olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kardeşimin de özel bakımevi altında zihinsel sağlık durumunun (mevcut kimyasal beyin hasarının)... daha da kötü hale getirilmesi durumu... açıkçası bizi, oldukça endişelendiriyordu.
Buradan çıkardığımız sonuç şu...
Muhtemelen psikiyatrik ilaçların hiç biri akıl hastalıklarını tedavi etmiyor, aksine durumu daha da kötü hale gelmesine neden oluyor. Ayrıca - genellikle psikiyatrik ilaçların uzun vadeli kullanımın devam edilmesi ile - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep oluyor ve bununla bağlantılı gerçek akıl hastalıklarının oluşmasına ve/veya daha kötüleşmesine neden oluyor. Ayrıca zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve "ani ölümler" de dahil çeşitli "iyatrojenik ölümlere" de neden olabiliyor.
Ayrıca uzun vadeli psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile ilgili ortaya çıkan çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül olabilen çeşitli sağlık sorunlarının...- insanların beyin kimyasında BAĞIMLILIK oluşturdukları için - psikiyatrik ilaçların kullanımının bırakılması ile de ortaya çıkabilmekte ve hatta bu sağlık sorunları daha ileri seviye de kalıcı hale dahi gelebilmektedir. Yani durumları daha kötü hale getirebilmektedir.
Psikiyatrik ilaçların bu kadar çok tehlikeli olmasının getirdiği sonuçlar... onların "hayatta hiç kullanmaması gerektiğine" dair bize sunulan çok önemli bir gerekçedir. Hiç kullanmamak... bu çok tehlikeli psikiyatrik uyuşturucuların "tehlikeli sonuçlarına" katlanmaktan daha iyidir.
Bakımevlerine gelince...
Yukarıda anlattığımız gibi bakımevleri... kardeşim ve kardeşim gibi aynı durumda olanlar için (hatta tüm engelli bireyler için)... oldukça tehlikeli yerlerdir. Bakımevlerinin "bilinmeyen" kasvetli ortamları... onların zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olabiliyor. Bir yandan zehirli kimyasalların verilmesi... öte yandan bakımevlerinin kasvetli ortamları... bireylerin zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül sağlık sorunlarına yol açabilen olumsuz bir etkendir. (Ancak bakımevlerinde ve psikiyatride bu gizli ölümcül sağlık sorunları gizlenebilmekte - yani örtbas edilebilmektedir.)
Kimyasal beyin hasarı daha da kötüleşebilir. Hatta ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlerin de yaşanmasına neden olabilir. Ve öyle tahmin ediyoruz ki... bu söylediğimiz kalıcı ve ölümcül sağlık sorunları, gizli bir şekilde yaşanıyor gibi görülüyor. Ve devletler ve toplumlar, kamuoyu ve aileler bu gizli iyatrojenik yaralanma ve ölümlerden haberdar değil. Bakımevleri ve ana akım psikiyatri ile ilgili bu korkunç gerçekler... sadece ülkemizde değil tüm dünyada yaşanabilen bir durumdur. Özellikle de gelişmemiş dünya ülkelerinde...
Bakımevleri resmen hem zihinsel engelli bireyler hem de aileleri için birer tehdit haline geldi. (Ancak maalesef halen bile toplumlar ve devletler bu gerçeğin farkında bile değil.) Bunlara rağmen... bakımevlerinin ve hatta diğer akıl sağlığı birimlerinin... neden "ölüm kampları" olduğunu... hem yukarıda kısaca hem de blog sayfamızda uzunca anlatmaya çalıştık.
Psikiyatrik vahşet ve soykırım ile birlikte... akıl sağlığı birimlerinin aileleri tehdit edercesine... bireyleri ailelerine teslim etmemesi... bakımevlerinde gerçekleşme ihtimal olabilen gizlenmiş iyatrojenik yaralanma ve ölümler de dahil... çeşitli sorunların nasıl örtbas ediliyor olabileceğine dair bizde bir şüphenin oluşmasına neden olmuştur, diyebiliriz.
SON SÖZLER;
İşte bu vb nedenlerle, psikiyatrik vahşet ve soykırımlar ile birlikte akıl sağlığı birimleri (özellikle de bakımevleri) hakkındaki "asıl gerçeklerin" ne olduğunun /olabileceğinin okunması, bilinmesi ve bu konuda mücadeleler verilebilmesi için bu makalenin önce MIA'da yayınlamasını bekleyeceğiz. Ardından da makalenin devamını
kendi blogumda yayınlayacağız. Tabii MIA'da yayınlanan makaleye linkte
vereceğiz. Çünkü... insanların bunu önemsemesi ve bir mücadele
başlatması gerekir, diye düşünüyoruz. Çünkü... kardeşimin yaşadığı bu sorunların benzerleri dünyanın her yerinde yaşanılan trajik sorunlardır. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Şimdilik bu kadar diyelim.
Şu an - maddi imkansızlıklar nedeniyle - hukuki açıdan birşey yapamıyoruz. Ülkemizde bu konuda ilgilenecek dürüst bir hukukçu da bulamadık. Muhtemelen onlarda da ülkemizde akıl sağlığı sistemine karşı gelemiyorlar gibi bir durum var. Bu masum insanlar (engelli bireyler) gizli bir vahşet ve ölüme terk ediliyor gibi.
NOT : "Hukuki süreç başlatamamamız sadece maddi imkansızlıklar ile ilgili değil... ayrıca muhtemelen henüz ülkemizde bu konuda yeterince deneyimli avukat ve doktorların olmaması da (/var ama biz bilmiyoruz)... olası nedenlerden biridir. (Biraz da hukuki masraflar da sorun...) Muhtemelen... ülkemizdeki doktor ve avukatlar, ana akım psikiyatriyi karşılarına almak istemiyorlar, gibi görülüyor. Sanki bir korku var gibi. Korkuyorlar (mı?) Bilemiyoruz... Cesur, dürüst ve vicdan sahibi meslek sahiplerini bulmak oldukça zor. CCHR, bürosu (ofisi) ülkemizde yok. CCHR gibi platformların destekleri.... bu gibi nedenlerden dolayı ülkemizde işe yaramıyor. Ana akım psikiyatri, Türkiye'de 'akıl sağlığı sistemini' kendi TEKELİNE almış gibi görülüyor."
Umarız kardeşimizle ilgili yaşanan bu gelişmeler... "psikiyatriyi yeniden
düşünmemiz" için bir fırsat kapısı aralar. Dürüst doktorların,
psikiyatristlerin, psikologların, avukatların, gazetecilerin,
hukukçuların, politikacıların, bilim adamlarının ve diğer sivil normal
vatandaşların artması dileği ile..
*** *** ***
2. BÖLÜM ;
** ŞİMDİ GELELİM MADALYONUN ARKA YÜZÜNE....
Şimdi buradan çıkardığımız çok sayıda yanlış ve tehlikeli gidişatlar da var. (Aslında bunları da yukarıda detaylıca irdelemiştik, okuyabilirsiniz. Şimdi kısaca yeniden irdeleyelim.)
Konuyu daha iyi anlayabilmek için... önce şuradan başlayalım...
** SOYKIRIM ENDÜSTRİSİ ANA AKIM PSİKOPAT PSİKİYATRİ'NİN "VAHŞET VE SOYKIRIMLARINI" GÖRMEK VE SORGULAMAK...
* Psikiyatri, bir ölüm endüstrisidir : Ve bakımevleri adeta ölüm kampları gibi - akıl hastanelerinden hiç bir farkı yok.
"Psikiyatrik ilaçların istisnasız hepsi - genellikle uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de - kimyasal beyin hasarına sebep olur. Ve insanları "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale getirir. (Hem de büyük çoğunluğu sivil hayattayken...) Akıl
hastaneleri ve bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinin...
psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan
insanlarla dolu olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Bunu, psikiyatrik ilaçların neden olduğu 'kimyasal beyin hasarına' ait araştırma sonuçlarından elde ettiğimizi söyleyebiliriz."
Devletler, "akıl sağlığının / hastalıklarının tedavisi, bakım ve rehabilitasyon" bahanesi adı altında.. ailelerinden çocukları alıyor (koparıyor) ve onları (çocukları) bir ölüm endüstrisi olan "psikiyatrinin" kucağına teslim ediyor. (bak8) Psikiyatrinin ve devletin kontrolünde olan "ölüm kampları" olan bakımevleri de buna eşlik ediyor. Şimdiye kadar kaç çocuk ve yetişkin... bakımevlerindeki GİZLİ "psikiyatrik vahşet ve soykırımdan" yaralandı ve öldü? Tüm ana akım medikal tıp ve ana akım akıl sağlığı birimlerinde... örtbas etme kültürü inanılmaz derece de yaygın olduğu için... buna kesin bir cevap verilemiyor.
(bak8) "Bazen de aileler bunu kendileri yapabiliyor - mecburen çocuklarının "geleceğini korumak ve sağlamak" vb buna benzer düşünceler ile; tabii istemsiz bir şekilde, istemedikleri halde. Ama aslında buradaki asıl sorun... yine devletlerin "akıl sağlığı sistemini"... psikopat psikiyatriye teslim etmesi ile ilişkili olmasıdır. Bu konuda çaresiz kalan aileler istemedikleri halde, istemsiz olarak... bu kokuşmuş ve bozulmuş akıl sağlığı sistemi tuzağına düşmek pahasına... mecburen bu hastalıklı akıl sağlığı sistemine başvurmak zorunda kalabiliyorlar."
Sadece psikiyatristler değil... bakımevleri de (özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) zihinsel engelli bireylerin yavaş yavaş (dışarıdan ve içeriden kimsenin ruhu bile duymadan, gizlice) hayatlarını mahvediyor, sakat bırakıyor (iyatrojenik yaralıyor) ve onları öldürmeye çalışıyorlar. Ve bu neredeyse dünya genelinde "sıradan bir yaşam haline gelmiş" durumda. "Akıl hastaneleri ve bakımevleri" bakımı altında kalan (özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) zihinsel engelli bireyler... önce zihinsel sağlık durumları daha da kötü hale getiriliyor, sonra da iyatrojenik sakat bırakılıyor ve daha sonra da öldürülüyorlar. Nasıl mı?
"Hep merak etmişizdir - akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri ve devlet, özel ve üniversite hastaneleri de dahil - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavileri gören zihinsel engelli bireylerin de kaldığı "bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde... onlarca yıl boyunca şimdiye kadar - zihinsel engelli olan ve olmayan - kaç masum engelli insan... - gizlice, sessiz sedasız bir şekilde - iyatrojenik olarak sakat bırakıldı (yaralandı) ve öldürüldü?"
"Aslında bu, dünyanın her yerinde yaşanan çok korkunç bir trajedi ama insanlık halen bunun farkında değil. Hiç düşündünüz mü? Bu yazı başlığına benzer durumlar... ya dünyanın dört bir yanında gerçekleşiyorsa?" Evet, aslında gerçekleşiyor. (Kardeşimin hikayesi de bunlardan biri. Bunu bu makalede ele aldım.) Hem de gözlerimizin önünde... 'Göz göre göre' diye bir deyim vardır; - işte bunun gibi birşey.
Ve bunu da biz demiyoruz; - yani kafadan atmıyoruz. "Psikiyatrik ilaçların zararları" konusunda yapılan yüzlerce (belki de binlerce, on /yüz binlerce) çalışmalar ve kanıtlar, bunları söylüyor. Deyim yerindeyse bas bas bağırıyorlar - 'İmdaat... psikiyatrik katliam var, psikiyatrik soykırım var, psikiyatrik vahşet var!' diye. Ama ne duyan var, ne gören?!" (Not1)
Konuyu biraz daha açalım ve biraz genelleme yapalım...
(NOT 1) : Dürüst psikiyatristler hariç.... sadece ana akım psikiyatriye hizmet (itaat) eden psikiyatristler... tüm insanlığın gözü önünde 'akıl hastası' olarak etiketledikleri yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla) insanın hayatını mahvediyor (iyatrojenik olarak sakat bırakıyor, yaralıyor ve aile hayatlarını yok ediyor, bozuyor, mahvediyor) ve sonra da onların ölmelerine neden oluyor. Hem de her gün kimyasal zehirlere (kimyasal lobotomi ve diğer ölümcül zararlara) maruz bırakarak ve her yıl da sakat kalmalarına ve ölümlerine neden olarak yapıyor tüm bunları. Ve daha fazlasını da...
BİLGİ : 'Dürüst psikiyatrist' tanımı, psikiyatrik ilaçların ve ECT gibi diğer (zararlı ve öldürücü) biyopsikiyatrik tedavilerin ölümcül zararlarını bilen ve bu nedenden dolayı da hastalarına 'psikiyatrik ilaç reçete etmeyen, ECT gibi diğer psikiyatrik tedavileri önermeyen, uygulamayan' psikiyatristler için geçerlidir. Bu dürüst psikiyatristler, "hastalarına psikiyatrik ilaçları reçete etmez, ECT ve diğer zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavileri önermez, uygulamazlar." Bunların yerine hastalarını "bir takım ilaçsız tedavi yöntemlerine, çeşitli davranış terapilerine yönlendirir veya bunları kendileri uygular." Daha geniş "dürüst psikiyatrist" tanımını BURADAN okuyabilirsiniz. Kimler, "dürüst psikiyatrist" tanımına uygundur, bunları okuyabilirsiniz
"Son bir not olarak, maalesef Türkiye'de bu "dürüst psikiyatrist" tanımlarına uyan dürüst bir psikiyatristin olmadığını ve neredeyse hepsinin ana akım psikopat psikiyatriye hizmet (itaat) eden yoldan çıkmış dürüst olmayan psikiyatristler olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz."
Muhtemelen ana akım psikiyatristleri... 'akıl sağlığının / akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... dünya genelinde yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla) insanın... sağlıklı beyinlerini HER GÜN kimyasal hasara (kimyasal beyin hasarına) maruz bırakıyor. İstisnasız psikiyatrik ilaç kullanan herkesi...
Muhtemelen bu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz bırakılan yüz milyonlarca insandan en az 1 milyondan fazlası (belki de daha fazlası - tahmini bir kaç milyonu)... HER YIL kimyasal lobotomiye yakalanmasına neden oluyor. (Tahmini bir kaç milyonun (Peter Breggin'in tahmini) sadece ABD'de olduğunu /olabileceğini düşünürseniz, ee artık gerisini siz düşünün.) Hem de onlarca yıldır... Psikiyatrik ilaçların neden olduğu çok sayıda zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklar ve rahatsızlıkları ve 'ani ölümler' de dahil çeşitli iyatrojenik ölümleri de kattığımız da bu sayı korkunç düzeylere çıkabilir.
- "Kimyasal lobotomi, psikiyatrik ilaçların neden olduğu 'kalıcı' olan ve olmayan kimyasal kaynaklı beyin hasarına verilen bir isimdir. Kimyasal lobotomi, 'bıçak, çekiç' vb gibi kesici aletlerle 'beyin kesme-biçme işlemi' olan frontal lobotominin kimyasal versiyonudur. Aralarındaki tek fark psikiyatrik ilaçların 'kimyasal' ve frontal işleminin 'fiziksel' olarak zarar vermesidir. Bunun haricinde pek fark yoktur; her ikisi de... kalıcı beyin hasarına ve ölümlere sebep olur. Ayrıca psikiyatrik ilaçların insanlara hem zihinsel hem de fiziksel olarak vermiş olduğu zararlar sayılamayacak kadar çok olduğu için... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal lobotomi, frontal lobotomiden bile çok daha tehlikeli bir yapıya sahiptir."
Asıl konuya geçmeden önce şu bilgiyi vermekte de fayda var. Çünkü, bunlar da konumuzla ilgili.
- "Psikiyatri ve psikiyatristler - dolaylı yollardan - itiraf ediyor : "Evet, biz insanların sağlıklı beyinlerini hem fiziksel hem de kimyasal beyin hasarına uğratıyoruz. Tüm bunları "akıl hastalıklarının tedavisi" adı altında yapıyoruz. N'olmuş yani?!"
** Psikiyatristler, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal lobotomiyi (kimyasal beyin hasarını) kabul ediyorlar ama dolaylı yollardan...
Şöyle ki... Ana akım psikiyatristleri... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını (kalıcı kimyasal lobotomiyi) kabul ediyorlar. Ancak bunu direkt olarak değil... indirekt olarak (yani dolaylı yollardan anlatarak) kabul ediyorlar. Yani... psikiyatri hastalarının (halk diliyle akıl hastalarının /delilerin)... ilaç kaynaklı yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarının neden olduğu olumsuz etkilerini, 'akıl hastalığının ilerlemesi, kötüleşmesi' şeklinde buna benzer ifadelerle dile getirmeye çalışıyorlar. (dipnot 1)
Yani... ana akım psikiyatristleri... ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarını ve sonucu olan olumsuz etkilerini' kabul ediyorlar ama bunları direkt olarak değil 'akıl hastalığının ilerlemesi, kötüleşmesi' vb buna benzer ifadelerle dolaylı yollardan kabul etmiş oluyorlar. Aslında kendilerinin sebep olduğu kimyasal beyin hasarlarını bu şekilde örtbas etmeye çalışıyorlar.
"Ana akım psikiyatristleri... dünya genelinde her yıl sayısı belirsiz on / yüz milyonlarca insanın (onlarca yıl boyunca ölenler (öldürülenler) de dahil tahmini milyarlarca insanın)... kimyasal beyin hasarına yakalanmaları da dahil iyatrojenik sakat bırakılmasından (yaralanmasından) ve öldürülmelerinden (ölümlerinden)... birinci dereceden sorumludurlar."
Hatta dahası da var. Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının olumsuz etkilerinden biri olan ve son derece tehlikeli, ölümcül ve kalıcı ve hatta - dayanılmaz acılardan dolayı - intiharlara dahi sebep olabilen tardif diskinezi ve akatizi'yi de zaman zaman kabul ediyorlar ama bunları da aynı şekilde "akıl hastalığının ilerlemesi, kötüleşmesi' vb şeklinde tarif ediyorlar. Ve hatta bazen de bunu kabul etmeyerek... bu ölümcül hastalıkların asıl nedenlerini - kasıtlı olarak yanıltıcı bir şekilde - 'altta yatan başka başka sebeplerin' vb gibi buna benzer şeylerin üzerine atabiliyorlar.
"Tardif diskinezi ve akatizi... ana akım psikiyatristleri tarafından iyatrojenik sakat bırakılmanın (yaralanmanın) bir sonucudur. - Nöroleptik psikiyatrik ilaçlar, tardif diskinezi ve akatizi'de dahil daha pek çok zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur."
Yani.. anlayacağınız direkt olarak psikiyatrik ilaçları suçlamaktan kaçınıyorlar. Çünkü... psikiyatrik ilaçların suçlanması demek, bu psikiyatrik ilaçları reçete eden psikiyatristlerin de suçlanması demek olacaktır. Bu da ana akım psikiyatristlerin... binlerce yada milyonlarca dolarlık tazminat davaları ile karşı karşıya kalmaları anlamına gelen birşey olacaktır. Psikiyatristlerin, kendilerini tehlikeye atacak bir şeye imza atacaklarını düşünebilir misiniz?
** Akıl hastalıkları" olarak etiketlenen... psikiyatrik ilaç kaynaklı psikolojik semptomlarda asıl gerçek ne?
"Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının (kimyasal lobotominin) neden olduğu olumsuz etkilerinin (yani olası psikolojik semptomlarının)... 'akıl hastalığı /akıl hastalıkları' ile hiç bir ilgisi yoktur."
(DİPNOT 1) : "Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının neden olduğu olumsuz etkiler... hem psikiyatrik ilaçların kullanımında (ilaç kaynaklı semptomlar) hem de aniden ve/veya yavaş yavaş bırakılmasında (yoksunluk etkileri) yaşanan olası psikolojik semptomlardır.
Bu etkilerin (semptomların) bazıları şu şekildedir /olabilir; "kendi kendine konuşma, bağırma çağırma, bağırarak konuşma, saldırganlık, şiddet, cinayet, intihar, sağa
sola yukarı aşağı gidip gelme (volta atma), gayipten sesler duyma,
garip ve tuhaf davranışlarda bulunma, anlamsız davranışlar ve konuşmalar" vs vs gibi ve daha ağır vakalarda 'tardif diskinezi, akatizi, demans, ağızdan salyalar akma, ne konuştuğunu bilememek, algılayamamak ve/veya sabit durgunlaşmak / daha hareketli olmak / yatağa bağımlı olmak" vs vs vb gibi...
"Bu semptomların hiç biri 'akıl hastalığı /akıl hastalıkları' ile ilgili değildir. Ve bu nedenle 'akıl hastalığının ilerlemesi /kötüleşmesi' diye bir şey de yoktur. Tüm bu semptomlar, muhtemelen psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının (kimyasal lobotominin) olumsuz bir sonucu ve etkisidir."
** Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal (ve duygusal) beyin travması ve sonuçları...
"Psikiyatrik ilaçlar, kimyasal kaynaklı beyin hasarı (kimyasal lobotomi) ile ilişkili 'kimyasal (ve duygusal) beyin travmasını' yaratır; - bu da bireylerde, akıl hastalıkları olarak etiketlenen 'psikolojik semptomlarının' oluşmasına neden olur."
Şöyle ki... Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı... beyinde, bir nevi kimyasal (ve duygusal) kaynaklı "beyin travmasını" yaratır ve bu travma sonucu bireylerde - yanlışlıkla "akıl hastalıkları" olarak da etiketlenen - bir takım garip ve tuhaf davranışların (olası psikolojik semptomların) ortaya çıkmasına da neden olur. (bak1)
Bu semptomların hiç biri akıl hastalıklarıyla ilgili değil, tamamen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının, beyinde yaratmış olduğu kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının bir etkisi ve sonucudur. - Bu da bireylerin "akıl hastası" olarak gözükmesine ve - zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) verilmeye devam edilmesi durumunda ise - ileri seviyeler de... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelmesine neden olan bir şeydir.
İşte, - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - zihinsel engelli bireylerin (genellikle ölene kadar) kaldığı "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimleri... hep bu tür - psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanan ve zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilen - insanlarla doludur, diyebiliriz."
(bak1) ; "Aslında psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının ve olumsuz sonuçlarının (psikolojik semptomlarının) tam bilimsel açıklaması çok farklıdır. Bu, daha çok psikiyatrik ilaçların neden olduğu "kimyasal beyin hasarı ve ilişkili psikiyatrik semptomların" nasıl oluştuğuna dair yapılan - bilimsel çalışmalardaki - psikiyatrik ilaçların sağlıklı beyinlerdeki çalışma şekliyle ilgilidir. Bu, çok farklı bilimsel bir yaklaşım olarak gözükse de... bunun bir başka adını "kimyasal (ve duygusal) beyin travması" olarak da görebiliriz. Ziraa, çeşitli fiziksel ve kimyasal beyin travmaları sonucu oluşan - psikolojik semptomlar da dahil - bir takım olumsuzlukların olduğu /olabildiği bilinen bir şeydir. Öyleyse, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili bu semptomların "kimyasal (ve duygusal) beyin travmasıyla" da ilişkili olabileceğine dair bir tahminde bulunabiliriz, diye düşünebiliriz. Konuyla ilgili aşağıda (bak4) notunu okuyunuz."
"Yukarıda da belirttiğimiz gibi.... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travması sonucu oluşan "psikolojik semptomların" hiç biri akıl hastalıklarıyla ilgili (ilişkili) değil; psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıyla ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının olumsuz bir sonucu ve etkisidir."
- "Psikiyatrik ilaçlar, muhtemelen 7'den 70'e herkeste 'kimyasal beyin hasarına' neden olabilir; bu da herkesin birer 'gerçek akıl hastası' olarak gözükmesine ve zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya başkalarının 'bakımına muhtaç' haline getirilmesine sebep olan bir şeydir."
** Sakinleşmeler ve şoklar...
Her kim olursa olsun... geçmişinde akıl hastalığı olmayan, aklı başında olan ve normal davranışlar sergileyen bir insana (zehirli kimyasallar içeren) herhangi psikiyatrik ilaçlardan biri verilirse... o insanın 'doğal beyin kimyası' - psikiyatrik ilacın zehirli kimyasallarının etkisi ile - değişmeye başlar. Doğal beyin kimyası, o psikiyatrik ilacın kimyasalları tarafından saldırıya uğrar. Bu saldırı esnasında... bireyde ani olan ve olmayan 'sakinleşmeler' / 'şoklar' yaşanır - bu durum, psikiyatrik İlacın kimyasallarının 'etki gücüne' (ağırlığına) göre kişiden kişiye değişebiliyor.
Ani olan ve olmayan 'şoklar' içerisine yukarıda saydığımız (ve sayamadğımız) pek çok semptomu ('akıl hastalıkları' olarak etiketlenen tüm davranış bozukluklarını) dahil edebiliriz. (Yani... ani olan ve olmayan şok sonraları bu semptomlar yaşanabilir.) Ancak bu semptomlar, ileriki dönemlerde ani olan ve olmayan sakinleşmeler yaşayan bireylerde de görülebilir. Genellikle (uzun vadelerde) psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesi ve/veya bırakılması durumlarında....
"Aslında psikiyatrik ilacın etkisiyle bireyde oluşan ani olan ve olmayan 'sakinleşmeler' / 'şoklar'... bireyin, o andan itibaren psikiyatrik ilacın neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalmaya başladığının bir göstergesidir, diyebiliriz."
** Psikiyatrik ilaç kaynaklı 'geri kurtarılabilir ve geri kurtarılamaz' kimyasal beyin hasarları...
Eğer yeterince uzun vadeli (süreli) psikiyatrik ilaç verilmeye devam edilirse... muhtemelen bu bireyin maruz kaldığı kimyasal lobotominin (kimyasal beyin hasarının) 'kalıcı' hale gelmesine (kalıcı kimyasal beyin hasarına) neden olabilir. Kalıcı kimyasal beyin hasarı, psikiyatrik ilaçların etki gücünün (ağırlığının) yüksek ve/veya bireyin kendi bünyesinin (mesela örneğin doğal kimyasal beyin yapısının) zayıf olması (bak6) vb gibi etkenler nedenleri ile kısa vadelerde de (anında, günler /aylar sonra da) gerçekleşebilir. Yani kalıcı kimyasal beyin hasarı... bu etkenler sayesinde 'anında' gerçekleşebileceği gibi 'günler /aylar sonra' da gerçekleşebilir."
(bak6) : "Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı beyin hasarının bazı bireylerde... bireyin 'kendi bünyesinin - örneğin kendi doğal kimyasal beyin yapısının - zayıf olmasına' bağlanması durumu biraz karışık gibi görülüyor. Ziraa hemen hemen her sağlıklı insanın fiziksel beyin yapısı - zeka (manevi) bakımından farklı olabilse de fiziksel açıdan - aynıdır, değişmez. Muhtemelen her insanın fiziksel beyin yapısı aynıdır ama bu fiziksel beyin yapılarındaki bazı kimyasallar (a1) ve/veya kimyasal süreçler (a2)... insanların kimyasal beyin yapıları arasında - bir /birden fazla çeşitli - farklılıklar gösterebilir. Bu farklılıklar ise muhtemelen örneğin psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... her insanın sağlıklı beynini olumsuz yönde etkileyerek... kimyasal beyin yapısını bozabileceği anlamına da gelebilir.
"Psikiyatrik ilaç kullanan bazı insanların... diğer bazı insanlara göre daha kısa sürede psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarına yakalanması da... muhtemelen bu, bazı kimyasalların ve/veya kimyasal süreçlerin... kimyasal beyin yapılarındaki farklılıklardan kaynaklanıyor olunabilir, diyebiliriz."
(a1) : Bazı kimyasallar... muhtemelen doğal yollardan - ağız, burun ve enjekte vb ile - vücuda alınan ve kimyasal beyin yapısını etkileyen çeşitli doğal kimyasallar içeren yiyecekler, içecekler, gazlar vb ile birlikte psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal etkenleri gibi tıbbi kimyasal etkenleri... bu bazı kimyasallar olarak gösterilebilir. (a2) : Kimyasal süreçler ise... daha çok bu bazı kimyasalların (hem insan vücuduna hem de) kimyasal beyin yapısına verebileceği tahribatın (hasarın) geliş sürecini (vadesini) işaret edebilir, diyebiliriz.
Muhtemelen bireyin kimyasal beyin yapısındaki doğal kimyasallar... dışarıdan gelen doğal olan /olmayan (yapay) kimyasallarla etkileşime giriyor ve beynin kimyasal yapısını olumlu /olumsuz yönde etkiliyor olabilir. Eğer dışarıdan gelen - örneğin sağlıklı yiyecek (meyveler, sebzeler gibi) ve içeceklerle (su, meyve suyu gibi) alınan - kimyasallar... son derece doğal ise muhtemelen beynin doğal kimyasalları ile olumlu yönde etkileşime girmesi... beynin doğal kimyasal yapısını güçlendirebilen ve/veya koruyabilen bir etken olabilir.
Bu da muhtemelen psikiyatrik ilaç kullanan bazı bireylerin... diğer bazı bireylere göre daha kısa sürede psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarına yakalanmasını bize açıklayabilir. Bu, bazı bireylerin beynin doğal kimyasal yapılarının, muhtemelen dışarıdan gelen son derece doğal kimyasallar ile güçlendirilmiş (korunulmuş) olduğundan dolayı... psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarına yakalanma süreçlerinin daha uzun bir sürece tabii olabilmesi anlamına da gelebilir, diyebiliriz - tabii, tüm bunlar sadece birer tahmindir, bazı istisnalar olabilir."
Kaldığımız yerden devam edersek....
Kalıcı kimyasal beyin hasarı... muhtemelen genellikle bir daha 'geri döndürülebilir, geri kurtarılabilir' özellikte değildir - yani bir daha 'geri döndürülemez, geri kurtarılamaz' türünde bir kalıcı kimyasal beyin hasarı... Bazı kalıcı kimyasal beyin hasarları ise... - eğer çok daha fazla ileri seviyelere ilerlememişseler - bu beyin hasarlarının 'geri döndürülebilir, geri kurtarılabilir' özellikte olması umut edilir.
Ve eğer yeterince uzun vadeli psikiyatrik ilaç verilmeye devam edilirse de... muhtemelen bu bireyin yakalandığı kalıcı kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesine (daha da ileri seviyeye gelmesine) neden olabilir. Bu da bireyin bir daha 'geri döndürülemez, geri kurtarılamaz' özellikte kimyasal beyin hasarına yakalandığını /yakalanmış olabileceğini bize gösterebilir.
"Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarına (kalıcı kimyasal lobotomiye) yakalanan insanlar... muhtemelen genellikle başkalarının bakımına muhtaç hale gelebiliyorlar. (Psikiyatrik ilaçlar tarafından bu bakıma muhtaç hale getirilenler, genellikle 'geri kurtarılamaz' özellikte olan kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalananlar olabildiği gibi... bazen de 'geri kurtarılabilir' özellikte - "engelli" - olanlar da olabiliyor.)
"Muhtemelen... psikiyatrik ilaçlar tarafından zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale getirilen bu insanların bir kısmını (/büyük çoğunluğunu) 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakım evleri, huzur evleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde görmek oldukça mümkündür, diyebiliriz."
"Muhtemelen dünya genelinde genellikle uzun vadeler (bazen de kısa vadeler) de... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal
beyin hasarına HER GÜN maruz kalan yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insandan... olasılıkla bir kısmı (tahminen bir kaç milyon insan - belki de daha fazla insan) HER YIL kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanıyor."
** Psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalmak ve yakalanmak...
- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) MARUZ KALMAK... bu kalıcı kimyasal beyin hasarına YAKALANMAYI işaret eden bir süreci gösterir. Maruz kalma ile yakalanma süreçleri arasında çok sayıda belli belirsiz olası semptomlar (ilaca bağlı semptomlar, yoksunluk etkileri gibi semptomlar) bulunur.
- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarına YAKALANMAK ise... bu kimyasal beyin hasarının maruz kalma sürecini tamamladığını ve kimyasal beyin hasarının 'kalıcı hale' (kalıcı kimyasal beyin hasarına) geldiğini gösterir. Yakalanma sürecine giren kalıcı kimyasal beyin hasarına ait (ve maruz kalmayla ilişkili) semptomlar da belirgin bir değişiklik olmamakla beraber... kalıcı kimyasal beyin hasarı ile ilişkili (bağlantılı) yeni yeni semptomların oluşması da muhtemeldir. (Bunları yukarıda kısaca irdelemiştik.)
Ana akım psikiyatri (ve psikiyatristler)... psikiyatrik ilaçların neden olduğu bu semptomları (davranış bozukluklarını), kasıtlı olarak yanıltıcı bir şekilde 'akıl hastalığı' ve 'akıl hastalığının ilerlemesi /kötüleşmesi' vb buna benzer şekilde olarak etiketleyerek tanımlamaktadır. Halbu ki bu semptomlara sebep olan şey... yukarıda da belirttiğimiz gibi kendilerinin (psikiyatristlerin), sebep olduğu - yani hastalarına vermiş olduğu psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarının... bireylerin 'beyin kimyasına' vermiş oldukları - kimyasal beyin hasarının olumsuz bir sonucu ve etkisidir.
Kimyasal olarak hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrayan beyin kimyasının olumsuz bir etkisi olarak... bireylerde - yukarıda saydığımız (ve sayamadığımız) - çok sayıda olabilen 'olumsuz etkiler (semptomlar)' olarak dışarıya yansır. İnsan davranışlarını kontrol eden şey 'beyin kimyasıdır.' (Ancak bu tek başına değildir, ruh dediğimiz kavramla beraber bu davranışlar kontrol edilir. Bunu, BURADAN daha detaylı bir şekilde okuyabilirsiniz.)
Beyin kimyası, 'doğal kimyasal yapıya' sahipse... insan davranışları da 'doğal' ve 'normal' olur; - değilse 'a-normal' olur. Yani.. insan davranışları, normal ve doğal olmaktan çıkar ve normal ve doğal olarak gözükmeyen insan davranışlarına dönüşür ve bu, davranış bozuklukları (yani kasıtlı şekilde akıl hastalığı) olarak etiketlenir. (Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler, bundan - yani insanların sağlıklı beyinlerine zarar vermekten - yani kimyasal hasara uğratmaktan) oldukça memnun olurlar! çünkü bundan mali kazanç sağlarlar.)
"Zehirli kimyasallar içeren tüm psikiyatrik ilaçlar da dahil hiç bir kimyasal etken (madde)... insanların 'doğal beyin kimyasını' düzeltemez, düzeltmez ve düzeltmiyor da zaten.. - "Ne yapıyor?" - Tam tersine beynin doğal kimyasal yapısını bozuyor. Bu da bireyler de kimyasalların neden olduğu bir takım "olası zihinsel değişikliklerin' - örneğin şiddete, cinayete ve intihara meyilli olmak gibi olası psikolojik semptomların (yani duygusal sıkıntıların) - oluşmasına neden oluyor. Tüm bunlar diğer tüm canlı türleri için de geçerlidir - örneğin hayvan canlıları gibi.."
İşte, zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların yaptığı şey de tam da budur. Beyin kimyası, psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına 'bağımlı' hale geldiğinden dolayı... (genellikle uzun süreli kullanım sonrasında) psikiyatrik ilaçlar, aniden bırakıldığında "ilaç yoksunluk semptomları" denen bir takım ciddi davranış bozuklukları da ortaya çıkabiliyor. Ana akım psikiyatristleri, bu ilaç yoksunluk semptomlarını "akıl hastalığının nüksetmesi" vb şeklinde buna benzer olarak kasıtlı olarak yanlış etiketlemeye çalışırlar. Halbuki, tüm bunların sorumlusu kendileridir - zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçları reçete ettikleri için...
--- --- ---
Yukarıda da izah ettiğimiz gibi... psikiyatrik ilaçların istisnasız hepsi - genellikle uzun vadeler de bazen de kısa vadeler de - kimyasal beyin hasarına sebep olur. Ve insanları zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale getirir. Akıl
hastaneleri ve bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinin...
psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan
insanlarla dolu olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Bunu, psikiyatrik ilaçların neden olduğu 'kimyasal beyin hasarına' ait araştırma sonuçlarından elde ettiğimizi söyleyebiliriz. (Not2)
(Not2) : "Muhtemelen.... sivil hayattayken psikiyatrik ilaç kullanan insanların büyük çoğunluğu... psikiyatrik ilaçlardan dolayı kimyasal beyin hasarına yakalanıyor. Ve bu nedenle zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale geliyorlar. "Engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale geldikleri için de bir 'akıl hastanesine' yada bir 'bakım evine' yerleştiriliyorlar.
Tüm bunlar, bize akıl sağlığı birimlerine yerleştirilen - en azından psikiyatrik ilaç tedavisi gören - insanların yaşamış oldukları 'kimyasal beyin hasarının' asıl nedeninin 'psikiyatrik ilaçlar' olabileceğini göstermektedir. Ayrıca psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının hangi evrede olabileceğini hesaplayabilir ve 4.evrenin 'ölüme yakın evre' olduğunu ve bu 4.evrede olan sayısı belirsiz binlerce (/on/yüz binlerce /milyonlarca) olabileceğini tahmin edebilirsiniz.
Tüm bunlar ve diğerleri aslında - onlarca yıldır gizli bir şekilde yaşadığımız - çok korkunç gelişmelerdir. Aslında tüm bunlar 'psikiyatrik vahşet ve soykırımdır.' Ve bunların hepsini ve daha fazlasını kendi bloglarımda yayınladım ve kendi düşüncelerimi de açıkladım."
(Not2) : "Muhtemelen.... sivil hayattayken psikiyatrik ilaç kullanan insanların büyük çoğunluğu... psikiyatrik ilaçlardan dolayı kimyasal beyin hasarına yakalanıyor. Ve bu nedenle zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale geliyorlar. "Engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale geldikleri için de bir 'akıl hastanesine' yada bir 'bakım evine' yerleştiriliyorlar.
Tüm bunlar, bize akıl sağlığı birimlerine yerleştirilen - en azından psikiyatrik ilaç tedavisi gören - insanların yaşamış oldukları 'kimyasal beyin hasarının' asıl nedeninin 'psikiyatrik ilaçlar' olabileceğini göstermektedir. Ayrıca psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının hangi evrede olabileceğini hesaplayabilir ve 4.evrenin 'ölüme yakın evre' olduğunu ve bu 4.evrede olan sayısı belirsiz binlerce (/on/yüz binlerce /milyonlarca) olabileceğini tahmin edebilirsiniz.
Tüm bunlar ve diğerleri aslında - onlarca yıldır gizli bir şekilde yaşadığımız - çok korkunç gelişmelerdir. Aslında tüm bunlar 'psikiyatrik vahşet ve soykırımdır.' Ve bunların hepsini ve daha fazlasını kendi bloglarımda yayınladım ve kendi düşüncelerimi de açıkladım."
NOT : Aşağıda asıl konuyu irdelerken... "soykırım endüstrisi" ana akım psikopat psikiyatriyi... hem ülkemizde hem de dünya genelinde... onlarca yıldır yapmış oldukları ve halen bile yapmaya devam ettikleri... gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını... - yer yer eleştirmeye, gerçekleri açıklamaya, ağır eleştirilerde bulunmaya - devam edeceğiz.
*** *** ***
* Zihinsel engelli bireylerin ölene kadar kaldıkları bakım, tedavi ve rehabilitasyon yerleri 'ÖLÜM KAMPLARI' gibi... Yani CEZAEVLERİ ve AKIL HASTANELERİNDEN farksız..
(Dipnot 68) : Hayatınız da herhangi bir zihinsel engelli bir bakımevi, huzurevi ve/veya rehabilitasyon merkezleri gbi akıl sağlığı birimlerinden birine gittiyseniz... muhtemelen siz de, (işin gerçeğini - "içi farklı dışı farklı" atasözüne /deyime uygun bir şekilde - tam olarak bilmediğiniz için olsa gerek)... 'Aaa! buralar ne kadar güzel yerlermiş!' gibi buna benzer bir düşünceye sahip olmuşsunuzdur. İnsanlar hep der ya, 'Yahu kardeşim ben kendi gözlerimle gördüm. Buralar öyle anlatıldığı gibi
kötü değil; harika yerler, personel harika, hizmet harika, güvenlik
harika vs vs..' diye. Ha, işte bunun gibi birşey.. (Yabancı ülkelerdeki akıl sağlığı birimlerin de yaşanan sorunlara baktığımız da... buralara yakınlarını bırakan (yerleştiren) aileler de... önceleri tıpkı böyle düşünüyorlardı. Ama işte sonradan çıkan ve medyaya yansıyan sorunlar... aslında akıl sağlığı birimlerinin... hiç de öyle görüldüğü gibi "pespembe" olmadığını göstermişti. Bunları bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)
Muhtemelen ziyaretçilerin çoğu, bu gibi akıl sağlığı birimlerinin mevcut durumları hakkında... 'dar bir bakış açısı' çerçevesinden (yani ya hayatlarında hiç görmedikleri için... ya buralar hakkında olumlu şeyler duydukları için... ya da bunlara benzer başka neden /gerekçelerle) baktıkları için olsa gerek... olumlu düşüncelere sahiptirler, diyebiliriz.
İnsanların, olayları ve yerleri, bizzat 'kendi gözleriyle görmeleri, şahit olmaları'... buraların 'nasıl işledikleri' konusunda, insanlara olumlu /olumsuz yönde 'oldukça aldatıcı bir görüş' sunabilir. Bina ve çevre düzenlemelerinin ve akıl sağlığı birimlerinin çalışma sistemlerinin vb faaliyetlerin "nasıl olması gerektiği" konusunda da yeterince bir bilgiye ve deneyime sahip değilseniz eğer... bu gibi konularda da olumlu /olumsuz yönde oldukça yanıltıcı bir yaklaşıma ve görüşe sahip olabilirsiniz. Örneğin... personellerin size 'tatlı dille yaklaşması, düzgün konuşması, etrafın olumlu hava içerisinde olması' gibi vb nedenler, insanların akıl sağlığı biriminin mevcut durumu ve işleyişi (olaylar ve yerler) konusunda olumlu yönde oldukça yanlış ve yanıltıcı bir görüşe sahip olmasına neden olabilir.
"İçi faklı, dışı farklı", "içi başka, dışı başka", "dışarıdan bakınca iyi (/tam tersi kötü) gözüküyor ama içeriden bakınca kötü (/tam tersi iyi)..." diye atasözlerini /deyimleri duymuşsunuzdur. İşte, anlatmak istediğimiz de tam da bunun gibi birşeydir."
Muhtemelen... devletler, zihinsel engelli 'bakımevleri huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinin 'yerlerinin konumları ve işleyişleri' konusunda 'nasıl yer, konum vb işleyişe sahip olması' gerektiğine dair çeşitli yönetmelikler sunar. Ancak çoğunlukla bu yönetmelikler, zarar verici ve öldürücü klasikleşmiş akıl sağlığı sistemi mantığına uygun şekilde dizayn edilmiş olduklarından dolayı, bunların genellikle göstermelik bir özelliğe sahip olduğunu /olabileceğini, söyleyebiliriz.
Bu göstermelik yönetmeliklerin, "uluslararası standartlara uygun olması" da hiç bir şeyi değiştirmeyecektir. Çünkü... zaten uluslararası standart olarak görülen akıl sağlığı birimleri de, zararlı ve öldürücü akıl sağlığı sistemine dahil olduğunu /olabileceğini fark edebiliyorsunuz. Muhtemelen... uluslararası standartlara uygun (inşa edilen) akıl sağlığı birimlerinde de, masum zihinsel engelli bireylerin - zararlı ve öldürücü akıl sağlığı sistemi (özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar) tarafından yaşam süreleri kısaltıldığından dolayı... 'artık bunlar için bir umut yok!' gibi bir algıyla - sadece yaşam sürelerini biraz daha fazla uzatabilmek için bir takım bilişsel faaliyetler - ile buralarda ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİNİ anlayabiliyorsunuz. (Bu ölüme terk edilmesi ve diğer olasılıkları bu yazının sonunda - madalyonun öteki yüzüne geçmeden önce - açıklamaya çalıştık.)
Evet, akıl sağlığı birimlerinin (hem binanın dış ve iç konumları hem de hastalara verilen hizmetlerin) uluslararası standartlara uygun bir şekilde dizayn edilmesi... buraların zihinsel engelli bireyler için 'yaşanabilir yerler' olduğunu bize göstermez. Zaten göstermiyor da..
"Neden buralara adeta birer 'ÖLÜM KAMPLARI' gibi diyoruz? - "Peki, işin gerçeği nedir?"
-- Binanın (içi ve dışının) ve çevresinin DAR YAPIYA sahip olması...
Zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinin bina sistemlerinin, hem dışarıdan hem de içeriden bakıldığında... bir cezaevi ve/veya bir akıl hastanesi mantığı ile düzenlenmiş bir bina ve çevre sisteminin olduğunu görüyorsunuz. Bu tür akıl sağlığı birimlerinin bina sistemleri ve çevresi... DAHA GENİŞ BİR ARAZİ içerisinde bol ağaçların ve yeşillik alanların olduğu doğal bir çevrede ve doğal bir çevre ortamının verildiği bir mantıkla inşa edilmesi gerekiyordu.
Ve bina içine baktığımız da... güneş ışığının bile giremediği kapalı ve dar salonlar, 2,3 /4 kişilik kalabalık koğuş odaları (koğuş sisteminin zararlarını ve tehlikelerini daha önceki blog yazılarımızda değerlendirmiştik, kısaca burada da ara ara değerlendirmeye çalıştık, okuyabilirsiniz), yetersiz personeller, yetersiz hizmetler, (hastaların birbirleriyle yakın temaslarında, birbirlerinin güvenliğini tehlikeye atabilecek şekilde 'tehlikeli davranşlar' sergilemeleri karşısında) yetersiz güvenlik önlemlerinin olması (ve daha henüz aklımıza gelmeyen diğer olumsuzluklar gibi) vb şeklinde bir cezaevi ve/veya bir akıl hastanesi mantığında düzenlenmiş olduğunu görüyoruz.
Sadece sırf binanın (iç ve dış) yapısı ile çevrenin çok dar bir yapıda olması - yani çok geniş bina ve çevre (bahçe) alanlarına sahip olmaması bile... zihinsel engelli bireylerin özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitme olasılıklarını, risklerini, tehlikelerini kat be kat artırabilir özelliktedir, diyebiliriz. Yani "akıl sağlığı birimlerinin bina sisteminin, bireylerin iyileşmesini engelleyecek şekilde sanki cezaevi / bir akıl hastanesi görüntüsü şeklinde olması, koğuş sisteminin olması, hastaların birbirleriyle yakın temas içerisinde olması, personelin olumsuz davranışlarının olması" gibi sorunların olmasıda önemli olumsuz etkenlerdir, diyebiliriz..
- 1. ve en olası neden... bu tür akıl sağlığı birimlerinin varolan mevcut akıl sağlığı sisteminin işleyişinin - hastaların iyileşmesinin istenmesinin - tam zıt yönünde bozuk ve kötü olmasıdır.
Şöyle ki.. akıl sağlığı sistemi o kadar kötü ki.. bu tür akıl sağlığı birimlerinde kalan zihinsel engelli bireylerin, hem fiziksel hem de zihinsel sağlık durumları açısından "iyileşmelerinin, şifa bulmalarının" zorlaşması ve/veya hiç mümkün olmamasıdır.
Özellikle de kardeşim gibi "topluma adapte edilmesi gereken çok ağır durumda olmayan" engelli bireylerin... zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gidebilmesi açısından değerlendirebilmek gerekir. (Aslında kardeşimin de zihinsel sağlık durumunun gerçekten de çok ağır olup-olmadığı konusunda biraz şüphelerimiz de var.) Buradan baktığımız da... - zihinsel sağlık durumları o kadar ağır olmayan - bu masum insanların yaşamış oldukları (yani muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu "geri kurtarılabilir, geri döndürülebilir") kimyasal beyin hasarlarının... "bakımevlerinin (ve diğer akıl sağlığı birimlerinin) mevcut bozuk ortamları" ile birlikte... "psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi" olasılığı durumunda... bir daha "KURTARILAMAYACAK, GERİ DÖNDÜRÜLEMEYECEK KADAR - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılmaları da söz konusu olabilir, diye düşünebiliriz.
"Öyle görülüyor ki... bu tür akıl sağlığı birimlerine getirilen ve ölünceye kadar buralarda kalması sağlanılan zihinsel engelli bireyler... buralara "İYİLEŞMELERİ, ŞİFA BULMALARI" için değil... ölünceye kadar 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin yapılması' için getiriliyorlar, gibi gözüküyor." - "Peki, gerçekte bu ne demek?"
- 2. olası neden... zihinsel engelli bireylerin 'topluma adapte edilmesi ve topluma kazandırılmasının' imkansız olması ve bunun asıl nedeninin kalıcı kimyasal lobotomi olmasıdır ki bu 1. olası nedenle ilişkilidir..
Bu tür zihinsel engelli akıl sağlığı birimlerinde en başta durumu o kadar çok ağır olmayan (örneğin kardeşim gibi) zihinsel engelli bireylerin... 'topluma adapte olma ve kazandırılma' konusunda çok ciddi sıkıntılar var gibi görülüyor. Bu durumda olan insanlar için bile... buralarda adeta ölümü beklercesine bir bakım,tedavi ve bilişsel faaaliyetler veriliyor.
Bilişsel faaliyetler, öyle rehabilitasyon faaliyetleri gibi gözükmüyor; sadece (muhtemelen psikiyatristler tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan) bireylerin yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarlarının daha da kötüye gitmesini (ilerlemesini, kötüleşmesini) engellemek için yapılan bilişsel faaliyetler gibi
gözüküyor. (Bunları ara ara yazdık ve en aşağıdaki dipnotlarda da
okuyabilirsiniz.) Maalesef bu vb nedenlerden dolayı... bu masum
insanların, bu tür akıl sağlığı birimlerinde adeta ÖLÜMÜ beklediklerini, üzülerek söylemek zorundayız. İşte, buna DUR denilmesi gerekiyor.
Bu masum insanların, ana akım psikopat psikiyatristler tarafından (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) - KURTARILAMAYACAK, GERİ DÖNDÜRÜLEMEYECEK KADAR - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kalıcı kimyasal lobotomiye) uğratılmaları... dolaysıyla zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilen... bu insanların, zihinsel engelli 'bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinde... 'topluma adapte edilmesi ve topluma kazandırılması' rehabilitesinin neden mümkün olmadığı konusunda bize iyi bir fikir verebilir.
Bu durum ile birlikte - zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların 'insanların yaşam sürelerini kısalttığı ve çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara sebep olduğu' gerçeğinin olması karşısında... bu masum insanların bu tür akıl sağlığı birimlerinde neden haberleri dahi olmadan 'ölümü bekledikleri' konusunda da bize önemli bir fikir ve hatta bir kanıt dahi sunabilir, diyebiliriz.
- 3.olası neden ise... tabii ki yine akıl sağlığı sistemi ile alakalı hem personellerin (çalışanlar, hizmetliler, görevliler vb) ve diğer hastaların (birbirlerine karşı sergiledikleri) olumsuz davranışlarının... diğer hastalar üzerinde olumsuz etkiler bırakmasıdır. Bu tür olumsuz etkiler, buraya bir nevi 'huzur bulmak, iyileşmek' vb için de gelen /getirilen bireylerin, özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olan bir etken olacaktır ve muhtemelen oluyordur da.. Bu gibi olumsuzlukları düşündüğünüz de... bu insanların bu tür olumsuz ortamlarda 'huzur bulmasının' ve hele de 'iyileşmesinin mümkün olmadığının' bilinmesi için, herhalde uzman olmaya gerek yoktur.
- 4.olası neden ise diğer nedenler, olasılıklar... 'koğuş sistemi, hasta sayısının fazla olması, hastaların birbirlerine yakın temas içerisinde olması' gibi henüz aklımıza gelmeyen diğer önemli ciddi sorunların da olabileceğini belirtmek de fayda vardır.. (Bunları yukarıda belirtmiştik ve yeri geldikçe elimizden geldiğince kısaca ara ara vermeye devam edelim.)
Bu tür dar yapıda dizayn edilmiş zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerine... neden birer "CEZAEVİ" ve/veya birer "AKIL HASTANESİ" mantığı ile bakıldığını umarız anlamışsınızdır - aslında bu mantıklar ile bakılmasının diğer nedenleri de var. (Onları da yukarıda dediğimiz bazılarını (aklımıza gelenlerini) aşağıda okuyabilirsiniz.)
-- Bakamayacakları kadar çok sayıda hastanın akıl sağlığı birimlerine alınması...
Akıl sağlığı birimlerinde dikkatimizi çeken başka bir nokta da... bu tür birimlerin 'bakamayacakları, ilgilenemeyecekleri, acil bir durumda yetişemeyecekleri, güvenliklerini sağlayamacakları' vb gibi hizmet ve sorunları HIZLI ve KALİTELİ bir şekilde karşılayamayacakları kadar çok sayıda hastaya sahip olmasıydı. Örneğin kardeşimle ilgili yaşanan personel ve diğer hastaların (kardeşime karşı) 'olumsuz davranışlarına' hitaben, "her hastaya yetişemedikleri' vb gibi buna benzer sözler sarfetmeleri... bu tür birimlerin, "bakabilecekleri, ilgilenebilecekleri ve yetişebilecekleri" kadar hasta sayısına değil de... "bakamayacakları, ilgilenemeyecekleri ve yetişemeyecekleri" kadar hasta sayısına sahip olduklarını bize gösterebilmektedir.
Özellikle de acil durumlarda - örneğin, hastaların birbirleri ile yakın temas içerisinde olması ile birbirlerine karşı zarar verici (mesela "ittirme, kaktırma, düşürme, saldırma, şiddet" vb gibi) bir takım olumsuz davranışlar sergilemeleri karşısında... bu tür olumsuz davranışlara müdahale edil(e)memesi... olumsuz davranışlara muhatap olan hastaların ciddi olarak sakatlanmalarına (yaralanmasına) hatta ölümlerine dahi sebep olunabilir.
Ayrıca fiziksel sağlık durumlarının tehlikeye girebilmesi riskleri ile birlikte... bireylerin zihinsel sağlık durumlarının da daha da kötüye gitmesi de söz konusu olabilmektedir, diyebiliriz. Aynı olası riskler... acil bir durum gerektirebilecek hastaların fiziksel ve zihinsel sağlık durumlarına 'anında müdahalenin yapıl(a)maması' gibi sorunlar için de geçerlidir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi... kardeşimle ilgili
(mutfakta düşme ve çamaşırhanedeki personel şiddeti /ilgisizliği /dalga
geçmesi vb gibi) sorunu karşısında... oraya gitmeden önce "Siz
de hiç hasta mahremiyeti yok mu?" vb gibi anlattığımız da... hem telefondayken ve oraya gittikten sonra da durumu yeniden
izah etmemiz karşısında kendilerine, "Her hasta için ayrı ayrı
ilgilenecek personeliniz yok mu?" gibi buna benzer sözler
söylediğimizde... (yanlış hatırlamıyorsam, hatırladığım kadarıyla hem yetkili görevli bayanın yanndaki görevliye hem de hemşirelerden biri olması
lazım)...bana 'beyfendi burada 100 kadar (/100'den
fazla) hasta var, hangi birisine yetişelim, hangi birisiyle uğraşalım!'
gibi birşeyler söylemişlerdi. Bu, aslında mantıklı bir soru /cevap
değildi.
Çünkü...
1) Eğer yanlış bilmiyorsak bildiğimiz kadarı ile... muhtemelen devlet, maddi gücü yetersiz olan hastalar için... bu 'hastalara çok iyi bakılsın, bakım , tedavi ve rehabiliteleri çok iyi yapılsın' vb diye... bakımevlerine... her hasta için her ay düzenli olarak binlerce lira (eski parayla milyon /milyar) para yatırıyor. Burası özel bir yer olduğu için de... burası, muhtemelen ailelerden de 'hastalarına çok iyi bakılsın' diye binlerce liralık paralar alıyorlar. Şimdi, personellerin "böyle birşey söylemeye mantıklı gerekçeleri" olabilir mi? Aslında hayır ama bazı şeyler ters gittiğinde... örneğin "yetersiz personelin olması" vb gibi nedenler, buna sebep olabilir. Lakin...
2) "Bakamayacağınız hastaları ne diye buralara alıyorsunuz?" Madem bakamıyorsunuz... madem her hastaya yetişemiyorsunuz... madem her hastayla uğraşamıyorsunuz... o zaman "bakabileceğiniz, yetişebileceğiniz ve uğraşabileceğiniz" kadar hasta alsanıza... diye sormak da geliyor insanın aklına...
"Şimdi, personelin böyle birşey söylemeye hakları /mantıklı gerekçeleri var mıdır?" demiştik... Ama iyi ki söylemişler... zaten söylemeseler de oraya gidip her şeyi kendi gözlerimizle gördüğümüz için... gerçekten de 'hastalara yetişemediklerini ve hastaları muhtemelen kontrol edemediklerini' anlayabiliyorsunuz. Belki 'bakım ve tedavileri yapılıyor' olunabilir (aslında burası da tartışılabilir) ama 'hastalara yetişememe ve onları kontrol edememe' konusunda ciddi sıkıntıların olduğu çok açık bir şekilde gözüküyor.
1) Eğer yanlış bilmiyorsak bildiğimiz kadarı ile... muhtemelen devlet, maddi gücü yetersiz olan hastalar için... bu 'hastalara çok iyi bakılsın, bakım , tedavi ve rehabiliteleri çok iyi yapılsın' vb diye... bakımevlerine... her hasta için her ay düzenli olarak binlerce lira (eski parayla milyon /milyar) para yatırıyor. Burası özel bir yer olduğu için de... burası, muhtemelen ailelerden de 'hastalarına çok iyi bakılsın' diye binlerce liralık paralar alıyorlar. Şimdi, personellerin "böyle birşey söylemeye mantıklı gerekçeleri" olabilir mi? Aslında hayır ama bazı şeyler ters gittiğinde... örneğin "yetersiz personelin olması" vb gibi nedenler, buna sebep olabilir. Lakin...
2) "Bakamayacağınız hastaları ne diye buralara alıyorsunuz?" Madem bakamıyorsunuz... madem her hastaya yetişemiyorsunuz... madem her hastayla uğraşamıyorsunuz... o zaman "bakabileceğiniz, yetişebileceğiniz ve uğraşabileceğiniz" kadar hasta alsanıza... diye sormak da geliyor insanın aklına...
"Şimdi, personelin böyle birşey söylemeye hakları /mantıklı gerekçeleri var mıdır?" demiştik... Ama iyi ki söylemişler... zaten söylemeseler de oraya gidip her şeyi kendi gözlerimizle gördüğümüz için... gerçekten de 'hastalara yetişemediklerini ve hastaları muhtemelen kontrol edemediklerini' anlayabiliyorsunuz. Belki 'bakım ve tedavileri yapılıyor' olunabilir (aslında burası da tartışılabilir) ama 'hastalara yetişememe ve onları kontrol edememe' konusunda ciddi sıkıntıların olduğu çok açık bir şekilde gözüküyor.
Ayrıca - yukarıda da belirttiğimiz gibi - bina alanı (içi ve dışı) ve çevresi çok dar bir yapıya sahip olan bu tür akıl sağlığı birimlerinde... zihinsel engelli bireylerin sayılarının çok fazla olması... bu bireylerin sadece fiziksel sağlıklarının daha da kötüye gidebilmesi ihtimali açısından değil... zihinsel sağlık durumlarının da daha da kötüye gidebilmesi ihtimali açısından da oldukça çok tehlikeli bir durumdur. Sadece sırf binanın (iç ve dış) yapısı ile çevrenin çok dar bir yapıda olması - yani çok geniş bina ve çevre (bahçe) alanlarına sahip olmaması bile... zihinsel engelli bireylerin özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitme olasılıklarını, risklerini, tehlikelerini kat be kat artırabilir özelliktedir, diyebiliriz.
Kaldı ki bu tüm bu sorunlar... bu tür akıl sağlığı birimlerinde... zihinsel engelli bireylerin hem fiziksel sağlık hem de zihinsel sağlık durumlarını daha da kötüye götürebilecek diğer ciddi sorunların da söz konusu olabileceğine dair... bu yönde insanlarda şüphelerin oluşmasına neden olabilmektedir, diyebiliriz."
-- Koğuş sisteminin olası zararları.... zihinsel engelli bireylerin birbirlerine yakın temas içinde olmalarının getirebileceği olası tehlikeler...
a) muhtemelen rahatsızlıklarından dolayı bireylerin sürekli olarak... "kendi kendine konuşması, bağırıp-çağırması, tehditler savurması, sürekli gürültüler şeyler yapması" vs vs..
b) .... saldırgan hale gelmesi, şiddet sergilemesi, cinsel saldırılarda bulunması (sert cisimlerle mahrem yerlere sokmaya çalışması gibi), ittirip-kaktırması, uykudayken birinin, diğerini zarar vermeye çalışması (mesela öldürmeye çalışması - örneğin yastık vb şeyle boğması, keskin cisimle boğazını kesmeye çalışması gibi) vs vs...
c) .... el, yüz ve ayaklarının titremesi vs vs.. (Bu, diğer sağlıklı bireyler için - odalarda birlikte kalacakları için zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesi açısından - iyi bir şey değildir. Bunun nedenlerini de izah edeceğiz.)
d) olası bulaşıcı virüslerin, hastalıkların... hastaların birbirlerine bulaştırması risklerinin olması vs vs...
"Bulaşıcı hastalıkların... koğuş sisteminde kalan hastalar için... ne kadar tehlikeli olduğunu söylemeye gerek yoktur, herhalde. Akıl sağlığı birimlerinin... "biz gerekli tedbirleri alıyoruz, böyle şeyler olmaz! ; şimdiye kadar hiç böyle bir şeyle karşılaşmadık!" gibi şeyler sarfetmesi... "şimdiye kadar bunların olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı" anlamına gelmez. Ana akım psikiyatri ve ana akım tıp dünyasındaki örtbas etme kültürlerinin... akıl sağlığı birimlerinde de oldukça yaygın olduğunu /olabileceğini unutmamak gerekir.
Akıl sağlığı birimlerinde şimdiye kadar bulaşıcı hastalıklara yakalanıp da... iyatrojenik olarak sakat bırakılan ve öldürülen insanları... muhtemelen hiç duymamışsınızdır? Bu, şimdiye kadar - onlarca yıldır - psikiyatrik ilaçlardan dolayı iyatrojenik olarak sakat bırakılan (yaralanan) ve öldürülen (ölen) insanların hiç olmaması gibi... garip ve tuhaf bir örtbas etme kültürüne benziyor gibi. Buradan baktığımız da bunun yani - hem ana akım psikiyatri hem ana akım tıp hem de akıl sağlığı birimlerindeki - örtbas etme kültürünün.. adeta henüz adı dahi konulamamış "kötü bir geleneğe" dönüştüğünü de fark edebiliyor ve bunu anlayabiliyorsunuz, diyebiliriz..."
e) ve aklımıza şu an gelmeyen diğer olası tehlikeler...
f) ve ister tek cinsiyetli koğuş sistemi olsun isterse tek kişilik oda sistemi olsun... kötü niyetli personellerin, hemşirelerin vb çalışanların... odalar da zihinsel engelli bireylere karşı 'şiddet, istismar, cinsel istismar, tecavüz" vb gibi çeşitli suiistimaller içerisinde bulunabilmesi de diğer önemli sorunlardan biridir. Bunu da pas geçmemek lazım. Gerçi, personellerin zihinsel engelli bireylere yönelik bu tür olumsuz davranışlarının olması ihtimali... sadece koğuşlarda geçerli olan birşey değildir. Koğuş dışındaki ortamlarda (bina içinde ve bahçesinde gibi mekanlarda) da geçerlidir diyebiliriz. Hatta zihinsel engelli bireyler, hastanelere, gezilere vb yerlere götürülürken bile bu 'istismarlara' maruz kalabilirler.
Biz koğuş sistemine geri dönersek... Tüm bunlar, birlikte kaldıkları diğer sağlıklı hastaların... hem fiziksel (bedensel) sağlıkları hem de en önemlisi özellikle de zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesi açısından oldukça tehlikeli riskler içermektedir. Bu insanlar, zaten 'zihinsel engelli' oldukları için buralara ('bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının' yapılabilmesi için) getiriliyorlar. Bir de böyle - yukarıda bu anlattığımız şekilde - olası tehlikeli riskler ile karşı karşıya kalmaları... bu zihinsel engelli bireylerin akıl sağlıklarının (yani zihinsel sağlık durumlarının) daha da kötüye gitmesine neden olacaktır. Ki zaten olduğuna /olmuş olabileceğine dair içimizde kötü bir his var. Çünkü... buna benzer hadiselerin yurtdışından - özellikle de batı dünyasından, mesela İngiltere'den - gelen haberlerle (bu tür vakaların) yaşanmış olduğunu anlayabiliyorsunuz. Aynı hadiselerin ülkemizde de (gizli bir şekilde) yaşanıyor olma ihtimalini de düşünmemek için hiçbir neden yok.
Yukarıda koğuş sisteminin olası tehlikelerini vurguladığımız hadiseler... sadece koğuş sistemlerinde değil, koğuş dışındaki ortamlar için de geçerlidir. (Bunu yukarıda kısaca belirtmiştik.) Özellikle de zihinsel engelli bireylerin birbirlerine yakın temas içinde olmalarının getirebileceği olası tehlikeler içerisinde... örneğin birinin diğerine.... 'şiddet, tehtid, saldırganlık, ittirme-kaktırma, sertçe ittirme, bağırıp-çağırma' gibi olası olumsuz davranışların sergilenmesi ile birlikte... örneğin yemekhanelerde yemek yenirken ve/veya sıradayken 'demir /plastik kaşık ve özellikle de çatalların ve/veya çay ve su bardaklarının' BİRER SİLAH gibi kullanılması ile ortaya çıkacak olası tehlikeli riskler... örneğin biri, diğerinin gözüne çatalı sokabilir. Bir diğeri, cam (/demir) bardağını kafasına vurabilir ve/veya - eğer kullanılıyorsa, bireylere veriliyorsa - cam bardağını kırarak, keskin kısmıyla kişinin boğazını kesebilir. Daha bunlar gibi olmadık tehlikeli riskler ile karşılaşılabilir. (Tabii, bu insanlar bunları bilerek yapmıyorlar - onları 'bu hale getiren (kalıcı beyin hasarına uğratan) akıl sağlığı sisteminin bir sonucudur' bu, ve akıl sağlığı birimlerinde bunlara bakmak ve korumakla yükümlü olan personellerin (ve devlet sisteminin) sorumsuzlukları yüzündendir de, diyebiliriz.)
"Şimdiye kadar olmamış, bundan sonra mı olacak!" diye düşünüyorsanız...
1) 'bundan sonra olmaz /olmayacak' diye bir şey olabilir mi? Ya olursa? Bunun hesabını kim verecek?
2) ya olduysa? - akıl sağlığı birimlerinde medyaya yansımış olanların dışında... bil(e)mediğimiz bazı hadiseler de yaşanıyor /yaşanmış da olunabilir - ve bu nedenle bu tür olayların üstü kapatılmış (yani anlayacağınız örtbas edilmiş de) da olunabilir. Olmaz diyorsanız, biraz araştırın? Akıl sağlığı sistemine hapsedilmiş insanların nasıl sakat bırakıldıklarını ve öldürüldüklerini belki öğrenmiş olursunuz... (Bu konular hakkında 'Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir' ve 'akıl hastalıkları bir efsanedir - psikiyatrik ilaçlar, kalıcı akıl hastalıklarına sebep olur' serileri ile birlikte diğer akıl sağlığı ve ölümcül psikiyatri hakkında yazılıp çizilenleri bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz..)
İşte bu vb gibi nedenlerle.... Yukarıda da vurguladığımız gbi.... şu anki akıl sağlığı birimlerinin hem iç ve dış görümüm ve hem de bozuk ve tehlikeli akıl sağlığı sistem ortamı, hastalara sanki bir cezaevinde veya bir akıl hastanesinde kalıyormuşcasına bir his verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
En azından durumu ağır olmayan kardeşim gibi olanlar için... Belki de durumu ağır olan insanlar da bunu hissediyordur ama durumları ağır olduğu için olsa gerek bunu dile getiremiyorlardır. - ("Ah! şu psikopat psikiyatristlerin yaptığına bakar mısınız? Bu insanların sağlıklı beyinlerine nasıl da zarar (beyin hasarı) vermişler? Yazık değil mi bu insanlara ve ailelerine?")
Bunu zaten hem bina dışından çevreyi gördüklerimiz hem de bina içinde (odalara gezmemize 'mahremiyet nedeniyle' izin vermemelerine rağmen) gördüklerimiz ile biz bu gerçeği anlamıştık. Ayrıca kardeşimin de bu ortamdan oldukça rahatsız olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. (Gerçekten buralar insana 'sanki bir cezaevi /bir akıl hastanesinde kalıyormuşçasına' bir his veriyor ve gerçekten, bu çok korkunç bir duygu; bu korkunç duyguyu siz de hissedebiliyorsunuz - vicdan sahibi normal bir insan bile bu duyguyu hissedebilir.)
Öyle ki... hastaları - bakımevleri başta olmak üzere - hangi akıl sağlığı birimlerine götürürseniz götürün, durum değişmeyecektir. Çünkü.. bu tür akıl sağlığı birimlerinin bina ve çevre sistemleri çok kötü yerde ve çok kötü dizayn edilmişler. Tabii sadece bina ve çevre sistemi, hastaları olumsuz etkilemiyor, başka nedenler de var - bunları bir kısmını aktardık ve aktarmaya devam edeceğiz.
- Bakımevlerinde koğuş sisteminin olması, hastaların zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesine zemin hazırlıyor...
Bunu, kardeşimin durumundan çok iyi anladığımızı söyleyebiliriz. Buradaki hastaların hem bina içinde hem de bina dışında (bahçesinde) başı-boş bırakılarak kardeşimle "uğraşması, ittirip-kaktırması, şiddet ve hakaret" içeren vb gibi olumsuz davranışlarda bulunması ile birlikte.... özellikle de koğuş sistemindeki koğuşlarda birbirlerine karşı yine aynı şekilde olumsuz davranışlar sergileyenlerin beraber kalmalarına izin verilmesi... vb gibi buna benzer hadiselerin yaşandığı bakımevi standardının.... bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde hastaların... neden "tam olarak iyileşemediklerini" ve "durumlarının neden daha kötü hale geldiğini" bize kolayca açıklayabilmektedir, diyebiliriz.
Kardeşimi
buraya getirdiğimiz de ve buraya ilk ziyarete geldiğimiz de... buradaki
sorumlu görevliye - sosyal hizmetler sorumlusu yetkili görevli bayana -, 'koğuş sisteminin zararlarını ve olası olumsuz davranışların olabileceğini' izah etmeye çalışmıştık. O da 'koğuş sisteminin hastalar için iyi olduğunu' vs gibi buna benzer şeyler söylemişti. (Muhtemelen olasılıkla - diğer tüm sosyal hizmetlilerin görmüş oldukları gibi - "görmüş olduğu yanlış eğitimden" kaynaklanan bir yaklaşımdı bu.)
Ancak asıl gerçek ise bambaşka gibi gözüküyor. Tıpkı karma (erkek-kadın) koğuş sistemi gibi tek cinsiyetli (erkek-erkek ve kadın-kadın) koğuş sisteminin... (özellikle de kardeşim gibi hassas özelliğe sahip) hastaların - zihinsel sağlık durumlarını daha da kötü hale getirdiğine dair kanıtlar bulunmaktadır. (Bunları bloglarımızda bulup okuyabilirsiniz..) -
"Eminiz ki bunları ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikopat psikiyatristler de biliyordur. Ama işlerine gelmediği için olsa gerek herhalde - bunları ya inkar etmek de yada sessiz kalmaktadır. İşlerine gelmemesinin sebebi de malumunuzdur. Psikiyatrik vahşet ve soykırımlar ile birlikte psikiyatrik ilaçlarla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasının istenmemesidir, diyebiliriz. Sonuçta hepsi PARAYA çıkıyor. (PARA HERŞEYİ ÖZELLİKLE DE PSİKOPAT PSİKİYATRİYİ FIRILDAK GİBİ DÖNDÜRÜYOR.)"
- Bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) zihinsel engelli bireylerin birbirleriyle arkadaş olması meselesi...
Şimdi, madalyonun öteki yüzünü düşünemeden - işin gerçeğini bilmeden - 'ne var bunda yahu, iyice paranoyaklaştınız, ne güzel arkadaş oluyorlar işte!' gibi buna benzer bir düşünce içerisinde olan insanlar olabilecektir. Ama bu durum, öyle sanıldığı gibi basit bir şey değil. Bunun olası risk ve tehlikelerini az önce kısaca anlattık. Şimdi biraz daha anlatalım..
Çoğu insan, özellikle de bakımevlerinde kalan zihinsel engelli bireylerin birbirleriyle arkadaş olduklarını ve/veya olabilecekleri konusunda oldukça yanlış bir kanaata sahipler. Bunun - en azından durumu kardeşim gibi çok ağır olmayan - hastalar açısından ne kadar mantıksız ve bir o kadar da çok tehlikeli olduğunu izah etmeye çalışalım.
Örneğin biz, kardeşimin çevresinde hiç arkadaşı olmadığı için.. 'belki bakım evinde diğer hastalarla arkadaşlık kurar' düşüncesiyle de onu bakımevine yerleştirmiştik. Ama durumun hiç de öyle olmadığını - yani "bakımevi ortamının buna uygun yerler olmadığını" - anlamak zor olmadı. Eminiz, bizimle aynı düşünceye (yani 'belki arkadaş bulur' düşüncesine) sahip çok insan vardır. Ama dediğimiz gibi durum, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi zihinsel engelli bireylerin kaldığı akıl sağlığı birimleri ortamlarında sandığımızdan çok farklı...
Bir düşünün... bakımevine 'bakım, tedavi ve rehabilitasyonun' yapılabilmesi ve hem zihinsel hem de fiziksel sağlığının korunması için... bir yakınınızı getiriyorsunuz. Burada 'belki bir /birden fazla arkadaş edinir' diye de düşünüyorsunuz. Hatta yakınınızın 'topluma adapte olması ve topluma kazandırılması' için rehabilitasyonun da yapılacağını düşündüğünüz için seviniyorsunuz. Ama bakımevlerinde (ve muhtemelen diğer akıl sağlığı birimlerinde) işlerin öyle yürümediğini sonradan fark ediyorsunuz.
Özellikle de bakımevlerinde bireyleri 'topluma adapte olma, toplumla kaynaşma, topluma kazandırma' vb gibi faaliyetlerin olmadığını buradan söyleyelim. Bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinin çalışma şekli bakımından bu yönde olmadığını belirtmekte fayda vardır.
Muhtemelen olasılıkla bu gibi bakımevlerinde (ve muhtemelen diğer akıl sağlığı birimlerinde de) asıl amaç... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylerin yaşamış oldukları (ve psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının daha da ilerlemesini (yani daha da kötü hale gelmesini) engellemek için bir takım 'bilişsel faaliyetler' verilmesidir. (Bunu yukarıda ve aşağıda kısaca anlatmıştık.)
"Ve bunun adına da 'rehabilitasyon!!' deniliyor. Aslında bu gerçekte rehabilitasyon ve/veya rehabilite çalışması falan değil; resmen kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olan şeyin psikiyatrik ilaçlar olduğunun üzerini örtmektir (yani örtbas etmektir.) Yani... psikiyatrik ilaçların zararlarını ve beyin hasarına sebep olduğuna dair gerçekleri kimsenin öğrenmemesi ve/veya bilmemesi için yapılan bir örtbas etme eylemi gibi birşey... Unutulmamalıdır ki... ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ sadece ana akım tıp camiasında değil, ana akım psikopat psikiyatride de çok yaygındır."
Tabii resmi açıdan baktığımız da "akıl sağlığı birimlerinin"... bu anlatılan yönde değil.. sadece resmi olarak "rehabilitasyon vermek" vb yönünde faaliyet gösterdiğini anlayabiliyoruz. Yasalar, kanunlar ve/veya yönetmelikler de... bu konuda yani "akıl sağlığı birimlerinin işleyişi" ve vb konularında... - artık ne yazıyorsa - muhtemelen onlar uygulanıyordur, burası kesin. Muhtemelen akıl sağlığı birimlerinin (ve hatta devletlerin bile)... aslında vermiş oldukları... bu rehabilitasyon faaliyetlerinin... gerçekte "asıl veriliş nedenini pek bilmiyorlar." Yada biliyorlar ama muhtemelen öğrenmiş oldukları eğitimler ve yasalar gereği olsa gerek... bu konuda yapabilecekleri birşey yok. gibi görülüyor. Her neyse...
En azından şöyle düşünün...
Muhtemelen ana akım psikopat psikiyatristlerin gazabına (yani onların reçete ettikleri zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğrayan ve bu nedenle... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilerek... 'kendi hayatını, kendi işlerini kendi başlarına idame ettiremeyecek' dereceye gelen, kendi iradesi dışında 'bağırma, çağırma, hakaret etme, ittirme, kaktırma, şiddet gösterme' vb gibi rahatsız edici ve tehlikeli bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergileyen... ve muhtemelen yaşam süreleri de kısalan... bu, zihinsel engelli bireylerin... özellikle de kendi iradeleri dışında sergileyebildikleri istemsiz "rahatsız edici ve tehlikeli olumsuz davranışlar" karşısında... "birinin, diğerine şiddet içeren davranış sergileme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünürseniz"... bu bireylerin, birbirleriyle 'arkadaşlık kurması' gibi bir mantık yürütebilir misiniz?
Bu vb nedenlerle... bu tür akıl sağlığı birimlerinde - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - zihinsel engelli bireylerin... bırakın arkadaşlık kurmasını, 'birbirleriyle yakın temas içerisinde olmaları' bile son derece tehlikeli olduğunu /olabileceğini tahmin etmek hiç de zor olmayabilecektir, diyebiliriz. (İşte, kardeşimin başına gelenlerin anlatılmasıyla... bunları birebir öğrenmiş olabiliyoruz. Bunun - en azından durumu kardeşim gibi çok ağır olmayan - hastalar açısından ne kadar mantıksız ve bir o kadar da çok tehlikeli olduğunu izah etmeye çalıştık ve biraz daha çalışalım.)
Bakımevleri gibi zihinsel engelli akıl sağlığı birimlerinde muhtemelen hayatları boyunca (ölene kadar) kalmak zorunda olan ve durumları çok ağır olan zihinsel engelli bireyler bulunuyor. Bu bireylerin - en azından psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin - bu hale gelmesine (yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) sebep olan şeyin... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar olduğunu /olabileceğini yukarıda kısaca belirtmiştik.
Muhtemelen bireylerin yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarının bir etkisi olarak... "şiddet, hakaretler, bağırıp çağırmalar" da dahil bir takım 'garip tuhaf davranışlar' sergileyebilmektedirler. (Her ne kadar ana akım psikopat psikiyatristler, bu garip tuhaf davranışları 'akıl hastalıkları' olarak atfetse de... bu garip ruhaf davranışların asıl nedeni... muhtemelen yaşamış oldukları psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının bir etkisi ve sonucudur, diyebiliriz.)
Öyle
olmasa bile (ki öyle, araştırmalar bunu gösteriyor - bunları
bloglarımızda bulup - okuyabilirsiniz)... bu zihinsel engelli bireylerin garip tuhaf davranışlarının... diğer zihinsel engelli bireyler üzerinde (özellikle de tıpkı kardeşim gibi - durumu çok ağır derece de olmayan bireyler, hastalar üzerinde) nasıl olumsuz bir etki yaratabileceğini kestirebilmek için... bir profesyonel / süper akıllı biri olmaya gerek yok herhalde. (Bu riskin ana akım psikopat psikiyatristlerin farkında olduğunu tahmin edebilirsiniz. Ama işlerine gelmediği için olsa gerek herhalde... bu riski açık bir şekilde inkar edebiliyorlar /edebilirler, diyelim.)
Bir yerde, örneğin bakımevinde... yaşamış oldukları muhtemelen kimyasal beyin hasarının olumsuz bir etkisi olarak... "şiddet, hakaretler, bağırıp çağırmalar" da dahil... bir takım 'garip tuhaf davranışlar' sergileyen zihinsel engelli bireylerin olduğunu bir düşünün...
"Bunların 'birbirleri ile nasıl arkadaşlık kurabileceklerine' dair bir fikriniz olabilir mi?" - Hele de oraya bir nevi 'kafa dinlemeye' gelen ve bakıma ve tedaviye muhtaç biri olarak gözüken... ama zihinsel sağlık durumu... oradakilerin çoğunluğundan daha kötü olmayan - tıpkı kardeşim gibi - hastaların... bu durum (yani diğer hastalar tarafından sürekli şiddet, hakaretler, bağırıp çağırmalar da dahil buna benzer) bir takım garip tuhaf davranışlar sergilemeleri) karşısında zihinsel sağlık durumlarının nasıl kötüye gidebileceği konusunda herhangi bir fikriniz var mıdır?
Sizin, muhtemelen normal sıradan bir vatandaş olarak... belki bunlarla ilgili hiç bir fikriniz ya yoktur yada gerçekleri bilmediğinizden dolayı... muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri tarafından... "kandırılmış olduğunuzdan dolayı" buna daha olumlu bir yaklaşım sergileyebiliyor olabilirsiniz. Ama ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristlerin,
bunlarla ilgili gerçeğin (yukarıda belirttiğimiz gibi) bu yönde
olduğunu bildikleri konusunda emin olabilirsiniz.
"Peki, bildikleri halde
neden bu şekilde davranıyorlar? Neden, bakımevleri gibi akıl sağlığı
birimlerindeki bu masum insanların durumlarının daha da kötüye gitmemesi
için bir şeyler yapmıyorlar?" Biz de diyoruz ki neden yapsınlar?
Yapsınlar da tüm gerçekler ortaya mı çıksın?
- Hastaların İYİLEŞMELERİ ve TEDAVİ EDİLMELERİ istenmiyor - adeta ÖLMELERİ mi BEKLENİYOR? - "Öyleyse neden?"
Aslında tam olarak böyle değil. Çünkü... muhtemelen devletler, (USÜL ve PROSUDÜR vb icabı olsa gerek)... zihinsel engelli 'bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde kalan zihinsel engelli bireylerin - ölünceye kadar - 'bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılabilmesi' için... yasa, kanun ve/veya yönetmelik gibi bir takım kararlar çıkartıyorlar. Bu yapılan şey, doğru mu? Evet, bir bakıma doğru...
Madem, bu insanların bu hale gelmesine devletler sebep oldu... bu tür hizmetleri de yapmak zorundalar - tabii ki adam gibi yapmaları gerekir; şu anki haliyle verilen hizmetler... bu masum insanların durumlarının "daha da kötüye gitmesine, sakat kalmalarına ve ölmelerine" neden olabilmektedir, diyebiliriz. (Tabii, muhtemelen her şey gizli saklı bir şekilde yapıldığı için... ve ana akım psikiyatri, ana akım tıp dünyasında ve dolayısıyla da akıl sağlığı birimlerinde de "örtbas etme kültürü" inanılmaz derece de yaygın olduğu için... bireylerin akıl sağlığı birimlerinde... bu tür ölümcül kötü durumlara düştükleri... ortaya çıkarıl-a-madığı için olsa gerek... bu nedenle de bunları pek anlayamıyorsunuz. Ama gerçekte olasılıkla bunlar var ve halen bile gerçekleşiyor gibi görülüyor - her ne kadar herşey gizli saklı olarak yapılsa da... Bu nedenle de buralardaki bireyler... adeta KİM VURDUYA GİDİYORLAR gibi görülüyor.) İşte bu vb nedenlerden dolayı da... bu çarpık ve öldürücü hizmet anlayışının değişmesi gerekir. (Bunu da yer yer anlatmaya çalıştık ve anlatmaya devam ediyoruz."
Ancak doğru olmayan (yapılmayan ve sorgulanmayan) şeyler de, muhtemelen.... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören bu insanları bu hale getiren (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına "kimyasal lobotomiye" ve bunun bir eseri olarak... bu insanların zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilmesi durumlarının 'kendi işlerini, kendi başlarına halledemeyecek kadar' daha da kötü hale gelmesine ve daha fazla zihinsel ve fiziksel ölümcül zararlara sebep olan) şeyin... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların olduğunun bilinmemesi ve/veya öğrenilmek istenilmemesi ve/veya bilindiği halde hiç bir şey yapılmaması ve tam tersine sözde 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik uyuşturucuların (yani psikiyatrik ilaçların) halen bile kullanılmasına devam edilmesidir.
Bu durum, muhtemelen bu masum insanların durumlarının daha da kötüye gitmesine neden olabilecek bir sorundur. Ki bu sorun, tıpkı sivil hayatta psikiyatrik ilaç kullanan insanların durumlarının... daha da kötüye gitmesi olasılığının olması gibidir. "Muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz tahmini her yıl milyonlarca insan, bu zehirli psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılıyor ve öldürülüyor."
İşte devletler, zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlarla (diğer adıyla psikiyatrik uyuşturucularla) ilgili bu tür olası riskleri hiç dikkate almıyorlar ve bu insanların... bu tür akıl sağlığı birimlerinde durumlarının daha da kötüye gitmesine göz yumuyorlar; bilerek /bilmeden ve/veya bu yönde böyle bir algının oluşmasına neden olabiliyorlar; bilerek /bilmeden.. Muhtemelen bu da devletlerin... bu tür akıl sağlığı birimlerinde bu insanların... adeta 'ölmelerini bekliyorlarmış! / istiyorlarmış!' gibi bir algının oluşmasına da neden olabiliyor, diyebiliriz. Şimdi, durum böyle gözüktüğü için... yukarıda 'akıl sağlığı birimlerinin' nasıl kötü bir konumda olduğunu ve hastaların nasıl buralarda adeta "ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİNİ" çat-pat anlatmaya çalışmıştık.
Tabii bu saydığımız (ve sayamadığımız daha bir çok) olumsuzluklar... sadece ülkemize özel olan birşey gibi de gözükmemektedir. Maalesef bu tür akıl sağlığı birimlerindeki "kötü durumlar"... özellikle de 3. dünya ülkelerinde en çok karşılaşılan bir durumdur, diyebiliriz. Oralarda da bu tür akıl sağlığı birimlerinde 'bakım, tedavi ve rehabilite çalışmaları' vb adlar altında... zihinsel engelli bireyler, adeta ÖLÜME TERK EDİLİYORLAR gibi görülüyor. (Aslında buna benzer hadiseler, batı dünyasında özellikle de İngiltere'deki akıl sağlığı birimlerinde yaşanmıştı. Yani bunları 'akıl hastanelerinde şiddet vs vs....' gibi akıl sağlığı birimlerindeki sorunları gözler önüne seren ve diğer akıl sağlığı ile ilgili araştırma ve haberleri de, bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)
Bir de ortamın bu şekilde olması... buraları düzenleyenlerin, kuranların vb (akıl sağlığı birimlerinin)... sanki 'bunların tam olarak iyileşmesi istenmiyormuş' gibi ve/veya 'zaten bunların iyileşmeleri imkansız, ölüme mahkumlar, böyle gereksiz ayrıntılara ne gerek var!'mış gibi bir hava içerisinde olduklarını /olabileceklerine dair bir şüphe içerisinde kalabiliyorsunuz. Bu şüphenin ana sahibi ise - tahmin ettiğiniz gibi - ana akım psikopat psikiyatridir. Muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri, dünya genelinde her yıl milyonlarca insanı sakat bırakıyor ve öldürüyor - buna dair kanıtlar vardır. Gizlenenleri (yani örtbas edilenleri) ise hiç saymıyoruz. Bunları da katarsanız, sayının ne kadar çok artabileceğini siz düşünün artık..
-- Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların (diğer adıyla psikiyatrik uyuşturucuların)... insanların yaşam sürelerini kısaltması...
"Akıl sağlığı sisteminde ve/veya birimlerinde... 'artık bunlar için yapılacak birşey yoktur', algısı oldukça yaygındır. Çünkü... yaşam sürelerinin psikiyatrik ilaçlar tarafından kısaltıldığını çok iyi biliyorlar."
Zaten bunun böyle olmasının en büyük nedenlerinden biri de... muhtemelen özellikle de devletlerin ve akıl sağlığı sisteminin... bu insanların sağlıklı beyinlerinin İFLAS ETMESİ nedeniyle... 'kendi işlerini tek başlarına yürütemeyecek kadar yaşamlarını sürdüremeyeceklerini' bildikleri için... bu masum insanlara... "%80 ve üzeri vb gibi hastane sağlık kurulu raporları" veriyorlar. (Hastane sağlık kurulu raporlarının kimyasal lobotominin en önemli kanıtı olduğunu /olabileceğini biliyor musunuz? Bunları kısaca yukarıda irdelemiştik.)
Ve bu insanları akıl sağlığı birimlerine sözde 'bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapılması' bahanesi adı altında... buralarda ÖLÜME TERK EDİLMEYE bırakılmış olduklarını /olabileceklerini rahatlıkla söyleyebilir ve/veya böyle bir tahminde bulunabilirsiniz. Yani... bu insanlara verilen 'bakım, tedavi ve rehabilite' çalışmaları... aslında "boş şeyler" ve/veya bir "bahaneden, kandırmacadan" başka şeyler değil gibi gözüküyor.
Ama aslında "evet, bunlar olmalı"... çünkü, "madem bu insanları bu hale (siz) getirdiniz, en azından bunları yapmalısınız"... ki bu insanların (psikiyatrik ilaçlar tarafından) kısaltılmış yaşam sürelerini biraz olsun uzatabilesiniz. - "Bu, aslında ne kadar korkunç bir şey, değil mi?"
Ve asıl olması gereken şey de, bu insanları bu hale getiren şeylerin - zehirli kimyasallar içeren
psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi (beyne 460 volta kadar elektirk şoku
verilmesi gibi) - zararlı ve öldürücü diğer psikiyatrik tedaviler olduğunu bilinmesi... ve buna yönelik gereken ciddi tedbirlerin alınmasıdır, diyebiliriz. Eğer bunlar olmazsa... daha pek çok masum insanın bu tür zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavilerle zarar görmesine, sakat kalmasına ve öldürülmesine de göz yumulmuş olunacaktır. Ki bu da akıl sağlığı birimlerinin (ve ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatrik ilaç firmaları arasında) nasıl birer mali çıkar ilişkisi içinde döner kapı sermayesi haline dönüştürüldüğünün birer açık kanıtı anlamına gelebilecektir.
Ki zaten 'günümüz de bunu da birebir yaşamıyor muyuz?' Halen psikiyatrik tedavilerden dolayı insanlar sakat bırakılıyor (iyatrojenik yaralanıyor) ve öldürülüyor. İşte, akıl sağlığı birimlerinde, (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedaviler (özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar) tarafından sakat bırakılan (iyatrojenik yaralanan) bu tür zihinsel engelli bireylerle doludur, diyebiliriz.
Ve buralarda 'bakım, tedavi ve rehabilitasyon' bahanesi adı altında yapılan 'bilişsel faaliyetler' - "evet aslında bunlar olmalı, çünkü en azından yaşam süreleri biraz olsun biraz daha uzatılabilir" - ama bu, bu insanların... zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedaviler tarafından 'yaşam sürelerinin kısaltıldığı' gerçeğini gizlememesi - "en azından ailelerinin, toplumların ve kamuoyunun bundan haberinin olması" - gerekir. Bu masum insanların, yaşam sürelerini kısaltan şeylerin... zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavilerin - özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların (daha doğrusu gerçek adıyla 'psikiyatrik uyuşturucuların') - olduğu gerçeği (yapılan bazı bilimsel çalışmalar) ile sabitlenmiştir. Yani...bu durum, psikiyatrik ilaçların yaşam sürelerini kısalttığı gerçeği ile birebir örtüşmektedir.
Öyle görülüyor ki... ana akım psikopat psikiyatrinin vahşet ve soykırımın temel elebaşı olması açısından baktığınız da... bu akıl sağlığı birimleri, "İYİLEŞTİRMEK, DÜZELTMEK, TEDAVİ ETMEK" amacıyla değil... hastaları adeta "KONTROL ETMEK" ve daha sonra da onların ÖLÜMLERİNİ SAĞLAMAK ve/veya BEKLEMEK amacıyla kurulmuş olduğunu /olabileceğine dair bir tahminde bulunabiliyorsunuz. Ki aslında gerçekten de öyle gibi görülüyor - dünyadan buna benzer hadiselerin, haberlerin ve görüntülerin gelmesi de gerçekten de bunun, böyle olabileceğine dair işaretler alabiliyorsunuz.
Aslında dünyadan gelen haber ve bilgiler ışığında... "akıl sağlığı ve tedavileri" konusunu araştıran uzmanların, araştırmacıların ve diğer insanların vardığı sonuçlara bakılırsa... akıl sağlığı birimlerinde yapılan şeyin.. aslında 'akıl hastası' olarak gördükleri zihinsel engelli bireylerin... akıl hastalıklarını... 'tedavi etmek, iyileştirmek' vb amacı ile verilen bir "tedavi ve rehabilite" şeklinde değil... sadece onları 'kontrol etmek, kontrol altına almak, kontrol altında tutmak' vb amacı ile verilen bir "tedavi ve rehabilite" olduğunu /olabileceğini anlayabiliyor ve bunu fark edebiliyorsunuz.
-- Psikiyatrik ilaçlar işe yaramıyor, onun yerine beyninize elektrik (elektro şok - ECT) verelim!
Aslında tam olarak öyle değil. 'Psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor ama tam olarak etki edebilmesi için... beyninize elektroşok (ECT - elektrik şoku) vererek ek tedavi verelim!' diye buna benzer bir bahane ile akıl yürütüyorlar ve insanların sağlıklı beyinlerine 400 /460 volta kadar bir elektrik voltajı veriyorlar. (Gerçekten, bu psikiyatristler iyice kafayı yediler - bunlara PSİKOPAT deyince, bir de kızıyorlar.)
Yukarıda söylediğimiz gibi akıl sağlığı sistemlerinde, zihinsel engelli bireylerin 'akıl hastalıklarının tedavisi' adı altında verilen tedaviler... aslında insanları 'iyileştirmek, tedavi etmek' vb üzerine değil... sadece 'kontrol etmek, kontrol altına almak, kontrol altında tutmak' vb üzerine kurulu olduğunu ve böyle olmasının nedeni de... akıl hastalıklarının hiç bir kimyasallarla - özellikle de psikiyatrik ilaçlarla - tedavi edilememesidir.
"Ve aslında bunu psikopat psikiyatristler de çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden de... insanları "tedavi etmek, iyileştirmek" amacında değiller - sadece onları "kontrol etmek" amacı güdüyorlar ve sağlıklı beyinlere... zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) ve elektrikli şoklar (ECT) vererek... bireyleri uyuşturuyorlar. Ve bunun adına da "akıl hastalıklarının tedavisi" diyorlar. Toplumlar da muhtemelen... kontrol edilemeyen yakınlarını... - sağlıklı beyinlerini hızlı bir şekilde uyuşturarak - kontrol ettikleri için olsa gerek herhalde... psikiyatristleri "doktor" olarak görüyorlar ve bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilere (müdahalelere) sessizce onay veriyorlar. Tabii muhtemelen yakınlarına kalıcı ve ölümcül zararlar verildiğini bilmedikleri için..."
Akıl hastalıkları zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlarla tedavi edilemediği için de... ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikopat psikiyatristler... 'akıl hastası' olarak gördükleri bu masum zihinsel engelli bireylerin sağlıklı beyinlerine... adına ECT dedikleri ve elektrik seviyesi 400 /460 volta kadar çıkabilen elektrik şokları (elektroşoklar) vermeye... ve deyim yerindeyse 'fırına atılan tavukların kızardığı' gibi bu masum insanların sağlıklı beyinlerini de kızartmaya başladılar. Ve sonuç (tıpkı zehirli psikiyatrik ilaçların yaptığı gibi)... KALICI BEYİN HASARI ve sonrasında ise ÖLÜM...
Ne psikiyatrik ilaçlar ne ECT (elektroşok) nede diğer zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavilerin hiç biri 'akıl hastalıklarını tedavi edemediği' için... sözde 'akıl hastası' olarak gördükleri masum zihinsel engelli bireyleri... işte böyle akıl sağlığı birimlerinde "KONTROL ETMEYE" ve "KONTROL ALTINDA TUTMAYA" çalışıyorlar. Ve bunu da sözde 'akıl hastalıkları tedavisi' adı altında yapıyorlar.
Bu tür akıl sağlığı birimlerinde... sözde 'akıl hastalıkları tedavisi' adı altında yapılan sözde tedaviler... genellikle zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar verilerek yapılıyor. Ve bazen de genellikle 'akıl hastanelerinde,
psikiyatri hastanelerinde, devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri
servislerinde ve diğer özel ve resmi akıl sağlığı birimlerinde'... sağlıklı beyinlere elektrik şokları (ECT) da verilebiliyor.
Psikiyatrik ilaçlar, insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturur ve insanları sakinleştirir ve onları deyim yerindeyse birer zombiye dönüştürür. Genellikle uzun vadelerde ise sağlıklı beyinler... hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğrar. ECT'de hemen hemen buna benzer... aralarındaki fark birinin kimyasal (psikiyatrik ilaçlar), diğerinin fiziksel (ECT) zarar vermesidir. ECT sağlıklı
beyinlere verildiğinde, muhtemelen beyin şoka uğrar, uyuşur ve kişi muhtemelen (beyni tecavüze uğramış gibi) sakinleşir. Tıpkı psikiyatrik ilaçlar da olduğu gibi... işte, bu sakinleşmeye de sözde 'akıl hastalıkları tedavisi' deniyor. Ancak sağlıklı beyinlerin elektirk şokları ile (deyim yerindeyse fırındaki tavuk gibi pişmesi, haşlanması /kızarması gerçeğinin olabileceğini ve bunun da) ileride hastalarda zihinsel ve fiziksel beyin travmasına sebep olabileceği gerçeği ise hastalara ve ailelerine hiç anlatılmıyor.
Elektrik şokları, bildiğimiz elektrikten (elektrik enerjisinden) başka bir şey değildir. İster çok yüksek volt /vatlarda olsun, isterse çok düşük volt /vatlarda... elektrik enerjilerinin hepsi elektromanyetik ISI (EM ısı) üretirler. E-şoklar, verildiği yerlere elektromanyetik ISI verir. Beyne verildiğinde, beyindeki organlar ve beynin kimyasal yapısı.. bu EM ısısına maruz kalır. Beynin çalışma enerjisi... yaklaşık 1 voltun çok altında çok daha düşük bir volt (0.07 volt - 70 milivolt (4) ) ve frekansta çalışır. Ancak bir de beynin sağlıklı çalışmasını sağlayan enerji, - dünyadakine benzeyen volt ve frekansları içeren - bildiğimiz elektrik enerjisinden çok daha farklı bir enerji türüdür. (Ruhun enerjisi) Ki, bu çok ayrı bir tartışma konusudur - ruhun enerjisi sandığımızdan çok daha yüksek bir enerjiyi de içerebilir. Ancak bu yüksek enerji, insan beyni için geçerli değildir.
'Beyindeki enerjinin tespit edilmesi' çalışmalarına baktığımız da.. (0.07 volt - 70 milivolt) gibi çok düşük enerjinin olduğunu ve beyne verilen ECT'nin (elektrik enerjisinin) ise 70 ile 400 volt arasında -
(1 amperden düşük (800 miliamper) (5) 1.6 ampere kadar (6) ve/veya daha
fazla amper seviyesinde) olduğunu görüyoruz. Bu, 1 volttan daha düşük
enerji seviyesinde çalışan beynin, daha fazla bir enerjiye maruz kalması... bu beynin, adeta 'tavuk gibi haşlanması, kızarması' demek olacaktır ki.. bu da olabilen bir şeydir. Psikopat psikiyatristler, verilen elektrik şokların beyne 'hiç bir zarar vermediğini, beyni kızartmadığını' vs buna benzer şeyler söyleyerek, insanları kandırmaya devam ediyorlar.
Bu elektroşok darbeleri ile 'beynin kızarması' hadisesi öyle gözle görülebilen, hissedilebilen, tespit edilebilen birşey değildir; en küçük enerji dalgalanmalarından bile etkilenebilen beyne, beynin kaldıramayacağı yüksek elektrik enerjisi (ECT, elektroşok) verirseniz... bu, beynin HAŞLANMASI için iyi bir neden olacaktır. KIZARMA olayı... muhtemelen daha fazla seanslarda veya frekanslarda verilen elektroşok ile ortaya çıkabilen bir fiziksel beyin travması şeklinde kendini gösterebilir. Bu, aslında haşlanan beyin için de geçerli olabilir. Dünya genelinde ECT ile beyin travması geçirerek, hayatları mahvolan (yatağa bağımlı, tekerli sandalyeye bağımlı gibi) ve hatta öldürülen çok sayıda insan bulunmaktadır.
-- Akıl sağlığı birimlerinde 'ölümü beklemek, ölüme terk edilmek, ölümlerini beklemek' vs ne demek?
Kısaca açıklarsak... Önce ön bilgileri verelim...
Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar...
a) Kanser, diyabet, kalp ve damar hastalıkları vb gibi çok sayıda kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur.
"Bunlar iyatrojenik yaralanmalardır. Psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi, bunlara bağlı iyatrojenik ölümlere bile sebep olabilir. Yani insanların iyatrojenik yaralanmalardan dolayı ölmeleri, bir nevi an meselesidir. Çünkü, muhtemelen zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) alınmaya devam edildiğinde... buna bağlı oluşan zihinsel ve fiziksel hastalık ve rahatsızlıkların daha da kötüye gitmesi ve bu vb nedenlerden dolayı da iyatrojenik ölümlerin de kısa sürede gerçekleşme riskleri de söz konusu olabilir." (Bunları, 'psikiyatrik ilaçların zararlarını ve ölümlere sebep olduğunu anlatan çok sayıda makalelerden öğrenebilirsiniz ve bloglarımzdaki ilgili yazılarımızı okuyabilirsiniz.)
Diğer iyatrojenik yaralanma ve ölümler şunlardır;
b) Kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kalıcı kimyasal lobotomiye) neden olur - genellikle uzun vadelerde..
c) Daha önce olmayan (intihar, şiddet ve cinayete meyilli olma gibi) bazı akıl hastalıklarının oluşmasına neden olur.d) Mevcut olan ve daha sonradan oluşan tüm akıl hastalıklarının (kimyasal lobotominin etkisiyle) kalıcı hale gelmesine ve kötüleşmesine neden olur.
e) İnsanların kimyasal beyin hasarının (kalıcı hale gelmesi ve daha da kötüleşmesi) etkisiyle 'yaşamlarını kendi başlarına idame ettiremeyecek' dereceye gelmesine neden olur - (Muhtemelen... 'akıl hastaneleri, bakımevleri' gibi akıl sağlığı birimleri - zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından bu hale getirilen - bu tür insanlarla doludur.)
f) İnsanların yaşam sürelerini kısaltır, ömürlerinin azalmasına neden olur - yaşam sürelerini 10 /20 yıl kadar kısaltır.
g) Ani ölümlere ve diğer doğal olmayan (zihinsel ve fiziksel hastalıkların ve rahatsızlıkların bir etkisi sonucu oluşan) çeşitli iyatrojenik ölümlere neden olur.
"Ani ölümler de iyatrojenik ölümlerdir. Ancak hem bu hem de diğer ölümler, genellikle ana akım tıp ve adli tabip tıp birimleri tarafından - başka başka sebeplerin üzerine atılarak - gerçek ölüm nedenlerinin üzerleri örtülür - yani gerçek ölüm nedenleri örtbas edilir. Tıpkı zehirli kimaysallar içeren psikiyatrik ilaçlardan dolayı zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalık ve rahatsızlıklara yakalanan (iyatrojeniik yaralanan) insanların - asıl gerçek yaralanma sebeplerinin ana akım tıp tarafından (başka başka sebeplerin üzerlerine atılarak) üzerlerinin örtüldüğü (örtbas edildiği) gibi..."
Tüm bunlar (ve daha fazlası) zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu iyatrojenik yaralanma (sakatlanma) ve ölümlerdir. Ana akım tıp dünyası, zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların sebep olduğu iyatrojenik yaralanma ve ölümleri... genellikle her zaman görmezden gelir ve bu iyatrojenik yaralanma ve ölümleri, 'başka başka sebeplerin (örneğin altta yatan bir nedenin)' üzerine atarak, (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) bu iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin üzerini örtmeye, örtbas etmeye çalışır.
"Neredeyse tüm tıp alanlarındaki doktorlar ve adli tabipler... insanların neredeyse hayatı boyunca zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar aldığını (ve bu psikiyatrik ilaçların yukarıdaki şıklarda geçen iyatrojenik yaralanma ve ölümlere sebep olması gerçeğini bildikleri halde) her zaman görmezden gelirler, bunları hiç dikkate bile almazlar. "
Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları kullanırken... zihinsel ve fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanan ve ölen insanlar, ana akım tıp doktorlarının ve adli tabiplerin... muhtemelen 'ilaç firmaları ile olan PARA (mali çıkar) ilişkilerinin ve/veya ana akım tıpbın hışmına uğrama korkusunun olması /ana akım psikopat psikiyatriyi karşılarına almak istememeleri' vb gibi buna benzer nedenlerle olsa gerek herhalde... bu insanların iyatrojenik yaralanma ve ölümleri, hep başka başka sebeplerin üzerlerine atılarak, asıl suçlular olan 'psikiyatrik ilaçlar, ilaç firmaları ve psikiyatristlerin'... aklanmasına, temize çıkmasına yardımcı olmakla birlikte... bu masum insanların da pisi pisine sakat kalmalarına ve ölmelerine - adeta kim vurduya gitmelerine de sebep olabilmektedirler, diyebiliriz..
YERİ GELMİŞKEN: "Allah'tan gelişmiş batı dünyasında... bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların (yukarıda belirtilen) ölümcül sağlık sorunlarına neden olduğuna dair kanıtlar, deliller zamanında ortaya çıkarılmış ki...bizler de bunları rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ana akım tıp dünyasının, zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların ortaya çıkarılan olası ölümcül zararlarını halen bile görmezden gelmeye çalışmasını... bu ana akım tıbbın, (ilaç firmaları ile olan mali ilişkileri başta olmak üzere) yukarıda saydığımız (ve hatta sayamadığımız, aklımıza şu an gelmeyen) gerekçelerle ancak izah edilebilir, diye açıklayabiliriz."
Yukarıdaki şıklara devam edersek...
Kimyasal lobotominin (kimyasal beyin hasarının) etkisi ile insanlar sesli /sessiz, hareketli /hareketsiz bir takım "garip ve tuhaf davranışlar" sergilerler. Bu davranışların derecesine (ağırlığına) göre insanların "kendi başlarına işlerini yapıp-yapamayacakları, kendi başlarına hayatlarını idame ettirip-ettiremeyecekleri'
belirlenir. İşte, muhtemelen akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar buralarda kalmak zorunda olan insanların büyük çoğunluğunun bu tür insanlarla
dolu olabileceğine dair bize iyi bir fikir verebilir.
"Yaşam sürelerinin kısalmasına, kimyasal lobotomiye (kimyasal beyin hasarına) ve çeşitli kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmasına sebep olan zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi...bu insanların 'ölüme çok yakın olması' ihtimalini güçlendiren bir etken olduğundan dolayı... özellikle de bu zehirli kimyasalların akıl sağlığı birimlerinde kullanılmaya devam edilmesi... bu insanların, bu akıl sağlığı birimlerinde neden ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİ konusunda bize iyi bir fikir tahmininde bulunabilme imkanı verebilmektedir, diyebiliriz."
- Muhtemelen ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... bu insanların neden bu hale geldiklerini (psikiyatrik ilaçların sebep olduğunu) ve hatta buna (psikiyatrik ilaçları reçete ettiklerinden dolayı) kendilerinin de sebep olduklarını çok iyi biliyorlar.
- Ve muhtemelen ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... bu insanların psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarı yaşayan beyinlerinin 'tekrar eski sağlıklı beyinlerine geri döndürülemeyeceğini, kurtarılamayacağını" da (yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu ve kendilerini 'kendi yaşamlarını kendi kendilerine idame ettiremeyecek, kendi işlerini yapamayacak' dereceye getiren kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının (kimyasal lobotominin) etkisinden kurtulup, bir daha eski normal hallerine dönemeyeceklerini) de gayet çok iyi biliyorlar.
- Ve muhtemelen ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... bu insanların zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların "kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına ve bu beyin hasarının kalıcı ve ölümcül etkilerine ve çeşitli kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara ve yaşamları (10 /20 yıl kadar) kısalttığına ve ani ölümlere ve diğer çeşitli ölümlere" vb gibi buna benzer kalıcı ve ölümcül sağlık sorunlarına sebep olduklarını da gayet çok iyi biliyorlar.
Öyleyse... muhtemelen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların (ve bunları reçete eden ana akım psikopat psikiyatristlerin) sebep olduğu... çeşitli ölümcül sağlık sorunlarıyla (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı (kimyasal lobotomi) ve olumsuz etkileri ve çeşitli kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel
hastalık ve rahatsızlıklarla) mücadele eden ve yaşam süreleri (10 /20 yıl kadar) kısaltılan... (özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından 'yaşamlarını tek başlarına idame ettiremeyecek kadar' zihinsel sağlık durumları kötü hale getirilen) bu masum insanların... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilmesini... (yani zihinsel engelli 'bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde... yaşamları boyunca - ölene kadar - 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin' yapılmasını) ne ile açıklayabiliriz?
Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından sağlıklı beyinleri iflas ettirilen (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılan) bu insanların... bir daha eski normal sağlıklı beyinlerine "geri kurtarılamayacak, geri döndürülemeyecek" dereceye getirilmesi ve yaşam sürelerinin de kısaltıldığı ve çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalık ve rahatsızlıklara ve ani ölümlere ve çeşitli ölümlere yakalanma risklerinin de içerisinde olduğu bir takım ölümcül sağlık problemleri nedeniyle... (ilk önce sivil hayattayken kendi evlerinde, daha sonra da bu tür akıl sağlığı birimlerinde) adeta "bakıma muhtaç" hale getirilmesini ne ile açıklayabilirsiniz?
Söyleyelim...
- Ana akım psikopat psikiyatri : 'Artık bu insanlar için yapılabilecek hiç bir şey yok! Onlar için bir kurtuluş umudu yok!'
Devletlerin, toplumların, kamuoyunun, medyanın ve hatta hastaların ailelerinin - muhtemelen (ana akım tıp ve/veya ana akım psikiyatri ve ana akım psikiyatristler tarafından) kandırılmış olduklarından ve/veya bu konuda yapabilecekleri herhangi bir şey olmadığından dolayı olsa gerek - bu gerçekleri bilmediklerini varsayarsak - muhtemelen bu konuda ya çok olumlu şeyler konuşacaklardır ve/veya hiç bir fikirleri olmayacaktır. Ama...
Muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler... tüm bu gerçekleri (psikiyatrik ilaç gerçeklerini ve bu masum insanların neden bu hale geldiklerini) çok iyi bildikleri için... artık bu insanlar için 'Artık bu insanlar için yapılabilecek hiç bir şey yok! Onlar için bir kurtuluş umudu yok!' vb gibi buna benzer düşüncelere sahip olduklarını /olabileceklerini düşünmemek için herhangi bir nedenin olmadığını söyleyebiliriz.
Elbette ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler... her zamanki gibi bilindik ölümcül yalanlarına sarılarak... 'hiç bir zaman bu şekilde düşünmediklerini, onların iyiliklerini, sağlıklarını vb düşündüklerini' vb gibi buna benzer sahte gerekçeleri ön plana atacaklardır. Ama aslında - en azından psikiyatrik ilaç gerçeğini bilen insanlar olarak - bunun böyle olmadığını ve kendilerinin dahi... bu "söylediklerine inanmadıklarını" da gayet iyi biliyoruz.
Bu insanları zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya başkalarına "bakıma muhtaç" hale getirenin ve sağlıklı beyinlerinin "bir daha eski haline geri getirilemeyecek ve kurtarılamayacak" dereceye" getirenin...ve yaşam sürelerini kısaltanın ve diğer kalıcı ve ölümcül çeşitli iyatrojenik yaralanmalara (sakat bırakılmalara) ve iyatrojenik ölümlere (öldürülmelerine) ve şu an aklımıza gelmeyen daha pek çok zihinsel ve fiziksel çeşitli sağlık sorunlarına sebep olanın... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar olduğunu... ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristlerin de çok iyi bildiklerini de... gayet çok iyi biliyoruz.
- Öyleyse bu insanları bu hale getirenin de... zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) reçete ettikleri için (ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristlerin olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır.
- Öyleyse... ana akım psikopat psikiyatristler tarafından bu hale getirilen bu masum insanlar için... 'artık bunlar için yaşama şansı, kurtuluş umudu yok!' gibi buna benzer düşünce içerisinde bulunmak da yanlış olmayacaktır.
Çünkü, yukarıda da gerekçelerini açıkladık. Bu masum insanların, 'tekrar geri döndürülemeyecek' derecede bir beyin hasarı yaşamaları, zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelmeleri, yaşam sürelerinin kısalması ve ani ölümler ve diğer çeşitli ölümler de dahil... diğer olası zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerinin de olması... bu insanların... (sadece akıl sağlığı birimlerinde değil, sivil hayatta bile) adeta ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİNİ anlayabiliyorsunuz. (En azından zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların halen kullanılmasının devam edilmesi durumunda...)
İşte, yukarıda saydığımız bu vb gibi (diğer bilmediğimiz) gerekçeler... zihinsel engelli 'bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinde hayatı boyunca - ölene kadar - kalmak zorunda olan bu masum insanların.... neden bu tür akıl sağlığı birimlerinde 'ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİ / ÖLÜMLERİNİN BEKLENİLDİĞİ' ve/veya hastaların habersiz bir şekilde... kendi 'ÖLÜMLERİNİ BEKLEDİKLERİ' konusunda bize iyi bir fikir verebilir, diye buna benzer tahminlerde bulunabiliriz diye düşünebiliriz.
"Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların (ölümcül zararlarının bilindiği halde) kullanımının devam edilmesi - ve hatta ne yazık ki bırakılması - durumunda da... bu masum insanlara 'neler olabileceği' konusunda umarız bir bilgi sahibi olmuşsunuzdur. Zehirli kimyasalların... bu masum insanları ne hale getirdiğini bir düşünün...
Bireylerdeki psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarı... öyle derin hale getirilmiş ki.. artık bireyler bu zehirli kimyasalları bıraksalar da kullanmaya devam etseler de... "yukarı tükürsen bıyık... aşağı tükürsen sakal" misali.. kimyasal beyin hasarının "kalıcı" hale gelmesi ve/veya daha da kötü hale gelmesi de dahil... "tardif diskinezi, akatizi" gibi korkunç beyin hastalıklarına ve çeşitli kalıcı ve ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmaları ve hatta "ani ölümler" ile birlikte... çeşitli iyatrojenik ölümler yaşayabilmeleri de söz konusu olabilmekte ve hatta neredeyse an meselesidir de, diyebiliriz. Tüm bunlar... psikiyatrik ilaçların insanların "yaşam sürelerini 10 /20 yıl kısaltması" ile ilgili bilgi ve kanıtlarla birebir örtüşmektedir."
"Bir de şöyle düşünün... 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde... hayatları boyunca - ölene kadar buralarda - kalmak zorunda olan (özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) zihinsel engelli bireylere... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların da halen bile verildiğini bir düşünün... Bu insanlar, muhtemelen zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) neden olduğu zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalık ve rahatsızlıklara yakalandığında... normal hastanelere götürüldüğünde ana akım tıbbın, "örtbas etme kültürüyle" karşılaşacakları için... yakalandıkları hastalık ve rahatsızlıkların nedenleri... hastalığın ve rahatsızlığın asıl gerçek nedenleri yerine... "hasta rapor kayıtları" başka başka nedenler gösterilerek işlenecektir. Aynı örtbas etme kültürü, psikiyatrik ilaç kaynaklı ölümler için de geçerlidir.
İşte, bu vb gibi nedenlerden dolayı... bu tür akıl sağlığı birimlerinde, zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan (iyatrojenik yaralanan) ve öldürülen (iyatrojenik ölen) insanların... asıl gerçek yaralanma ve ölüm nedenleri hiç bir zaman öğrenilememektedir. Ve (şimdiye kadar - onlarca yıl boyunca) bu durumda olup da, (sessiz sedasız bir şekilde) psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen zihinsel engelli bireylerin olduğunu /olabileceğini de düşünürseniz eğer... bu zihinsel engelli bireylerin adeta pisi pisine "KİM VURDUYA GİTTİKLERİNİ" de rahatlıkla anlayabilmiş olursunuz. Dolayısıyla... bu durum da bize, bu tür akıl sağlığı birimlerindeki masum zihinsel engelli bireylerin... neden buralarda "ÖLÜME TERK EDİLDİKLERİ" vb konusunda çok iyi bir fikir verebilir, diye bir tahminde de bulunabiliriz. Sivil hayattaki tahmini on /yüz milyonlarca insanın aynı benzer durumlarını ise hiç saymıyoruz..."
Muhtemelen dünya genelinde zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) uğratılan (sayısı belirsiz, tahmini on /yüz) milyonlarca insan var. Bu insanları... çevrenizde (komşu, akraba, arkadaş ve diğer çevre sakinlerinde) ve ailenizde (sevdikleriniz vb yakınlarınız da) görebileceğiniz gibi... 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' ve hatta devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servisleri ve toplum ruh sağlığı merkezleri' gibi yatılı (yatarak tedavi) ve yatısız (ayakta tedavi) akıl sağlığı birimlerinde de rahatlıkla görebilirsiniz.
- Buradan şu sonucu da çıkarabiliriz. :
(Dipnot 62) : Psikiyatristler, gerçekten çok korkunç yaratıklar. Psikiyatrik ilaçların, akıl hastalıklarını tedavi etmediğini aksine durumu daha da kötü hale getirdiğini... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına ve bu beyin hasarıyla bağlantılı çok sayıda zihinsel (akıl hastalıklarının artması, kötüleşmesi gibi) ve fiziksel (TD, akatizi vb gibi ile "bakıma muhtaç" hale getirmesi gibi) sağlık sorunlarına neden olduğunu.... ayrıca bedensel - fiziksel çok sayıda kalıcı ve ölümcül hastalıklara (kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kanser vb gibi) sebep olduğunu... ayrıca "ani ölümler" de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olduğunu... gayet çok iyi biliyorlar. Ve bu ölümcül zararları bildikleri halde... bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları - sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında - kendi danışanlarını "yok etmek, zarar vermek" pahasına reçete ediyorlar ve reçete etmeye devam ediyorlar. (İnsanların sağlıklı beyinlerine - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşok) vermek (ECT) gibi... diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (müdahaleleri) ise hiç saymıyoruz bile.)
Bu, aslında "psikiyatrik ilaçların, insanları - zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak - "engelli" ve/veya 'bakıma muhtaç' hale getirdiğinin" de bir kanıtıdır. Dolayısıyla "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde... (hepsi olmasa da büyük çoğunluğunun) psikiyatrik ilaçlar tarafından kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılan insanlarla dolu olduğuna (/olabileceğine) dair bir tahminde bulunabiliriz. Yani... buna sebep olanın aslında ana akım psikiyatristleri olduğunu rahatlıkla düşünebilirsiniz - çünkü, bu zehirli kimyasalları reçete edenler onlar.... psikiyatrik ilaçların olası kalıcı ve ölümcül zaralarını bile bile reçete ediyorlar ve insanları, bu şekilde başkalarının "bakımına muhtaç "hale getiriyorlar. Ve bunun adına da "akıl hastalıklarının tedavisi" diyorlar. Kısacası... bu masum insanları, bu hale - "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale - getirenler... ana akım psikiyatristlerinin taa kendileridir.
--- --- ---
* Ana akım (AA) psikiyatristleri... dünyanın en tehlikeli lisanslı psikopatlarıdır. - "Neden mi?"
![]() |
| "Ana akım psikiyatristler... lisanslı psikopattırlar. Neden? (Mainstream psychiatrists... are licensed psychopaths. Why?)", Temsili Görseller (11) |
Beyinde olmayan bir şeyi - "hayali akıl hastalıklarını" - zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile sözde tedavi etmeye çalışırlar ama bunu hiç bir şekilde - başaramazlar yani - tedavi edemezler ve şimdiye kadar da - onlarca yıl boyunca - hiç tedavi edememişlerdir.
Tedavi edemedikleri gibi... akıl hastalıklarını yaratırlar, onların artmasına ve/veya kötüleşmesine (yani mevcut olan doğal psikolojik semptomların daha da artmasına ve/veya kötüleşmesine ve daha önce hiç olmayan başka başka psikotik semptomların oluşmasına ve bunların da artmasına ve/veya kötüleşmesine) neden olurlar ve ayrıca... (psikiyatrik ilaç kaynaklı) kimyasal beyin hasarlarına ve olasılıkla bununla bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına neden olurlar ve ayrıca bunlarla birlikte... onlarca yıldır muhtemelen dünya genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insana hem zihinsel hem de fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül zararlar verirler - yani onların iyatrojenik olarak sakat kalmalarına ve ölümlerine sebep olurlar.
Ve ana akım psikiyatristleri... bu kalıcı ve ölümcül zararları onlarca yıldır - hem de BİLE BİLE - yaparlar. Yani bunları -psikiyatrik ilaçların işe yaramadığını... aksine durumları daha da kötü hale getirdiğini ve kalıcı ve ölümcül zararlara vs vs sebep olduğunu - onlarca yıldır bilirler ve bildikleri halde bile bile... bu zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) reçete etmeye devam ederler.
Sadece bu da değil... psikiyatrik ilaçlar işe yaramadığında... aslında onlara göre "işe yarıyor" (ama psikiyatride yalanlar bitmek tükenmez olduğu için)... "psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor ama sendeki akıl hastalığı tedaviye dirençli olduğu için.... (sağlıklı) beynine çok küçük akımlarla birazcık elektrik vereceğiz." gibi buna benzer bahanelerle... psikiyatrik ilaçlarla tedavi edemedikleri sözde hayali akıl hastalıklarını... sözde tedavi etmek ve/veya psikiyatrik ilaçlara katkısı olsun aldatmacasıyla... insanların sağlıklı beyinlerine - 420 volta kadar - gidebilen ve adına ECT denilen elektrik şokları (elektroşoklar) verirler.
Sözde hayali akıl hastalıklarının... beyinde olmadığını ve bu nedenle hiç bir kimyasal ve fiziksel tedavilerin işe yaramayacağını bildikleri halde... insanların sağlıklı beyinlerini zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile zehirleyerek... ve elektrik şokları verip adeta beyinleri ısıtıp-pişirerek... sadece kimyasal ve fiziksel beyin hasarlarına neden olmuyorlar.. ayrıca hem zihinsel hem de fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara da sebep oluyorlar. Ani ölümler de dahil... çeşitli iyatrojenik ölümler de buna dahil...
Hadi gel de şimdi bu ana akım psikiyatristlerine "psikopat" deme? Durun daha bitmedi...
(Dipnot 63) : Psikiyatristler, - en azından ana akım psikiyatristleri - gerçekten çok korkunç yaratıklar. Bunlara insan bile denilemez. Şimdi onlara neden "psikopat" hem de "lisanslı psikopatlar" dediklerini çok iyi anlıyoruz. Bence de... "ana akım psikiyatristleri... dünyanın en tehlikeli lisanslı psikopatlarıdır." Çünkü... yaptıkları iş bir "tedavi" değil... insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturarak... onları "kontrol etme" düzenidir. Sağlıklı beyinleri hasara (kimysal beyin hasarına) uğratma işidir. Bu, "akıl hastalıklarının tedavisi" değil... insanları "kontrol etme" düzeninin bir parçasıdır.
Dolayısıyla psikiyatristler... insanların sağlıklı beyinlerini "kimyasal beyin hasarına" uğratarak para kazanırlar ve bu, sağlıklı beyinlerin hasara uğratılmasına... "akıl hastalıklarının tedavisi" derler. Ve devletler de bunu böyle kabul ederek... sağlıklı beyinleri hasara uğratma işini... "akıl hastalıklarının tedavisi" olarak kabul ederler ve bunu YASAL hale getirirler. Tıp fakültelerinde... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... insanların sağlıklı beyinlerini hasara uğratma işinin... "nasıl yapılacağına" dair derslerin verilmesi için... "psikiyatri" adı altında bölümler açılır. Psikiyatristlere - hak etmedikleri halde - "doktor" ünvanı verilir. İşte bu, "lisanslı psikopat" olmanın YASAL hale getirilmiş adıdır.
Ayrıca bu işte - yani insanların sağlıklı beyinlerini hasara uğratma işinde ve hatta insanlara daha fazla zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül zararlar vererek - deneyimli hale gelenlere de... "uzman, doçent ve profesör" gibi rütbeler verilir. Böylece ana akım psikiyatristleri... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında...insanların sağlıklı beyinlerini hasara uğratma işinde deneyimli hale geldikleri için... "uzman, doçent ve profesör" gibi rütbeler alarak... birer "deneyimli lisanslı psikopatlar" haline gelirler.
Öğrenciler de... tıp fakültelerinin "psikiyatri" bölümlerine girerek... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "insanların sağlıklı beyinleri nasıl hasara uğratılıra" ait dersleri alırlar. Dersleri bitirip başarılı olanlar... birer "asistan psikopat psikiyatrist" olarak göreve başlarlar. Onlar da... "deneyimli lisanslı psikopat psikiyatrist" hocalarının yaptıkları gibi... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... çok sayıda insanın sağlıklı beyinlerini hasara uğratarak... "deneyimli" hale gelirler ve "uzman, doçent ve profesör" gibi rütbeleri alarak... birer "deneyimli lisanslı psikopat psikiyatrist" olmaya hak kazanırlar.
"Deneyimli lisanslı psikopat psikiyatrist" olma işi... öyle sadece insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal beyin hasarına uğratmak ile ilgili değildir. Yukarıda olduğu gibi çokça belirttiğimiz kalıcı ve ölümcül zararlar gibi... çok sayıda - sayısı belirsiz muhtemelen dünya genelinde milyonlarca belki de milyarlarca - insana... hem zihinsel hem de fiziksel olarak... çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül zararlar (hastalıklar ve rahatsızlıklar) vermek ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olmakta vardır.
İşte tüm bunlar psikiyatrik vahşet ve soykırımdır. Ve bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların... "doktor" kılığında yapılması da... psikiyatrik vahşet ve soykırımın... yasal zeminde yapılmasının bir bahanesi olmuştur. Dolayısıyla Adolf Hitler ve onun gibi olan geçmiş dönemlere ait soykırımcıların psikopatlıkları ile birlikte... sokaktaki tüm psikopatların psikopatlıklarını bir araya getirilse.... soykırımcı ana akım psikiyatristlerinin "lisanslı psikopatlığının" yanında bunlar "devede kulak" gibi kalır. Ana akım psikiyatristleri... dünyadaki tüm "psikopatların babası" sayılır. - "Neden mi?"
(Dipnot 64) : Çünkü ana akım psikiyatristleri... yapmış oldukları bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımları... - yukarıda saydığımız gibi - hem "sözde hayali akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmediğini, insanları iyileştirmediğini ve hatta tam tersine insanların iyatrojenik olarak sakat bırakılmasına (yaralanmasına) ve öldürülmelerine (ölümlerine) sebep olduğunu ve kısaca işe yaramadığını (ve sözde hayali akıl hastalıklarının beyinde olmadığını da)... gayet çok iyi bildikleri halde... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (müdahaleleri)... insanların sağlıklı beyinleri üzerinde uyguladılar ve halen bile uygulamaya devam ediyorlar. Hem de onlarca yıldan beri bunları (yani psikiyatrik vahşet ve soykırımları)... sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... HUKUKİ zeminde YASAL olarak yapıyorlar.
Psikiyatrik vahşet ve soykırımları... hukuki zeminde YASAL olarak yaptıkları için de... kimse de onlara karşı ses çıkaramıyor. Ses çıkaranlar ise bir şekilde susturuluyor. Ve psikiyatriye ve onun sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerine ve müdahalelerine karşı dava açanlar bile... çoğu zaman elleri boş dönüyor. Kazananlar oluyor ama bu, psikiyatrinin sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahalelerinin uygulanmasını engelleyemiyor. Yani ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... yasal zeminde bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını... sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... gizli bir şekilde yapmaya devam ediyorlar.
Şimdi ana akım psikiyatristlerinin... ne kadar tehlikeli lisanslı psikopatları olduğunu... muhtemelen sizler de anlamış olmalısınızdır. Onları... bu denli "tehlikeli lisanslı psikopatlar" haline getiren şeylerin başında... muhtemelen kendi heva ve heveslerine (yani nefslerine) yenilmeleri gibi gözüküyor. Buradan baktığımız da... bu heva ve heveslerin nedenleri arasında... muhtemelen "para ve itibar kazanma" gibi acımasız ve korkunç "hırslarının" olduğunu görüyoruz.
Öyle ki "para kazanmak, zengin olmak, itibar elde etmek, rütbe ve ünvanlar kazanmak, doktor olarak görülmek, toplum tarafından saygı görülmek" vb gibi bu acımasız ve korkunç hırslarının... ana akım tıp dünyasındaki "zarar verme(me)" ilkesinin önüne geçerek (yani bu ilkeyi "tanımayıp - tıklamayarak")... kendilerine gelen (danışan) insanlara karşı uyguladıkları... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin "ölümcül zararlarını" - bildikleri halde - görmezden geldiklerini anlayabiliyorsunuz.
Ve bu nedenle de "bilinçli ve kasıtlı" olarak... muhtemelen dünya genelinde - onlarca yıl boyunca devam ettiği için ölenler de dahil - sayısı belirsiz milyarlarca masum insanı... iyatrojenik olarak sakat bıraktıklarını ve öldürdüklerini fark edebiliyorsunuz. Bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları... YASAL olarak yapmaları da... bu acımasız hırslarını daha da artırmıştır. İşte, ana akım psikiyatristlerini... bu denli "dünyanın en tehlikeli psikopatları" haline getiren şeyler bunlardır - yani daha doğrusu onların "acımasız ve korkunç hırslarıdır", diyebiliriz.
"Eğer 'dünyanın en tehlikeli psikopatı' olmak istiyorsanız... tıp fakültelerinin psikiyatri bölümlerine "öğrenci" olarak kaydınızı yaptırabilirsiniz.
Çünkü burada... "akıl sağlığı ve akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "dünyanın en tehlikeli psikopatı nasıl olunur" eğitimleri
verilmektedir. Kanıt istiyorsanız... ana akım psikiyatristlerin - dünya genelinde sayısı belirsiz - muhtemelen milyonlarca (belki de milyarlarca) masum insana vermiş oldukları... sakat bırakıcı ve öldürücü zararlarını (blogumuzda bir kısmını arayıp bulup okuyabilir veya internette kendiniz) araştırabilir, okuyabilir ve böylece öğrenebilirsiniz."
* Peki, ana akım psikiyatri... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımları yapıyorsa... devletler, buna niye izin veriyor?
(Dipnot 65) : Bunun pekçok nedeni olabilir /vardır. Bulardan bazılarını şöyle açıklayabiliriz. Muhtemelen...
1) Ana akım tıp dünyası ve doktorları... ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (müdahaleleri) nedeniyle... iyatrojenik olarak sakat bırakan (yaralanan) ve öldürülen (ölen) akıl hastalarının... asıl yaralanma ve ölüm nedenlerini - bildikleri halde - görmezden gelmeleri - yani üzerlerini "örtbas etmeye" çalışmalarından dolayı... devletler, bu konuda herhangi birşey yapamamaktadır.
2) Aslında geçmiş yıllarda yapılan araştırmalara baktığımız da... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) sonucu... iyatrojenik olarak sakat bırakılan ve öldürülen insanların... asıl yaralanma ve ölüm nedenlerinin bu biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) olduğunun ortaya çıkarıldığını görüyoruz. Biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... sakat bırakıcı ve öldürücü zararları... bilimsel literatürlerde oldukça genişçe bir yer almaktadır. Bunları ortaya çıkartan psikiyatrist, doktor ve araştırmacıların... muhtemelen ana akım psikiyatriye ve ana akım tıp camiasına hizmet (itaat) etmeyen... dürüst psikiyatrist, doktor ve araştırmacılar olduklarını görebiliyoruz.
Geçmişte bu biyopsikiyatrik tedavilerin "sakat bırakıcı ve öldürücü zararlarının" asıl nedenlerinin ortaya çıkarılmasından sonra... bu biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin) neden olduğu yaralanma ve ölümlerin... "asıl nedenlerinin ortaya çıkarılması" konusunda... ana akım tıp ve doktorlarının... son derece isteksiz olduklarını... şimdiye kadar yapmış oldukları... "psikiyatrik tıbbi hataları" örtbas etme eylemlerinden anlayabiliyorsunuz. Yani psikiyatrik tedavilerden dolayı zarar gören (yaralanan ve ölen) masum insanların... asıl yaralanma ve ölüm nedenlerini - çok sayıda "tıbbi terimleri" kullanarak... örneğin bunları (mesela altta yatan bilmem ne sebepler gibi) başka başka sebeplerin üzerine atarak... bu gerçekleri (biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin) zararlarını) - "örtbas etmelerinden" anlayabiliyorsunuz.
Ancak buna rağmen günümüzde az da olsa... ana akım psikiyatriye ve ana akım tıbba - körü körüne - hizmet (itaat) etmeyen ve sayıları oldukça az olabilen... dürüst psikiyatristler, doktorlar ve araştırmacılar sayesinde... bu biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... insanlara nasıl kalıcı ve öldürücü zararlar verdiklerini... yapmış oldukları ve devam ettikleri bilimsel çalışmaları ile ortaya koyabilmektedirler.
3) Biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin) bu, oldukça sakat bırakıcı ve öldürücü zararlarına ve bunların bilimsel literatürde bolca yer almalarına rağmen... muhtemelen devletler... muhtemelen ana akım tıp camiası ve doktorlarının... bu biyopsikiyatrik tedavilerin sakat bırakıcı ve öldürücü zararlarının asıl nedenlerinin ortaya çıkarılmasında - isteksiz olmasını ve/veya bir takım politik ve mali çıkarlar vb nedeniyle... ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerinin (müdahelelerinin) durdurulması ve/veya yasaklanması konusunda isteksiz olabilirler.
4) Tabii devletlerin bu konuda isteksiz olmasının başka nedenleri arasında... olasılıkla sözde hayali "akıl hastaları" ve "akıl hastalıkları" ile mücadelede... kendini yetersiz ve çaresiz hissediyor olabilmesidir, diyebiliriz. Şöyle ki... toplumlar da mevcut olduğu ve arttığı ileri sürülen... sözde hayali "akıl hastalıklarına" sahip bazı bireylerin... örneğin "toplumsal düzene uymadıklarını" gerekçe göstererek... bunun önüne geçilebilmesi için.. muhtemelen bu bireyleri "kontrol altına almak, kontrol edebilmek" istemeleri nedeniyle... onları "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... "akıl hastası" olarak etiketleyip... - hem de çok hızlı bir şekilde - tedavi edilmelerini sağlayabilmek için... devletler, muhtemelen ana akım psikiyatriden ve onun - bilindiği halde - sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerinden (müdahalelerinden) vazgeçmemektedir.
Ana akım psikiyatrinin uygulamış olduğu - psikiyatrik ilaçlar, ECT gibi - sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler)... (zehirli kimyasallar ve elektrik şokları vb ile) insanların sağlıklı beyinlerini... çok hızlı bir şekilde UYUŞTURUR ve bireyleri sakinleştirir. Bu, da muhtemelen devletlerin... işine gelen birşeydir. Çünkü... hızlı bir şekilde sakinleştirilen bireyler... bu şekilde "kontrol altına alınmış" olunur. Bu şekilde... bireylerin - sağlıklı beyinlerini uyuşturarak (yani haşat ederek ve hasara uğratarak)- kontrol edilmesi daha kolay hale gelmiş olunur. Bu, her ne kadar "akıl hastalıklarının tedavisi" değilse de... "akıl hastası" olarak etiketlenen insanlar... "hızlı" bir şekilde "kontrol altına alındığı" için... devletler, bunu - tabii ki ana akım psikiyatrinin kandırması ve aldatmacası ile de - "akıl hastalıklarının tedavisi" olarak değerlendirir.
- "Neye rağmen?" - Sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi etmediğini, edemediğini ve tam tersine akıl hastalıklarına sebep olduğunu... ve "akıl hastası" olarak etiketlenen masum insanların... sağlıklı beyinlerinin kimyasal beyin hasarına ve diğer zihinsel ve fiziksel çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmalarına ve "ani ölümler" de dahil... çeşitli "iyatrojenik ölümler" de yaşamalarına rağmen... devletler, bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan... - bilerek /bilmeden, isteyerek /istemeden de olsa - vazgeçmiyorlar, gibi görülüyor. Tabii başka başka sebepler de olabilir...
5) Ana akım psikiyatrinin uygulamış olduğu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerine (müdahelelerine) alternatif olarak... dünya genelinde (özellikle de ABD ve bazı AB ülkeleri gibi gelişmiş batı dünyasında)... - örneğin "bitkisel tedaviler, kan gruplarına göre beslenme" vb gibi ve (bir işle meşgul olmak, diyalog, konuşma, doğa ve gezi yürüyüşleri, tiyatro, müzik) vb gibi "insani davranış terapileri" gibi bir takım "alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri" - hem de başarılı bir şekilde - uygulanabilmektedir. Bu saydığımız (ve sayamadığımız) alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri... sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisinde"... bireyler de "kalıcı bir iyileşme" söz konusu olabilmektedir. Ancak bu - özellikle de çok uzun süreler psikiyatrik ilaç tedavisi gören... yani psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına maruz kalan bireyler için - bu "uzun süreli bir tedaviyi" gerektiren birşeydir.
Muhtemelen bu gibi nedenlerden dolayı bunlar "akıl hastalıklarının tedavisinde... "kalıcı bir iyileşme" sağlamasına rağmen... yavaş bir süreci içerdiğinden dolayı olsa gerek... ve de bununla birlikte muhtemelen hem ana akım tıp dünyasının hem de - ana akım tıbbın büyük etkisi altında - devletlerin... "ilgisizlik, yeterince üzerlerinde durmamazlık" vb gibi politik ve mali çıkarlar nedenlerden dolayı da... onlara verilmesi gereken ama verilmeyen... "maddi ve manevi desteklerin" yetersizliği açısından... devletler tarafından - akıl sağlığı sisteminde alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri - hep arka planda kalabilmektedir.
Tabii ki bununla birlikte muhtemelen devletler... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - sakat bırakıcı ve öldürücü olmasına rağmen... biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... bireylerin sağlıklı beyinlerini "hızlı" bir şekilde UYUŞTURARAK - onları "kontrol altına alması" da... devletlerin bu biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) vazgeçmemelerine etki eden diğer bir durumdur, diyebiliriz.
6) Yeri gelmişken vurgulamak istediğimiz bir şey daha vardır. Ana akım tıp dünyasının... ana akım psikiyatrinin bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerine (müdahelelerine)... ses çıkarmamasını ve bunların yol açmış olduğu "yaralanma ve ölümlerin" asıl nedenlerinin üzerini örtbas etmeye çalışmalarının arkasında... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - muhtemelen "politik ve mali çıkarlar" bulunuyor. Özellikle de mali çıkarlar... Çünkü... dünya genelinde bu sakat bırakıcı ve öldürücü (ama özellikle de sakat bırakıcı (iyatrojenik yaralayıcı) özelliklere sahip olan) biyopsikiyatrik tedavileri (müdaheleleri) gören.. muhtemelen sayısı belirsiz milyarlarca insan bulunuyor.
Örneğin bir araştırma da dünya genelinde (2021) "akıl hastası" olarak etiketlenen "1 milyardan" fazla insanın olduğu ortaya konulmuş /tahmin edilmiş. (2), (3) Bu sayı muhtemelen - bilinmeyenlerle birlikte - çok daha fazla (tahminen bir kaç milyar) olabilir. Şimdi, akıl hastası olarak etiketlenen... bu 1 milyardan fazla insanın (hepsi olmasa da büyük çoğunluğunun)... düzenli olarak biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi - gördüklerini ve de biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... de sakat bırakıcı ve öldürücü zararlarının olduğunu da bir düşünelim.
Bir düşünün bakalım... özellikle de iyatrojenik olarak sakat bırakıcı (yaralayıcı) özelliğinin olması... en çok kimin işine yarayabilir? Biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı iyatrojenik olarak sakat bırakılan (yaralanan) bu masum insanlar... nereye başvuracaktır? Tabii ki... ana akım tıp ve buralarda görev yapan doktorlara başvuracaktır. Dünya genelinde... biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı... iyatrojenik olarak sakat bırakılan (yaralanan) insan sayısını bir düşünün...
Muhtemelen on /yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla / birkaç milyar civarında) masum insan... biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı... iyatrojenik olarak sakat bırakıldığından (yaralandığından) dolayı acı çekiyor. Ve bu nedenden dolayı da... ana akım tıptaki doktorların (yani resmi ve özel - fiziksel medikal tıp - sağlık birimlerinin, hastanelerin, aile hekimlerinin vb) kapısını çalıyor.
Dolayısıyla... ana akım tıp dünyasının ve doktorlarının... sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilere (müdahalelere) sessiz kalmasının ve vazgeçmemesinin (özelllikle de sakat bırakılan insanların... asıl yaralanma nedenlerini görmezden gelerek... bunları başka başka sebeplerin üzerine atarak... örtbas etmelerinin) arkasında yatan en büyük nedenlerden, olasılıklardan birininin... muhtemelen ana akım tıp dünyasının ve doktorlarının... ilaç firmaları ile olan mali ilişkileri olabilir, diye bir tahminde bulunabiliriz. Bu bize, ana akım tıp dünyasının... "hastaları iyileştirmek, hastalıkları tedavi etmek" gibi bir anlayış içerisinde olmadığını... hastaları, kendilerine "para getiren" müşteriler olarak gördüklerini... en iyi bir şekilde anlatabilen bir durumdur, diyebilriiz.
"Hastalıklar yoksa... hastalar da yoktur. Hastalar yoksa... ana akım tıp doktorlarının, hastanelerin, diğer sağlık birimlerinin ve ilaç firmalarının kasalarına girecek para da yok demektir. Eğer dürüst bir hekim değilseniz... kim bundan bu milyarlarca (hatta belki de tirlyonlarca) dolarlık sermaye pastasından vazgeçebilir ki?"
--- --- ---
** Bakımevleri (ve diğer akıl sağlığı birimleri)... neden birer ÖLÜM KAMPLARIYDI?
(Dipnot 69) : Yukarıda bakımevlerinin ve hatta diğer akıl sağlığı birimlerinin de neden birer ÖLÜM KAMPLARI olduğunu /olabileceğini... örneğin kardeşimin bakım durumundan ve diğer psikiyatrik vahşet ve soykırımlarından yola çıkarak... az çok izah etmeye çalışmıştık. Aslında aklımıza gelmediği için olsa gerek... belki
de daha alatamadığımız çok şey vardı ama şimdilik bu kadar diyelim,
daha sonra aklımıza gelirse, hatırlarsak yazarız. :)
Tabii sadece bakımevleri değil... aynı psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... akıl hastası /deli olarak da görülen zihinsel engelli bireylerin kalmış oldukları "rehabilitasyon merkezleri, huzurevleri, akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri" gibi diğer akıl sağlığı birimleri için de geçerlidir. Bunlarla birlikte... devlet, üniversite ve özel hastanelerin psikiyatri servis ve polinikliklerini de... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlara dahil edebiliriz. Psikiyatrik vahşet ve soykırımların yaşandığı bu akıl sağlığı birimleri... adeta birer ÖLÜM KAMPLARI gibidir.
Özellikle de (psikiyatrik ilaç, ECT vb gibi) kalıcı ve ölümcül biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) gören - ve (toplum tarafından) akıl hastası /deli olarak da görülen - zihinsel engelli bireylerin kalmış oldukları bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri vb gibi akıl sağlığı birimlerinin... birer "ÖLÜM KAMPLARI" olarak görülmesinin tek nedeni aslında... bu GİZLİ PSİKİYATRİK VAHŞET VE SOYKIRIMLARDIR, diyebiliriz. (Aslında bu psikiyatrik vahşet ve soykırım... dünyanın her yerinde aynıdır.) Bunun nedeni de... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların... bu akıl sağlığı birimlerinde, - "bireylerden, ailelerden, toplumlardan, kamuoyundan, medyadan ve devletlerden" - GİZLİ bir şekilde devam etmesidir.
Bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... sadece (psikiyatrik ilaçlar, ECT vb gibi) ölümcül biyopsikiyatrik tedaviler ile değil... aynı zamanda akıl sağlığı birimlerinin "kasvetli ortamları" da... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlara yardımcı olan ve bu vb nedenlerle de... buraların birer ÖLÜM KAMPLARI olarak görülmesine neden olabilmektedir. (Bunları ara ara yukarıda izah etmeye çalışmıştık - diğerlerini blogdaki araştırmaları okuyarak da bilgi sahibi olabilirsiniz.)
Bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlar dünyanın her yerinde aynı şekilde gerçekleşiyor ve bunlar yaşanmasına rağmen.... özellikle de aileler tarafından bireyleri... bakımevi gibi akıl sağlığı birimlerinden "çıkartma girişimleri" genellikle çok zorlu ve başarısız olur (/olabiliyor.) Muhtemelen bunun pek çok nedeni olabilir. Ama en önemli olan ikisi başı çekiyor gibi görülüyor.
Bunlardan biri... muhtemelen zihinsel engelli bireylerin... devletler ve/veya özel bakımevleri için adeta "para basma (kazanma) makinesi" gibi görülmesi - yani birer PARA KAYNAĞI olması olarak gözükebilmesidir, diyebiliriz. Özel ve/veya resmi "bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimleri... muhtemelen geçimlerini zihinsel engelli bireylerin aileleri tarafından ve/veya (maddi durumu yetersiz olan bireyler için de) devletler tarafından
ödenen "tedavi, bakım, rehabilite" ödemeleri ve/veya devletlerin sağlamış olduğu "personel maaşı" gibi ödemeler ile sağlıyorlar, gibi görülüyor.
Ve bakımevleri
ve diğer akıl sağlığı birimleri... muhtemelen bu kazançlı ödemelerden olmamak için olsa gerek... buralarda kalan (özellikle de akıl sağlığı o kadar da "bakıma muhtaç" şekilde ağır olmayan) bireylerin... adeta buralarda kalmalarını sağlayabilmek adına... onların "akıl sağlıklarını" daha da kötüye getirerek... gerçekten de "bakıma muhtaç" hale gelmelerini sağlayabilmeleri de söz konusu olabilmektedir, diyebiliriz.
Daha önce de dediğimiz gibi... muhtemelen bakımevlerinde (ve diğer akıl sağlığı birimlerinde) kalan zihinsel engelli bireyler... bakımevleri için adeta "para basma kaynağı" idiler - özellikle de özel akıl sağlığı birimleri için. Muhtemelen devletlerin kontrolündeki "resmi bakımevleri ve diğer akıl sağlığı birimleri" için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Resmi bakımevleri ve diğer akıl sağlığı birimleri de olsalar... muhtemelen bir şekilde devletler, buralarda kalan zihinsel engelli bireylerin sayısı kadar... her ay binlerce / milyonlarca lira vb buna benzer destekler sağlıyorlar.
Bu da... resmi bakımevleri ve akıl sağlığı birimleri de olsalar... burada kalan her hastanın "burada kalmasının sağlanılmasına" yönelik... hastaların hem zihinsel hem de fiziksel sağlık durumlarının daha da kötüleştirilmesi anlamına gelebilen birşey olabiliyor. Eğer mevcut devletler desteğinin devam etmesi ve/veya daha çok devletler desteği almak için öngörüde bulunursanız... buradaki bakımevleri ve diğer akıl sağlığı birimlerinin... hastaların durumlarını daha da kötüleştirmeye yönelik çeşitli suiistimal politikalar oluşturabileceğini de öngörebilirsiniz. Herneyse... bunlar - birer hayel ürünü kurgu gibi gözükse de - olmayacak şeyler değil. Öğrenmek isteyen... bunlarla ilgili bilgileri araştırabilirler ve/veya BURADAN da bakıp, okuyup öğrenebilirsiniz..
*** *** ***
-- Akıl sağlığı birimlerinde zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi ile kimyasal beyin hasarının daha da kötü hale getirilmesi olasılığı...
Bunları yukarıda detaylıca irdelemiştik ama kısaca yeniden irdeleyelim.. Sağlıklı olsun olmasın hem beyin sağlığı hem de beden (vücut) sağlığı için... oldukça zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi durumunda... insanların hem zihinsel sağlık hem de fiziksel (bedensel) sağlık durumlarında ne gibi ölümcül etkiler olabileceğine dair önemli bilgiler...
Şimdi... zihinsel engelli bireylerin (psikiyatrik ilaç kullanımının devam edilmesi ile) hayatlarının tehlikede olabileceğini gösteren ve hastaların hem fiziksel hem de zihinsel sağlık durumlarını çok ciddi şekilde ölümcül tehlikeye sokabilecek zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaç gerçeklerine bir göz atalım...
Bakın daha önce de dediğimiz gibi... başta akıl hastaneleri olmak üzere zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde (özellikle de buralar da ölene kadar) kalmak zorunda olan zihinsel engelli bireyler... buralarda adeta ÖLÜMÜ BEKLEDİKLERİNİ açıkça belirtmekte fayda vardır. "Neden?" Bu (özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) masum insanlara... buralarda 'akıl hastalıkları tedavisi' falan verilmiyor. "Eee, ne veriliyor?" Bu masum insanlara 'akıl hastalıkları tedavisi' bahanesi adı altında... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olan zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatrik uyuşturucular) veriliyor.
-"Eee, zaten akıl hastalıklarının tedavisi, psikiyatrik ilaçlarla yapılmıyor mu? Bunun neresi yanlış?"
- "Sen daha oralarda mısın? Buraya kadar okuduğuna göre birşeyler öğrenmen gerekirdi... Öğren(e)mediysen, okumaya devam et.."
Aslında garip olan şey... bu, psikiyatrik uyuşturucuların (yani psikiyatrik ilaçların) dünya genelinde milyonlarca evde, yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insan tarafından kullanılıyor olmasıdır. Haalen, 'Bunun neresi garip?!', diyorsanız okumaya devam edin...
SORU : "Akıl sağlığı sistemlerinde (hem sivil hayatta evlerde hem de akıl sağlığı birimlerinde) bu masum insanlar, neden bu hale geliyorlar (getiriliyorlar) ve bu kadar çok çabuk sakat kalıyor (sakat bırakılıyor) ve ölüyorlar (öldürülüyorlar)?" Sorgulanması, sorulması ve cevaplanması gereken bir soru? İşte kısa cevabı ve devamı...
Bazı ön bilgiler;
"Psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatrik uyuşturucular) genellikle uzun vadeler de kimyasal
kaynaklı kalıcı beyin hasarına neden olur. Ve muhtemelen... bu kimyasal beyin
hasarıyla bağlantılı mevcut olan ve sonradan oluşan akıl hastalıkları da kalıcı hale geliyor. Yani... muhtemelen kalıcı hale gelen akıl hastalıklarının (kimyasal beyn hasarının) bir sonucu olarak... bireyler bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemeye başlıyorlar. Bu da, akıl hastalıklarının 'kalıcı, kalıtsal, ömür boyu süren ve daha da kötüleşebilen' vb buna benzer sahte ve aldatıcı bir anlatıya dönüşüyor ve bunlar mevcut /yeni "başka akıl hastalığı / akıl hastalıkları" olarak etiketlenmeye başlanıyor ve bu da... masum insanlara daha çok zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmesinin önünü açabiliyor. İşte, psikopat psikiyatrinin insanlara, toplumlara ve devletlere anlatmadığı gizli ve ölümcül psikiyatrik ilaç ve sözde akıl hastalıkları gerçeklerinden sadece biridir bu."
"Muhtemelen... psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatrik uyuşturucular), tıpkı esrar, eroin, kokain gibi yasadışı sokak uyuşturucularının yapmış olduğu etkiye (uyuşturucu etkisine) benzer etkilere sahiptir. Yaptıkları tek şey... sağlıklı beyinleri uyuşturmak. Beyin, uyuşunca - hepsinde olmasa da bazı) kişiler de sakinleşme görülür. Bu sakinleşme de... 'psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarını tedavi ediyor!' gibi kasıtlı yapılan yanlış bir anlatıya dönüşüyor. Halbu ki, 'akıl hastalıklarını tedavi ettiği falan yok'; yaptığı tek şey, sağlıklı beyinleri uyuşturmak. Uyuşan beyin, insanlar da sakinleşmeye neden oluyor ve bu da ana akım psikopat psikiyatrinin, kasıtlı ve yanlış bir anlatısına dönüşüyor. Bu da muhtemelen daha çok insanın akıl hastası olarak etiketlemesine... daha çok insana psikiyatrik uyuşturucu reçete edilmesine ve tüm bunlardan da (psikopat psikiyatrinin ilaç firmalarından) daha çok mali gelir etmesine neden oluyor, diyebiliriz. Ve sonuç olarak.... muhtemelen dünya genelinde her yıl milyonlarca insan bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılıyor (iyatrojenik yaralanıyor) ve öldürülüyor (iyatrojenik ölüyor)."
"Bu psikiyatrik ilaçların hiç biri, sözde akıl hastalıklarını tedavi etmez ve zaten tedavi de etmemekte, edememektedir.. Psikiyatrik ilaçların, "akıl hastalıklarını tedavi ettiğine" dair hiç bir kanıt yoktur. Var olduğu söylenilen kanıtlar ya psikiyatrik ilaç firmalarının fonlamasıyla yapılan çalışmalardan ve/veya kesinliği kanıtlanmamış olası teorik- sadece deneyim ve gözlemlere dayalı - vb buna benzer çalışmalardan elde edilen sözde bilimsel kanıtlar oldukları bilinen şeylerdir. (Bunları bloglarımız da bulup okuyabilirsiniz.) Muhtemelen psikiyatrik ilaç firmalarının psikiyatrik ilaçların prospektüslerine yazmış oldukları 'bu psikiyatrik ilaç şu şu şu akıl hastalığını tedavi eder' gibi ifadeler de bu sahte olması muhtemel çalışmalardan elde edilen sonuçlar gibi gözüküyor; bu nedenle bunların hiç biri doğru değildir, diyebiliriz."
"Muhtemelen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların genellikle uzun vadeli kullanımları... milyonlarca insanın sakat kalmasına (yaralanmasına) ve ölümüne neden olmaktadır." İşte, devletlerden ve toplumlardan saklanılan, gizlenilen psikiyatrik vahşet gerçeği..."
-- Akıl sağlığı birimlerinde zihinsel engelli bireylerin 'kimyasal beyin hasarına' yakalanmasına sebep olan zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmeye devam edilmesi ve olası sonuçları...
Bu, öyle basite alınacak bir durum değildir. Bakın nasıl olası olumsuz sonuçlarla karşılaşıyoruz. Muhtemelen zihinsel engelli bireylerin (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun özellikle de sivil hayattayken psikiyatristler tarafından (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratıldığını artık biliyorsunuzdur. ECT gibi beyne 400 /460 volta kadar elektrik şokları verilmesi de dahil... zararlı ve öldürücü olabilen diğer psikiyatrik tedavilerden dolayı da kalıcı beyin hasarına yakalanan insanlarda bulunmaktadır. Hayatında herhangi bir psikiyatrik tedavi görmediği halde nörolojik beyin hasarı yaşayan insanlar da vardır - ancak muhtemelen bunların sayıları, psikiyatrik tedavilerden zarar ve beyin hasarı gören insanların sayısından daha fazla değildir, herhalde diye düşünebiliriz. Her neyse...
Özellikle de sivil hayattayken psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylerin bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının yapıldığı bu tür akıl sağlığı birimlerinde... zihinsel engelli bireylere halen bile psikiyatrik ilaçların verilmeye devam edilmesi... bu hastaların hem zihinsel hem de fiziksel sağlık durumlarının daha da kötüye gitmesi anlamına gelebilecektir. (Ki zaten böyle olduğunu /olabileceğini... hastaların mevcut akıl sağlığı durumlarından anlayabiliyorsunuz. Bunları yavaş yavaş dile getirmeye çalışacağız.)
"Bu insanların, sivil hayattayken neden 'bu hale düştüklerini'... akıl sağlığı durumlarının neden 'kendi işlerini göremeyecek kadar daha da kötü hale geldiğini' ve neden 'bakım, tedavi ve rehabilitasyonlarının, başkaları tarafından yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu' bir düşünün. Tüm bunlar, sözde 'akıl hastalığının bir etkisi' değildir; - insanlara verilen ve sağlıklı beyinleri ciddi derecede hasara (kalıcı beyin hasarına) uğratan zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların olumsuz bir etkisi ve psikopat psikiyatristlerin vahşi bir eseridir."
-- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının daha kötüye gitmesi ne demektir?
Önce şu ön bilgileri verelim...
a) Muhtemelen.... psikiyatrik ilaçlar, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) ve bununla bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına (mevcut olan ve daha sonradan oluşan akıl hastalıkları semptomlarının kalıcı hale gelmesine).... ve daha önce var olmayan (örneğin şiddet, cinayet ve intihara meyilli olma gibi) çeşitli akıl hastalıkları semptomlarının oluşmasına sebep olabilen bir özelliğe sahiptir. (Bunlar zaten bilinen şeylerdir. Bloglarımızdaki araştırmaları, makaleleri okumanızı tavsiye ederiz.)
b) Muhtemelen.... psikiyatrik ilaçlar, (genellikle uzun vadelerde kullanılmaya devam edildiğinde) insanlarda sebep olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı seviyesini artırabilir ve beyin hasarının daha da kötü hale gelmesine neden olabilir. Ve muhtemelen bu beyin hasarı seviyesinin kötüye gitmesinden dolayı da... insanların 'birer zombi gibi olması (hareketsiz kalması) /tam tersi ne yaptığını bilmeden daha hareketli, saldırgan vb gibi davranışlar sergilemesi /yatağa bağımlı hale gelmesi' vb gibi bir takım tuhaf ve garip (olumsuz) davranışlar sergilemelerine neden olabilir. (Bu tür insanları akıl sağlığı birimlerinde görebilmek oldukça kolaydır. Okumaya devam edin.) Hatta ölümlerine dahi sebep olabilir..
c) Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalan ve yakalanan bu tür insanları... zihinsel engeli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi yatılı (sözde) tedavi veren akıl sağlığı birimlerinde.... ve hatta devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servisleri ve toplum ruh sağlığı merkezleri (trsm'ler) gibi diğer ayakta (sözde) tedavi veren akıl sağlığı birimlerinde... ve hatta kendi çevrenizde... ve hatta (eğer uzun süredir psikiyatrik ilaç tedavisi gören varsa) kendi aile bireyleriniz de bile görebilmeniz mümkündür, diyebiliriz.
-- "Peki, bu insanları bu hale getiren şey neydi?"
(Bunları da yukarıda irdelemiştik. Kısaca yeniden bir göz atalım.) İşte, bunlar hiç sorgulanmamaktadır. Sorgulansa bile cevaplar çoğunlukla çarpıtılmaktadır. Bu tür sorulara verilen cevaplar genelde hep aynıdır, basma kalıp cevaplardır; genellikle 'akıl hastalığının kalıcı ve/veya kalıtsal olduğuna' atfedilir. Halbu ki... psikiyatrik ilaç kullanmadan önce - var olduğu iddia edilen - akıl hastalıkları (doğal psikolojik sorunlar) hiç bir zaman kalıcı olmamıştır. Muhtemelen doğal psikolojik sorunları... KALICI hale getiren (beyin hasarına sebep olan) şey, günümüz de psikiyatrik ilaçlardır. Çünkü, psikiyatrik ilaçların içeriğinde insanların sağlıklı beyinlerini zehirleyen ve sağlıklı beyinleri kimyasal kaynaklı beyin hasarına uğratan zehirli kimyasallar bulunur. Psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarıyla sağlıklı beyinler, hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrayınca... insanlardaki doğal psikolojik sorunlar da kalıcı hale geliyor. Bu durum da, kasıtlı olarak 'akıl hastalığının kalıcı ve/veya kalıtsal olduğu' gibi oldukça yanlış ve yanıltıcı bir anlatıya dönüşüyor.
Bu kasıtlı, yanlış ve yanıltıcı anlatıyı etrafa yaydıranlar ise... 'psikiyatrik ilaç firmaları, ana akım psikopat psikiyatri ve ona hizmet (itaat) eden psikiyatristlerden' başka kimse değildir. Bunun nedeni de, hep bilindik bir şeydir; PARA. (Para, her şeyi döndürür.) Dünya genelinde yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) dolarlık bir psikiyatrik ilaç piyasasından bahsediyoruz. Bu psikiyatrik ilaç piyasasının büyük pastasından kim vazgeçmek ister ki?
Bununla birlikte bir de muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve ona hizmet (itaat) eden psikiyatristlerin... ('doktor' ünvanlarını kaybetme, tazminat davaları ile karşı karşıya kalma, psikiyatrinin tıp fakultelerinden kaldırılması vb gibi) çeşitli korkuları da bulunuyor. Psikiyatrik ilaçların ve diğer zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavilerin oldukça öldürücü zararları ortaya çıktığında (ki zaten çıktı ve halen de çıkmaya devam ediyor ama muhtemelen halk halen uykuda olduğu için ama TOPLUMLAR, UYKUDAN UYANDIĞINDA)... psikiyatrik ilaç firmalarıyla birlikte ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler için herhalde kıyamet kopacaktır, herhalde diye bir tahminde bulunabiliriz.
-- Kimyasal beyin hasarının daha da kötü hale getirilmesi olasılığı...
"Akıl sağlığı birimlerinde zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların kullanımın devam edilmesi... hastaların zihinsel ve fiziksel sağlık durumlarının da daha da kötü hale gelmesine neden olabilmektedir." Bunun nedenlerini yukarıda kısaca açıklamaya çalışmıştık. Şimdi, biraz daha devam edelim.
Bu gerçeği bildiğimizden dolayı da kardeşimin hem fiziksel hem de zihinsel sağlık durumunun daha da kötüye gitmesinden oldukça endişeliydik. Kardeşimin (ve muhtemelen diğer hastaların da) yaşamış olduğu ve psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı beyin hasarının... 'psikiyatrik ilaçlar ve bakımevi ortamının uygunsuzluğu (bozuk ve sağlıksız olması vb)' nedeniyle... daha da kötü hale getirilmesinin risk olasılığının mümkün olabileceğini düşünüyorduk.
Kardeşimizin mevcut durumu, orada kalan insanların (neredeyse hepsinin) durumundan çok daha iyiydi. Kardeşimin de psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına yakalandığını tahmin ediyoruz. (Tabii sivil hayattayken görmüş olduğu psikiyatrik ilaç tedavilerinden dolayı...) Ancak durumu, buradakilerden daha ağır değildi. (En azından bize göre - aksi ise - psikopat psikiyatristler tarafından diğer milyonlarca masum insanın bu hale getirilmesine sebep oldukları gibi bir durum söz konusunu düşünebiliriz.)
Burada (ve bu tür akıl sağlığı birimlerinde) kalan ve özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören sakinlerin (zihinsel engelli bireylerin, hastaların)... - tıpkı kardeşim gibi - psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalandıklarını ancak durumlarının (yani kimyasal beyin hasar seviyelerinin)... kardeşimin durumundan çok daha ağır ve kötü olduğunu /olabildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Muhtemelen... buradaki sorun, kardeşime zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmesinin devam edilmesi durumunda... kardeşimin durumunun daha da kötüleşmesi (yani tıpkı buradaki ağır kimyasal beyin hasarı yaşayan sakinlerin durumuna benzer şekilde... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarı seviyesinin daha da artması ve kötüleşmesi) riskinin olma olasılığının yüksek ihtimal dahilinde olmasıdır, diyebiliriz.
"Biz bunu, yani "psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile kardeşimizin durumunun... daha da kötüye gitme riskinin olabileceğini ve psikiyatrik ilaçların 'yavaş yavaş azaltılarak bıraktırılmasının' yapılmasını istediğimizi" vs vs buna benzer endişelerimizi dile getirdiğimiz de... hemşirelerden biri "hayır, öyle birşey yok, hatta biz, bazı hastalara 20 tane ilaç dahi veriyoruz!" gibi buna benzer bir ifade kullandığında... içimizden (demek her gün 20 tane ilaç veriyorsunuz... hımm bu insanların neden bu hale (bu kadar daha da kötü hale) geldiklerini şimdi çok daha iyi anlıyoruz!') diye bir düşünce geçmişti. Aslında burada hemşirenin bir suçu yoktu. Bu, tamamen psikopat psikiyatristlerin suçuydu. Çünkü muhtemelen - bu kadar çok ilacın verilmesi talimatlarını... hemşireye veren onlardı. Tıpkı kardeşimde olduğu gibi..."
-- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının etkisi altında - hastaların bir takım garip tuhaf davranışlar sergilemesi ile diğer hastaların bu durumdan olumsuz etkilenerek zihinsel sağlık durumlarının - yani kimyasal beyin hasarı seviyelerinin - daha da kötüye gitmesi olasılığı...
Ayrıca kardeşimin durumunun (kimyasal beyin hasarının) daha da kötüye gitmesi riski... sadece bununla da (zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmesinin devam edilmesi ile) sınırlı değildi. Muhtemelen... burada kalan - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - sakinlerin yaşamış oldukları - ve psikiyatrik ilaçların neden olduğu - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının sebep olduğu - şiddet ve hakaretler de dahil ne dediklerini ve yaptıklarını bilmeyen, fark etmeyen - bir takım garip ruhaf davranışlar sergilemeleri karşısında da.... kardeşimin akıl sağlığının giderek daha da kötü hale gelme riski de bulunmaktaydı, diyebiliriz.
Bu risk vb risklerin, aslında sadece kardeşimi değil... burada kalan diğer zihinsel engelli bireylerin de 'akıl sağlıklarını kötüye gitmesine' zemin hazırlayan çok kötü etken(ler) olabileceğini de tahmin edebiliriz. Muhtemelen... bu hastaların "aileleri, yakınları ve hatta devletler ve kamuoyları (medya ve toplumlar)" bile... bu vb risklerin olabileceğine pek farkında değiller. Ama bunun olabileceğini ana akım psikiyatri ve ana akım psikiyatristlerin gayet çok iyi bildiklerini ama bu gerçekleri hem hastaların ailelerinden, yakınlarından hem de devletlerden ve kamuoyundan (medyadan ve toplumdan)... ustalıkla sakladıklarını, gizlediklerini rahatlıkla söyleyebiliriz..
Bir yandan sağlıklı beyinleri hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratan (ve devam edilmesi halinde ÖLÜME kadar götürebilen ve hem sağlıklı beyinler hem de sağlıklı bedenler için oldukça zehirli olan) zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların verilmesinin devam edilmesi karşısında.... bir yandan da bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının etkisinden dolayı (şiddet ve hakaretler, bağırıp çağırmalar da dahil) bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergileyen zihinsel engelli bireylerin... beraber bir ortamda kalmaları - hele de koğuş sisteminde birbirlerine maruz kalmaları -... bu hastaların, (fiziksel sağlık da dahil) en başta zihinsel sağlık durumlarının daha da kötüye gitme risklerinin olabileceğini bilinmesi gerekir, diye düşünüyoruz.
Kısaca bir yandan psikiyatrik ilaç tedavisi öte yandan bakımevi ortamlarının (yukarıda anlattığımız şekilde ve daha fazlasıda dahil) kötü olması... özellikle de kardeşim gibi durumu ağır olmayan ve çok hassas özelliğe sahip olan hastaların... zihinsel sağlık durumlarının (kimyasal beyin hasarlarının) daha da kötü hale gelmesine sebep olabilmekle birlikte... hem zihinsel hem de fiziksel çeşitli kalıcı ölümcül hastalıklara yakalanmak ve bunlardan dolayı iyatrojenik olarak kalıcı sakatlanmak (iyatrojenik yaralanmak) ve ani ölümler de dahil çeşitli ölümlerle karşı kaşrıya kalmaları da... diğer ciddi ölümcül sağlık sorunlarının yaşanması olasılığını artırabilmektedir, diyebiliriz.
(Şimdi ana akım psikopat psikiyatri ile buna hizmet (itaat) eden psikiyatristlere... neden ikide bir 'PSİKOPAT' hatta "lisanslı psikopatlar" dediğimizi herhalde anlamışsınızdır. Eğer anlamadıysanız okumaya devam edin ve hatta diğer bloglarımızdaki 'psikiyatri bir ölüm endüstrisidir' ve 'akıl hastalıkları bir efsanedir - psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarına sebep olur' serilerimizle birlikte diğer akıl sağlığı ve psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını anlatan blog araştırma ve yazılarımızı bulup- okuyarak da bilgi sahibi olabilirsiniz.)
*** *** ***
-- AKIL SAĞLIĞI SİSTEMİNDEKİ KORKUNÇ GERÇEKLER...
Bunların önemli bir kısmını zaten yukarıda anlatmıştık ama devam edelim..
Kardeşim, öyle düşünüldüğü gibi saldırgan biri değildir. Sadece psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının ve olasılıkla buna bağlı olarak gelişen kimyasal ve duygusal travmalarının bir sonucunu (etkisini) - yani psikiyatrik ilaç kaynaklı doğal psikolojik sorunları - yaşıyordu. Vs vs... Zaten böyle olmadığı için de... yaşlı annesi ona bakamadığı için onu bakımevine vermiştik. Tabii bakımevine vermemizin nedeni de... sadece "bakım ve tedavisinin yapılması' değildi. 'Topluma adapte olmasını sağlamak ve topluma kazandırmak' için de rehabilitasyonun yapılmasını istememizdi. "Bir an önce topluma kazandırılsın ve kendi hayatının düzenini kursun ve yaşamaya başlasın", diye.
Ama maalesef bakımevlerinin ve hatta sözde diğer rehabilitasyon merkezlerinin dahi... bu yönde bir faaliyetlerinin olmadığını... daha yeni yeni anlamaya başlamıştık. Yani bu rehabilitasyonun, özellikle zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde... - en azından durumu çok da ağır olmayan... kardeşim ve onun gibi aynı durumda olan diğer bireyler için - sadece "göstermelikten başka birşey" olmadığını anlayabilmiş oluyorduk. Bunun nedeni de muhtemelen... bu akıl sağlığı birimlerindeki rehabilitelerin aslında... "topluma adapte olunması, topluma kazandırılması" vb için değil... (özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) bireylerin yaşamış oldukları... psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarlarının... daha da ileri seviyelere gelmesini (yani daha da kötüleşmesini) engelleyebilmek için... bireylere "bilişsel faaliyetlerin yeniden kazandırılması, unutkanlığın önlenmesi" vb adlar altında... sadece "bilişsel faaliyetler" verilmesi olmasıdır, diyebiliriz. Tabii durum böyle olunca... bireylere verilen bu bilişsel faaliyetlerin.. aslında adeta buralarda "ÖLENE KADAR" kalması ve adeta "ÖLÜMÜ BEKLEMESİ" için veriliyor olabileceğinin de - az da olsa - farkına varabiliyorsunuz. Nasıl mı?
"Muhtemelen bakımevlerindeki sistem bozukluğu, tüm akıl sağlığı birimlerindeki zihinsel engelli bireylerin durumları hakkında KORKUNÇ BİR GERÇEĞİN de ortaya çıkmasını sağlamış gibi görülüyor. Ve bunun sadece ülkemizde değil... dünya genelinde de aynı olduğunu anlamaya başlamıştık." Şöyle ki...
Daha önce de dediğimiz gibi... kardeşimiz saldırgan biri değildi ama bakımevi sanki onu 'saldırgan hale getirmek' ve onun durumunu 'daha da kötü hale getirmek' için adeta yarışıyor gibiydiler. (Evet, bu bir şüphe, bir önsezi ama yaşadıklarımız sanki bunu gösteriyor gibiydi.) Bunu bilerek ve kasıtlı olarak mı yapıyorlardı yoksa... gerçekten bu "akıl sağlığı birimlerindeki sistemin bozukluğundan" mı kaynaklanıyordu? "Personel yetersizliği, personelde bakım, tedavi ve rehabilite konusundaki eğitim ve öğretim de... kalitesizlik, yetersizlik, deneyimsizlik" vb gibi sorunların olması..." Aslında bunlar düzeltilebilir şeyler. En önemli olan şey ise çok farklı gibi gözüküyor. "Akıl sağlığı sisteminin bozuk olması..." Şöyle ki...
Aslında akıl sağlığı sisteminin bozukluğu... zihinsel engelli bireylerin kalmış oldukları bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezlerinin... hastalara 'bakım ve tedavilerinin' verilmesinden çok... bunların 'topluma nasıl adapte edebilecekleri' konusunda yetersizliklerinin olduğunu görüyoruz..
Bunları söylediğimiz de... daha doğrusu, kardeşimin buraya asıl veriliş nedenlerimizden birinin ve en önemlisinin... kardeşimin 'topluma adapte olmasını ve topluma kazandırılması' olduğunu ve bunlar için rehabilitasyonun yapılması gerektiğini (yetkili görevli bayana) söylediğimiz de... zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerindeki KORKUNÇ BİR GERÇEĞİN ortaya çıkmasına da tanık olmuştuk, diyebiliriz. - "Peki, neydi bu korkunç gerçek?" - Bize, (yanlış hatırlamıyorsak hatırladığımız kadarıyla) "bu hastaların "topluma adapte olmasını, topluma kazandırılmasını sağlanamayacak kadar" durumlarının çok ağır olduğu ve bu nedenle böyle bu yönde rehabilitasyon çalışmalarının olmadığı" gibi buna benzer bir bilgi verilmişti.
Aslında bu muhtemelen toplumların bilmediği ama devletlerin ve akıl sağlığı birimlerinin bildiği - ve onlar için muhtemelen "normal sıradan bir durum" gibi gözüken - bir gerçekti. Ama aslında madalyonun perde arkası... o kadar masum - normal sıradan bir durum - değil gibi gözüküyordu. Bu, "normal sıradan bir durum" gibi gözükmeyen şey ise... akıl sağlığı birimlerine getirilen - özellikle de psikiyatrik tedaviler gören - bireylerin... yaşamış oldukları kimyasal beyin hasarının... asıl nedeninin "psikiyatrik ilaçlar ve ECT" gibi diğer biyopsikiyatrik tedaviler olduğu /olabileceği olasılığının olmasıdır, diyebiliriz. Bunun, ne demek ve ne kadar çok korkunç birşey olduğunu muhtemelen bilmiyorsunuzdur.
-- Bilişsel faaliyetler, psikiyatrik ilaçların sebep olduğu kimyasal beyin hasarının üzerini örtmek (örtbas etmek) için mi yapılıyor?
"Zihinsel engelli bireylerin yaşamış oldukları - muhtemelen psikiyatrik ilaç kaynaklı - kimyasal beyin hasarının
daha da kötüleşmesini engellemek için düzenlenen 'bilişsel
faaliyetler'in asıl veriliş nedeni ne olabilir?"
Bakımevlerine verilen
bir başka isim de, 'REHABİLİTASYON MERKEZİ' anlayışıdır. Aslında bu,
oldukça YANLIŞ ve ALDATICI bir yaklaşımdır.
YERİ GELMİŞKEN DEĞİNELİM : "Tıpkı psikiyatriye "ruh ve sinir/akıl hastalıkları" aldatıcı yaklaşımı ile bakılması gbi... Akıl sağlığı birimlerine gittiğiniz de... hatta devlet, özel ve üniversite hastanelerinin psikiyatri servis ve polikliniğe ve hatta TRSM (toplum ruh sağlığı merkezi) denen yerlere gittiğinizde dahi... buraların tabelalarında... (sanki "ruha" inanıyorlarmış gibi... ama aslında ruha falan inanmıyorlar... sanki inanıyorlarmış gibi davranıyorlar)... "ruh ve sinir /akıl hastalıkları hastanesi, polikliniği" vb gibi oldukça aldatıcı ibareler görürsünüz. Hadi tabelalarınıza "sinir /akıl hastalıklarını" koydunuz... ruh kavramını niye koyuyorsunuz? Sanki ruh kavramına inanıyormuşsunuz gibi... Aslında inanmıyorlar - yaptıkları tek şey insanları buna inandırmak ve onları kandırmak. - "Neden?" - Sırf "zengin olmak, itibar kazanmak, mali çıkarlar elde etmek" vb gibi nedenlerden dolayı... Muhtemelen dünya genelinde "milyarlarca belki de trilyonlarca dolarlık bir pastaya sahip"... "psikiyatrik ilaçlar ve ECT" gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdahalelerden) vazgeçmek... o kadar da kolay olmasa gerek...
Eğer ruha inanmış olsalardı... bir kere "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını ve sadece ruhta olduğunu"... ve beyinde olmayan bir şeyi de (yani zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve ECT gibi diğer biyopsikiyatrik tedavilerle) tedavi edemeyeceklerini (hatta edemediklerini) de anlamış olurlardı. Ve aslında - onlarca yıldır - bu gerçekleri biliyorlardı. Ve maalesef bunları bildikleri halde... insanların sağlıklı beyinleri ile ölümcül tehlikeli oyunlar oynamaya başladılar - onlarca yıldır buna devam ettiler. Ve sonuç...
Muhtemelen (dünya genelinde - onlarca yıldan bu yana ölenler de dahil - sayısı belirsiz muhtemelen tahmini) milyarlarca insanın sağlıklı beyinleri ile ölümcül tehlikeli oyunlar oynayarak... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğrattılar, bireyleri zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirdiler, akıl hastanelerine ve diğer akıl sağlığı birimlerine hapsettiler, onları bol bol zehirli kimyasallarla (psikiyatrik ilaçlarla) zehirlediler, sağlıklı beyinlere - 400 volta kadar - elektrik şokları (ECT) verdiler - deyim yerindeyse sağlıklı beyinleri haşat ettiler, insanların "gerçek akıl hastalıklarına" kalıcı olarak ve zihinsel ve fiziksel olarak çok sayıda çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmalarını sağladılar, ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlerine sebep oldular. Ve şu an sayamadığımız çok sayıda zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına ve hatta bu gibi nedenlerle de toplumsal sorunlara da neden oldular. Ve bu ölümcül sorunlara da neden olmaya... halen bile devam ediyorlar."
--- --- ---
Şimdi kaldığımız yerden devam edersek...
Bakımevlerine verilen
bir başka isim de, 'REHABİLİTASYON MERKEZİ' anlayışıdır. Aslında bu,
oldukça YANLIŞ ve ALDATICI bir yaklaşımdır, demiştik. Çünkü 'bakım evlerinde' ve
muhtemelen diğer akıl sağlığı birimlerinde de... zihinsel engelli
bireylere 'rehabilitasyon çalışması' adı altında verilen bir takım
'bilişsel faaliyetlerin' veriliş nedeni... aslında çok farklı gibi gözüküyor. Her
ne kadar zihinsel engelli bireylere verilen "bilişsel faaliyetler",
onların 'durumlarının daha da kötüye gitmesini engellemek' vb gibi
gerekçelerle veriliyor olsa da... muhtemelen bu bilişsel faaliyetlerin asıl
veriliş nedeni... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu
kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının 'daha da ilerlemesini,
kötüleşmesini' engellemek için verildiği /veriliyor olunabileceği anlayabiliyorsunuz.
Aslına bakarsanız... zihinsel engelli bireylerin 'durumlarının daha da kötüye gitmesini engellemek' ile... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının 'daha da ilerlemesini,
kötüleşmesini' engellemek arasında hiç bir fark yok. Her ikisi de aynı kapıya (zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının daha da kötüleşmesini engellemeye) çıkıyor. Aralarındaki fark... muhtemelen akıl sağlığı sisteminin, bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde verilen bu bilişsel faaliyetlerin... insanları "hastaların bilişsel faaliyetlerin artırılması, unutmayı engellemek, beyin aktivitelerini çalıştırmak, durmasını engellemek..." vb gbi buna benzer aldatıcı ve yanıltıcı bir anlayış ve algıyla verilmesidir, diyebiliriz. Halbu ki, her ne kadar 'bilişsel faaliyetlerin veriliş amacı' yasa, kanun ve/veya yönetmelikler de resmi olarak bu şekilde (yanıltıcı ve aldatıcı bir anlayışla) geçiyor olsa da... aslında gerçekte bunun böyle olmadığını gayet iyi biliyoruz.
- Bilişsel faaliyetlerin, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının kötüleşmesini engellemek ve/veya bu kimyasal beyin hasarının asıl nedeni olan psikiyatrik ilaçların olduğunun üzerini örtmek (örtbas etmek) için verilmesi olasılığı...
"Muhtemelen... devletler, zihinsel engelli bireylere verilen 'bilişsel faaliyetleri' bu anlayışla (yani zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının, daha da ilerlemesini, kötüleşmesini ve bu gerçeğin toplum tarafından öğrenilmesini, bilinmesini de engellemek ve bu gerçeğin üzerini örtmek yani örtbas etmek amacıyla) vermiyordur. Olasılıkla asıl gerçeği bilmiyorlar. Gerçeği bilselerdi... muhtemelen bunu yapmazlar veya yapmaya devam etmezlerdi."
Devletlerin, bunu - zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaç gerçeklerini bilmediklerini varsayarak - bilerek yapmadıklarını varsayarsak...
Psikiyatrik
ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının ilerlemesini, daha kötü
hale gelmesini vb engelleyebilmek için 'rehabilitasyon' adı altında
bira takım 'bilişsel faaliyetler' düzenleniyor. Ama aslında (yukarıda da belirttiğimiz gibi) bilişsel faaliyetler, bu amaçla verilmiyor. Ancak 'görünen köy kılavuz istemez!' misali... ana akım psikopat psikiyatristler dışındaki akıl sağlığı birimlerindeki çalışanlar, görevliler, sosyal hizmetli görevlileri, belki bu gerçeği bilmiyor olabilirler - yaptıkları şeyin kendilerine öğretildiği şekilde olduğu bilgisine sahip olabilirler. Ancak psikiyatristler için aynı şeyi söyleyebilmek pek mümkün değil gibi gözüküyor. Çünkü... psikiyatristler asıl gerçeğin ne olduğunu gayet çok iyi biliyorlar - tahminimiz bu yönde. Bunun nedenlerini de anlatacağız..
Evet, aslında bu doğru - zihinsel engelli bireylerin durumları ağır olduğundan (yani ağır beyin hasarı yaşadıklarından) dolayı 'topluma adapte olmaları' gibi bir şey söz konusu değildi... Çünkü... zihinsel engelli bakımevleri ve rehabilitasyon merkezlerinde ölene kadar kalmak zorunda olan ve özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylere (hastalara)... - zihinsel engelli huzurevleri ve akıl hastaneleri de dahil - bu tür akıl sağlığı birimlerinde... 'rehabilitasyon /rehabilite çalışması' vb adı altında "kolay yapılabilir pratikleştirilmiş el işleri, resim, spor" vb gibi el ve beyin becerilerini geliştiren bir takım 'bilişsel faaliyetler' veriliyor. Bu, 'bilişsel faaliyetlerin' veriliş nedeni... muhtemelen 'unutkanlığı engellemek, bilişsel faaliyetleri yeniden kazandırmak" vb gibi buna benzer sağlık problemlerini ortadan kaldırmak için yapılan bir 'beyin jimnastiği' faaliyetleri olabilir. Muhtemelen, hastaların ailelerine, yakınlarına ve hatta kamuoyunu da bu yönde bilgiler de veriliyor, gibi görülüyor.
Ama aslında zihinsel engelli bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinde... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylere... beyin jimnastiği vb buna benzer adlar adı altında verilen 'bilişsel faaliyetlerin' asıl veriliş nedeni... muhtemelen hastaların yaşamış oldukları ve zehirli kimyasallarla dolu olan psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının (kimyasal lobotominin) daha da kötüleşmesini (ilerlemesini) engellemek için olabilir. Ve bunun böyle olduğuna /olabileceğine (yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına neden olan şeyin psikiyatrik ilaçlar olabileceğine) dair, elde tutulabilir oldukça ciddi kanıtlar bulunmaktadır, diyebiliriz..
*** *** ***
** KİMYASAL LOBOTOMİ = KİMYASAL BEYİN HASARI (psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı)
Herkes, 'kimyasal lobotomi de nedir?' deyip duruyor. İşte kimyasal lobotomi...
-- Kimyasal lobotomi nedir?
Kimyasal lobotomi, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına verilen diğer bir isimdir. Kimyasal lobotomi, Frontol lobotominin kimyasal versiyonudur. Her ikisi de kalıcı beyin hasarına ve ölümlere sebep olur.
Muhtemelen... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanan bu (ve kısmen de maruz kalan bazı) insanlar, genellikle 'kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek, kendi kendilerine bakabilecek ve/veya aileleri, yakınları tarafından bakılabilecek seviyede olmadıkları ' vb nedenlerle bu tür akıl sağlığı birimlerine yatışları yapılmaktadır.
Muhtemelen... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal lobotomi (yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı), fiziksel beyin hasarından çok farklı bir yere sahiptir. Ancak muhtemelen her ikisi de "beyin işlev bozukluklarına ve bilişsel bozukluklara (nörobilişsel bozukluklara)' neden olur.
Beyin işlev bozuklukları ile bilişsel bozuklukların olumsuz etkileri hemen hemen - aynı bilişsel semptomlara neden olması ile- aynıdır, diyebiliriz; -- "dikkat eksikliği, bilgi alma, işleme, depolama /hatırlama yeteneğini bozma; öğrenme, hafıza, algı ve problem çözme sorunları" gibi.. Beyin işlev bozukluğu, beyin hasarından kaynaklanan 'bilişsel problemleri' ifade edebilirken... bilişsel (nörobilişsel) bozukluklar ise altta yatan bir beyin patolojisinden kaynaklanan 'bilişsel problemleri' ifade edebilmektedir. Bilişsel bozukluklar, bir akıl sağlığı bozukluğu olarak görülür." -Sözlük; (EK-a,b,c,d) (7) Burada bahsedilen "altta yatan beyin patolojisinden" (EK-d) kasıt, mutemelen... doğum öncesi ve/veya sonrası oluşan (örneğin 'alzheimer hastalığının, demansın altında yatan en yaygın nedeni olması' (EK-f) gibi) hastalıklar olabilir. Öyle de olsa beyinde gerçekleşen - örneğin alzheimer ve demans gibi - bu tür hastalıklar, muhtemelen beyin hasarının bir sonucudur. Bu, beyinde bir hasar olduğunu bize gösterebilir. Önemli olan, bu beyin hasarının nasıl oluştuğudur.
Psikiyatrik ilaçların da, insanlarda kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olduğuna dair önemli kanıtların olması... özellikle de uzun süredir psikiyatrik ilaç tedavisi gören insanların bir takım beyin işlev bozuklukları ve/veya bilişsel (nörobilişsel) bozukluklar yaşamasının nedenini bize açıklayabilir.
Çünkü psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının olumsuz etkilerinden biri, insanların bir takım garip ve tuhaf 'bozuk bilişsel davranışlar' sergilemeleridir ki... bu bozuk bilişsel davranışları... muhtemelen kimyasal olarak hasar gören beynin (kimyasal beyin hasarının) bir sonucu olarak beyin işlev bozukluklarına ve/veya bilişsel (nörobilişsel) bozukluklara bağlayabilmek mümkündür, diyebiliriz. Zaten bir takım tuhaf ve garip bozuk bilişsel davranışlar ile beyin işlev bozuklukları ve/veya bilişsel (nörobilişsel) bozukluklar muhtemelen aynı şeylerdir, aynı akıl sağlığı sorunlarını, bozuk bilişsel faaliyetleri ifa ederler /edebilir. Bozuk bilişsel davranışlar deyince... beyin işlev bozuklukları ve bilişsel bozukluklar akla gelir /gelebilir /gelmelidir. Bozuk bilişsel faaliyetler açısından hepsinin aynı kapıya çıktığını düşünebiliriz.
Muhtemelen kimyasal beyin hasarı yaşayan insanları... bir takım garip ve tuhaf bozuk bilişsel davranışlar sergilemelerinden tanıyabilirsiniz. Özellikle de uzun süreli psikiyatrik ilaç kullanan bireyleri tanıyabilmek, o kadar çok zor olmasa gerek...
Aslında psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı (kimyasal lobotomi), bozuk bilişsel davranışlarından çok daha öte bir şeydir. Çünkü muhtemelen bu beyin hasarı, muhtemelen psikiyatrik ilaç kullanımı devam ettikçe... daha da kötüleşecek ve olasılıkla... insanların zihinsel sağlık durumlarını daha da kötü hale getirerek... onları ya adeta zombi duruş ve davranışlarına benzer '"hiç bir şey hissetmeme, hareketsizlik'" vb gibi buna benzer / tam tersi "çok hareketli ama ne yaptığını bilmeyen" vb buna benzer çeşitli bozuk bilişsel davranışlara / en kötüsü de (beynin tamamen iflas etmesi ile) yatağa bağımlı olmak / ölmek gibi bunlara benzer ciddi sağlık problemlerine ve mortalitelere neden olabilecektir. Ki tüm bunlar, muhtemelen kimyasal kaynaklı KALICI BEYİN HASARININ bir sonucudur, diyebiliriz.
Ve bu tür bozuk bilişsel davranışlara (kimyasal beyin hasarına - yani kimyasal lobotomiye) maruz kalan ve/veya yakalanan insanları... zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri, devlet, üniversite ve özel hastanelerin psikiyatri poliklinik ve servisleri ve hatta toplum ruh sağlığı merkezleri' vb gibi yatılı ve yatısız (ayakta muayene) akıl sağlığı birimlerinde ve hatta kendi ailenizde (aile bireylerinizde) ve çevrenizde (komşu, akraba, dost, arkadaş vb kişilerde) de görebilmeniz oldukça mümkündür, diyebiliriz.
Ve tabii ki bazen de nöroloji poliklinik ve servislerinde de görebilirsiniz. Çünkü... "beyin işlev bozukluğunun birçok başka kaynağı vardır; örneğin 'genel anesteziklerle yapılan bazı büyük ameliyatlar, kirlilik, yutulan
metaller, herbisitler ve elbette Alzheimer hastalığı ve diğer ilerleyici
beyin hastalıkları' gibi hem geri dönüşümlü hem de geri dönüşümsüz
onlarca nörolojik bozukluk da bulunur." (8)
Muhtemelen... akıl sağlığı birimlerinde 'bakım, tedavi ve rehabililerinin' yapılabilmesi için - genellikle ölene kadar - buralarda kalmak zorunda olan (ve özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören) insanların (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun... bozuk bilişsel davranışlara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına - yani kimyasal lobotomiye) neden olan şeyin psikiyatrik ilaçlar olduğunu /olabileceğini ortaya çıkarılan kanıtlardan rahatlıkla anlayabiliyoruz, diyebiliriz.
Dünya genelinde 1 milyardan fazla insana - ana akım psikopat psikiyatri tarafından - 'akıl hastalığı' etiketi yapıştırılmış, olduğu görülüyor. Ancak bu sayının tahminlerden daha fazla olması da muhtemeldir. Bu 'akıl hastası' etiketi sayısına bakarsak... muhtemelen dünya genelinde en az 1 milyara yakın (yüz milyonlarca - belki de daha fazla) insanın, her gün zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar kullandığını tahmin edebiliriz.
- Muhtemelen... dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insan, HER GÜN psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı beyin hasarına (yani kimyasal lobotomiye) MARUZ KALIYOR.
- Muhtemelen... dünya genelinde her gün kimyasal lobotomiye maruz kalan yüz milyonlarca insandan, en az 1 milyondan fazla (belki de daha fazla) insan da, HER YIL psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (yani kimyasal lobotomiye) YAKALANIYOR.
- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı beyin hasarına maruz kalmak... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmadan önceki bir süreci işaret eder. (Her gün bir psikiyatrik ilaç almak, bu süreci işaret eder.)
- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmak ise... kimyasal kaynaklı beyin hasarının maruz kalma sürecinin tamamlandığını ve kimyasal beyin hasarının 'kalıcı' hale geldiğini işaret eder.
Muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu bu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) yakalanan insanları... zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde görebilmek oldukça mümkündür, diyebiliriz. Hatta bu tür akıl sağlığı birimlerinde, kimyasal lobotomiye maruz kalan insanları da rahatlıkla görebiliriz.
Muhtemelen... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanan bu (ve kısmen de maruz kalan bazı) insanlar, genellikle 'kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek, kendi kendilerine bakabilecek ve/veya aileleri, yakınları tarafından bakılabilecek seviyede olmadıkları ' vb nedenlerle bu tür akıl sağlığı birimlerine yatışları yapılmaktadır.
-- Kimyasal Lobotominin, hastaların mevcut zihinsel sağlık durumlarının daha da kötü hale getirilmesi ile ilgisi...
Yukarıda bunun nedenlerini zaten açıklamıştık. Şimdi biraz daha anlatalım..
a) Muhtemelen.... psikiyatrik ilaç kullanan insanların yaşadıkları (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı seviyesinin (yine psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile) daha da kötüye gitmesinden dolayı... insanların bu gibi olumsuz davranışlar sergilemeleri, ana akım psikiyatristler tarafından 'akıl hastalıkları' olarak etiketlenebilmektedir. Bu masum insanların... bu şekilde bir takım garip ve tuhaf davranışlar sergilemeleri... sözde akıl hastalıklarının bir eseri değil, psikiyatrik ilaçların yol açmış olduğu kimyasal beyin hasarının olumsuz bir etkisidir; - daha doğrusu psikiyatristlerin vahşi ve korkunç bir eseridir', dersek hiç de yanılmış olmayız herhalde..
b) Muhtemelen.... kimyasal beyin hasarının etkisi ile bireylerin bir takım tuhaf ve garip davranışlar sergilemeleri... ana akım psikiyatristler tarafından 'akıl hastalıkları' olarak etiketlenmesinin nedeni de aslında çok açık gibi gözükmektedir. Bu tür davranışların ana akım psikiyatristler tarafından 'akıl hastalıkları' olarak etiketlenmesi 'akıl hastası /deli' olarak gözüken bu masum insanları bu hale getiren (yaşamış oldukları kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olan) şeyin... sağlıklı beyinler için son derece tehlikeli zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların olduğu gerçeğinin üzerini örtmek (örtbas etmek) içindir, diyebiliriz.
c) Muhtemelen... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bu insanların mevcut durumlarını kasıtlı ve bilinçli olarak 'akıl hastalıklarına ve akıl hastalıklarının kalıcı ve daha kötü durumlara ilerleyebilmesinin mümkün olduğuna' vb gibi buna benzer akıl dışı mantıklara bağlıyorlar. Halbu ki bunların hiç biri doğru değildir. Bu insanların (hepsi olmasa da büyük çoğunluğunun) bu hale gelmesine (yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına "kimyasal lobotomiye" yakalanmasına) sebep olan şeyin... muhtemelen psikiyatrik ilaçların olduğunu /olabileceği gerçeğini gösteren... (psikiyatrik ilaçların genellikle uzun vadelerde kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına ve buna bağlı olarak insanların durumlarını daha da kötüleştirdiğine dair ve vb buna benzer) çok sayıda elde tutulabilir kanıtlar bulunmaktadır. (Bunların bir kısmını bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)
"Muhtemelen... dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan yüz milyonlarca (belki de daha fazla - 1 milyardan daha fazla) insan (istisnasız tüm psikiyatrik ilaç kullanıcıları)... HER GÜN (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) MARUZ KALIYOR."
"Ve muhtemelen de... dünya genelinde bu kimyasal lobotomiye maruz kalan yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insandan, en az tahmini 1 milyondan fazla (belki de daha fazla - tahmini birkaç milyon) insan... HER YIL kalıcı kimyasal lobotomiye YAKALANIYOR."
-- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını (kimyasal lobotomiyi) tespit etmek...
Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını (kimyasal lobotomiyi) tespit etmek... tıpkı "sözde akıl hastalıklarının - beyinde olduğunu - tespit edememek kadar" oldukça zordur. Günümüzde sözde akıl hastalıklarının hiç birini tespit edebilecek hiç bir medikal test aracı toktur. 'MR, röntgen, ultrason' vb gibi radyolojik (beyin görüntüleme) ve 'kan, dna' vb gibi biyolojik (klinik mikrobiyoloji laboratuvar) test araçlarının hiç biri... sözde akıl hastalıklarını tespit edememektedir. Tespit edemediğinden dolayı da... sözde akıl hastalıklarının teşhis ve tanıları da 'kesin tıbbi kanıtlar' olarak görülmemektedir.
- Sahte ve hayali akıl hastalıkları tanı ve teşhislerin ortaya çıkışı ve insanların kimyasal zehirlenmeye başlaması ve olası ölümcül sonuçları...
Bu gerçeğe rağmen... sözde akıl hastalıkları için sözde tanı ve teşhisler... muhtemelen DSÖ gibi uluslararası sağlık kuruluşlarının ve psikiyatrik ilaç firmalarının desteği ve fonlamaları ile düzenlenen panellerde... - özenle seçilmiş! - bir takım "psikopat psikiyatristlerin"... sadece "gözlem ve deneyimlerine" göre belirlenerek... bu "sahte ve hayali akıl hastalığı teşhis ve tanılar" resmiyet kazanmıştır.
Ve böylece (ülkemizde dahil) dünya genelinde sayısı belirsiz yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insanın... hem insan beyni ve vücudu için oldukça zehirli kimyasallar içeren hem de 'sözde akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmeyen, edemeyen' zehirli kimyasallarla dolu psikiyatrik ilaçların almasını sağlamışlardır. Bu da muhtemelen sayısı belirsiz ortalama her yıl milyonlarca insanın... psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılmasına (iyatrojenik yaralanmasına) ve öldürülmesine neden olmuştur, diyebiliriz. Ve bu sakat bırakılma ve öldürülmenin halen bile devam ettiğini düşünürseniz... durumun ne kadar vahim olduğunu da anlamış olursunuz. (Tüm bunlarla ilgili bilgileri, diğer bloglarımızdaki araştırmalarımızdan okuyarak öğrenebilirsiniz.)
"Sözde akıl hastalıklarının bir takım radyolojik ve biyolojik test araçlarıyla tespit edilememesi gibi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarınının (kimyasal lobotominin) da bir takım radyolojik ve biyolojik test araçlarıyla tespit edilememesi... ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden ana akım psikopat psikiyatristlerin de işine gelen birşey olmuştur. "
Kimyasal lobotominin tespit edilememesi... ana akım psikopat psikiyatristlerin...
1) aklanmasına, temize çıkmasına (ayırca bu, psikiyatrik ilaçların ve psikiyatrik ilaç firmalarının da aklanması ve temize çıkması demektir.)...
2) ayrıca kendilerine başvuran tüm hastalarına zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları daha çok reçete etmeleri, reçete etmelerinin kolaylaşması ve daha çok hastaya sözde akıl hastalığı teşhisinin de konulabilmesi demektir, diyebiliriz. Tüm bunlar da... doğal olarak daha çok insanın (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı (kimyasal lobotomi) yaşaması (maruz kalması /yakalanması) anlamına gelecektir. Ve zaten de öyle de oluyor, gibi gözüküyor.
3) ayrıca insanların sağlıklı beyinlerine - 400 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar - ECT) vermek gibi... diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri ve müdaheleleri de buna dahil ettiğiniz de... durumun ne kadar vahim olduğunu... gelin varın siz düşünün artık.
-- Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını (kimyasal lobotomiyi) tespit etmek mümkün olabilir (mi?)
Önce şu ön bilgileri verelim...
a) Muhtemelen... dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan yüz milyonlarca (belki de daha fazla - 1 milyardan daha fazla) insan (istisnasız tüm psikiyatrik ilaç kullanıcıları)... HER GÜN (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) MARUZ KALIYOR.
b) Muhtemelen... dünya genelinde bu kimyasal lobotomiye maruz kalan yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insandan, en az tahmini 1 milyondan fazla (tahmini 1 ile 3/5 milyon arasında - belki de daha fazla) insan... HER YIL kalıcı kimyasal lobotomiye YAKALANIYOR.
Bu kimyasal lobotomiye maruz kalan ve yakalanan insanları... akıl sağlığı birimlerinde görebilmek oldukça mümkündür, diyebiliriz. İşte bu vb gibi nedenlerle.... 'kimyasal lobotominin tespit edilememesi" diye birşey yok da diyebiliriz.
Çünkü... psikiyatrik ilaçların olası zararlarını ortataya çıkartan dünyaca ünlü bazı dürüst psikiyatristler, doktorlar, gazeteciler, araştırmacılar vb gibi bilim adamları tarafından... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal lobotominin (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının) varlığı (bazı çalışmalar ortaya konularak) ortaya çıkarılmış ve bu kabul edilmiştir.
Aslında bir insanın kimyasal lobotomiye yakalandığının /yakalanmış olabileceğinin kanıtlarını... - daha önce de söylediğimiz gibi - zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde (özellikle de buralarda hayatları boyunca - ölene kadar) kalmak zorunda olan zihinsel engelli bireylerin mevcut akıl sağlığı durumlarının... çok kötü durumda olmasını örnek göstererek açıklayabiliriz.
Yani muhtemelen (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun... psikiyatrik ilaçların neden olduğu (ve bir daha geri döndürülemeyecek, düzeltilemeyecek ve kurtarılamayacak derecede) kimyasal beyin hasarı yaşadıklarını /yaşıyor olabileceklerini... birer delil, kanıt olarak gösterebiliriz. (Bunlarla ilgili bilgileri, daha önceki blog yazılarımızda da belirtmiştik, bunları bulup-okuyabilirsiniz.)"
Ayrıca başka olası delil ve kanıtlar da vardır /olabilir. Bunlardan biri de... engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarıdır, diyebiliriz. (Bunu, yukarıda detaylıca irdelemiştik, tekrar göz atabilirsiniz.)
-- Kimyasal Lobotomiyi (psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını) tespit /ispat edebilmenin bir başka yolu da... 'engelli sağlık (kurulu heyet) raporlarıdır', diyebiliriz..
Sözde akıl hastalıklarının psikiyatrik ilaçlarla tedavisi sırasında... zihinsel sağlık durumları (çalışamayacak ve/veya kendi başına işlerini halledemeyecek derecede) daha da kötüye giden hastalara... devlet ve üniversite hastanelerinde, bireylerin zihinsel sağlık durumlarına göre... %1 ile %100 arasında ORANLAR verilerek... SAĞLIK KURULU onaylı 'zihinsel sağlık /sağlık kurulu /engelli sağlık raporları' vb buna benzer adlar altında 'hastane engelli sağlık raporları' verilmektedir.
Aslında bu (zihinsel sağlığın durumunu gösteren) hastane engelli sağlık raporları... örneğin özellikle de bir kişinin psikiyatrik ilaç tedavisi görürken... akıl sağlığı durumunun daha da kötüye gittiğinin bir kanıtıdır. Ki bu durumun daha da kötüye gitmesi demek de... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının da bir kanıtı da olabilir.
Genellikle uzun süreli (uzun vadelerde - aylarca ve/veya yıllarca) psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında ortaya çıkabilen... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarlarının (kimyasal lobotominin) olumsuz bir etkisi olarak... bireylerin zihinsel sağlık durumları... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildiğinden dolayı... - "çalışamayacak ve/veya kendi başına işlerini halledemeyecek seviyeye" - gelebilmektedir.
Bazı devletler, bu seviyede (zihinsel sağlık durumları kötü durumda) olan bireyler için sağlamış olduğu bir takım 'nakit sosyal yardımlar, ücretsiz olanaklar, hizmetler' vb gibi sosyal hizmetler, sosyal imkanlar vb sunmaktadır. Devletler, bu tür "sosyal yardımları, hizmetleri, imkanları"... çeşitli yüzdelik oranlar belirleyerek... bu oranlara sahip bireylere... ne tür "sosyal yardımlar, hizmetler vb imkanlar" verilecekse... onları vermeye başlar. Örneğin "evde bakım maaşı" için genellikle %80 ve üzeri - üstelik raporda 'sürekli' ibaresinin - olması şartı bulunur. Oranları %80 altı olanlara da, "diğer sosyal hizmetler, olanaklar, imkanlar" vb verilir ve/veya verilmez.
Bu seviyedeki bireyler de... devletlerin sunmuş olduğu bu 'sosyal hizmetlerinden, vb sosyal imkanlarından' yararlanabilmek için... hastanelerden "çalışamayacak ve/veya kendi başlarına işlerini halledemeyecek" durumda olduklarını ispat etmek için... 'sağlık kurulu raporları' alabilmektedir. Hastane sağlık kurulu raporları, başvuran hastaların sağlık /zihinsel sağlık durumlarına göre... genellikle %1 ile %100 seviyede oranlar belirleyerek - bu hastaların devletlerin sunmuş olduğu "sosyal yardım vb imkanlarından" yararlanıp yararlanamayacakları ortaya çıkar. Aslında bu da çok garip bir durum. Şöyle ki...
-- Devletler tarafından kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomi) uğratılan insanların mağduriyetleri...
![]() |
| "Muhtemelen devletler, mahkemeler /savcılıklar aracılığıyla... dünya genelinde milyonlarca insanın sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratmak için "mahkeme /savcılık kararları" alabiliyorlar - Zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve ECT" vb gibi biyopsikiyatrik tedavilerle... "Akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... (Probably governments... can obtain "court/prosecution orders" through courts/prosecution offices to damage (chemical brain damage) the healthy brains of millions of people worldwide - Through toxic chemicals (psychiatric drugs) and biopsychiatric treatments such as ECT, etc... Under the pretext of "treating mental illnesses"... )", Temsili görseller (334)(335)(240) |
"Devletler, bilerek /bilmeden (psikiyatriyi kullanarak) sözde 'akıl hastalıkları tedavisi' adı altında... kendi insanlarının sağlıklı beyinlerini - "kalıcı" olan /olmayan - "kimyasal beyin hasarına" uğratıyor /uğramasına neden oluyor /buna göz yumuyor, gibi görülüyor."
İnsanların psikiyatrik ilaçlardan dolayı kimyasal beyin hasarı yaşamasının en büyük sebeplerinden biri de devletlerdir. Çünkü devletler, insan beyni için zehirli kimyasallar içeren ve kimyasal beyin hasarına sebep olan psikiyatrik ilaçları YASAL olarak kabul etmiştir. Bugün psikiyatrik ilaçlar (/gerçek ismiyle psikiyatrik uyuşturucular) eczanelerde satılmakta ve eczanelerden... bir psikiyatrist (ve hatta herhangi bir aile doktrorunun) reçetesi ile YASAL olarak satın alınabilmektedir.
NOT : "Psikiyatrik ilaçlar, ilaç değildir, (yasal açıdan ilaç olarak gözükürler ama gerçekte) YASAL (psikiyatrik) uyuşturuculardır. Çünkü... esrar, eroin, kokain gibi yasadışı sokak uyuşturucularının yapmış olduğu etkiye (uyuşturucu etkisine) benzer bir etkiye sahiptirler. Her ikisi de insanların sağlıklı beyinlerini önce uyuşturur ve sonra da - genellikle uzun vadelerde - sağlıklı beyinlerin hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğramasına sebep olurlar." (Bunlarla ilgili detaylı bilgileri bloglarımız da araştırma ve makalelerdeki bilgileri bulup-okuyabilirsiniz.)
Muhtemelen... bu psikiyatrik ilaçları kullanan dünya genelinde milyonlarca (belki de daha fazla) insan... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı (kimyasal lobotomi) yaşıyor - yani muhtemelen kimyasal lobotomiye maruz kalmış ve/veya yakalanmış bir şekilde yaşıyor. Ve muhtemelen bu kimyasal lobotomi yaşayan milyonlarca insanın bir kısmı da (muhtemelen sayıları yüzlerce /binlerce olabilen - belki de daha fazla insan) ülkemiz de bulunuyor, diyebiliriz.
"Belki de bu kimyasal beyin hasarı (kimyasal lobotomi) yaşayan insanlar arasında... çevrenizde ve/veya ailenizde olan "sevdiğiniz yakınlarınız, komşularınız, arkadaşlarınız, akrabalarınız ve aile üyeleriniz" de olabilir. Eğer uzun vadeler de 'aylarca ve/veya yıllarca' psikiyatrik ilaç kullanmışlarsa ve halen bile kullanıyorlarsa... bu korkunç ihtimali düşünmekte fayda vardır, diye düşünebiliriz. Eğer kalıcı kimyasal lobotomiye tam olarak yakalanmamışsa... muhtemelen kimyasal lobotomiye maruz kalma eşiğinin (süresinin) henüz tamamlanmamış olduğunu /olabileceğini düşünebilir /bu yönde bir tahminde bulunabiliriz.
Kimyasal lobotomiye yakalanmamak... kimyasal lobotomiye maruz kalınmadığını göstermez. Muhtemelen... dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insan... bir şekilde psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kalıyor. Kimyasal lobotominin kalıcı hale gelmesi (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına dönüşmesi) ise neredeyse an meselesi gibidir. Maruz kalma süreci tamamlandığında... bu, bize kimyasal lobotomiye maruz kalma sürecinin tamamlanmış ve (kimyasal lobotomiye) yakalanmış olunduğunu gösterebilir. (Nasıl mı? Bunlarla ilgili bilgileri bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)"
Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı yaşayan /yaşıyor (maruz kalmış /yakalanmış) olabilecek insanları... sadece zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde değil... devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde, toplum ruh sağlığı merkezlerinde (trsm) ve hatta kendi çevremizde ve hatta ailemizde de (uzun süreli psikiyatrik ilaç tedavisi görüyorlarsa eğer) görebilmek mümkündür, diyebiliriz.
-- Devletler tarafından kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomi) uğratılan insanların mağduriyetlerine gelince...
İşte muhtemelen bu insanların (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğu... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı ve onun (çalışamayacak ve/veya kendi başlarına işlerini halledemeyecek seviyede) olumsuz etkilerini yaşadıkları - yani zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirildikleri - için olsa gerek... devletlerin sunmuş olduğu "nakit yardımlardan, ücretsiz sosyal yardımlardan, hizmetlerden" vb imkanlardan yararlanmak için... kendi durumlarının da bu seviyede olduğunu ispatlamak için... hastanelerden 'hastane sağlık kurulu raporlarına' başvurmaktadırlar. Başvuru sonuçlarının sağlık kurulu rapor oranları... istedikleri sosyal yardımları (örneğin engelli maaşı, evde bakım maaşı gibi) alabilmek için yeterli olmayabilmekte ve istedikleri sosyal yardımlardan mahrum kalabilmektedirler.
Bu, aslında bize şunu göstermektedir... Devletler, (belki de bilmeden)... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristleri kullanarak (ve onlara sözde 'akıl hastalıkları tedavisi' adı altında yasal yetki vererek)... insanların sağlıklı beyinlerini... örneğin zehirli kimyasallar içeren (ve akıl hastalıklarını hiç bir şekilde tedavi etmeyen, edemeyen, tam tersine akıl hastalıklarına ve kimyasal beyin hasarına sebep olan) psikiyatrik ilaçlarla kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratıyorlar /uğratılmasına göz yumuyorlar. Ve bu gerçeklere rağmen - öte yandan da - bu bireylerin istedikleri - mesela özellikle de - "nakdi sosyal yardımları" almalarına... "oran saçmalıkları" ile engel olabiliyorlar. Yani...
"Hem (bilerek /bilmeden) devletler tarafından kimyasal lobotomiye uğratılacaksınız... hem de yine devletler tarafından istediğiniz (özellikle de) nakit soyal yardımları alınmasına engel olunarak hem zihinsel ve bedensel sağlığın bozulması hem de maddi ve manevi kayıplar açılarından mağdur ediileceksiniz."
Bu, deyim yerinde kelimenin tam anlamıyla devletlerin vurdumduymazlığı ve kasaplığıdır, diyebiliriz. Bu insanların bu hale gelmesine (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına "kimyasal lobotomiye" yakalanmasına ve bunun (hem bireylerin hem de ailelerinin yaşamış
oldukları hem zihinsel ve bedensel sağlık problemleri hem de maddi ve
manevi kayıpları açısından ortaya çıkan) olumsuz etkilerine sebep olan devletlerin taa kendileridir.
** Kimyasal beyin hasarını (kimyasal lobotomiyi) onaylayan muhteşem kanıt...
Yukarıda bunu açıklamıştık ama başka şeyleri de açıklayalım.. Bu muhteşem kanıt, aslında kimyasal lobotominin (kalıcı beyin hasarının), psikiyatrik ilaçlardan kaynaklandığını (/kaynaklanmış olabileceğini) gösteren /onaylayan muhteşem bir kanıttır da, diyebiliriz.
- Psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylere verilen zihinsel engelli sağlık raporlarının, kimyasal beyin hasarının ve buna sebep olan şeyin psikiyatrik ilaçların olduğunun en güzel bir kanıtı olma olasılığının olması...
Yeri gelmişken buraya da parmak basalım... Kardeşimin mevcut durumu, orada kalan insanların (neredeyse hepsinin) durumundan çok daha iyidir. Ancak kardeşime verilen %80'lik zihinsel engelli sağlık raporuna benzer oranın... (ve/veya daha yüksek oranların) buradaki daha ağır durumda olan hastalara da verilmiş olabileceğini tahmin ediyoruz. Bu %80'lik raporu kardeşime nasıl vermişlerdi - biz de çok şaşırmıştık. Durumu, (her ne kadar psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına yakalanmış olma olasılığı olsa da) ordakilerden daha iyiydi. Ama olsun... toplumlardan sinsice gizlenen ölümcül bir gerçeğin de ortaya çıkmasına vesile olmuş oldular.
Örneğin muhtemelen... özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören - zihinsel engelli bireylere verilen bu %80'lik ve daha yukarısı için verilen zihinsel engelli sağlık raporları... bu hastaların yaşamış oldukları hem kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının (kimyasal lobotominin) hem de bu kimyasal beyin hasarına sebep olan şeyin de psikiyatrik ilaçların olduğunu /olabileceğini bize gösteren en güzel bir kanıtıdır, diyebiliriz. Tabii... ECT (beyne 460 volta kadar elektrik şokları verilmesi) gibi diğer zararlı ve öldürücü psikiyatrik tedavilerde bu kanıtlara dahildir..
Aslında muhtemelen bu zihinsel engelli sağlık raporları... ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler tarafından... bu hastaların yaşamış oldukları psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratıldıklarının da en güzel kanıtlarından biridir, de diyebiliriz. Çünkü... bu zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) reçete eden... ana akım psikopat psikiyatristlerin taa kendileridir. Dolayısıyla... psikiyatrik ilaçlardan sakat kalan (yaralanan) ve ölen insanların en büyük vebali de (sorumluluğunu da) bu ana akım psikiyatristlerin üzerinedir, diyebiliriz.
Öyleyse... 'psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insanlar' için söylenen aynı şeyi... 'psikiyatristler tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insanlar' terimini de kullanmak hiç de yanlış olmayacaktır. Tabii, bunlar birer tahmin, ihtimal... Şöyle biraz geriye doğru baktığımız da - yani psikiyatrik ilaçların ne gibi (kimyasal beyin hasarları da dahil) ölümcül zararlara sebep olduğuna dair psikiyatrik ilaç gerçeklerini düşününce - bu tahminlerin hiç de yabana atılır bir tahmin olmayabileceğini anlayabiliyorsunuz...
*** *** ***
3. BÖLÜM ;
** DİPNOTLAR, NOTLAR, UYARILAR, AÇIKLAMALAR
(DİPNOT 71) : Eğer aile bireylerinizden / yakınlarınızdan, sevdiklerinizden herhangi biri özellikle de "zihinsel engelli bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi akıl sağlığı birimlerinde kalıyorsa.. mutlaka onları sık sık her ay ziyaret edin. Ve sevdiklerinizin, yakınlarınızın sağlıklarını ve durumlarını kontrol edin, sorgulayın. Personelden - size doğruyu söyleyeceklerinden emin olmasanız bile- hem yakınınızın durumu hem de birim ortamının durumu, güvenliği ve işleyişi' konusunda sık sık bilgi alın. Mümkünse yakınınız ile birebir konuşarak... "burada olup bitenlerden, kendisine nasıl davranıldığı" vb konularla ilgili birincil ağızdan bilgiler almaya çalışın. Derdini anlatamayacak kadar beyin hasarı yaşıyorsa... kendiniz bunu araştırmaya ve sorgulamaya çalışın. Bunları ve hatta yapabiliyorsanız daha fazlasını da yapın. "Burası Türkiye, müslüman bir ülkeyiz, olmaz böyle birşey" diye düşünmeyin.. Çünkü özellikle de bakımevlerinde ve rehabilitasyon merkezlerinde yolunda gitmeyen çok olumsuzluklar ve kötü şeyler var. Akıl hastaneleri ise zaten buralar adeta birer ölüm kamplarıdır; bunu bilerek buraları da sık sık ziyaret edin ve sevdiklerinizi, yakınlarınızı kontrol edin, sorgulayın...
(DİPNOT 72) : ASIL GERÇEK... Kardeşimin sürekli bağırıp, çağırmasının ve diğer psikolojik sorunlarının olması ve artmasının asıl nedenini de yaptığımız araştırmalar sonucunda öğrenmiştik; bunlara sebep olan psikiyatrik ilaçların taa kendisiydi. (Bunları daha önceki araştırmalarımızda bloglarımızda zaten ortaya koymuştuk. Psikiyatrik ilaçların nasıl kimyasal beyin hasarına ve buna bağlı akıl hastalıklarına ve daha pek çok sağlık sorunlarına sebep olduğunu kanıtlarıyla birlikte bloglarımızda yer vermiştik. Burada da kısaca açıklamaya çalıştık.)
"Aslında - zehirli psikiyatrik ilaçları reçete ettikleri ve ECT vb gibi ölümcül psikiyatrik tedavileri verdikleri için - şöyle de diyebiliriz; kimyasal beyin hasarına ve akıl hastalıklarına sebep olan ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerin taa kendisidir. "
Tabii devletlerin sorumsuzluğunu da buna eklemek gerekiyor. Örneğin ülkemizde maalesef 'akıl sağlığı sisteminin'... ana akım psikopat psikiyatrinin "TEKELİNDE" olduğunu görüyoruz. Yani akıl sağlığı sisteminde "tek yetki ve kontrol".. ana akım psikopat psikiyatriye verilmiş durumda. "Tekelleşme" akıl sağlığı sisteminde de mevcut. Tıpkı ülkemiz gibi dünyada bazı geri kalmış 3.dünya ülkelerinde de durum pek farklı değil.
ABD ve bazı AB ülkeleri gibi (hatta İsrail'de bile) gelişmiş dünya ülkelerinde de... ana akım psikopat psikiyatri faaliyetlerini sürdürüyor... ancak - gördüğümüz kadarıyla - buralar da akıl sağlığı sistemi... ana akım psikopat psikiyatrinin TEKELİNDE DEĞİL. Akıl sağlığı sistemin de... bir takım 'alternatif ilaçsız tedavi yöntemleri' ile birlikte 'doğa, gezi, diyalog, din (maneviyat), müzik, tiyatro, orman gezisi, muffak' vb gibi buna benzer 'insani davranış terapileri' de veriliyor. Bunlar için özel olarak hazırlanmış özel rehabilitasyon merkezleri /evleri vb bulunuyor; Norveç örneği, Storia evleri vb gibi.. Buralar, maalesef ülkemiz gibi geri kalmış ülkeler de uygulanan "göstermelik rehabilitasyon merkezlerine" pek benzemiyor. Daha çok "ilaçsız tedavi yöntemleri ve diyalog vb terapileri" ön planda.
Muhtemelen... bazı ağır durumdaki hastalar için (psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatristler) tarafından ciddi kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılan insanların durumlarını - yani kimyasal beyin hasarının etkisi ile ortaya çıkan istenmeyen olumsuz davranışlarını - stabilize etmek amacıyla) için ilaçlar veriliyor, olunabilir... ancak bunlar muhtemelen genellikle "kısa süreli ve/veya ilaç bırakma girşimleri çerçevesinde" sunuluyor, gibi gözüküyor. Uzun vadeli olanlar var mı bilmiyoruz... ama olsa bile muhtemelen psikiyatrik ilaçlar tarafından - "artık kurtarılmayacak, geri döndürülemeyecek" derecede - kalıcı beyin hasarına uğratılan insanların durumlarını stabilize etmek vb için kullanılıyor olunabilir..
Ancak böyle de olsa /farklı da olsa muhtemelen bunun, (yani psikiyatrik ilaçların kullanımının devam etmesinin)... ileride bireylerin zihinsel ve fiziksel olarak sakat kalmasına (yaralanmasına) ve ölümüne kadar giden bir süreci de tetikleyecektir. Her ne olursa olsun... genellikle uzun vadelerde psikiyatrik ilaçların iyatrojenik sakatlanmalara ve ölümlere yol açtığı artık kesinlik kazanmıştır. Bu ölümcül riskler bilindiği halde, psikiyatrik ilaç kullanımına devam etmek... bilerek kasıtlı olarak cinayet işlemek demektir.
Ayrıca şu gerçeği de unutmamak lazımdır... Muhtemelen bu tekelleşme nedeniyle... dünya genelindeki akıl
sağlığı sisteminde milyonlarca masum insan, ana akım psikopat psikiyatri tarafından SAKAT
BIRAKILIYOR (iyatrojenik yaralanıyor) ve ÖLDÜRÜLÜYOR - hem ülkemizde ve diğer geri kalmış 3. dünya ülkelerinde hem de psikiyatrik faaliyetler devam ettiği için gelişmiş ülkeler de bile...
Muhtemelen... ülkelerdeki akıl sağlığı sistemleri, ana akım psikopat psikiyatrinin tekelinde olduğu için... her yıl (sayısı belirsiz) milyonlarca masum insan, psikopat psikiyatri tarafından SAKAT BIRAKILIYOR ve ÖLDÜRÜLÜYOR. Ana akım psikopat psikiyatri, tüm bu vahşet ve soykırımları... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar ve ECT (beyne elektrik şok verilmesi) vb gibi.. sakat bırakıcı ve öldürücü ölümcül biyopsikiyatrik tedavilerle gerçekleştiriyor.
"Ülkemiz de psikiyatrik ilaçlar tarafından SAKAT BIRAKILAN (yaralanan) ve ÖLDÜRÜLEN insanların olduğunu hiç duydunuz mu?"
Biz duymadık ve açıkçası sizin de duyduğunuzu pek sanmıyoruz. Neden duymuyoruz? - "Sağır olduğumuz için mi? Okuma yazma bilmediğimiz için mi? Yoksa birer aptal olduğumuz için mi?"
Psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insanların olduğunun bilgisinin... "haberinin yapılması, ortaya çıkarılması"... kimin /kimlerin işine yaramaz? Kimlerin mali çıkarlarına çomak sokar?
Muhtemelen... bunu duyan millet... "Ey, ahali psikiyatrik ilaçlar yaralanmalara ve ölümlere sebep oluyormuş!" diye... bir daha bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları almak istemeyecektir. Zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçlar toplumlar tarafından satın alınmayınca... muhtemelen psikiyatrik ilaç firmaları ve (mali çıkar ilişkisi ortakları) ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler... zarar etmeye başlayacaktır.
Muhtemelen... psikiyatrik ilaç firmaları iflas bayrağını çekecektir ve/veya diğer medikal tıbbi ilaçlarla yoluna devam edecektir. Muhtemelen... ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler de... "toplumun, halkın gözünden düşecekler, yargılanacaklar, belki çoğu hapse girecek, tazminat davlarıyla karşı karşıya kalacaklar, doktorluk ünvanları ellerinden alınacak ve psikiyatri, tıp fakultelerinden kaldırılarak, tarihin çöplüğünde kaybolup gidecektir."
Ve muhtemelen... buraların, hastaların durumlarını (psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarını) 'ne kadar kötüye götürebilecekleri' konusunda hiç bir fikirleri dahi yoktu. Hatta bu hastalar, burada çeşitli ciddi ölümcül sağlık sorunları (iyatrojenik sakatlanmalar, yaralanmalar ve hatta ölümler) yaşasalar bile... herkes bu gibi durumların normal ve doğal şeyler olabileceğine dair bir inanış içerisinde olabiliyorlardı. Muhtemelen herkesin bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde 'ne gibi olumsuzluklar' yaşanıyor olunabileceğine dair en ufak bir fikirleri dahi yok gibi görülüyor.
(DİPNOT 74) : Aslında bu durum, sadece saldırgan olmayan hastalar için değil... saldırgan olan hastalar için de geçerlidir, diyebiliriz. Şöyle ki... bir hasta saldırgan özelliğe sahip olsa bile (aslında bu hastaların neden saldırgan oldukları da muamma - bunları bu hale getiren şeyin psikiyatrik ilaçlar oldukları artık bilinmeyen birşey değil. Bu gerçekleri bloglarımzda okuyabilirsiniz.) saldırgan olmadığı zamanlarda bile, (muhtemelen gözden çıkarıldığı için keyfi olarak da) 'sanki saldırganmış gibi gösterilip ve/veya saldırgan hale getirilip'... onlara çok daha ağır psikiyatrik ilaçlar verilebilir. Yani bu hastalar iyatrojenik sakat kalsa, yaralansa ve hatta ölseler... deyim yerindeyse bu hastalar 'kim vurduya gideceklerdir.' Ki zaten onlarca yıldır böyle iyatrojenik yaralanma ve ölümlerin olmuş olabileceğini de düşünürseniz... gerçekten de sayısı belirsiz on /yüz binlerce (belki de milyonlarca) zihinsel engelli hastanın, 'kim vurduya' dahi gitmiş olabileceğine dair böyle bir tahminde bulunabilirsiniz. Ve bunun böyle olabileceğine dair bazı işaretlerin olduğunu da belirtmek de fayda vardır.
Örneğin zihinsel engelli bireylerin, bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde onlarca yıldır, 'kim vurduya gittiklerinin /gidiyor olabileceklerinin' işaretlerini... bazı AB ülkelerinde (özellikle de İngiltere'de) buna benzer yaşanılan hadiseler ile almamız, işin ilginç ve korkutucu yanı (ki yaşadığımız gelişmeler de buna katkı sağlayan tuz biber) olmuştur, diyebiliriz. (Daha fazla nedenlerini öğrenmek istiyorsanız, okumaya devam edin ve öğrenin.)
Ve böylece akıl sağlığı durumlarının daha da kötüye gitmesi sağlanılabilir ve hatta ölümlerine bile sebep olunabilir. Zaten akıl hastanelerinde yaşanan korkunç hadiselerden biri de bu gibi gözüküyor. Bu hadiselerin, bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerine sıçraması.... personellerin de keyfi olarak bu yolları deneyebileceklerini bize gösterebilmektedir, diyebiliriz.
Psikiyatrik ilaçlar tarafından iyatrojenik olarak sakat kaldıklarında (yaralandıklarında) ve öldüklerinde... böylece bu insanlar kim vurduya gitmiş olacaklardır. Gerçekten de öyle. Nasıl olsa, bunları doğru dürüst araştıracak, ortaya çıkaracak kimse yok; dürüst doktorlar yok, dürüst tıp dünyası yok, dürüst adli tıp yok, dürüst hukukçular yok, dürüst politikacılar yok, dürüst gazeteciler yok."
"Siz, duydunuz mu - özellikle de ülkemizde psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat kalan ve ölen insanların olduğunu?" - Muhtemelen duymamışsınızdır. Ama ABD ve bazı AB ülkeleri gibi bazı gelişmiş ülkelerde var. Psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat kalan ve ölen insanların olduğu ortaya çıkarılmış. Ülkemizde ve diğer gelişmemiş ülkelerde ise... maaelesef herkes kendi keyfinde ve derdinde.. Akıl hastalarının yaşamış oldukları ölümcül zararları ve ölümlerini düşünecek zamanları yok!!
(DİPNOT 75) : Kardeşimin durumunun - akıl sağlığının - daha da kötüye gitmesi olasılığı... sadece kardeşimi ilgilendiren bir durum değildir. Dünya genelinde zihinsel engelli bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri ve huzurevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde kalan on / yüz milyonlarca masum insan için de geçerlidir. Bu masum insanların akıl sağlıklarının daha da kötüye gitmesi olasılığı... sadece akıl sağlığı birimlerinin mevcut sistemin kötü olması ve personellerinin olumsuz davranışları değil... "akıl sağlığı sistemlerinin bozuk olması, psikopat psikiyatrinin tekelinde olması, akıl sağlığı birimlerinin mevcut sistem ve yapılarının bozuk ve kötü olması" vb gibi bunlarla birlikte... en çok da zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların yüzünden de olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bir yandan psikiyatrik ilaçlarla masum insanlar... zehirli kimyasallarla her gün zehirlenerek sağlıklı beyinleri çok ciddi hasarlara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarlarına) uğratılacak. Ki zaten bu psikiyatrik ilaç kaynaklı kalıcı beyin hasarlarına yakalanmış durumundalar - burada en önemlisi bu beyin hasarlarının daha da kötüye gitme olasılıklarının olmasıdır. Örneğin bu zehirlerin verilmeye devam edilmesi durumunda... bu beyin hasarları kişileri yatağa bağımlı hale bile getirebilir ve/veya (bu zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar) çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara yakalanmalarını sağlayabilir ve/veya en kötüsü ölümlerinin gerçekleşmesine sebep olabilir, diyebiliriz.
Akıl sağlığı birimlerinin mevcut sistem bozukluğu - örneğin hem dışarıdan hem de içeriden bakıldığında akıl sağlığı birimlerinin (bakımevleri, rehabilitasyon merkezlerinin) cezaevinden ve akıl hastanelerinden çok farksız olduğu görülüyor. Üstelik "tek cinsiyetli koğuş sisteminin olması... hastaların birbirleriyle temas içerisinde, birbirlerine karşı bağırıp, çağırmalar, hakaretler, şiddet gibi saldırganlıklar içerisinde olması" gibi olumsuz davranışlar sergilenmesi ile birlikte... çok ağır durumda olmayan bireylerin "topluma kazandırılması faaliyetlerinin" hiç olmaması vb gibi olumsuz koşulların olması... bu hastaların durumlarının daha da kötüye gitmesini sağladığını söyleyebiliriz.
Tek cinsiyetli koğuş sistemi, karma koğuş sistemi gibi çok tehlikelidir. Öyle gözüküyor ki... koğuş sistemleri de dahil, bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerinde mevcut bozuk sistem durumlar... hastaların iyileşmesi üzerine kurulu değil... onların - bakım, tedavi ve rehabilitelerinin yapılması" bahanesi adı altında... onların "kontrol edilmesine" yönelik olduğu gibi görülüyor. Ancak bununla birlikte... hem akıl sağlığı sistemlerinde hem de akıl sağlığı birimlerindeki mevcut büyük sorunlar... bu bireylerin resmen adeta daha da kötü hale gelmelerinin (iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarının - yaralanmalarının) ve hatta ÖLMELERİNİN (öldürülmelerinin) üzerine kurulu olabileceğini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
Tıpkı akıl hastanelerinde olduğu gibi bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinin... hastaları "iyileştirmek, tedavi etmek" gibi bir dertleri yok gibi görülüyor. Muhtemelen bunun nedeni de bu insanların sağlıklı beyinlerinin kimyasal beyin hasarlarının ileri seviyede - zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale gelecek kadar - ağır olması olabilir, diye tahminde bulunabiliriz. Muhtemelen bu nedenden dolayı buralarda yapılan tek şey, onları KONTROL ALTINDA TURMAKTIR.
"Zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar da, işte tam da bunu yapmaktadır. Psikiyatrik ilaçların hiç biri... "akıl hastalıklarını tedavi etmek, iyileştirmek" üzere tasarlanmamışlardır; mevcut UYUŞTURUCU özelliği ile insanların sağlıklı beyinlerini UYUŞTURMAK üzere tasarlanmışlardır."
Sağlıklı beyinler zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlarla önce uyuşturulur, hastalar sakinleştirilir. (Buna, kasıtlı ve bilinçli olarak yanlış ve aldatıcı bir şekilde "akıl hastalığının tedavisi" denir.) Sonra da genellikle uzun vadeler de... hastaların sağlıklı beyinleri hasara (beyin hasarına) uğratılır - yani psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) yakalanırlar. Psikiyatrik ilaçların neden olduğu çeşitli kalıcı ve ölümcül olan zihinsel ve fiziksel hastalıkları ve rahatsızlıkları ve hatta ölümleri saymıyoruz bile..
Tüm gerçekleri psikopat psikiyatrstlerin çok iyi bildiğini bilmeniz gerekir. Ana akım psikiyatristler, kendilerine danışanlarını, psikiyatrik ilaçlarla hiç bir zaman iyileştirememişlerdir. Onları zihinsel olarak sakat bırakak - yani onların sağlıklı beyinlerini hasara uğratarak, beyin hasarı yaşamasını sağlayarak - onların, akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar kalmalarını sağlamışlardır, diyebiliriz. Buna da 'akıl hastalıklarının tedavisi' diyorlar.
Yani muhtemelen insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal olarak hasara uğrattıklarında... buna 'akıl hastalıkları kalıcıdır, daha da ilerleyebilir, ileri seviyeye gidebilir, muhtemelen sen psikiyatrik ilaçlarını düzenli olarak kullanmadın' vb gibi buna benzer bahaneleri üreterek (ki zaten bu tür yalanları sürekli olarak kullanıyorlar), insanları ve toplumları kandırarak... işlemiş oldukları bu cinayet ve soykırımdan kurtulmaya çalışıyorlar, gibi gözüküyorlar.
Öte yandan da muhtemelen hastaların... akıl sağlığı birimlerinde mevcut sistem bozukluğunun olması (örneğin hem dışarıdan hem de içeriden bakıldığında - tek cinsiyetli koğuş sisteminin olması gibi - akıl sağlığı birimlerinin)... cezaevinden ve akıl hastanelerinden çok farksız olduğunu... ve bunun da hastaların iyileşmelerini sağlayamayacağı gibi... zihinsel sağlık durumlarının da daha da kötü hale gelmesine de neden olabilecektir, diyebiliriz.. (Bunları yukarıda irdelmeiştik.)
(DİPNOT 76) : Hem evllilik döneminde ve hem de boşanma sonrasında... durumunda hiç bir değişiklik yoktu. Ancak ana akım psikopat psikiyatrinin... kardeşimin durumunda değişiklik olmamasını... psikiyatrik ilaç yoksunluk semptomlarının bir sonucu olarak "kimyasal beyin hasarı" ile ilişkilendirerek... bunu bir bahane olarak kullanmasına karşılık... asıl gerçekleri - şimdiden - burada anlatmak da fayda vardır.
Örneğin bir bahane olarak... "psikiyatrik ilaç yoksunluk semptomlarının etkisini" ortaya atabilirler. Ancak zaten daha önceden psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına yakalanmıştı ve bu nedenle de zaten zihinsel sağlık durumu kötüydü. Buna rağmen psikiyatri, muhtemelen bunları görmezden gelebilir" diye tahminlerde bulunabiliriz. Evlendiğinde (damat evinde) psikiyatrik ilaçları kullanıp kullanmadığını pek hatırlayamıyoruz. Muhtemelen kullanmamış olabilir. Çünkü... muhtemelen damat ve ailesi kardeşimin durumunu tam olarak bilmiyor gibiydiler (muhtemelen damat biliyor olmalıydı ama dışarıdan bu belirtiler - sanki düzelmiş şeklinde - hiç belli olmadığı için herhalde bunu kafasına takmamış (dert yapmamış) olabilir)... çünkü muhtemelen düzelir umudu vardı. Ama işte öyle düşünüldüğü gibi olmadı; - kardeşimin durumu kendi evinde neyse... orada da durumu aynıydı, değişen birşey olmamıştı. (Çocukluğundan beri kullandığı psikiyatrik uyuşturucular (yani psikiyatrik ilaçlar)... onun sağlıklı beynini gerçekten harap etmişti. Lanet olsun ana akım psikopat psikiyatriye ve ona köpek gibi hizmet (itaat) eden psikiyatristlere...)
"Bu, çocukluğundan beri yıllarca kullandığı zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) neden olduğu... kimyasal beyin hasarının ve ilişkili kimyasal beyin travmasının bir sonucuydu - yani psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin travmasının bir sonucu olarak... "akıl hastalığı semptomları" olarak da bilinen "olası psikolojik semptomları" yaşıyordu."
"Muhtemelen bu semptomlar... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarının ve ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının... olumsuz sonuçları ve etkilerinin negatif sonucuydu (psikiyatrik ilaç kaynaklı semptomlardı)."
Bu olası psikolojik semptomlar - eğer psikiyatrik ilaçlar kullanılmadıysa - 'ilaç bırakma /yoksunluk semptomları (belirtileri)' olarak da görülebilir. Ancak daha önce de dediğimiz gibi... zaten kardeşim, psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının (ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının) bir sonucunu - zaten uzun süreden beri - yaşıyordu. Aslında her ikisi de aynı kapıya çıkıyor - muhtemelen 'İlaç kaynaklı semptomlar' ile 'ilaç yoksunluk semptomları' aynı gibi gözüküyor. Aralarında pek bir fark yok gibi.
Bunun nedeni de muhtemelen aslında ilaç yoksunluk semptomlarının, ilaç kaynaklı semptomlarının kendisini (birebir benzerliklerini) oluşturması olabilir. Bu nedenle muhtemelen ilaç bırakma semptomlarının asıl nedeni de zaten psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının (ve ilişkili kimyasal (ve duygusal) beyin travmasının) bir sonucu değil midir? Dolayısıyla ilaç yoksunluk semptomlarına, "psikiyatrik ilaç kaynaklı semptomlar" da diyebiliriz.
"....zaten durumu, evlenmeden önce de hiç iyi değildi ki? - Psikiyatrik ilaçlar tarafından yıllar önce kimyasal beyin hasarına uğratılmıştı."
İlaç bırakma girişiminde... (genellikle uzun vadeli kullanım sonrasında) psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarının daha da kötüye gitme olasılığı olabiliyor. 1/2 ay sonra geri getirildiğini düşünürsek... yaklaşık "1/2 ay ilaç kullanmamış" olabilir. Bu süre... psikiyatrik ilaçların neden olduğu mevcut kimyasal beyin hasarının daha da kötüye gitme olasılığını "artırır mı ve artırmış olabilir mi" bilemiyoruz. (Muhtemelen artırabilir ve buna neden olabilir ama...)
Ama zaten - daha önce de dediğimiz gibi - durumu, evlenmeden önce de hiç iyi değildi ki? Evlenmeden önce de sürekli olarak daha da kötüleşmeye doğru ilerliyordu.. bu da muhtemelen tuzu biberi oldu herhalde. Muhtemelen kardeşim... evlenmeden - yıllar önce - zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılmıştı. Yani... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kalıcı olan yada olmayan kimyasal beyin hasarının daha da kötüye gitmesi durumu... zaten psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi nedeniyle önceden gerçekleşen bir durumdu.
Tahminimiz, bu kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesi durumu zaten önceden gerçekleşmişti. Yani önceden varolan birşeydi. Muhtemelen bu ilaç bırakma durumu... ya buna çok az bir etki yapmıştır yada hiç yapmamıştır, diye tahminde bulunabiliriz. Çünkü, zaten durumunda "eskisinden pek farklı bir şey" yoktu. Yani hiç bir şey değişmemişti.
Buradan şu sonuçlara varabiliriz;
a) Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı... evlenmeden önce zaten vardı ve aslında tüm bunların tek sorumlusu da psikiyatristlerdi.
b) Psikiyatrik ilaçların kullanımının bırakılması... mevcut kimyasal beyin hasarını daha da kötü hale getirme olasılık riski olsa da... bu her zaman ve/veya her insan için geçerli olmayabiliyor. Kardeşimin evlendikten sonraki damat evinde yaşamış olduğu semptomlar... zaten evlenmeden önce de vardı. Bu, ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının... daha sonradan derinleştiğini (kötüleştirdiğini) göstermez. Bu belirtiler... evlenmeden önce de vardı ve - aynı şekilde - devam ettiğine göre... bu bize, evlenmeden önce de bu ilaç kaynaklı beyin hasarının oluştuğunu ve devam ettiğini... ve bu hasarın zaten - daha önceden - derinleşmiş (yani kötüleşmiş) olduğunu da (/olabileceğini de) gösterir.
Ve buradan çıkaracağımız başka bir sonuç ise "evlilik faktörünün", - beyin hasarının derecesine göre - sözde akıl hastalıklarını "iyileştirmeye, düzeltmeye" tek başına yeterli olmadığıdır.
Şimdi bu vb aklımıza henüz daha gelmeyenler de dahil... "ilaç kaynaklı beyin hasarı" ile ilgili gerçekler ortadayken bile... muhtemelen ana akım psikiyatristleri... bu olayı bahane olarak gösterebilirler. Örneğin şöyle bir kurgu yaparak neler yaşanabileceğini önceden tahmin edebiliriz;
DÜŞÜNÜNCE : "Muhtemelen şimdi psikiyatristler, bu durumu - yani 1/2 ay falan ilaç kullanmama durumunu - bahane ederek... 'İşte,
gördünüz mü asıl neden bu.. Psikiyatrik ilaçları bıraktığı için bu hale
geldi, beyin hasarına yakalandı, beyin hasarının daha da kötüleşmesine
neden oldu....' vs vb gibi buna benzer bahaneleri kullanarak... kendilerinin sebep oldukları kalıcı kimyasal beyin hasarını, bu soruna (yada bizim üzerimize) atacaklardır. İnanın psikopat psikiyatristler bunu yapabilirler, yapmak için can bile atarlar... sırf kendilerini ve psikiyatrik ilaçları koruma iç güdüsü ile bunu yapmaktan kaçınmazlar. Çünkü... hem doktor ünvanlarını kaybetmekten hem de tazminat davaları ile karşılaşmaktan acayip korkarlar ve bu nedenle yapamayacakları şeyler yok gibidir.
Ve aslında zaten bunları yapıyorlar da... İnsanları sadece kimyasal beyin hasarına uğratmıyor, sakat bırakmıyor ve öldürmüyorlar... ayrıca onları (genellikle kendilerine karşı çıkanları ve istenilmeyenleri), akıl hastası olarak etiketleyip, zehirli psikiyatrik ilaçlarla sözde akıl sağlığı tedavisi görmeleri için - yasa ve kanunlar (mahkeme kararları ve polis zoru ile) akıl hastanelerine zorla yatırılmalarına ve zehirli psikiyatrik ilaçlarla zehirlenmelerine (ve böylece sonra da onların birer gerçek akıl hastası haline getirilmelerine) ve hatta hapislere, cezaevlerine girmelerine bile sebep olabiliyorlar." (Dipnot 9)
(DİPNOT 77) : (Akıl sağlığı birimlerindeki bilişsel faaliyetlerle ilgili) Ancak asıl neden bu değil gibi gözüküyordu. Yani, asıl veriliş amacının (evet bunlar da var ama asıl gerçeğin) bunlar olmadığını biliyoruz. - "Peki, neydi, ne olabilirdii?" - Muhtemelen psikiyatristler tarafından... kimyasal beyin hasarına uğratılan hastaların... yaşamış oldukları (psikiyatrik ilaçların neden olduğu) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının... daha da kötüye gitmesini engellemek olabilirdi. Ve bu bilişsel faaliyetlerin veriliş amacının.... muhtemelen 'devlet ve üniversite hastanelerinin, toplum ruh sağlığı merkezlerinde (trsm'lerde)' verilen rehabilite çalışmaları ile aynı amacı güttüğüne /güdüyor olabileceğine dair bir tahminde bulunabiliriz.
Yani muhtemelen buraya gelen hastaların da... psikiyatristler tarafından kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını düşünürseniz... bu insanların yaşamış oldukları... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı kimyasal beyin hasarının... daha da kötüye gitmesini (yani beyin hasarı seviyesinin daha da kötü olabilecek şekilde ilerlemesini) engellemek için de... bu sözde bilişsel faaliyetlerin ve/veya rehabilite çalışmalarının verildiğini /veriliyor olunabileceğini... rahatlıkla anlayabilir ve/veya buna yönelik bir tahminlerde bulunabilirsiniz, diye düşünebiliriz..
Muhtemelen bilişsel faaliyetleri veren (uygulayan) sosyal hizmet görevlileri, personeller, hizmetliler - görmüş oldukları eğitimlerden dolayı olsa gerek asıl gerçeği belki bilmiyor olabilirler)... ama en azından ana akım psikopat psikiyatristlerin, bilişsel faaliyetlerin asıl veriliş amacının ne olduğunu... çok iyi bildiklerini düşünebilirsiniz.
Yukarıda da dediğimiz gibi... zihinsel engelli bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavisi gören zihinsel engelli bireylere verilen bilişsel faaliyetlerin asıl veriliş nedeni olarak... muhtemelen psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarının... ilerlemesini, daha da kötü hale gelmesini engellemek için olduğuna /olabileceğine dair bir tahmin yürütebiliriz. Ve bu bilişsel faaliyetlere de... çok garip bir şekilde 'rehablite çalışmaları' vb deniyordu.
Muhtemelen zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların neden olduğu... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına ve bununla bağlantılı akıl hastalıklarının... kalıcı hale gelmesine de neden olduklarını... ana akım psikopat psikiyatristler de gayet çok iyi biliyorlar. Bu nedenle psikopat psikiyatrsitlerin... bu tür akıl sağlığı birimlerinde verilen bilişsel faaaliyetlerin... bu amaçla (yani psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının daha da kötüleşmesini engellemek amacıyla) verildiğini de gayet çok iyi bildiklerini de tahmin etmek... hiç de zor birşey olmayacaktır, diyebiliriz. Bir insan, bunları anlayamacak kadar aptal biri olamaz herhalde.. (Tüm bunları ve nedenlerini yeri geldikçe anlatacağız. Eminiz şok olacaksınızdır.)
(DİPNOT 78) : Akıl sağlığı birimlerini... ana akım psikopat psikiyatriye (ve ana akım psikopat psikiyatristlere) teslim ederseniz... bu birimler de kalan ve muhtemelen (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun... yine psikopat psikiyatristler tarafından kimyasal beyin hasarına uğratılan masum insanların durumlarının... daha da kötüye gitmesine ve hatta iyatrojenik olarak sakat kalmasına (yaralanmasına) ve ölümlerine de ONAY vermiş olursunuz. Ve zaten onlarca yıldır, bu onayı vererek... akıl hastası / deli / zihinsel engelli birey olarak görülen - sayısı belirsiz tahmini - on /yüz binlerce (belki de milyonlarca) masum insanın... bu akıl sağlığı birimlerinde sakat bırakılmalarının (iyatrojenik yaralanmalarının) ve öldürülmelerinin önünü
açmıştır, diyebiliriz.
"Peki kaç masum insan bu (akıl hastaneleri,
psikiyatri hastaneleri, zihinsel engelli bakımevleri, huzurevleri ve
rehabilitasyon merkezleri) gibi sözde akıl sağlığı birimlerinde... psikiyatristler tarafından - gizli bir şekilde - sakat bırakıldı ve öldürüldü?" - MEÇHUL (gizli)...
Özellikle de ülkemiz gibi - en azından sağllıkta... muhtemelen en çok da "dürüstlük" anlamında - geri kalmış 3. dünya ülkelerinde... bunları bilebilmek oldukça zordur. Çünkü... sağlıkta "ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ" oldukça yaygındır. Yaygın olduğu için de... özellikle de psikiyatrik ilaçlardan dolayı sakat kalan ve öldürülen (akıl hastası ve/veya zihinsel engelli) insanların... olup-olmadıklarını da tam olarak öğrenemiyorsunuz. Bu örtbas etme kültürü... "şarlatan, psikopat ve soykırımcı" ana akım psikopat psikiyatrinin de... toplum ve hukuk önünde... "aklanmasına ve ayakta kalmasına" zemin hazırlıyor. Zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçları (uyuşturucuları) üreten... ilaç firmalarının aklanması da buna dahil...
Unutmadan psikiyatrik ilaçlar (uyuşturucular) sadece akıl sağlığı birimlerinde kullanılmıyor. Evlerimiz de sivil hayatta da kullanılıyor. Ve bu insanların... psikiyatristler (yani psikiyatrik ilaçlar) tarafından... nasıl kimyasal beyin hasarına uğratıldıklarını... nasıl zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmalarına ve hatta ölümlerine dahi sebep olduklarını... ve muhtemelen akıl sağlığı birimlerinin - hepsi olmasa da büyük çoğunluğunun - yine psikiyatristler (yani psikiyatrik ilaçlar) tarafından... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılan insanlarla dolu olduğunu /olabileceğini... artık bilmeyen yoktur herhalde....
(DİPNOT 79) : "Aslında psikiyatrik ilaçlar, ilaç değildir; yasal uyuşturuculardır - 'Psikiyatrik uyuşturucular' olarak bilinirler. "Esrar, eroin, kokain" gibi yasadışı sokak uyuşturucularının... yapmış olduğu etkilere benzer etkilere sahiptirler. Her ikisi de sağlıklı beyinleri uyuşturarak çalışır ve başka hiç bir şey de yapmazlar. Ve genellikle uzun vadeli kullanımlar da... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yol açarlar.
Bu gibi nedenlerle psikiyatrik ilaç kullanan herkes... kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye)... hergün maruz kalırlar... ve bu nedenle de kimyasal lobotomiye "yakalanma" risk tehlikesi ile karşı karşıyadır. Psikiyatrik ilaçlar (yani psikiyatrik uyuşturucular)... insanların sağlıklı beyinlerini önce uyuşturur daha sonra da - genellikle uzun vadeler de - hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratır."
(DİPNOT 80) : Aslında kardeşimin zihinsel sağlık durumunun gerçekten de çok ağır olup-olmadığı konusunda biraz şüphelerim var. Görüşümüze göre... kardeşim doğru düzgün verilen bir 'ilaçsız tedavi ve insani davranış terapileri' vb ilaçsız tedavi yöntemleri ile 'topluma adapte edilebilir' seviyede... psikiyatrik ilaç kaynaklı bir 'kimyasal beyin hasarı' yaşadığını tahmin ediyoruz. Diğer durumu ağır olmayan hastalar için de... aynı "ilaçsız tedavi ve terapiler" ile bunların da... topluma adapte edilebileceğini düşünebiliriz.
Aksi ise... bu masum insanların gerçekten de ana akım psikopat psikiyatristler tarafından... psikiyatrik ilaçların neden olduğu - "BİR DAHA GERİ KURTARILAMAYACAK, GERİ DÖNDÜRÜLEMEYECEK KADAR" - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratıldıklarını anlamak... hiç de zor olmayacaktır, diyebiliriz. Zaten muhtemelen... zihinsel engelli "bakımevleri, huzurevleri ve rehabilitasyon merkezleri" gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinin... asıl KURULUŞ AMAÇLARINDAN biri de (dünya geneli için söylüyoruz)... muhtemelen ana akım psikopat psikiyatristler tarafından... 'bir daha geri kurtarılamayacak, geri döndürülemeyecek kadar'... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılan... ve bu zehirli kimyasallarla yaşam süreleri de kısaltılan bu masum insanların... ("en azından hiç olmazsa" ve/veya (insanların bu konudaki gerçekleri öğrenmemesi için) "aman kimse çakmasın!" vb diye olsa gerek herhalde)... yaşam sürelerini biraz olsun biraz daha uzatabilmek için... 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin yapılmasının' verilmesi sağlanlıyor. Ama asıl amacın bu olmadığını hepimiz biliyoruz - en azından bu yönde şüphelerin olduğunu söyleyebiliriz. Muhtemelen bu bireyleri buralar da "KONTROL ALTINDA TUTMAK" öncelikli amaç olmakla birlikte... onların buralara "HAPSEDİLMESİ" ve daha sonra da "ÖLÜMLERİNİN BEKLENİLMESİ" için de olabileceğini... herkes biliyor olmalı herhalde / bu yönde bir tahmin yürütebiliriz.
Dolayısıyla olasılıkla bu masum insanlar, bu tür akıl sağlığı birimlerine 'iyileşmek ve şifa bulmak' amacıyla değil... hayatları boyunca - ölene kadar - burada kaldıkları süre içerisinde... 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin' yapılmasının sağlanılması nedeniyle getiriliyor. (Bu, herkesin kabul ettiği ve devletler tarafından resmileştirilen sahte bir durum.) Ama aslında gerçekte asıl neden bu değil. En azından ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler, asıl nedenin bu olmadığını çok iyi biliyorlar. Çünkü... zaten bu masum insanları, bu hale getiren onlar. Şöyle ki...
"Muhtemelen bu zihinsel engelli bireyler... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar (daha doğrusu bunları reçete eden ana akım psikopat psikiyatristler) tarafından... yaşam süreleri kısaltıldı ve kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılmalarının bir sonucu olarak... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilerek... 'hayatlarını, kendi başlarına idame ettiremez' - yani 'kendi işlerini, kendi kendilerine yapamaz' hale geldiler."
Yukarıda da dediğimiz gibi... muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristler... bu insanları 'bu hale getirenlerin, kendileri olduklarını'... ve bu nedenle, bu insanların 'hayatlarını, kendi başlarına idame ettiremeyeceklerini' çok iyi biliyorlar. İşte, muhtemelen tüm bu gerçekleri çok iyi bildikleri ve bu nedenle, bir nevi 'Aman kimse bu gerçekleri duymasın, kimse fark etmesin!' mantığı ile bu gerçeklerin üzerlerini örtmek (örtbas etmek) için olsa gerek... bu masum insanları, hayatlarının geri kalanını - ölünceye kadar - 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin yapılması' bahanesi adı altında, zihinsel engelli 'bakımevleri, huzurevleri ve rahabilitasyon merkezleri' gibi bu tür akıl sağlığı birimlerinde kalmalarını sağlıyorlar, gibi gözüküyor.
Bu insanların, bu tür akıl sağlığı birimlerinde kalmalarını gerektirecek bir başka neden de... muhtemelen psikopat psikiyatristler (psikiyatrik ilaçlar, ECT vb gibi) tarafından yaşam süreleri kısaltılan bu masum insanların... yaşam sürelerinin biraz olsun biraz daha uzatılabilmesini sağlamak için de olabilir. Ancak öyle görülüyor ki, bu tür akıl sağlığı birimlerinin her yönden 'bozuk işleyişine' baktığımız da... bu masum insanların yaşam sürelerinin uzaltılmasını sağlayacak bir kaliteye, beklentiye sahip olmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Şimdi, tüm bu gelişmeleri bu şekilde düşündüğünüz de... psikiyatristlere neden 'psikopat' dediğimizi de anlamış olursunuz. İnsanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratarak... onları zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" haline getiriyorlar... ve bu nedenle onların 'kendi başlarına hayatlarını idame ettirememelerine' neden oluyorlar... ve sonra da, onları bu tür akıl sağlığı birimlerinde adeta ÖLÜME TERK ediyorlar. İşte, yapılan şey bu.
Bu insanların neden bu hale getirildikleri ise adam gibi sorgulanmıyor, araştırılmıyor ve gerçekler öğrenilmek istenilmiyor. Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler ise yaptıkları bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların hesabını vermezlerken... bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlara maruz kalan dünya genelinde sayısı belirsiz tahmini on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) masum insan ise... adeta 'kim vurduya gidiyor '- olan bu masum insanlara oluyor.
(DİPNOT 81) : "Öyle görülüyor ki... bu tür akıl sağlığı birimlerine getirilen ve ölünceye kadar buralarda kalması sağlanılan zihinsel engelli bireyler... buralara İYİLEŞMELERİ, ŞİFA BULMALARI için değil... ölünceye kadar 'bakım, tedavi ve rehabilitelerinin yapılması' için getiriliyorlar." - "Peki, gerçekte bu ne demek?"
Bu, muhtemelen... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçların 'ölümcül zararlarını, kalıcı beyin hasarını ve yaşam sürelerini kısalttığı" vb gibi ölümcül psikiyatrik ilaç tedavisi gerçeğine baktığımız da... bu insanların adeta ÖLMELERİNİ BEKLEMEK için de buralarda kalmalarının sağlanılmış olduklarını /olabileceğini bize gösterebilmektedir, diyebiliriz. En azından ana akım psikopat psikiyatristler tarafından bu gerçeklerin biliniyor olma ihtimalini rahatlıkla söyleyebiliriz. Muhtemelen bu masum insanların aileleri, yakınları... bu masum insanları bu hale getirenlerin... "psikiyatrik ilaçlar, ECT" vb gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaheleler (daha doğrusu ana akım psikopat psikiyatristler) olduklarını, tam olarak bilmiyorlar. Zaten bilselerdi... ilk başlarda bu psikiyatrik ilaçların (ve diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin)... verilmesine, alınmasına, uygulanmasına şiddetle karşı çıkarlardı herhalde, diye düşünebiliriz..
Yani, deyim yerindeyse... bu masum insanlar bilerek, kasıtlı olarak bu tür akıl sağlığı birimlerine ÖLMELERİNİ BEKLEMEK için getiriliyorlar, diyebiliriz. Çünkü... zaten bu insanları bu hale getiren ve yaşam sürelerinin kısaltan şeylerin... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar (ve diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin) olduğu bilindiği ve muhtemelen 'artık bunlar için bir umut yok!' düşüncesinin de hakim olduğundan dolayı olsa gerek herhalde... bu masum insanlar, en son durak olarak bu tür akıl sağlığı birimlerine getiriliyorlar.
YERİ GELMİŞKEN... "Bu, masum insanlar bu tür akıl sağlığı birimlerine 'ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler' tarafından direkt olarak getirilmiyorlar. Genel de aileleri /yakınları /devletler buna karar veriyor. Muhtemelen devletler, genellikle zihinsel engelli bireylere... aile
bakanlıkları tarafından ailelerinden kopartılarak el koyuyorlar... ve bu masum insanlar, ölünceye kadar sözde 'bakım, tedavi verehabilitelerinin yapılması" bahanesi adı altında... - adeta ölmeleri
için - bu tür akıl sağlığı birimlerine bırakılıyorlar. Yani daha doğrusu hapsediliyorlar.
Aileler, yakınlarının başlarına geleceklerini önceden sezdikleri, bildikleri için olsa gerek (ki bu şekilde düşünmeleri son derece mantıklı ve haklılık içeriyor) istemedikleri halde... 'aileler bakamıyor' bahanesi arkasına saklanılarak... bu masum insanların zihinsel sağlık durumlarını daha da kötü getirebilen yerlere (akıl sağlığı birimlerine) bırakmaları... son derece tartışmalıdır. (Muhtemelen, aile bakanlıkları ve devletler de... bu tür akıl sağlığı birimleri gerçeğini tam olarak bilmiyorlar. Bilselerdi muhtemelen yapmazlardı.)
Ana akım psikopat psikiyatri ve buna hizmet (itaat) eden psikiyatristlerin... bu masum insanların buralara getirilmesindeki rolü... bu masum insanları bu hale getiren kişilerin kendileri olmalarıdır. Yani örneğin psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılmasıyla... zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak "engelli" ve/veya "bakıma muhtaç" hale getirilerek... 'hayatlarını tek başlarına idame ettiremeyecek kadar' hale gelmeleri ve yaşam sürelerinin kısaltılmasına sebep olmalarıdır. Ki bunlara sebep oldukları için de... bu masum inanların bu tür akıl sağlığı birimlerinde ölünceye kadar kalmalarına en büyük katkıyı vermiş olmalarıdır. Ki bu durumda, bu masum insanları buralara - sanki ana akım psikopat psikiyatrsitler - yerleştiriyormuş gibi haklı bir gerekçe ve bir algıya sebep olabilmektedir. İşte, bu gibi nedenlerle bu masum insanları buralara getirilmesine sebep olan şeyin (ve buralara getirenlerin)... ana akım psikopat psikiyatristler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.
Evet, başka türlü, nasıl algılayacaksınız ki? Muhtemelen bu insanları bu hale getiren şeyin... örneğin özellikle de zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaç gerçeğini bildiğiniz halde... halen, ana akım psikopat psikiyatrinin 'akıl hastalıkları kalıtsaldır, ölünceye kadar devam eder!' vb gibi buna benzer yanlış ve aldatmacaya dayalı sahte bilgilerine inanarak.. bu masum insanların, hayatları boyunca 'bakım, tedavi ve rehabiletelerinin yapılması' bahanesi arkasına saklanılmaya ve ölünceye kadar buralarda kalmasının 'çok iyi bir şey olduğuna' inanılmaya devam mı edilecek? Evet, herkes istediği şekilde düşünmekte özgürdür. Ama bu gerçeklerinde bilinmesi gerekir, diye düşünüyoruz. Ve biz de bu nedenlerle bunları veriyoruz.
(DİPNOT 82) : Ben bunu, yani "psikiyatrik ilaçların kullanımının devam edilmesi ile... kardeşimin durumunun daha da kötüye gitme riskinin olabileceğini... ve psikiyatrik ilaçların 'yavaş yavaş azaltılarak bıraktırılmasının' yapılmasını istediğimi (hem hastanedeki yeni yetme psikiyatristlere hem de bakımevindeki hemşirelere) söylediğimde... hastanedeki yeni yetme psikiyatristler (tamam olur, bakarız ama buraya sık sık gelmeniz gerekecek) gibi bir şey demişti, - (biz de tamam geliriz) gibi birşey demiştik.
Ancak o dönemlerde... bakımevi başvurusu da yapmıştık ve kardeşim o dönemde bakımevine yerleştirilmişti. Bunun üzerine 'aynı riskleri ve ilaçların azaltılması ve bıraktırılması' ile ilgili endişelerimizi... buradaki hemşirelere de söylemiştik. Ancak buradaki hemşireler, 'zaten bu ilaçları evdeyken de alıyormuş, bu ilaçların azaltılması /bırakılması semptomların yeniden nüksetmesine neden olur' gibi buna benzer birşey söylemişti. (Tabii, muhtemelen o da bir hemşire olarak - her ne kadar yanlış da olsa - görmüş olduğu eğitim, öğretim ile birlikte kendisine verilen psikiyatrik talimatlarla hareket ettiği için öğrendiği
bilgileri bize söylüyordu.)
Tabii, böyle söyleyince... iyice
endişelenmeye başladık (çünkü, ileride kardeşimin başına neler gelebileceğini tahmin edebiliyordum)... ve bu nedenle biraz da kızmaya başlamıştık ve bunda ısrar
etmeye başlayınca... 'beyefendi, burada her gün 20 tane ilaç verdiğimiz hastalar var!' gibi buna benzer şeyler söylediğinde...önce içimden (demek her gün 20 tane ilaç veriyorsunuz... bu insanların neden bu hale (bu kadar daha da kötü hale) geldiklerini şimdi anlıyorum!') diye birşey geçti... ve bakımevindeki psikiyatrik ilaç tedavisi gören hastaları göstererek, 'bu insanları bu hale getiren şeyin, psikiyatrik ilaçlar olduğunu bildiğimi...' gibi buna benzer şeyler söylemiştik. İlk zamanlarda konuştuğumuz hemşire 'sen hayal görüyorsun! yok öyle birşey!' gibi birşey söylemişti. Diğeri de (hemşireler değiştiği için başka bir zaman da) buna benzer bir şey söylemişti ama pek hatırlayamıyorumuz şimdi...
Ayrıca her iki hemşireye... "psikiyatrik ilaçların azaltılması ve yavaş yavaş azaltılarak bıraktırılması" konusunu... hastane psikiyatristlerine açmalarını ve (eğer siz söylemezseniz /söyleyemiyorsanız /psikiyatrist buna karşı çıkarsa gibi nedenlerle) 'gerekirse beni aramalarını ve psikiyatristlerle konuşturmalarını' istemiştik. Ancak her ikisinden de... şimdiye kadar herhangi bir cevap almış değilim. (Tabii sonraki gelişmeler de... psikiyatristle görüş-türül-müştük.) Biz de, kardeşimizin "bakımevinde tek başına çaresiz olduğu ve kendisine kötü davranılması ve daha ağır psikiyatrik ilaçların verilmesi" ihtimaline karşı... bu konuyu tekrar açmadık. (Ancak durumunun kötüye gitmesi olasılığını farkettiğimiz de... bu konuyu tekrar açarız ve aynı şeyler olduğunda... tüm bunları - aile bakanlığı ile birlikte mahkemeye ve hatta (kamuoyunun da haberinin olması açısından) medyaya da - taşıyabileceğime dair böyle bir hedefimizinde olduğunu söyleyebilirdik.)
* Rehabilitasyon faaliyetlerinin (bilişsel faaliyetlerin) altındaki gizli gerçek ne olabilir?
"Sağlıklı beyinleri (başka nedenler de olabilir ama genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından) iflas edilen (yani kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanan) insanların... akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar misafir edilmesi.."
(DİPNOT 107) : Muhtemelen genellikle bakımevlerine misafir edilen zihinsel engelli bireylerin neredeyse hepsinin... 'topluma adapte olamayacak' kadar... sağlıklı beyinlerinin (genellikle psikiyatrik ilaç tedavisi görenlerin... psikiyatrik ilaçlar tarafından) iflas ettirilmesi (yani kalıcı beyin hasarına yakalanmaları) nedeniyle... bu nedenden dolayı bakımevlerinin (büyük olasılıkla devletin prosedürleri nedeniyle olabilir) bu engelli bireyleri... "topluma kazandırmak" gibi faaliyetler yönünde bir çaba sarf etmediklerini rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
Evet, gerçekten de doğru. Muhtemelen bu tür zihinsel engelli bakımevlerinde misafir edilen (yani ölene kadar burada kalmak zorunda olan) zihinsel engelli bireylerin... sağlıklı beyinleri çeşitli nedenlerle (genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından) iflas edildiğinden (yani kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanmalarından) dolayı... "topluma adapte olamayacak" kadar kalıcı zihinsel engelli hale gelmeleri nedeniyle... bakımevlerinde sadece sıradan bilişsel faaliyetler veriliyor gibi görülüyor.
Kalıcı beyin hasarı yaşayan zihinsel engelli bireylere verilen bilişsel faaliyetler... muhtemelen aslında onların bu duruma gelmesine sebep olan şeyin (yani genellikle psikiyatrik ilaçların) yol açmış olduğu zararlarının üzerini örtmek için olabilir, diyebiliriz. Yani "aman, kimse bu gerçeği öğrenmesin" diye.. Aslında mesele bu gibi gözüküyor. Çünkü bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerini (engelli bireyleri) kontrol edenin... ana akım psikiyatrinin olduğunu
herkes biliyor. Psikiyatri, hiç bir şekilde kendisini suçlayacak
şeylere, bu birimlerde izin vermeyecektir ve vermiyor da zaten.. Olan
hep zihinsel engelli bireylere oluyor. Adeta kim vurduya gidiyorlar.
Aslında bu sıradan bilişsel faaliyetlerin... kalıcı zihinsel engele sahip bireylere hiçbir faydası yok. Bu sıradan bilişsel faaliyetlerin verilmesinin amacı... yukarıda da dediğimiz gibi muhtemelen bireylerin "bilişsel faaliyetlerinin kazandırılması" vb şeklinde gibi gözükse de... asıl amacın, bu insanları bu hale getiren (yani kalıcı fiziksel ve kimyasal beyin hasarına sebep olan) şeyin, psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin (vermiş oldukları ciddi ölümcül zararların üzerini örtmek) olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir, diyebiliriz.
Toplumlar
ve büyük olasılıkla devletler bu gerçeği bilmiyor olabilirler. (Bakımevleri gibi akıl sağlığı birimlerindeki personeller de bu gerçeği bu şekilde bilmiyor olabilirler.) - "Eğer
gerçekleri biliyor olsalar dı, ne yaparlardı?" - Yazık, bu zihinsel engelli
bireylere... Bu insanları bu hale getiren şeyin psikiyatrik ilaçlar ve
ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaheleler olduğunu /olabileceğini ve halen bile
bunlara yenilerinin eklendiğini ne zaman öğrenecek bu toplum ve
devletler?
Muhtemelen devletler (örneğin Türk Devletimiz), maddi durumu yetersiz olan ağır zihinsel engelli bireylerin "bakım, tedavi ve rehabilitelerinin" uygun ortamlarda yapılabilmesi için... zihinsel engelli 'bakım evleri, huzur evleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerine... özellikle de özel olanlarına (özel bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi)... her bir birey için için ayrı ayrı binlerce lira /dolar para ödemesi yapmaktadır. Muhtemelen zihinsel engelli bireylerin... buralardan "iyileşip gitmesi"... devletlerin her biri için bakımevlerine ödediği... binlerce liralık /dolarlık paraların da puf olup gitmesi anlamına gelebilen birşeydir.
Dolayısıyla amacın, zihinsel engelli bireyleri "topluma kazandırmak" falan olmadığını /olmayabileceğini... adeta onları 'buralarda tutmanın yollarını aramak' olduğunu /olabileceğini... daha yeni yeni fark etmeye başladığımızı - daha doğrusu bu yönde bizde bir şüphe oluşmuş olduğunu söyleyebiliriz. (Bunu, bu şekilde
düşünmemizin mantıklı nedenleri vardı, bunları yukarıda irdelemiştik. Siz, olsaydınız ne düşünürdünüz?)
Muhtemelen hiç
kimse (biz de dahil)... bu birimlerin 'akıl hastalıklarının tedavisi' adı altında.... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kalıcı kimyasal beyin hasarına) uğratmak için kurulmuş olunabileceği ihtimalini bilmiyordur herhalde. Ve halen toplum bunun farkında bile değil gibi gözüküyor. (Hatta bu birimlerde çalışan personeller ve devletler bile belki bilmiyor ve farkında bile değildirler.) Şöyle ki..
- Bakımevlerinin, "akıl hastanelerinden" hiçbir farkları yok...
Daha önce "Kendi kendine konuşan insanlar direkt akıl hastanesine mi gönderiliyorlar?" diye bir yazı yazmıştım. BURADA hem bu konuyu dile getirmiş hem de
kardeşimle ilgili bazı bilgiler de vermiştim. Açıkçası kardeşim için en iyi şeyin, bakımevinde (eğer orayı sever ve alışırsa diye umarak - hayatı boyunca) bakım, tedavi ve rehabilitesinin güzel ve olumlu bir ortamda yapılmasının... onun 'topluma dahil olması, bir şeyler öğrenmesi' vb gibi "normal insanlar gibi sosyal faaliyetlere dahil olabilmesi" açısından... iyi şeyler olabileceğini düşünmüştük. (Kardeşimizle ve akıl
sağlığı birimleri ile ilgili gerçekleri, kısaca yukarıda irdelemeye
çalışmıştık.)
Ancak zamanla bunun 'ne kadar yanlış bir düşünce' olduğunu anlamaya başlamıştık. Çünkü, bakımevlerinin 'bu amaçlarla faaliyet göstermediğini'... daha yeni yeni fark etmeye başlamıştık. Yani, bakımevlerinin, akıl hastanelerinden hiç bir farkları yok gibiydi..
Zihinsel engelli bireyleri, 'topluma katmak, sosyal faaliyetlere normal insanlar gibi adapte olabilsinler' vb diye bunlar bir yana dursun (ki bildiğim kadarıyla böyle bir faaliyetleri de yok maalesef)... adeta onları "buralarda tutabilmek" için... deyim yerindeyse adeta 'onları, daha da kötü hale getirebilmenin... yollarını aradıkları' gibi bir şüpheye düştüğümüzü söyleyebiliriz. Tabii aslında tam olarak öyle değil.
Yani bakımevlerinde... zihinsel engelli bireyleri 'daha da kötü hale getirebilmenin yollarını aramak'... aslında tam olarak öyle düşündüğümüz gibi değil. Bu, daha çok "akıl sağlığı sisteminin" bozukluğu ile ilgili gibi gözüküyor. Şöyle ki...
Muhtemelen bakımevleriyle (ve/veya akıl sağlığı sistemiyle) ilgili prosedürler ve/veya bakımevlerinin kasvetli ortamları gereği gibi... belki bu şekilde algılıyor olabiliriz. Bu, tam olarak öyle gözükmese de... "yaşadığımız ve yaşanılan gerçeklere" baktığımız da... zihinsel engelli bakımevleri gerçeğini şu şekilde izah edebiliriz. (Tüm bunları yukarıda detaylıca izah etmiştik, kısaca burada da belirtelim.)
Muhtemelen bakımevleri, bakımevlerinde hayatları boyunca (ölene kadar) kalmak zorunda olan zihinsel engelli bireylerin... mevcut zihinsel ve/veya fiziksel sağlık durumlarının... 'artık topluma adapte olamayacak kadar - çok ağır bir zihinsel ve/veya fiziksel hasara (kalıcı beyin hasarına)" sahip olmaları nedeniyle... onlara yukarıda açıkladığımız 'topluma kazandırma' faaliyetlerini sunmuyor /sunamıyor olabilirler. Aslında asıl gerçek bu olabilir.
Ancak bakımevlerinde... o kadar da "çok ağır" olmayan... zihinsel engelli bireyler de yok değil. Durumu o kadar çok ağır olmayan zihinsel engelli bireylerin... sonradan bir takım "ilaçsız tedavi yöntemleri" ve bir takım "insani davranışsal terapileri" ile düzeltilebilir olanları da vardır /olabilmektedir.
Muhtemelen devletler... "akıl sağlığı sistemini" kontrol altında tutan ana akım psikiyatrinin (muhtemelen ilaç firmaları ile mali ilişkilerinin getirdiği bir anlayış nedeniyle)... akıl sağlığı sisteminde "ilaçsız tedavi yöntemlerine ve insani davranış terapilerine" onay vermedikleri için olsa gerek... bu "sonradan düzeltilebilir" seviyede olan (çok ağır olmayan) zihinsel engelli bireylerin... örneğin zehirli psikiyatrik ilaçlar ile durumlarının... daha da kötü hale gelmesine ve zamanla tıpkı diğer çok ağır durumda olan zihinsel engelli bireylerin durumlarına benzer... "ağır (kalıcı) kimyasal beyin hasarına" yakalanmalarına sebep olabilmektedir, diyebiliriz.
Yani sonradan bir takım "ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" ile 'akıl hastalıkları' düzeltilebilir olan... bu, çok ağır olmayan zihinsel engelli bireylerin sağlıklı beyinleri... psikiyatri ve psikiyatristler tarafından (bu engelli bireylere vermiş oldukları ve beyin için oldukça zehirli ve öldürücü olan zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar sayesinde, sağlıklı beyinlerinin) iflas edilmesine (yani kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılmasına) sebep olabilmektedir. (Az hasarlı beyinlerin... psikiyatrik ilaçlarla, zamanla daha çok hasarlı beyinlere uğratılması durumu.)
Sonradan bir takım "ilaçsız tedavi yöntemleri ve insani davranış terapileri" ile 'akıl sağlıkları (hastalıkları)' düzeltilebilir olan... zihinsel engelli bireylerin sağlıklı beyinleri... muhtemelen psikiyatrik ilaçlar tarafından... önce kalıcı kimyasal beyin hasarına uğratılıyor ve sonra da olasılıkla bu beyin hasarına bağlı olarak... kendilerindeki tamamen doğal olan doğal psikolojik sorunlar... "kalıcı akıl hastalıklarına" dönüşüyor. Sağlıklı beyinler... kimyasal olarak "kalıcı hasar" görünce (yani kalıcı beyin hasarına uğrayınca)... akıl hastalıkları da kalıcı hale gelmiş oluyor. (Tüm bunlarla ilgili kanıtlara ait linkleri bloglarımızda vermiştik ve yukarıda yazı boyunca da irdelemiştik.)
Bu gerçeği çok az kimse bilir. Psikiyatristler de (özellikle de ana akım psikiyatriye hizmet eden psikiyatristler de) bu gerçeği bilirler. Ama bunu itiraf etmezler, edemezler (çünkü suçlanacaklarını bilirler, bu nedenle); tam tersine bu gerçeği, 'akıl hastalıkları kalıtsaldır' vb gibi buna benzer yalan ve yanıltıcı bilgiler şeklinde çarpıtarak, bu yanıltıcı çarpık bilgileri... "hastalara, ailelerine, toplumlara, kamuoylarına ve devletlere" aşılamaya çalışırlar.
Psikiyatri ve psikiyatristlerin... bu yanıltıcı aşılama taktikleri o kadar çok tutmuşa benziyor ki... muhtemelen (Türkiye'de dahil) dünya genelinde her yıl en az 1 milyondan fazla (belki de daha fazla) insanın... (sadece psikiyatrik ilaçlar tarafından) öldürüldüklerine şahit oluyoruz. Psikiyatrik ilaçlar tarafından zihinsel ve fiziksel olarak sakat bırakılanların (yani iyatrojenik yaralanmaların) sayısını ise hiç saymıyoruz. Onları da kattığımız da ölen ve yaralanan insan sayısı, tahmin edebileceğinizden daha fazla olabilir - bu durum daha da vahimdir, diyebiliriz.
Maalesef Türkiye... psikiyatrik ilaçların kendi insanlarımıza vermiş olduğu ölümcül zararlar konusunda... oldukça başarısızdır ve çok sır küpüdür. Sadece ABD ve Avrupa'da en az 1 milyondan fazla insanın... sadece psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor. Bunun yarım milyonunun resmileştiğini düşünürseniz... ki bu yarım milyon da sadece 65 yaş üzeri hastalar için ortaya çıkan sonuçlar. (2015) 65 yaş altı için de aynı sonuçları ele aldığınız da... bu sayı muhtemelen 1 milyonun üzerinde bir ölüm demek anlamına da gelebilir. Aslında bunlar, sadece 2015 verileri ve sadece görebildiklerimiz, resmiyete dökülenler, yani buzdağının görünen kısmı.. Ya resmi rakamların dışında gerçekleşen ÖLÜMLER ve YARALANMALAR? İşte bunlar birer sır küpü.. En azından batılı ülkeler de böyle sonuçlar ortaya çıkarılmış..
Türkiye ve Türkiye gibi sır küpü olan ülkeler de ise... maalesef psikiyatrik ilaçlardan dolayı ölen ve yaralan insan sayısı, tam olarak bilinmiyor. Hepsi sır küpü.. Öyle görülüyor ki, bunun altında yatan tek şeyin... ana akım tıp ve ana akım psikiyatride ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜNÜN çok yaygın olması gibi gözüküyor. Bu örtbas etme kültürü... iyatrojenik tıbbi hatalardan dolayı ölen ve yaralanan insanların... öldükleri ve yaralandıkları ile baş başa kaldıkları anlamına gelen bir şeydir. Yani dolayısıyla bu yaşanılanlar... bu masum insanların "KİM VURDUYA GİTTİKLERİNİN" de bir resmidir, diyebiliriz.
Bakımevleri gibi diğer akıl sağlığı birimlerinde de... durumu o kadar çok ağır olmayan ama psikiyatrik ilaçlar tarafından... kalıcı (olan /olmayan) kimyasal beyin hasarına yakalanan insanlar bulunur. Eğer bunlara psikiyatrik ilaçlar verilmeye devam ederse... muhtemelen zamanla, bu ilaç kaynaklı zehirli kimyasallar... beyinde birikerek, beyni, kalıcı olarak tahrif ederek.. bu insanların, diğer çok daha ağır zihinsel engelli bireylerin durumuna benzer... bir duruma düşmesine neden olabilecektir, diyebiliriz..
Dolayısıyla bakımevlerinde 'onları daha kötü hale getirmek' teriminden kastımız da işte tamda buydu. Tabii, hastalara karşı 'personelin tutumları ve davranış terapilerinin nasıl verildiği ve bakımevlerinin kasvetli ortamları' gibi durum, ortam ve faaliyetler de çok önemli bir yere sahiptir.
Bakımevlerinde, her hastaya ayrı ayrı, kendi kapasitelerine göre "bilişsel faaliyetler" veriliyor mu orasını pek çözemedik. Çünkü, bu hastalar, muhtemelen "ağır zihinsel engelli hastalar" olarak görüldükleri için... hepsine "aynı bilişsel faaliyetler" veriliyor gibi görülüyor. Eğer durum buysa... bu durum 'Nasıl olsa birşey anlamıyorlar?!' manasına da gelen bir şeydir aslında. Tabii bakımevleri, "bilişsel faaliyetleri" bu amaçla değil... muhtemelen "bilişsel kabiliyetlerinin stabil kılınması, yeniden kazanılması" vb gibi "unutkanlığı engellemek, mevcut kazanılmış bilişsel faaliyetleri stabil tutmak, azalan bilişsel faaliyetleri yeniden kazanmak) vb gibi buna benzer rehabilitelerinin verilmesi amacının güdüyor olabildiğini anlayabiliyoruz. Tabii asıl gerçekte bu "kalıcı beyin hasarı yaşayan bireylerin... mevcut beyin hasarı durumlarının... "daha da ilerlemesini, daha da kötüye gitmesini" engellemek amacıyla verdiklerini de anlayabiliyoruz. Tabii muhtemelen bunun böyle olduğunu, akıl sağlığı birimlerindeki görevlilerin bildiklerini pek söyleyemeyiz.
Dolayısıyla psikiyatrik ilaçlar verildiği sürece... bu "bilişsel faaliyetlerin hiç bir işe yaramayacağını ve tam tersine bu insanların zamanla ÖLÜME daha çok yakınlaşabileceğini" söyleyebilmek üzücü bir durumdur diyebiliriz. Psikiyatrik ilaçlar, maalesef bu masum insanları yavaş yavaş hem beyinlerini hem de bedenlerini zehirleyerek... onların ÖLÜME "biraz daha yakınlaşmalarını" sağlıyor gibi görülüyor. (Psikiyatrik ilaç kullanan insanların yaşam süresi... sandığınızdan daha da kısadır.)
"Muhtemelen bilişsel faaliyetler, kalıcı beyin hasarının nedeni olan psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin... üzerini örtmek (örtbas etmek) amacıyla yapılan... bir aldatmaca, gibi gözüküyor."
Muhtemelen psikiyatrik ilaçlar tarafından... sağlıklı beyinleri çok ciddi bir şekilde hasara (kalıcı beyin hasarına) uğratılan bu insanlara... verilen bu bilişsel faaliyetlerin... onlara bir faydasının olabildiğini söyleyebilmek oldukça zordur. Aslında bu bilişsel faaliyetler... muhtemelen bu insanları bu hale getiren şeyin (yani psikiyatrik ilaçların) ortaya çıkmasını engellemek amacıyla yapılan... bir örtbas etme faaliyetleri olabilir, diye bir tahminde bulunabiliriz.
Aynı faaliyetlerin özellikle de devlet ve üniversite hastanelerinde... TRSM (Toplum Ruh Sağlığı Merkezi) adını verdikleri rehabilitasyon merkezlerinde de verildiğini söyleyebiliriz.. Muhtemelen buralarda da, insanların sağlıklı beyinlerini genellikle psikiyatrik ilaçlarla hasara uğratılmasını... gizlemek (örtbas etmek) amacıyla 'bilişsel faaliyetlerin' verildiğini tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır.
Tabii, yukarıda da belirttiğimiz gibi... resmi olarak... gerçekte bu amaçla verilmiyor. Psikiyatrik ilaçlardan dolayı kalıcı beyin hasarı yaşayan insanları... (tabii bu şekilde hastalara ve ailelerine anlatılmıyor; çok farklı biçimlerde anlatılıyor; örneğin 'akıl hastalıklarından dolayı topluma adapte olamamak' şeklinde buna benzer aldatıcı ve yanıltıcı bilgilerle kandırılarak söyleniyor)... "topluma kazandırmak" amacıyla (bahanesiyle)... onlara "resim, tiyatro, mutfak, gezi" vb gibi bilişsel ve/veya rehabilitasyon faaliyetleri veriliyor. Buralara katılmaları sağlanıyor.
Ama aslında arka plandaki gerçeklere baktığımız da... muhtemelen verilen bu bilişsel rehabilite faaliyetlerinin... bu insanları bu hale getiren (yani kalıcı olan ve olmayan kimyasal beyin hasarına yakalanmasına neden olan) şeyin... genellikle psikiyatrik ilaçlar olduğunun üzerini örtmek (örtbas etmek) amacıyla verilmiş olunabileceğini tahmin edebiliyorsunuz.
NOT 1 : Tabii ki ana akım psikiyatri tarafından "akıl hastası /deli" olarak etiketlenen ve toplum tarafından da öyle gözüken... zihinsel engelli bireylerin kalmış oldukları ve/veya ayakta tedavi gördükleri.... "bakım evleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri ve TRSM" gibi akıl sağlığı birimlerinde... onlara verilen bilişsel faaliyetlerin verilmesi
önemlidir. Biz, verilmesin demiyoruz. Aksine verilmelidir. Çünkü bu insanları bu hale getirenlerin (ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin) bir nedeni olarak... bireylerin yaşamış oldukları bu kimyasal beyin hasarlarının... daha da ilerlemesini, kötüleşmesini engelleyebilmek için... bu "bilişsel rehabilite faaliyetlerinin" verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu "ilaçsız tedavi yöntemleri" ile olursa... bu bilişsel faaliyetler çok daha
faydalı hale gelebilir. Psikiyatrik ilaçlar verildiği
sürece... zihinsel engelli bireylerin durumlarının... "ileride daha da
kötüye gitme ve hatta ölüme daha yakın olma olasılıkları" da daha çok
artabilir endişemizin olduğunu söyleyebiliriz. İlaçsız tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesi için de... öncelikli olarak "akıl sağlığı sisiteminin" sil baştan yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Vs vs.. (Bunlarla ilgili bilgileri yukarıda belirtmiştik ve diğer bloglarımızda da bulup okuyabilirsiniz.)
NOT 2 : Aslında bunun ne kadar korkunç birşey olduğunu biliyor musunuz? (Biz de bunları daha yeni yeni öğrenmeye başladık. Psikiyatrinin vahşetini ve psikiyatristlerin ne kadar 'psikopat kişiler' olduğunu,
yaptığımız araştırmalar sonucunda öğrenmiş olduk. Bizim
öğrendiklerimizi sizler de öğrenmiş (ve biliyor) olsaydınız eğer...
muhtemelen psikiyatriye ve psikiyatristlere ana avrat küfür eder, bir sürü bela beddua okurdunuz herhalde.. Eğer "ana akım psikiyatri, psikiyatristler ve psikiyatrik ilaçların ve diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin"... ölümcül zararlarını vs öğrenmek istiyorsanız... "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisini takip ederek ilgili yazıları, makaleleri okumanızı tavsiye ederiz. Ve "Türkiye'de Deli" blogunu da okuyun. Burada da çok ciddi veriler var. Ölümcül Psikiyatri ve tedavilerinin gerçeklerini öğrenmek istiyorsanız, okursunuz..
(DİPNOT 83) : Muhtemelen... Psikiyatri, her yıl sayısı belirsiz milyonlarca insanı ÖLDÜRÜYOR ve SAKAT BIRAKIYOR. Bu iyatrojenik ölüm ve yaralanmalar (sakat bırakmalar) sıralamasında psikiyatrik ilaçların ilk sırada yer aldığını tahmin etmek zor olmayacaktır. ECT (beyne 420 volta kadar elektrik (elektroşok) verilmesi) gibi diğer zararlı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler de... bu iyatrojenik ölüm ve yaralanmalar içerisinde yer alıyor. 'Sayısı belirsiz' diyoruz çünkü her şey gizli saklı yapılıyor.
Çükü, psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer zararlı biyopsikiyatrik tedavilerden dolayı öldürülen ve sakat bırakılan insanların... "ölüm ve sağlık raporları (kayıtları)"... hep başka başka nedenlerin üzerine atılarak işleniyor... ve bu iyatrojenik ölüm ve yaralanmalar çoğunlukla bu şekilde örtbas ediliyor. Ancak insanlar bu iyatrojenik ölüm ve yaralanmaların ve örtbas edilmelerin farkında bile değil. Yani, deyim yerindeyse milyonlarca insan kim vurduya gidiyor.
Bahsedilen sayılar, sadece resmi olarak kayıt altında olanlar. Ve sadece batı dünyasında - muhtemelen ABD ve bazı AB ülkelerinde... Kayıt altında olmayanlarla (genellikle iyatrojenik ölüm ve yaralanmaların örtbas edilmesiyle) birlikte (batı dünyasında iyatrojenik ölüm ve yaralanma sayılarının bu kadar az olmasının nedeni de bu zaten)... dünyanın diğer ülkelerindeki ve muhtemelen örtbas edilen iyatrojenik ölüm ve yaralanmaların sayısını da eklersek... muhtemelen bu sayı daha fazla olacaktır. 1950 -2025 arasındaki ölümleri de sayarsak... muhtemelen toplamda en az 1 milyardan fazla (belki de 1 ile 4 milyar arasında - belki de daha fazla) insanın... psikiyatri tarafından ÖLDÜRÜLMÜŞ ve SAKAT BIRAKILMIŞ olabileceğini tahmin edebiliriz.
*** *** ***
** 'PSİKİYATRİK VAHŞET VE SOYKIRIM' KONUSUNDA MÜCADELE VEREBİLECEK VİCDAN SAHİBİ "DÜRÜST İNSANLARA" İHTİYAÇ VARDIR
(DİPNOT 84) : Türkiye'de - gelişmiş batı dünyasında (ABD ve bazı AB ülkelerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde) insanları öldürdükleri ve sakat bıraktıkları ortaya çıkarılan (özellikle de psikiyatrik ilaçlar başta olmak üzere ECT (beyine 420 volta kadar elektrik (elektroşok) verilmesi) gibi son derece zararlı ve öldürücü olabilen - sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilere karşı ciddi bir şekilde mücadele verebilecek...
Ana akım meslek gruplarına (ana akım psikiyatri, ana akım tıp, ana akım medya, ana akım hukuk vb gibi) hizmet (itaat) etmeyen...vicdan sahibi DÜRÜST "psikiyatristlere, doktorlara, bilim adamlarına, adli birimlere (özellikle de avukatlara ve diğer hukukçulara "savcılara, hakimlere, adli tabiplere, araştırmacı polislere ve/veya dedektiflere"), gazetecilere, aydınlara, sanatçılara, politikacılara, siyasetçilere"... ve şu an aklımıza gelmeyen "diğer meslek sahiplerine, sivil toplum örgütlerine" ve hatta vicdan sahibi diğer "sıradan vatandaşlara" da çok büyük ihtiyaç vardır.
Ne yazık ki... ülkemizde yukarıda saydığımız bu meslek gruplarına baktığımız da - özellikle de diğer tıp alanlarındaki doktorlar ve avukatların - muhtemelen bu, psikiyatrik vahşet ve soykırımından habersiz olduklarını ve özellikle de "psikiyatrik ilaçların gerçek işleyişi, sakat bırakıcı ve öldürücü" rolü hakkında yeterince bir bilgiye sahip olmadıkları ve/veya bilgi sahibi olsalar bile bunlar konusunda yeterince kafa patlatmadıkları ve/veya herhangi bir mücadele falan vermedikleri görülüyor.
Başta ABD olmak üzere bazı AB ülkeleri ile birlikte... diğer gelişmiş dünya devletlerinde... özellikle de ana akım meslek gruplarına hizmet etmeyen vicdan sahibi DÜRÜST psikiyatristlerini doktorların, diğer bilim adamlarının, avukatların, gazetecilerin ve hatta savcıların ve politikacıların bile (diğer meslek grupları ile birlikte sivil vatandaşların bile).... (başta psikiyatrik ilaçlar olmak üzere ECT gibi diğer zararlı psikiyatrik tedavilerin insanları nasıl öldürdüğü ve sakat bıraktığını bildikleri için) bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlarla hem hukuki hem de sosyal açıdan çok ciddi mücadele verebilmektedirler.
"Amerikalının Corcu, Almanın Hansı can da, bizim Ayşe'nin Mehmet'in canı patlıcan mı?" misali, onlar kendi insanlarını psikiyatrinin vahşetinden ve soykırımından koruyor da ve/veya en azından hukuki ve sosyal açıdan mücadele veriyorlar da... biz niye vermiyoruz /veremiyoruz? Yoksa veriliyor da bizim mi haberimiz yok?
Türkiye'de dahil tüm dünyada ana akım psikiyatri... kendilerine hizmet (itaat) eden psikiyatristler sayesinde...
muhtemelen dünya genelinde her yıl en az 1 milyondan fazla masum insanı
(genellikle sadece psikiyatrik ilaçlar tarafından) ÖLDÜRÜYOR. Ve SAKAT BIRAKILANLARIN (yaralananların)
sayısını ise hiç saymıyoruz bile.. Onları da katarsanız durum çok daha
kötü felakettir. (Bunlarla ilgili detaylı bilgileri hem diğer araştırmalarımız da hem de burada yazı boyunca irdelemiştik..)
"Türkiye'de psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülen ve sakat bırakılan insan hiç duydunuz mu?" - Muhtemelen (hiç) duymadınız... Bunun nedeni muhtemelen daha çok ana akım tıp dünyasının... - örtbas etme kültürünün yaygın olmasından dolayı - kokuşmuş halinden kaynaklanmaktadır. Örtbas etme kültürü, batı dünyasında da yaşansa da... en azından psikiyatrik ilaçların yarattığı tahribatlar, yaralanma ve ölümler (hepsi olmasa da büyük çoğunluğu) kayıt altına alınıyor gibi görülüyor (iyatrojenik ölüm ve yaralanma kanıtlarının ortaya çıkmasından anlaşılıyor bunlar.) Türkiye gibi diğer dünya devletlerinde ise maalesef örtbas etme kültürü... ana akım tıp dünyasındaki doktorların iliklerine kadar işlemiş gibi görülüyor. 'PARANIN GÖZÜ KÖR OLDUN!' denir ya , aslında örtbas etme kültürünün arkasında yatan en büyük nedenlerinden biri de "PARA" gibi gözüküyor. Başka ne/neler olabilir ki? 'Mesleklerini kaybetme korkusu' da olabilir mi?
** ANA AKIM .... ne demektir?
- Ana akım meslek grupları ve ana akım meslek sahipleri...
(DİPNOT 85) : Bu, yukarıda saydığımız meslek gruplarındaki DÜRÜST meslek sahipleri... yanlış yol olarak gördükleri kendi meslek gruplarının 'ana akım politikalarına' karşı gelerek mücadele veren ve kendi meslek gruplarının ana akım politikalarına kendilerini kaptırmayan ve sadece doğru bildiklerini yapan meslek sahipleridir. 'Ana akım psikiyatri, ana akım tıp, ana akım medya, ana akım politika, ana akım hukuk' vb gibi terimlere sahip meslek gruplarının temel amaçlarında... genellikle dünyayı kontrol eden küresel güçlerin (sağlık, hukuk, politika vb gibi) meslek gruplarını (genellikle olumsuz yönde seyreden zarar verici (zehirli) küresel politikaları ile (toplumları kontrol altında tutmak ve nüfus oranlarını azaltmak) gibi küresel ölçekteki eylemlerine hizmet etmek vardır. Ama tabii, bu küresel politikalar, toplumlara ve devletlere bu şekilde değil, "insani duygular, insan ve çevre sağlığı, insan, hayvan ve çevre dostu" vb gibi politik anlayışlarla aldatıcı bir şekilde aşılanarak ters terminolojik politikalar şeklinde verilmektedir.
Muhtemelen meslek grupları da bu aldatıcı politikaları ya algılayamıyor yada algılıyor ama ellerinden birşey gelmediği için herhalde, bu aldatıcı politikaları kabullenmek zorunda kalıyorlar. İşte, muhtemelen meslek gruplarının küresel düzeydeki bu KİRLİ KÜRESEL POLİTİKALARI... kabullenmesi, onaylaması ve hayata geçirmesi durumundan dolayı... bu yöndeki meslek gruplarına 'ana akım meslek grupları' deniliyor.. 'Ana akım tıp, ana akım adli birimler, ana akım politika, ana akım medya, ana akım hukuk' vb gibi.. Bu ana akım meslek gruplarına itaat eden ve hizmet eden meslek sahiplerine de 'ana akım meslek sahipleri' deniliyor; ana akım psikiyatristler, ana akım doktorlar (ana akım cerrahlar, ana akım kalp doktorları vb), ana akım avukatlar, ana akım gazeteciler, ana akım siyasetçiler vs vs gibi..
Kirli küresel politikalara örnek vermek gerekirse... Örneğin ana akım tıp dünyasındaki 'örtbas etme kültürü' gibi.. Bu ana akım küresel politikalar, covid ve covid aşı dönemlerinde inanılmaz derece de yaşandı.. Dünya genelinde doğruları söyleyen ana akım tıbbın kirli ve kanlı küresel politikalarına boyun eğmeyen... sayısı belirsiz yüzlerce /binlerce dürüst doktorlar, araştırmacılar, bilim adamları... adeta "aforoz edildi, kimilerinin meslekleri ellerinden alındı, kimileri cezalar aldı, kimileri kovuldu" vs vs.. Aynı şey ana akım medya için de geçerlidir. Kimi dürüst gazeteciler... ana akım medyanın kirli küresel politikalarına boyun eğmedikleri ve sadece doğruları söyledikleri için adeta aforoz edildiler. Diğer meslek gruplarındaki meslek sahipleri de... aynı şekilde adeta aforoz edildiler, mesleklerinden olanlar (meslekleri ellerinden alınananlar) bile oldu.
Ve ana akım tıp dünyasında yaşanan aynı hadiseler... şimdi de diğer alanlarda da yaşanıyor. Örneğin ÇEVRE konularında.. Örneğin havayı zehirleyen chemtrails uçaklarının yarattığı tahribat görmezden geliniyor, bunların komplo teorisi olduğu ileri sürülüyor ve muhtemelen medya ve diğer meslek gruplarına... yüklü miktarlarda paralar aktarılarak... onların bu konularda sessiz kalmaları ve/veya kendi politikalarını desteklemeleri ve/veya bunları ortaya atanların ileri sürdükleri bilgileri "karalamaları, sahte ve yanıltıcı bilgilerle deşifre etmeleri ve onları komplocu olarak eleştirmeleri" vb gibi... ve toplumlar ve devletler adeta, küresel çetelerin kirli küresel politikalarına bu şekilde mahkum kalması sağlanılıyor. Ve bunlar sadece bildiklerimiz... bir de arka planda daha bilmediğimiz diğer küresel ölçekteki kirli ve kanlı küresel politikaların işleyişleri de bulunuyor da olabilir..
O yüzden diyoruz ya... Özellikle de ülkemiz de, küresel çetelerin kirli politikalarına hizmet eden ana akım meslek gruplarının baskılarına boyun eğmeyen (ana akım meslek gruplarına itaat etmeyen)... vicdan sahibi DÜRÜST psikiyatristlere,
doktorlara, bilim adamlarına, gazetecilere, avukatlara, diğer
hukukçular ve diğer aklımıza gelmeyen DÜRÜST meslek sahiplerine çok
büyük ihtiyaç vardır.
Ülkemizdeki özellikle de psikiyatrik ilaçların yol açmış olduğu ölümcül zararların (iyatrojenik ölümler ve yaralanmaların)... bir an önce ortaya çıkarılması ve bunlarla hem hukuki hem de sosyal açıdan ciddi bir şekilde mücadele verilmesi gerekir, diye düşünüyoruz. Bu mücadele o kadar çok önemlidir ki... muhtemelen her yıl dünyada yaşanan (ve ortaya çıkarılan) psikiyatrik vahşet ve soykırımın... ülkemizde de yaşanıyor olabileceğini düşünüyor olmamız gerekmektedir.
Bir düşünsenize... ülkemizde psikiyatrik ilaç kullanan on /yüz binlerce (belki de daha fazla) insanın... bu psikiyatrik ilaçlardan dolayı çeşitli kalıcı ölümcül hastalıklara, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarlarına vb gibi zihinsel ve fiziksel kalıcı ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalandıklarını (iyatrojenik yaralandıklarını yani 'sakat bırakıldıklarını'... ve hatta (örneğin psikiyatrik ilaçların sebep olduğu ortaya çıkan ani kalp krizi, ani kalp durması vb gibi nedenlerden dolayı) öldüklerini bir düşünün..
Ana akım tıbbın.. bu masum insanların iyatrojenik sakat kalmalarını (yaralanmalarını) ve hatta ölümlerini... DOĞRU ve DÜRÜST bir şekilde araştırmadan (örneğin altta yatan hastalıklar, kalp damarlarının tıkanması vb gibi - evet aslında bunlar da olabilir ama bu kişilerin 'psikiyatrik ilaçlar kullandıklarını ve psikiyatrik ilaçların bu ölümcül sağlık sorunlarına sebep olduklarını' bildikleri halde).... sadece genel geçer tıp bilgileri ile başka başka sebeplerin üzerine atarak... hastaların hasta ve ölüm raporlarını /kayıtlarını... bu şekilde tam doğru olmayan genel geçer tıp bilgileri ile kayıtları yanlış ve yanıltıcı şekilde işleyebildiklerini... ve bu durumda, muhtemelen hastaların gerçek yaralanma ve ölüm nedenlerinin örtbas edilmesine... ve bu nedenden dolayı da ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin ve psikiyatrik ilaçların (ve ilaç firmalarının) da... AKLANMASINA yol açabildiğini - hatta yol açtıklarını dahi - rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
Muhtemelen ana akım tıbbın bu tutumu (yani psikiyatrik ilaç kullanan insanların iyatrojenik yaralanma ve ölüm nedenlerini örtbas etme durumu)... sadece psikiyatrinin ve psikiyatrik ilaçların aklanmasını sağlamıyor... ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... bu zehirli ve öldürücü psikiyatrik ilaçları (ve diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri).... hastalarına reçete edilmesi ve uygulanmasının... devam etmesine ve dolayısıyla... bunları kullanan bu insanların da (örneğin psikiyatrik ilaçlar tarafından) iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarına (yaralanmalarına) ve hatta öldürülmelerine sebep olmasına da neden olabilmektedir, diyebiliriz.. Ve bu ana akım tıptaki örtbas etme kültürünün devam etmesi... psikiyatrinin bu gizli vahşet ve soykırımlarının da... sessiz sedasız - gizli - bir şekilde devam etmesi anlamına da gelebilmektedir.
Muhtemelen ülkemiz de ve diğer dünya devletlerinde olduğu gibi bir örtbas etme kültürü yaşanıyor. (Örtbas etme kültürü batı dünyasında yaşanabilse de... hiç değilse orada az da olsa "psikiyatrik ilaç zararları" gibi olası tıbbi zararlar çoğu zaman kayıt altına alınabiliyor.) Ve muhtemelen bu örtbas etme kültürü nedeniyle psikiyatrik tedavilerin (özellikle de psikiyatrik ilaçların)... yol açmış olduğu ölümcül sonuçlarının ortaya çıkarılması konusunda... bir isteksizlik olduğu /kasıtlı olarak örtbas ediliyor olunduğu (/olunabileceği) görülüyor.
Asıl sorulması ve cevaplanması gereken soru şu olmalı herhalde?
"Türkiye'de onlarca yıldır devam eden - psikiyatrik tedavi gören - özellikle de psikiyatrik ilaç tedavileri (ve diğer ECT gibi diğer zararlı biyopsikiyatrik tedaviler) sonucu)... şimdiye kadar kaç masum zihinsel engelli hasta iyatrojenik sakat bırakıldı (yaralandı) ve öldürüldü?"
Tahminimize göre... psikiyatrik ilaçların piyasaya sürülmesi ile birlikte... muhtemelen (1950 - 2025 arasında) onlarca yıl boyunca verilen "zehirli psikiyatrik tedaviler" sonucu... sayısı belirsiz (ölenler de dahil) binlerce /on/ yüz binlerce... belki de milyonlarca masum zihinsel engelli hastanın (genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından)... ÖLDÜRÜLMÜŞ ve SAKAT BIRAKILMIŞ (yaralanmış) olabileceğini tahmin edebiliriz.
Dediğimiz gibi... ana akım tıp dünyasında yaşanan bir örtbas etme kültürü nedeniyle özellikle de psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülen ve sakat bırakılan insan sayısını tam doğru bir şekilde bilebilmek pek mümkün gözükmemektedir. Tabii psikiyatrik tedavi gören insanların geçmiş yıllardaki kayıtları doğru bir şekilde tutuluyorsa... belki bunların neden öldükleri ve sakat kaldıkları konusunda - ana akım meslek gruplarına hizmet etmeyen... vicdan sahibi dürüst "doktorların, psikiyatristlerin, bilim adamlarının" ve konuyla ilgili diğer meslek sahiplerinin... yapacakları ciddi araştırmalar sonucunda - belki bir fikir sahibi olunabilir - oda belki..
** Akıl sağlığı birimlerindeki zihinsel engelli bireyleri, psikiyatrinin vahşetinden, zulmünden ve soykırımından KURTARILMALIDIR. Devletler ve vicdan sahibi toplumlar tarafından...
(DİPNOT 86) : Muhtemelen.. dünya genelinde her gün onlarcası (belki de yüzlercesi, binlercesi hatta milyonlarcası)... bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımdan dolayı ÖLDÜRÜLÜYOR ve SAKAT BIRAKILIYOR (yaralanıyor). Tabii sadece onlar değil... Tüm psikiyatri hastaları da - yani herhangi bir psikolojik sorunu olup da psikiyatrik tedavi gören herkes... Ama özellikle de zihinsel engelli akıl sağlığı birimlerinde psikiyatrik tedavi gören ve buralarda ölene kadar kalmak zorunda olan her türlü zihinsel engelli hastalar....Psikiyatri'de gizli vahşet ve gizli soykırım, hız kesmeden devam ediyor. - "Peki, bu psikiyatrik vahşet ve soykırım nasıl işliyor?"
Muhtemelen dünya genelinde her yıl en az 1 milyondan fazla insanın psikiyatri (genellikle sadece psikiyatrik ilaçlar) tarafından ÖLDÜRÜLÜYOR. Psikiyatri tarafından zihinsel ve fiziksel olarak SAKAT BIRAKILAN (YARALANAN) masum insan sayısını ise hiç saymıyoruz bile.. Onları da katarsanız... muhtemelen Türkiye'de dahil dünya genelinde her yıl on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insan... psikiyatri tarafından SAKAT BIRAKILIYOR ve ÖLDÜRÜLÜYOR demektir. Hem de kimsenin ruhu bile duymadan, sessiz sedasız bir şekilde...
Bu sayı, muhtemelen sadece psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insanlar için geçerli olabildiğini düşünürsek... ECT (beyne elektrik verilmesi - elektroşok verilmesi) gibi... sakat bırakıcı ve öldürücü diğer zararlı biyopsikiyatrik tedavilerin yol açmış olduğu yaralanma ve ölümlerle birlikte bu sayı, belki de 1 milyardan fazla dahi olabilir...
Bu yaralanma ve ölümler, hem sivil hayatta (evlerde, hanelerde) gerçekleşebilirken... zihinsel engelli bireylerin kaldığı özellikle de (akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, bakım evleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri) gibi akıl sağlığı birimlerinde de gerçekleşebilmektedir - yine kimsenin ruhu bile duymadan, sessiz sedasız bir şekilde.
Devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servisleri ile buralardaki TRSM adı verilen akıl sağlığı birimlerindeki... zihinsel engelli bireyler de bunlara dahildir. Onlar, ayrı cumhuriyet değildir. Onlar da - genellikle büyük çoğunluğu - beyin ve vücut için oldukça zehirli olan psikiyatrik ilaçlar kullanmaktadır. Herkese olan olası ölümcül sağlık sonuçları... onlar için de geçerlidir. Onların durumu, evlerde, hanelerde gerçekleşen psikiyatrik ölüm ve yaralanmalarla aynıdır. Sonuç da onları da öldüren ve yaralayan yine psikiyatrinin kendisidir. Bu, açık ve nettir..
'Akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri' başta olmak üzere, zihinsel engelli 'bakım evleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri) gibi akıl sağlığı birimlerinde kısa süreli ve uzun süreli (yani hayatları boyunca - ölene kadar - kalmak zorunda olan) masum insanların... ölüm ve yaralanma akıbetlerini DOĞRU bir şekilde bilebilmek, öğrenebilmek oldukça zordur.
Çünkü, bu zihinsel engelli masum bireylerin bu akıl sağlığı birimlerindeki ölüm ve yaralanmaları... muhtemelen yoldan çıkmış ana akım tıp (ve doktorları) tarafından... başka başka sebeplerin üzerine atılıyor, gerçek olası nedenlerin (örneğin psikiyatrik ilaçların yol açmış olduğu beyin ve bedende bıraktığı tahribatlar, hastalıklar, yaralanmalar vb gibi ciddi ölümcül sağlık sorunlarının) üzeri örtülüyor (örtbas ediliyor) ve böylece "ana akım psikiyatri, psikiyatristler ve psikiyatrik ilaçlar" bu şekilde AKLANMIŞ! olunuyor, gibi görülüyor.
Ne yazık ki... bu ana akım tıp dünyasındaki... - ölümcül ciddi sağlık sorunlarını (iyatrojenik ölüm ve yaralanmaları) 'örtbas etme' durumu... - dünyanın her yerinde aynıdır. Dünya genelinde ana akım tıp dünyasında... henüz hukuki ve sosyolojik vb olarak... adı, doğru bir şekilde konulamamış bir 'örtbas etme kültürü' vardır ve bu, oldukça yaygındır. Ana akım tıp tarafından sürdürülen örtbas etme kültürü... en çok da özellikle de sözde "akıl hastalıkları tedavisi" gören milyonlarca masum insan (zihinsel engelli bireyler) üzerinde gerçekleştiriliyor gibi görülmektedir. Bu örtbas etme kültürü... batı dünyasında da (ABD ve bazı AB ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerde de) geçerlidir.
Ancak en azından ABD ve bazı AB ülkelerinde... psikiyatrik ilaçların olası ölümcül zararlarına ait (yaralanma ve ölümlere yol açtığına dair) kanıtlar ortaya çıkarılmıştır. Psikiyatrik ilaç üreticileri, psikiyatrik ilaçların olası ölümcül zararlarını (ciddi ölümcül sağlık sorunlarını)... "sakladıkları ve/veya yeterince araştırma yapmadıkları" vb gibi gerekçelerle.... yüksek miktarlarda para cezalarına ve tazminatlar ödemeye çarptırılmışlar... ve psikiyatrik ilaç prospektüslerine, psikiyatrik ilaçların (çeşitli hastalıklara, ölümlere vb ciddi ölümcül sağlık sorunlarına yol açabileceği ve insanları 'intihara, şiddete ve cinayete' meyilli hale getirebileceği) gibi olası ölümcül zararlarını işlemek zorunda kalmışlardır.
Bu ülkelerin dışındaki (Türkiye'de dahil) diğer dünya ülkelerinde ise... muhtemelen (adeta psikiyatrik ilaç şirketlerini koruma içgüdüsüne bürünmüş) ana akım tıbbın örtbas etme kültürü nedeniyle... psikiyatrik ilaçların yol açmış olduğu olası iyatrojenik ölüm ve yaralanmalar (sürekli olarak üzerleri örtüldüğünden dolayı) öğrenilememektedir. Yani, psikiyatrik ilaçlardan dolayı... "ölenler "öldükleri" ile... yaralananlar "yaralandıkları" ile kaldı" ve/veya "iyatrojenik olarak yaralanan ve ölenler KİM VURDUYA GİTTİLER" diye rahat bir şekilde söyleyebiliriz.
"Evlerimizde ve zihinsel engelli akıl sağlığı birimlerinde - gözlerimizin önünde, burnumuzun dibinde - her gün vahşet yaşanıyor, her yıl soykırım işleniyor ama dünya, adeta hipnotize olmuş gibi hiçbir şeyden haberdar bile değil. Adeta 'umurumda mı dünya' rolünü oynuyor gibi. Hiç kimsenin haberi bile yok gibi bu gizli vahşet ve gizli soykırımdan. Artık öğrenme ve harekete geçme vakti. Aksi taktirde bu gizli vahşet ve gizli soykırım - sessiz sedasız bir şekilde - hızla devam edecek ve muhtemelen her yıl en az 1 milyondan fazla insan psikiyatri tarafından öldürülmeye devam edecektir. Sakat bırakılanların (yaralananların) sayısını ise hiç saymıyoruz bile..."
** Psikiyatristler tarafından gerçek bir akıl hastası haline getirilmek, kalıcı beyin hasarına uğratılmak..
(DİPNOT 87) : Bu kalıcı beyin hasarı (genellikle psikiyatrik ilaçların sebep olduğu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarıdır ki)... "bir daha geri döndürülemeyecek ve kurtarılamayacak" derece de "kalıcı beyin hasarı" şeklinde de olabilir. Muhtemelen... dünya genelinde bu durumda olan on /yüz milyonlarca (belki de milyarın üzerinde) insan var. Ve muhtemelen... bu tür insanları 'akıl hastanelerinde, psikiyatri hastanelerinde' ve 'bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde ve devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde ve hatta TRSM'lerde bile görebilmek mümkündür, diyebiliriz.
"Buralarda hayatları boyunca (ölene kadar) kalmak zorunda olan bu insanları bu hale getiren (yani bir daha geri döndürülemeyecek ve kurtarılamayacak derece de kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmalarına sebep olan) şeyin... aslında psikiyatrik ilaçlar olduğunu (/olabileceğini) bilmek önemlidir. Belki hepsi değil ama büyük çoğunluğunun... genellikle psikiyatrik ilaçlar (ve ECT gibi diğer zararlı psikiyatrik tedaviler) tarafından... bu hale getirildiğini (/getirilmiş olunabileceğini) rahatlıkla düşünebilirsiniz."
Genellikle psikiyatrik ilaçların sebep olduğu.... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının iki şekli vardır /olabilir:
1) Geri döndürülebilir ve kurtarılabilir derece de olan kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı... (Bu, 'ikinci derece kalıcı beyin hasarı' olarak görülebilir..)
2) Geri döndürülemeyecek ve kurtarılamayacak derece de olan kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı... (Bu, 'birinci derece kalıcı beyin hasarı' olarak görülebilir..)
"Muhtemelen... bu her iki durumda olan insanları (yukarıda da belirttiğimiz gibi)... genellikle 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri' başta olmak üzere 'bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde... ve muhtemelen de devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde ve hatta TRSM'ler de dahi görebilmek... ve hatta muhtemelen bu tür kişilerle sivil hayatta (çevrenizde) bile karşılaşabilmek de mümkündür, diyebiliriz."
Bu iki şekildeki kalıcı beyin hasarlarına, psikiyatrik ilaçlarla birlikte... ECT (beyne 420 volta kadar elektrik şoku verilmesi) gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri de sebep olabilmektedir. ECT, genellikle kimyasal olarak değil, fiziksel olarak kalıcı beyin hasarı verebilen bir ölümcül psikiyatrik tedavi yöntemidir. Buna rağmen... şarlatan, soykırımcı ve psikopat ana akım psikiyatri ve psikiyatristler tarafından 'son derece güvenli' olarak kabul edilir; - devletler ve toplumlar kandırılır, aldatılır ve bu şekilde insanların sağlıklı beyinleri deyim yerindeyse 'kızarmış /haşlanmış tavuk' misali HAŞAT edilir ve böylece insanların sağlıklı beyinlerinde kalıcı beyin hasarı oluşturulur.
Ve bunun adına da 'son derece güvenli akıl hastalıkları tedavisi' denir. Tabii yerseniz... Ama maalesef yiyenler var, kandırılıyorlar ve/veya bilmiyorlar ve kandırılıyorlar ve/veya muhtemelen biliyorlar ama "başka alternatifleri olmadığını düşündüklerinden" dolayı herhalde... adeta sağlıklı beyinlerinin HAŞAT edilmesine ve sonra da kalıcı beyin hasarına yakalanmasına razı olmuş oluyorlar..
-- Mahkeme / savcılık kararları (ve polis zoru) ile... fiziksel ve kimyasal kalıcı beyin hasarına uğratılmak...
(DİPNOT 88) : Tabii psikopat psikiyatristlerin... 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında "ZORLA TEDAVİ" kararını... mahkemelerden /savcılıklardan çıkartmasını saymazsak... Ne yazık ki bu psikopat psikiyatristler... 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... adeta insanların sağlıklı beyinlerini (hem psikiyatrik ilaçlar hem de ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerle) kalıcı beyin hasarına uğratmak için... mahkeme /savcılık kararları çıkartabiliyor ve "ZORLA BİYOPSİKİYATRİK TEDAVİLERİN" verilmesini sağlayabiliyorlar.
Bazı ülkeler de... muhtemelen mahkeme kararlarına bile ihtiyaç duymadan... sadece savcılık kararları ile bireyler... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... hastanelerin psikiyatri servislerine ve/veya akıl hastanelerine ZORLA ve ZORBALIKLA hapsedilebiliyor (yatışları yapılabiliyor). Buralara hapsedilen bireylerin sağlıklı beyinleri... (buralarda uygulanan zehirli kimyasal (psikiyatrik ilaç) tedavileri ve/veya sağlıklı beyinlere 420 volta kadar elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesini içeren ECT uygulaması gibi)... sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaheleler ile hasara (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına) uğratılması sağlanılıyor. Ve bunun adına da (yani "sağlıklı beynin, hasara uğratılması" işlemine de)... sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" deniliyor.
Bu (zorla) biyopsikiyatrik tedavilerin sonuçları ise... (genellikle uzun vadelerde bir daha geri döndürülemeyecek ve kurtarılamayacak derece de olan ve olmayan) 'kimyasal ve fiziksel kalıcı beyin hasarlarına ve diğer zihinsel ve fiziksel çeşitli ölümcül kalıcı hastalıklara, rahatsızlıklara yakalanmalar ve ölümlerdir.'
Muhtemelen dünya genelinde HER YIL - sayısı belirsiz - milyonlarca masum insan... sözde "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... mahkeme /savcılık kararları (ve polis zoru) ile... hastanelerin psikiyatri servislerine /akıl hastanelerine /psikiyatri hastenelerine HAPSEDİLEREK... buralarda uygulanan sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaheleler ile... bireylerin sağlıklı beyinlerinin fiziksel ve/veya kimyasal kalıcı beyin hasarına uğratılması sağlanılıyor. Hem de çoğunun sağlıklı beyinlerinin... eski sağlıklı beyinlerine bir daha "geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak" derece de hasara uğratıldığını (/uğratılmış olunabileceğini)
bilmek önemlidir, diyebiliriz. Bunu da... muhtemelen yine dünya
genelinde - sayısı belirsiz - her yıl milyonlarca insanın...
"Tüm bu ölümcül biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin hepsinin... PARA ile yakından ilişkisinin (yani şarlatan, soykırımcı ve psikopat ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... ilaç firmaları, hastalar (ve aileler) ve devletler ile olan milyonlarca /milyarlarca dolarlık mali ilişkilerinin) olduğunu /olabileceğini bilmek önemlidir."
Ve kimbilir siz ve/veya sevdiklerinizden biri de bu kalıcı beyin hasarına uğramış (yakalanmış) dahi olabilirsiniz. Belki geri döndürülebilir ve kurtarılabilir kalıcı beyin hasarına uğramış (yakalanmış) olabilirsiniz. Belki de siz, kendinizin ve/veya sevdiklerinizin bu kalıcı beyin hasarının farkında bile değilsinizdir. Ama psikiyatrik ilaçların kullanımına devam edilmesi durumunda.... muhtemelen ileri de (genellikle uzun vadeler de) geri döndürülemez ve kurtarılamaz derece de kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına da yakalanabilir ihtimali riski içerisinde de olabilirsiniz. (Psikiyatrik ilaçların ve bunları reçete eden psikiyatristlerin... bireylerde ve toplumlarda 'ne kadar korkunç acılara, işkencelere, sakat kalmalara ve ölümlere' sebep olduklarını öğrenmek için okumaya devam edin..)
"Ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin... "psikiyatrik ilaçlar ve ECT" gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri ve müdaheleleri tarafından... fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratılmayı hafife almayın."
Hele de bu bir daha geri döndürülemeyecek, kurtarılamayacak derece de... fiziksel ve/veya kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına dönüşürse... halen bile bu ölümcül tehlikenin farkında değilseniz... siz muhtemelen toz pembe bir dünyada yaşıyor olabilirsiniz - tabii hayal dünyasında..
Çeşitli zihinsel ve fiziksel (bedensel) kalıcı ölümcül hastalıklara yakalanmak ve ölümlere sebep olmak da dahil.. mahkeme / savcılık kararları (ve polis zoru) ile... fiziksel ve/veya kimyasal kalıcı beyin hasarına uğratılmak... ne demek biliyor musunuz? Hele de bir daha geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak derece de... bir kalıcı beyin hasarına dönüşürse.. Bunu hafife almayın. Sizin de başınıza gelebilir. (Sizin /sevdiklerinizden birinin başına neler gelebileceğini öğrenmek için okumaya devam edin.)
'Aman, bana ne?' demeyin. Bir gün ana akım psikiyatristlerin hışmına (sizleri ve/veya sevdiklerinizi... akıl hastası olarak etiketlemesine) sizler de uğrayabilirsiniz. Bir düşünün... akıl hastası değilsiniz ama ana akım psikopat psikiyatristlerin hedefine girdiniz ve sizi 'akıl hastası' olarak etiketledi. Ne yaparsınız? Söyleyelim.. Hiç bir şey yapamazsınız..
Artık bir akıl hastası olarak etiketlendiniz, fişlendiniz ve damgalandınız. Bu, ne demek biliyor musunuz? Bu, eğer sizi "akıl hastası" olarak etiketleyen... ana akım psikopat psikiyatristlerle yada herhangi bir ana akım psikopat psikiyatristle uğraşırsanız... bu ana akım psikopat psikiyatristlerin... sizin için genellikle 'toplum için bir tehdit oluşturuyor, kendine zarar verme eğilimi var' vb eğilimlerle 'bunun için tedavi edilmesi gerekiyor' gibi bahaneler, yanıltıcı bilgiler ve/veya yalanlar ile (sizin için) 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... mahkeme / savcılık kararları çıkartarak... polis zoru ile sizi, herhangi bir 'akıl hastanesine /psikiyatri hastanesine' hapsedilmenize (yatırılmanıza) neden olabilecektir.
Dolayısıyla bu da sizin sağlıklı beyninizin... bu tür akıl sağlığı birimlerinde zorla ve istemsiz bir şekilde verilen ve uygulanan... 'zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve 420 volta kadar elektrik şokları (elektroşoklar)" verilmesini içeren ECT ' gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaleler ile... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarına uğrama riski ile karşı
karşıya kalmanız demektir. (Bu risk... genellikle uzun vadelerde ortaya
çıkabilirken... bazen de kısa vadelerde de ortaya çıkabilmektedir.)
Mahkeme /savcılık kararları ve polis zoru ile... fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratılmak (hele de bu, bir daha geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak derece de... kalıcı beyin hasarına dönüşürse)... ne kadar korkunç birşey öyle değil mi? Ama bunlar yapılırken hep... 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında yapılıyor. Bu bahane ile insanların sağlıklı beyinleri... genellikle psikiyatrik ilaçlarla kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılıyor. (ECT gibi beyne 420 volta kadar elektrik enerjisi (elektroşok) verilmesi de buna dahildir, diyebiliriz.) Hem de bazıları - olasılıkla büyük çoğunluğu - bir daha "geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak" şekilde beyin hasarına uğrayabiliyor.
Ondan sonra da - psikiyatristler tarafından fiziksel ve kimyasal beyin hasarına uğratılan - bu masum insanları gören diğer insanlar ve toplumlar... muhtemelen bunların bu durumlarını "Vah zavallı, doğuştan akıl hastası galiba!" ve/veya "Vah zavallı, sonradan akıl hastası oldu herhalde!" diye buna benzer düşüncelerle... aslında bu bireylerin yaşamış oldukları sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) kaynaklı fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarının - (örneğin psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarlarının (kimyasal lobotominin)... ECT kaynaklı fiziksel beyin hasarlarının) - buna neden olduğunu /olabileceğini... herhalde fark edemiyorlar, akıllarına getiremiyorlar.
"Bugün herhangi bir akıl hastanesine, psikiyatri hastanesine ve/veya herhangi bir akıl sağlığı birimine (genellikle zihinsel engelli bireylerin kaldığı bakımevleri, huzurevleri, rehabilitasyon merkezlerine) gidin... muhtemelen buralarda hayatı boyunca (ölene kadar) kalmak zorunda olan... ve (genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından) sağlıklı beyinleri ciddi hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratılan masum insanlar ile karşılaşacaksınızdır. Ve bunların içerisinde bir daha geri döndürülemeyecek, kurtarılamayacak derece de... kalıcı beyin hasarına sahip olan masum insanları da görebilir ve/veya fark edebilirsiniz."
Hatta muhtemelen.... bunlar gibi sağlıklı beyinleri genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılan (bir daha geri döndürülemeyecek, kurtarılamayacak derece de kalıcı beyin hasarına uğrayanlar da dahil) bu masum insanlarla... muhtemelen devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliklinik ve servislerinde ve hatta buralardaki TRSM adı verilen Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde dahi karşılaşma olasılığınız da mümkündür diyebiliriz.
Hatta muhtemelen bu tür (genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından sağlıklı beyinleri hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına' uğratılan - bir daha geri döndürülemeyecek, kurtarılamayacak derece de olanlar da dahil) insanlarla... SİVİL HAYATINIZDA da (sokaklarda, caddelerde ve hatta komşularınız, akrabalarınız ve diğer çevrelerinizde bile) karşılaşma olasılığınız çok daha yüksektir, diyebiliriz. Muhtemelen, karşılaşmışsınızdır da.. Aslında onları fark edebilmek oldukça kolaydır. (Yukarıda belirttiğimiz belirgin özelliklere sahip olup-olmadığını kontrol edebilirsiniz. Bunlar, genel geçer kabul edilen belirtiler değildir - ancak bize olabileceğine dair açık fikirler verebilir özelliklerdir diyebiliriz.)
Tabii bu insanları bu hale getiren (yani bir daha geri döndürülemeyecek, geri kurtarılamayacak derece de olanlar da dahil, - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılmasına sebep olan) şeyin... hepsinin psikiyatrik ilaçlar olduğunu söyleyemesek de.... büyük çoğunluğunun başta psikiyatrik ilaçlar başta olmak üzere, ECT (beyne elektrik şoku vermek) gibi zararlı ve tehlikeli diğer psikiyatrik tedavilerin bir sonucu olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu, özellikle de psikiyatrik ilaçların, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olduğuna dair ortaya konulan kanıtlarla örtüşmektedir.
Bu, aslında şu gerçekle de ciddi anlamda örtüşmektedir. Türkiye'de dahil dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla - en azından 1 milyardan fazla) insanın olduğunu düşünürsek... bu insanların tamamının hem de kendi evlerinde, sessiz sedasız, ruhları bile duymadan... her gün kimyasal lobotomiye (yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) maruz kaldığını (/kalıyor olabileceğini) rahatlıkla tahmin edebiliriz..
Psikiyatrik ilaç kullanan on /yüz milyonlarca insanın, hem de kendi evlerinde, hanelerinde... haberleri dahi olmadan HER GÜN kimyasal lobotomiye maruz kalması... bu insanların en azından küçük bir kısmının her yıl (muhtemelen en az 1 milyondan fazla insanın) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına YAKALANMASI anlamına gelebilir, demektir.
Ve bu sayı her yıl aynı oranda /daha fazla arttıkça... kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına YAKALANMAYI bekleyen diğer psikiyatrik ilaç kullanan on /yüz milyonlarca insanın da akıbetinin ne olacağının sorgulanmasına neden olabilir. Bu, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarının her yıl yaşanması karşısında... bu beyin hasarının, psikiyatrik ilaç kullanan milyonlarca insandan her yıl 'kime isabet edebileceğini' tahmin edebilmek oldukça zor olabilir. Bu, gerçekten çok ürkütücü bir durum..
Tabii (genellikle psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer zararlı biyopsikiyatrik tedaviler) sadece kalıcı beyin hasarına uğratmıyor... akıl hastalıklarının kalıcı hale gelmesine, çeşitli kalıcı akıl hastalıklarının oluşmasına, insanların intihar, şiddet ve cinayete meyilli hale gelmesine, zihinsel ve fiziksel (bedensel) çeşitli ölümcül kalıcı hastalıklara yakalanmasına... Ve ani olan ve olmayan ÖLÜMLERE de sebep olabiliyor.
Ana akım psikopat psikiyatristler, dünyada yürüyen sağlıklı beyinlere sahip iki ayaklı her insanı 'akıl hastası' olarak rahatlıkla etiketleyebilir. (Onların gerçek bir akıl hastası olması hiç önemli değil. Akıl hastalığı olmayan herkesi, rahatlıkla akıl hastası olarak etiketleyebilirler.) Onları zehirli psikiyatrik ilaçlara musallat edebilir, akıl hastanesine (genellikle mahkeme / savcılık kararları çıkartarak) zorla yatışını ve zorla psikiyatrik tedaviler verilmesini sağlayabilir ve zorla insanların sağlıklı beyinlerine 420 volta kadar elektrik şokları (ECT) verdirebilirler.
Çünkü... devletler, bunun için onlara YASAL yetki vermiştir. Çünkü... bunun için ödeme alırlar. Ana akım psikopat psikiyatristler, insanları 'akıl hastası' olarak etiketleyebilmek için... DSM ve ICD gibi yüzlerce hatta binlerce SAHTE ve HAYALİ olan "akıl hastalıkları teşhis ve tanı kriterlerini" kullanır. Güçlerini devletlerden ve uluslararası yasalardan alırlar. Bu nedenle, sınır tanımazlar ve herkesi rahatlıkla 'akıl hastası' olarak etiketleyebilirler.
"Cumhurbaşkanlarını, başbakanları, siyasi muhalefet parti liderlerini" ve hatta "peygamberleri" bile (aslında bu psikopat psikiyatristler bunu da yaptılar, peygamberleri bile akıl hastası olarak etiketlediler ama insanlığın çoğu bunu bilmez)... hatta akıl sağlığı yerinde olan "gazetecileri, avukatları, savcıları, hakimleri" vb ve hatta (ana akım psikiyatriye karşı gelen) kendi meslektaşlarını ve diğer alanlardaki doktorları bile... akla gelebilecek iki ayaklı her yürüyen her insanı... rahatlıkla "akıl hastası" olarak etiketleyebilirler. Ve kimse de bu etiketlemeye karşı da gelemez. Çünkü, bunun için onlara "yasal yetki" verilmiştir."
- Kimin "akıl hastası" olup - olmadığının tek yetkisi onlara verilmiştir.
Şu saçmalığa ve ölümcül tehlikeye bakar mısınız? Bu kadar "sınırsız gücün" psikopat psikiyatristlere verilmesinin sonuçlarını... muhtemelen onlarca yıldır sürdürülen (psikiyatrik ilaçlar başta olmak üzere ECT (elektroşok) gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler) tarafından)... dünya genelinde on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) masum insanın, ÖLDÜRÜLMESİ ve SAKAT BIRAKILMASI (yaralanması) şeklinde görebiliyoruz, diyebiliriz. - 'Psikiyatristler bunu neden yapsın?' - diye soruyorsanız... "PARA kazanma ve İTİBAR elde etme" gibi buna benzer psikopat hayallerini... psikiyatristlerin bunu onlarca yıldır yapıyor olmasından - rahatlıkla - anlayabilirsiniz. Muhtemelen insanlık halen, bunun farkında bile değil.
- Ana akım psikiyatristlerin, kendi meslektaşlarını ve diğer alanlardaki doktorları 'akıl hastası' olarak etiketlemesi ve onların yaralanmasına ve/veya ölümlerine sebep olması...
Ve hatta öyle ki ana akım psikiyatriye karşı çıkan (özellikle de psikiyatrik ilaçların zararlarını bilen ve bunu ifşa etmeye çalışan) kendi meslektaşlarını (dürüst psikiyatristleri) ve diğer alanlardaki doktorları bile... 'akıl hastası' olarak etiketlemekten hiç sakınmadılar... ve onların akıl hastanelerine zorla yatırılarak... özellikle de zehirli psikiyatrik ilaçlarla tedavi edilmesini sağladılar.. Sonuç ise hiç de şaşırtmamıştı. Bu doktorlardan biri (/hepsi)... muhtemelen psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasal etkisi ile 'gerçek bir akıl hastası' haline dönüştürüldü, çıldırtıldı (delirdi) ve sonra da halkın için de birer DELİ olarak öldü /öldüler. (Bunlarla ilgili hikayeyi, sanmıyorsam Türkiye'de Deli blogunda bir makale yazısında vermiştim.. Bulup, okuyabilirsiniz..) Bunları gören halk kesimi de, muhtemelen... 'Ya bak gördünüz mü, bunlar gerçekten delimiş. Nasıl doktor olmuşlar, hayret?' diye buna benzer düşüncelerle hayretler içerisinde kalmış olabilirler. - "Psikiyatrik ilaçların akıl hastalıklarına sebep olduğunu" bil(e)meden..
-- Psikiyatrik ilaçlar... gerçek "kalıcı akıl hastalıklarına" sebep olur - bunu da sağlıklı beyinleri hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratarak yapar.
Psikiyatrik ilaçların, insanlar da "kalıcı akıl hastalıklarına" sebep olduğunu... ana akım psikiyatriye hizmet eden psikopat psikiyatristlerin hepsi biliyor... ama sanki bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar... "hastalara, ailelerine, toplumlara, devletlere ve uluslararası kamuoylarına" sürekli olarak yalan, yanlış ve/veya aldatıcı şeyler söylüyorlar. Onları kandırıyor ve aldatıyorlar..
Tüm bunlar bizi... Özellikle de ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... 'akıl hastalıkları tedavisi' bahanesi adı altında.... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratmak için mi çalışıyorlar? Diye bir sorgulamamıza neden olabiliyor. Yoksa... Bu işin içerisinde "PARA kazanma ve İTİBAR elde etme" gibi çıkarlar mı var? Örneğin ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... ilaç firmaları ile mali ilişkileri... bu masum insanların sağlıklı beyinlerinin hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratılmasından daha mı önemli?
Ana akım psikiyatristler, psikiyatrik ilaçların hiç bir işe yaramadığını, akıl hastalıklarını tedavi etmediklerini... tam tersine akıl hastalıklarına sebep olduğunu ve beyin (ve vücut) için oldukça zehirli ve tehlikeli olduğunu bildikleri halde... neden bu zehirli psikiyatrik ilaçları halen bile masum insanlara reçete ederek... bu insanların sağlıklı beyinlerini hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratmaya çalışıyorlar? Onların akıl (ve beden) sağlığını düşündükleri için mi... beden ve beyin için oldukça zehirli olan psikiyatrik ilaçları reçete ediyorlar? Yoksa bunlar birer komplo teorisi mi? Yoksa değil mi?
- Muhtemelen "akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri" başta olmak üzere... "bakım evleri, huzur evleri, rehabilitasyon merkezleri" gibi diğer akıl sağlığı birimlerinde... hayatları boyunca (ölene kadar) buralarda kalmak zorunda olan bu masum insanları... bu hale getiren (kalıcı beyin hasarına yakalanmalarını sağlayan) şeyin... psikiyatrik ilaçlar olma olasılığı çok yüksek gibi görülmektedir. Tabii en azından (hepsi değil ama) büyük çoğunluğunun, psikiyatrik ilaçlar (ve hatta beyne verilen elektroşoklar (ECT) gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdaheleler) tarafından... kalıcı beyin hasarına uğratılmış olabileceklerini bilmek önemlidir.
"Muhtemelen... her yıl en az 1 milyondan fazla insan, (sadece ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde) psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülüyor."
Bu gerçek... her yıl psikiyatrik ilaçlar tarafından yarım milyondan fazla insanın (bunlar da sadece 65 yaş üstü olanların) öldürülmeleri ile örtüşmektedir. O da sadece (2015) yılı için ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ülkeler de... 65 yaş altı için ve diğer dünya devletleri için rakamları ise hiç saymıyoruz. Muhtemelen 65 yaş altını da sayarsak sadece ABD ve Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde... tahmini olarak her yıl en az 1 milyondan fazla insan psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülmektedir, diyebiliriz. - "Peki diğer dünya devletleri için.. Bu, çok daha korkunç rakamlar seviyesinde olabilir."
Ayrıca.. Psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat kalan (yani iyatrojenik yaralanan) insanların sayısını ise hiç saymıyoruz. Onları da sayarsak, bu sayı muhtemelen çok daha fazla olacaktır; - tahminen her yıl bir kaç milyon (belki de on /yüz milyonlarca) insan... psikiyatrik ilaçlar tarafından zihinsel ve fiziksel olarak sakat bırakılıyor (yaralanıyor). Bu rakamlar, belki de sadece ABD ve Avrupa'da geçerli olabilir. Diğer dünya ülkelerinin bu ölüm ve sakatlanma konusunda birer sır küpü (örtbas etme kültürüne sahip ülkeler) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
** "Kimyasal Lobotomi" nedir? : Nasıl tespit edilir? Tedavisi var mıdır?
- Kimyasal Lobotomiye maruz kalma ve yakalanma nedir, ne değildir?
(DİPNOT 89) : Kimyasal lobotomi... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarıdır. (Yani kimyasal lobotomi, genellikle psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına verilen başka bir addır.) Kimyasal Lobotomi... (bıçak, çekiç gibi materyallerle beynin kesilmesini içeren) frontal Lobotominin, kimyasal versiyonudur. Frontal lobotomi ile kimyasal lobotomi arasında pek bir fark yoktur; - her ikisi de insanların beyninde hasar (beyin hasarı) bırakır ve ölümlere sebep olur. Aralarındaki fark, frontal lobotominin beyni kesme, biçme şeklinde fiziksel (mekanik) olarak beyne hasar vermesi... kimyasal lobotominin ise kimyasal olarak beyne hasar vermesidir. Biri fiziksel öteki kimyasal olarak beyne hasar verir. Zarar verme açısından aralarında herhangi bir fark yoktur. İkisi de kalıcı olan ve olmayan beyin hasarına ve ölümlere sebep olur.
Psikiyatrik ilaçlar... (kullanan) insanları HER GÜN kimyasal lobotomiye maruz bırakır ve bu insanların genellikle uzun vadeler de (genellikle aylarca ve/veya yıllarca psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında) kimyasal lobotomiye yakalanmasını sağlar.
- Kimyasal lobotomiye maruz kalmak... ileride kimyasal lobotomiye yakalanmaya sebep olan 'kimyasal zehirlenmenin' (genellikle uzun vadeler boyunca "aylarca ve/veya yıllarca" süren ve bazen de kısa vadeler boyunca "anında /günlerce / haftalarca" süren psikiyatrik ilaç kullanım) sürecini içerir. Bu maruz kalma süreci... bazen "anında" gerçekleşebilen... /dakikalar /saatler sonrasında... gün içerisinde gerçekleşebilen (çok kısa vadeli) maruz kalma süreçlerini de içerebilir. (Bunlara "uzun vadeli süreç, kısa vadeli süreç ve çok kısa vadeli süreç" de diyebiliriz.)
- Kimyasal lobotomiye yakalanmak ise... bu kimyasal zehirlenme (maruz kalma) sürecinin tamamlandığını ve (genellikle uzun vadeler de - aylarca ve/veya yıllarca - psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında ve genellikle kalıcı olarak) kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) yakalanıldığını gösterir. Bu kimyasal lobotomiye yakalanma durumu... bazı insanlar için uzun vadeler de değil... kısa vadelerde de (anında /günlerce /haftalarca psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında) gerçekleşebilen bir durum da olabilmektedir. Bu tamamlanma süreci... bazen "anında" gerçekleşebilen... /dakikalar /saatler sonrasında... gün içerisinde gerçekleşebilen (çok kısa vadeli) tamamlanma (/sonlanma) süreçlerini de içerebilir. (Bunlara "uzun vadeli sürecin sonlanması, kısa vadeli sürecin sonlanması ve çok kısa vadeli sürecin sonlanması" de diyebiliriz.)
Muhtemelen dünya genelinde, psikiyatrik ilaç kullanan on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insan... HER GÜN KİMYASAL LOBOTOMİYE (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) maruz kalıyor, gibi görülüyor.
Hem de büyük çoğunluğu kendi evlerinde yaşıyor - bu beyin hasarına maruz kalmayı. Ama onlar, bu gerçeğin farkında bile değiller. Öldüklerinde ve sakat kaldıklarında bile bu psikiyatrik vahşetin farkında olmayacaklardır. Ve zaten öyle de oluyor...
Muhtemelen... Türkiye'de dahil dünya genelinde her gün (psikiyatrik ilaç kullanan) on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insan... kimyasal lobotomiye (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) maruz kalıyor.
Muhtemelen, dünya genelinde psikiyatrik ilaç kullanan sayısı belirsiz on /yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla) insan... her gün kimyasal lobotomiye maruz kaldığının ve hatta (en azından her yıl 1 milyondan fazla insanın) kimyasal lobotomiye yakalandığının farkında bile değildir.
Eğer her gün bir /birden fazla psikiyatrik ilaç kullananlardan biriyseniz... muhtemelen sizin de her gün bu kimyasal lobotomiye maruz kaldığınız anlamına da gelebilir. Belki de kimyasal lobotomiye yakalanmış da olabilirsiniz ama bunun farkında bile olmayabilirsiniz. (Bu, illa da siz olmayabilirsiniz - sevdiğiniz herhangi birisi de olabilir.)
- Kimyasal lobotomi tespit edilemediği için ana akım psikiyatristler... rahat bir şekilde zehirli psikiyatrik ilaçları reçete edebiliyorlar.
Muhtemelen... Kimyasal lobotomi, öyle kan, MR, röntgen, ultrason vb gibi radyolojik ve biyolojik testlerle tespit edilebilen bir özellik /hastalık değildir. (Belki de tespit edilebiliyordur, orasını tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey - şimdilik - tespit edilemediğidir.) Tıpkı akıl ve akıl hastalıklarının, bu radyolojik ve biyolojik test araçlarıyla tespit edilememesi gibi..
Bu durum, ana akım psikiyatristlerinin en çok işine yarayan bir gelişmedir. Çünkü, bu durum, onların zehirli psikiyatrik ilaçları, herhangi bir engele takılmadan, çok daha rahat bir şekilde hastalarına reçete etmesine imkan ve olanak tanır. Böylece muhtemelen insanların sağlıklı beyinlerini rahat bir şekilde hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratabiliyorlar (ve yerlerini bu şekilde sağlamlaştırıyor ve mali ilişkilerini de artırabiliyorlar
- "yasal doktor maaşları ve/veya ilaç firmalarından elde edilen
gelirler (mali ilişkilerin olması) gibi..")
Kısaca kimyasal lobotomi (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı)... normalde 'MR, ultrason, röntgen, kan' vb gibi biyolojik ve radyolojik test araçlarıyla tespit edilememektedir. Tespit edilememesinden dolayı... genellikle uzun vadeli psikiyatrik ilaç kullanan milyonlarca masum insan... kalıcı beyin hasarına yakalanıp yakalanmadıklarını öğrenememektedirler. Tespit edilememe durumu ana akım soykırımcı ve psikopat psikiyatri ve psikiyatristlerin işine gelmekte... rahatlıkla bu zehirli kimyasalları hastalarına reçete edebilmektedirler.
Bu da - yukarıda da belirttiğimiz gibi - şöyle ilginç bir durumu ortaya çıkarır. Şöyle ki... Kimyasal lobotomiye (kimyasal beyin hasarına) neden olan zehirli kimyasalların (psikiyatrik ilaçların) reçete edilmesini gerektiren... sözde "akıl hastalıklarının, beyinde olduğunu" gösteren... hiç bir biyolojik ve radyolojik test sonuçları - kanıtlar - yoktur ve şimdiye kadar da hiç olmamıştır. Ancak buna rağmen... sözde "akıl hastalıkları beyindedir, akıl hastalıkları beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklanmaktadır" gibi - hiç bir kanıta, delile dayanmayan - safsatalarla... sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... insanların sağlıklı beyinlerine... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları.. rahat bir şekilde reçete ederek... sağlıklı beyinlerin kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) uğra-tıl-masına neden olabilmektedirler.
Dolayısıyla muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... "akıl hastalıklarının beyinde olduğuna" dair herhangi bir "kanıta dayalı delil" olmamasına rağmen... çeşitli safsatalarla zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçları) masum insanlara reçete edebilirken... psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal lobotominin tespit edilememesini de... "bakın, psikiyatrik ilaçlar beyne zarar vermiyor!" gibi aldatıcı ifadeleri gerekçe gösterebilmekte ve zehirli kimyasallarını... çok rahat bir şekilde reçete edebilmektedirler.
Ve böylece muhtemelen.... dünya genelinde on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) masum insanın... HER GÜN kimyasal lobotomiye (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) maruz kalması... ve (muhtemelen maruz kalan bu milyonlarca masum insanların içerisinden çok sayıda kişinin de) - tahmini en azından 1 milyondan fazlasının - HER YIL kimyasal lobotomiye yakalanması olasılığına neden olabilmektedir, diye bir tahminde bulunabiliriz. Tabii ki psikiyatrik ilaçlar ile birlikte... 420 volta
kadar elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesini içeren ECT gibi diğer
sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri ve müdahelelerden
dolayı... zihinsel ve fiziksel olarak sakat bırakılan ve öldürülen masum insan sayılarını ise hiç
saymıyoruz bile...
- Kimyasal lobotomi (kimyasal kalıcı beyin hasarı) tespit edilemiyorsa... bu yaygara nedir?
Ancak bunları tespit edildiğine dair çalışmaları ortaya koyan DÜRÜST psikiyatristler, doktorlar, uzmanlar, araştırmacılar vb bilim adamları bulunur ve bunların sayesinde... psikiyatrik ilaçların, insanlar da genellikle uzun vadelerde kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanabildiklerini öğrenebilmekteyizdir.
Artı ayrıca... psikiyatrik ilaç kullanan insanların FARK EDİLEBİLİR (düzgün konuşamama, düşünememe, algılayamama) vb gibi buna benzer çeşitli zihinsel bozukluklara sahip olması ile birlikte.... hepsinde olmasa da (akatizi ve tardif diskinezi gibi beyin hasarıyla ilişkili hareket bozuklukları (bir nevi titreme hastalığıdır), genellikle psikiyatrik ilaçların sebep olduğu diyabetik olan kişilerin yüz hatlarındaki ay yüzlü belirginlik) gibi buna benzer bedensel bozukluklar da... psikiyatrik ilaç kullanan insanların kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmış olma ihtimalini güçlendiren özelliklerdir, diyebiliriz.
Psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarı ile ilişkili... çok sayıda araştırma ve kanıtlar bulunmaktadır - hem de onlarca yıldan bu yana... Bu kanıtlara rağmen... psikopat psikiyatri ve psikiyatristler... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerini (müdahelelerini) halen bile devam ettirebilmektedirler. Bunun nedeni ise olasılıkla muhtemelen... uluslararası sağlık çetelerinin ve devletlerin... buna sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında... yasal bir şekilde izin vermiş olmalarıdır, diyebiliriz. Bunun, başka bir mantıklı açıklaması yok.
Onlarca yıldan beri ortaya çıkarılan "çok sayıda kanıt" olmasına rağmen... ana akım tıp dünyası ve ana akım psikiyatrinin... günümüzde bu tür kanıtların ortaya çıkarılması ile ilgili "isteksiz" olmasının (davranmasının) muhtemel nedenlerini... muhtemelen psikiyatristlerin ve doktorların... "ilaç firmaları ile olan mali ilişkilerini... akademik, politik ve ekonomik çıkarlarını.... ve ana akımlar tarafından aforoz edilmek gibi nedenlerden dolayı "korkulara" sahip olmak" vb gibi buna benzer olasılıkları gösterebiliriz.
- Kimyasal Lobotomi nasıl tespit edilebilir?
Kimyasal lobotomi (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı), normalde tespit edilememektedir ancak bunları tespit edip ortaya çıkartan dürüst psikiyatristler, doktorlar, araştırmacılar vs bilim adamları bulunmaktadır. Bunların sayesinde... zehirli psikiyatrik ilaçların insanlarda genellikle uzun vadelerde (aylarca ve/veya yıllarca kullanımdan sonra) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına neden olduğunu rahat bir şekilde öğrenebilmekteyizdir.
Tespit edilemediği halde... "akıl hastalıklarını" beyinde aramaya ve "sanki beyindeymiş gibi" beyin için oldukça zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçları... beyne vermeye çalışmak... sağlıklı beyinleri (beyin kimyasını) zamanla tahriş etmeye (kimyasal lobotomiye maruz kalmaya)... ve sonunda beynin kimyasallar tarafından iflas edilmesine (yani kimyasal beyin hasarına yakalanmasına) neden olur.
-- Muhtemelen... Kimyasal lobotomiyi tespit edebilmenin tek yolu, İKİ AŞAMALI TEST gibi görülüyor. Ana akım tıp ve ana akım psikiyatri ve psikiyatristler, neden bu iki aşamalı testi uygulamıyor?
Muhtemelen... bir insanın beyninde gerçekleşen kimyasal lobotomiyi tespit edebilmenin tek yolu İKİ AŞAMALI TESTTEN geçmekten olabilir. Psikiyatrik ilaç kullanmadan önce ve kullandıktan sonra olmak üzere... İki aşamalı radyolojik ve biyolojik testlerin yapılması... ilaç kullanmadan önce ve ilaç kullanım sonrası beyinde olan değişiklikleri ve farklılıkları tespit edilerek... sonuçlar ortaya konulabilir..
Örneğin... bir araştırmada, hayatında hiç psikiyatrik ilaç kullanmamış - akıl hastalığı olan - bir hastayı... psikiyatrik ilaç kullanmadan önce radyolojik testlerden geçirerek beynini incelemişler ve bu kişinin beyninin "oldukça sağlıklı bir beyne (sağlıklı bir yapıya sahip) olduğu" görülmüş. Psikiyatrik ilaç kullandıktan sonra aynı testlere tabi tutulunca... bireyin beyninde olağandışı değişikliklerin oluşmuş olduğunu fark etmişler.
** 'Akıl hastalıkları beyindeki kimyasal dengesizliklerden kaynaklanıyor' yalanının... psikiyatrik ilaçlarla gerçeğe dönüştürülmesi ve bundan milyarlarca dolar mali gelir elde edilmesi..
(DİPNOT 90) : Yani, ana akım psikiyatrinin (ve psikiyatristlerin) yıllardır toplumları 'akıl hastalıkları beyindeki kimyasal dengesizliklerden kaynaklanıyor' yalanının... aslında psikiyatrik ilaç kullanan insanlarda oluştuğu - yani psikiyatrik ilaç kullanan bu insanların beyinlerinde kimyasal dengesizlikler oluştuğu - görülmüş ve fark edilmiş.. Yani, beyindeki kimyasal dengesizlikler... aslında psikiyatrik ilaçların insanların beyinlerinde yarattığı kimyasal dengesizliklerdi (değişikliklerdi).
"Şizofrenlerin beynindeki tek 'biyokimyasal dengesizlik', psikiyatristlerin 'ilaçlarıyla oraya koydukları' dengesizliktir." (98)
"Depresif bir kişinin beynindeki tek biyokimyasal dengesizlik, doktorların, 'psikiyatrik ilaçlar yazdığında yarattığı' dengesizliktir." (98)
"Bir akıl hastasının beynindeki tek kimyasal dengesizlik, psikiyatristlerin ilaç reçete ederken koydukları dengesizliktir." (98)
"Meslektaşlarımızdan birinin yakın zamanda söylediği gibi, 'Biyokimyasal dengesizlikler, ağızdan ağıza yayılan tek hastalıklardır.'" -Peter Breggin, David Cohen, (İlacınız Sorununuz Olabilir, 2007) (99)
"Şu anda, tipik psikiyatri hastalarının 'beyinlerinde, - psikiyatrik ilaçlar verilene kadar - bilinen bir biyokimyasal dengesizlik bulunmamaktadır." -Prof. Dr. Peter R. Breggin, M.D (62)
Muhtemelen... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler, bu gerçeği ÇARPITARAK 'akıl hastalıkları beyindeki kimyasal dengesizlikten kaynaklanıyor' yalanına dönüştürdüler... ve bu yalanı kullanarak, yıllarca hastaları, aileleri, toplumları, kamuoylarını, medyayı ve devletleri kandırdılar. Ve milyonlarca masum insanı... bu yalanlarla, zehirli psikiyatrik ilaçlara musallat ederek... sağlıklı beyinlerinde kimyasal dengesizlikler oluşturdular. Ve olasılıkla psikiyatrik ilaç kullanan hastalarını... radyolojik testlere tabii tuttular ve beyindeki değişiklikleri (tersine mühendislik zekası ile) çarpıtarak... bunu 'Bakın, işte gördünüz, akıl hastalıkları beyindeki kimyasal dengesizliklerden oluşuyor' gibi buna benzer çarpıtmalara dönüştürdüler. Ve bunda da gayet başarılı oldular, diyebiliriz..
Bu sayede zehirli psikiyatrik ilaçları reçete etmeye devam ettiler. Muhtemelen... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler, bu sahte ve çarpıtılmış 'kimyasal dengesizlik' kirli ve kanlı oyunundan... - (sağlıklı beyinlere sahip tahmini on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insana zehirli psikiyatrik ilaçlar reçete ederek ve onların sağlıklı beyinlerini bu ilaçlarla zehirleyerek) -, milyarlarca dolar mali gelir elde ettiler.
Muhtemelen... hastalar bu zehirli psikiyatrik ilaçları kullandıkça... kimyasal dengesizlikler giderek
daha da arttı; (zihinsel ve fiziksel hastalıkların artması ve akıl
hastalıklarının artması, kalıcı hale gelmesi vs gibi). Bu artan kimyasal dengesizlikler... ana akım psikiyatristlerin (tersine mühendislik zekası ile) muhtemelen 'artan akıl hastalıkları, altta yatan başka sebepler' vb ile ilişkilendirildi. Kamuoyu, toplum ve medya ise bu yalanlara körü körüne inandı.
Ve sonuç.. Muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) insanın sağlıklı beyinlerini deyim yerindeyse AFOROZ etiler; - yani kimyasal beyin hasarına uğrattılar. Türkiye'de dahil dünya genelinde sayısı belirsiz on /yüz milyonlarca insanın... ölümlerine ve sakat kalmalarına (yaralanmalarına) sebep oldular. Ve psikiyatrinin bu GİZLİ SOYKIRIMI günümüzde halen bile devam etmektedir.. Hem de sessiz sedasız.. YASAL bir şekilde.. Ölenler öldükleri ile kaldı... yaralananlar, sakat kalanlar sakat kaldıkları ile baş başa kaldılar. Yani KİM VURDUYA GİTTİLER. - "YASAL BİR ŞEKİLDE ÖLDÜRÜLMEK VE SAKAT BIRAKILMAK." - Böyle birşey olsa gerek... Tam bir EŞŞEK ŞAKASI gibi..
** Akıl hastası değilsiniz ama olabilirsiniz - sonradan kendiliğinden değil... psikiyatristler tarafından "gerçek akıl hastası" haline getirilmek suretiyle olabilirsiniz - kimyasal beyin hasarına uğratılarak...
(DİPNOT 91) : Bir düşünün... Akıl hastası değilsiniz, akıl hastalığınız da yok ve sağlıklı bir beyne sahipsiniz... Ama sizi 'akıl hastası' olarak etiketlemek ve sizi 'gerçek bir akıl hastası' haline getirmek, sağlıklı beyninizi hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratmak... aslında psikiyatristler için çok kolaydır. Çünkü, onlara bu YETKİ ve İZİN verilmiştir. Yaptıkları YASALDIR.
"Aslında devletler, psikiyatristlere 'insanların sözde hayali "akıl hastalıklarının tedavisini' sağlamaları için YETKİ vermiştir. Bu nedenden dolayı, hak etmedikleri halde... onlara 'lisanslı doktor' ünvanı da vermiştir. Ve yine hak etmedikleri halde... onlara her ay düzenli olarak 'doktor maaşı' ödemesi de yapmaktadır. Hak etmiyorlar çünkü... gerçekte insanların 'akıl hastalıklarını" tedavi etmiyorlar, edemiyorlar - aksine tam tersine - akıl hastalıklarına (sebep oluyorlar, onları yaratıyorlar)... ve bunların kalıcı hale gelmesine de neden oluyorlar.
Artı ayrıca.... insanlarda kimyasal olan ve olmayan kalıcı beyin hasarlarına ve zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara yakalanmalarına ve hatta ölümlerine bile sebep oluyorlar. Ve tüm bu ölümcül şarlatanlıklara da 'akıl hastalıklarının tedavisi' adını veriyorlar. İşte bu ölümcül nedenlerden dolayı psikopat psikiyatristler hem 'lisanslı doktor' ünvanını hem de almış oldukları 'doktor maaşlarını'... hiç bir şekilde HAK ETMİYORLAR."
Bu, yasal bir şekilde kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratılmak gibi bir şeydir. Bunlar, gerçekten tam bir eşşek şakası gibi gözüküyor, öyle değil mi? Ama ne yazık ki bunlar, sizin farkına dahi varamadığınız acı ama korkunç psikiyatri gerçekleridir.
"Muhtemelen... dünya genelinde on /yüz binlerce (belki de daha fazla olasılıkla milyonlarca) insan... her gün kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına maruz kalıyor... ve muhtemelen her yıl da tahmini en az 1 milyondan fazla insan da kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanıyor."
Aslında siz, muhtemelen şu gerçekleri de bilmiyorsunuzdur... Ana akım psikiyatri ve buna hizmet eden ana akım psikiyatristler... dünyada yürüyen sağlıklı beyinlere sahip iki ayaklı her sağlıklı insanı rahatlıkla 'akıl hastası' olarak etiketleyebilirler. Ve zaten etiketliyorlar da ama siz, bunları muhtemelen bilmiyor ve farkında bile değilsinizdir. Günümüz de akıl hastası sayısının artmasını başka sebeplere bağlıyorsanız... çok yanılıyorsunuzdur. Çünkü sıra size ve/veya sevdiklerinizden birine de geldiğinde... o zaman muhtemelen akıl hastası sayısının neden arttığını anlamış olursunuz... ki o zaman belki de 'iş işten çoktan geçmiş' de olabilir, ruhunuz bile duymadan...
- Şimdi de gözlerini masum hayvanların sağlıklı beyinlerine diktiler..
(DİPNOT 92) : Ve şimdi de 4 ayaklı her hayvanı 'akıl hastası' olarak (yani onların son derece doğal olan normal hayvani duygu ve davranışlarını 'akıl hastalığı' olarak teşhis etmeye) etiketlemeye başladılar. Neymiş? - 'Hayvanların da psikolojik sorunu varmış? Bunların da psikiyatrik ilaç tedavisi görmesi gerekiyormuş!' muş da muş - buna benzer ifadelerle hayvanlara da zehirli kimyasalları (psikiyatrik ilaçlar) vermeye başladılar. - "İyice kafayı yediler, tırlattılar emi!" -
İki ayaklı insanların sağlıklı beyinlerini kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratmaları yetmiyormuş gibi... bir de dört ayaklı hayvanların sağlıklı beyinlerini (muhtemelen 'hayvanların akıl hastalıkları tedavisi' bahanesi adı altında) kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına uğratmak için... adeta ellerinden gelen her şeyi yapmaya başladılar.
Bunları neden yapıyorlar? "Hayvanların akıl hastalıklarını düşündükleri için mi?" :( Ooo tabii yersen... Mesele aslında çok başka... Asıl mesele 'PARA', gibi görülüyor... 'Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez' misali... hayvan haklarına sahip çıkan insanları ve uluslararası devletleri, örgütleri sömürerek onlardan para kopartmak, o kadar zor bir şey olmasa gerek...
İlaç firmaları avuçlarını açmış, onları bekliyor. İnsan olsun hayvan olsun.. Taktik şu: "Ne kadar çok canlıya psikiyatrik ilaç verilirse... o kadar çok akıl hastası sayısı rahatlıkla artırılabilir." - Aslında bu taktik /teori /mantık... "psikiyatrik ilaçların akıl hastalığına sebep olması gerçeği" ile birebir örtüşmektedir. Bir de bunlara (ana akım psikiyatristlerine) 'psikopat' deyince kızıyorlar.
* "Akıl ve akıl hastalıkları" gerçekte nedir?
(DİPNOT 93) : Unutulmaması gereken bazı bilgiler..
1) Psikiyatrik ilaçların hiçbiri akıl hastalıklarını tedavi etmez, edemez ve zaten şimdiye kadar da hiç tedavi etmemiştir. Çünkü sözde hayali "akıl hastalıkları" beyinde değil - insanın kendi ruhunda olan bir şeydir. Bu nedenle... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar da dahil... diğer zehirli kimyasalların hiç biri... (beyinde olduğu iddia edilen) sözde hayali akıl hastalıklarını... şimdiye kadar hiç tedavi edememiştir.
Aksine tam tersine bu zehirli kimyasallar... insanların sağlıklı beyinlerinde kimyasal hasarlara (kimyasal beyin hasarlarına) sebep olarak... bireylerin "gerçek akıl hastalıklarına" yakalanmalarına neden olabilmiştir. Ve ayrıca - beyinde olduğu iddia adilen - sözde hayali "akıl hastalıklarını"... tespit edebilecek herhangi bir biyolojik ve radyolojik vb testler, test sonuçları da (kanıtlar, kanıta dayalı deliller vb) yoktur. Ve şimdiye kadar da hiç olmamıştır.
Ana akım psikiyatristler bile... "akıl hastalıklarını tedavi edemediklerini" vs vs itiraf etmişlerdir. (Bunları Türkiye'de Deli blogunda konuyla ilgili verileri bulabilirsiniz.) Bu gibi nedenlerden dolayı da... psikiyatrik ilaçların hiçbiri... (beyinde olduğu iddia edilen) sözde hayali "akıl hastalıklarını" tedavi edememektedir. Bunun en büyük nedeni de.... 'akıl hastalıklarının beyinde değil, insanın kendi ruhunda olan birşey olmasıdır.' - (Bunları "Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir" serisindeki (burada "AKIL HASTALIKLARI BİR EFSANEDİR" bölümleri de vardır, buradaki) veri linklerini takip ederek, konuyla ilgili verilere sahip olabilir, öğrenebilirsiniz.)
2) Aslında gerçekte 'akıl hastalıkları' diye bir şey yok. 'Akıl hastalıkları' dediğimiz kavram... insanların normal olarak gözükmeyen "garip ve tuhaf davranışlarını" kontrol altına almayı sağlamak için ortaya atılmış bir psikopatik terimdir.
- Sözde hayali "akıl hastalıklarının ve tedavilerinin" ortaya çıkışı da ilginçtir.
Tarihi ve geçmişi belirsiz olan geçmiş bir tarihte insanlık (insanlık tarihi boyunca)... kendi aralarında bir 'toplumsal düzen' kurmaya kalktıklarında... 'hırsızlık, gasp, cinayet, şiddet' vb gibi insan davranışlarını... 'toplumsal düzene bir tehdit' olarak görmeye başladılar. Ve bu davranışları "SUÇ" kapsamına aldılar ve "CEZA" kavramını ortaya atarak... bu davranışları sergileyenleri cezalandırmak için cezaevlerini (hapishaneleri) oluşturdular.
Sonra bazı insanların, son derece doğal olan ama "garip ve tuhaf insan davranışları" ortaya çıktı. Bu "garip ve tuhaf insan davranışları" da... toplumsal düzenini kuran ve/veya yürüten kişiler ve/veya yöneticiler tarafından... 'toplumsal düzene uymayan' ve 'toplumsal düzene bir tehdit' olarak görüldü. Ancak bu "garip ve tuhaf insan davranışları" bir "SUÇ" olarak görülmedi. Tedavi edilmesi gereken bir 'akıl sağlığı sorunu' olarak görüldü; (işte sözde hayali "akıl hastalıklarının" ortaya çıkışı buna benzer şekilde oldu, diyebiliriz.)
- Peki, bu sözde hayali akıl hastalıklarının... sözde tedavileri - şimdiye kadar günümüze değin - nasıl yapıldı?
Sonra ilk zamanlarda son derece doğal davranışlar olan bu "garip ve tuhaf insan davranışlarının" tedavisi için... manevi ritüeller olarak da görülen 'müzik, diyalog, din, doğa, iş yapmak, hobilerle uğraşmak" vb gibi çok sayıda 'davranış terapilerini' içeren 'ilaçsız tedavi yöntemleri' uygulanmaya başlandı. Bu, ilaçsız tedavi yöntemleri (davranış terapileri)... genellikle uzun vadelerde çok iyi başarılı sonuçlar veriyordu. Hastalar iyileşerek, topluma adapte olabiliyorlardı. Bu uzun vadeli başarılı sonuçlar... yüzyıllar boyunca başarılı bir şekilde devam etti.
Ancak bu uzun vadeli başarılı sonuçlar... muhtemelen toplumsal düzeni sağlayan kişilerin "hoşuna gitmemiş" olacak ki... bu işi anında çözen... "kısa vadeli başka çareler" aramaya başladılar..
Muhtemelen Bizans dönemlerinden birinde..., insanların bu garip ve tuhaf insan davranışları... dönemin psikopat psikiyatristleri tarafından... çeşitli "işkenceli tedavi yöntemleriyle" tedavi edilmeye çalışıldı. Hastalar, inanılmaz işkencelere maruz kalıyor ve acıdan dolayı... bağırmalar ve çağrışmalar adeta yeri göğü inletiyordu. Daha sonra bu insanlar... işkencenin getirdiği acıya dayanamayarak "kalıcı beyin hasarlarına" vb yakalanıyorlardı. Ve sonunda da ya sakat kalıyorlar yada ölüyorlardı.
Ancak buna rağmen bu "işkenceli tedaviler" devam ediyordu. Çünkü, bu insanlar... bu işkence tedavileriyle "ANINDA" kuzu gibi sessiz kalıyordu ve deyim yerindeyse birer zombiye dönüşüyorlardı. Bu ANINDA SESSİZLİK... 'bu işkence tedavilerinin... 'Vaaav! Bu bir mucize!' diye kabul edilerek, vazgeçilmez olmasına yol açmıştı. Bunun için o dönemlerde - günümüz akıl hastanelerine benzer - bir nevi 'İŞKENCE HASTANELERİ' bile kurulmuştu. Hastalar, bu işkence hastanelerinde... çeşitli işkence tedavileri ile tedavi edilmeye çalışılıyordu. Bu işkenceler... bu şekilde yüzyıllar boyunca devam etti.
Daha sonra - muhtemelen 1800'li yıllardan itibaren - bu 'işkence tedavilerinin hiç bir işe yaramadığı, akıl hastalıklarını tedavi edemediği ve hastalara zarar verdiği, ölümlerine ve yaralanmalarına' vb sebep olduğu ortaya çıktı. Ve bu işkence tedavileri son derece vahşi ve korkunç 'insanlık dışı tedaviler' olarak görülmeye başlandı ancak (başka alternatifleri olmadıkları için olsa gerek herhalde) bu işkence tedavilerine - bir süre daha - devam ettiler.
Sonra muhtemelen... 1950'li yıllarda dönemin psikopat psikiyatristleri tarafından, Trazone adını verdikleri... kimyasal maddelerden oluşturulan... bir ilaç keşfettiler. Bu ilacın kimyasalları, "garip ve tuhaf insan davranışlarına" sahip kişileri... işkencesiz olarak ANINDA sessizleştiriyordu. Ancak bu anında sessizleşme sonucu bireyler de... muhtemelen (tıpkı eskiden "işkence tedavileri" ile "zombiye" dönüştürülen insanların düştüğü durum gibi)... "zombi" benzeri duruma neden olmuştu. İnsanların anında sessizleşmesi (adeta birer zombiye dönüşmesi)... "büyük başarı" olarak görüldü.
Dönemin psikopat psikiyatristleri... bu sözde mucize ilaçların "ortaya çıkarılması ve üretilmesi" için 'ilaç şirketlerini' kurdular ve/veya ilaç şirketleri ile çalışmaya başladılar. Ve eski "işkence tedavilerini" eleştirmeye ve şimdiki "kimyasal ilaç tedavisini" ise övmeye başlamışlardı. Bu işkencesiz anında sessizleştirme (zombiye dönüştürme) kimyasal ilaç tedavisi... toplumsal düzeni sağlayan kişiler (ve toplumlar) tarafından... 'Vaaav! Ne büyük bir mucize!' diye bir MUCİZE olarak görüldü ve "yeni akıl hastalıkları tedavisi" olarak ilan edildi.
Aradan kısa zaman geçti. Trazone denen ilacın aslında... "hiç bir işe yaramadığı, akıl hastalıklarını tedavi edemediği aksine akıl hastalıklarını yarattığı ve ölümlere ve çeşitli zihinsel ve fiziksel sakat kalmalara (yaralanmalara) yol açtığı" görüldü.
Ana akım psikiyatri, ilaç firmaları ile birlikte... başka başka ilaçları 'Vaav, bu ilaçlar işe yarıyor!' masalıyla piyasaya sürdüler. Bunlar da kullanıldı. Ve bunların da... zamanla tıpkı Trazone gibi "hiç bir işe yaramadığı, akıl hastalıklarını tedavi edemediği, aksine akıl hastalıklarını yarattığı ve çeşitli zihinsel ve fiziksel yaralanmalara ve ölümlere yol açtığı" görüldü.
Ana akım psikiyatri ve ilaç firmaları... tüm bu olumsuz gerçeklere rağmen pes etmedi... ve başka başka ilaçları "farklı markalar ve farklı kimyasallar" ile 'Vaav, bu psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor!' masallarıyla yeniden piyasaya sürdüler. Ancak bunların da tıpkı diğerleri gibi "HİÇ BİR İŞE YARAMADIĞI ve insanlara oldukça ölümcül zararlar verdiği, akıl hastalıklarını tedavi edemediği, aksine akıl hastalıklarını yarattığı ve çeşitli zihinsel ve fiziksel yaralanmalara ve ölümlere sebep oldukları" ortaya çıktı.
"Muhtemelen ana akım psikiyatri ve ilaç firmaları... 'Bu psikiyatrik ilaçlar işe yarıyor!' masalı ile... onlarca yıl boyunca on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla - muhtemelen ölenler de dahil milyarlarca) insanı ÖLDÜRDÜLER ve SAKAT BIRAKTILAR."
Ve sonuç...
Psikiyatrik ilaçların hiç biri - sözde hayali - akıl hastalıklarını tedavi edememiştir, edememektedir; aksine akıl hastalıklarını yaratmış ve hatta onların daha da artmasına ve kötüleşmesine neden olmuştur. Ve insanların başta beyin hasarı olmak üzere... hem zihinsel (akıl hastalıklarının artması, kötüleşmesi, kalıcı hale gelmesi vb gibi) hem de fiziksel (çeşitli kalıcı ve ölümcül bedensel hastalıklara, rahatsızlıklara) yakalanmasına neden olmuştur. Ölümler de buna dahildir.
"Muhtemelen dünya genelinde - onlarca yıl boyunca ölenler de dahil - sayısı belirsiz on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insan... psikiyatrik ilaçlar tarafından iyatrojenik olarak SAKAT BIRAKILDI (yaralandı) be ÖLDÜRÜLDÜ."
İlaç firmaları, tüm bu ölüm ve yaralanmalardan ve psikiyatrik ilaçların ölümcül zararlarını sakladıkları vs'den dolayı... yüklü miktarlarda "para cezası ve tazminatlar" ödemek zorunda kaldılar - özellikle de batı dünyasında (ABD ve bazı AB ülkelerin de..) Muhtemelen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler ise... neredeyse hiç bir ceza dahi almadılar. Çünkü onlar... muhtemelen sağlıklı beyinleri hasara uğratma işini ve diğer psikiyatrik vahşet ve soykırımları... "uluslararası sağlık" alanında "çeteleşmiş" olan "uluslararası sağlık örgütlerinin" ve "devletlerin" kendilerine vermiş oldukları "YASAL GARANTİLER" altında yapıyorlardı. Muhtemelen tüm bu yasal yetkiler... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında verilen... hukuki zeminde yasal yetki ve garantileri içeriyor gibi görülüyor.
Türkiye gibi diğer dünya devletlerinde ise... muhtemelen ülke devletlerinin beceriksizlikleri ve/veya bazı söz sahibi politikacıların, doktorların ve diğer ilgili sağlık birimlerinin... ilaç firmaları ile milyarlarca dolarlık mali ilişkiler içinde olmalarından (ve bu nedenden olsa gerek muhtemelen ilaç firmalarına bu gibi konularda herhangi bir dava açıl-a-madığından) dolayı... psikiyatrik ilaçlar tarafından ÖLDÜRÜLEN ve SAKAT BIRAKILAN (yaralanan) milyonlarca masum insan ise... ne yazık ki neredeyse KİM VURDUYA GİTTİKLERİNİ, rahatlıkla söyleyebiliriz.
Zehirli psikiyatrik ilaçlar... ilaç firmalarının (özellikle de batı dünyasında)... yüklü miktarlarda ceza ve tazminat ödemesi yapmalarına rağmen... halen piyasada kalmaya devam ediyor. Bunun nedenini de 2 şekilde tarif edebiliriz;
A) Muhtemelen ana akım psikiyatri ve psikiyatristler, akıl sağlığı birimlerinin yöneticileri, çalışanları vs ve bazı politikacıların, devletlerin vs... ilaç firmaları ile olan PARASAL MALİ İLİŞKİLERİNİN olması gibi... Hatta bazı ABD seçim kampanyalarına (Örneğin OBAMA'nın seçim kampanyalarına) ilaç firmalarının yüklü miktarlarda BAĞIŞ yaptıkları ortaya çıkmıştı. (Bunları, "Psikiyatri bir ölüm endüstridir, Akıl hastalıkları bir efsanedir" serilerinden bulup okuyabilirsiniz.)
B) Muhtemelen psikiyatrik ilaçların ANINDA ÇÖZÜM sağlaması da... işin bir diğer boyutu. Psikiyatrik ilaçların hiçbiri - sözde hayali - "akıl hastalıklarını tedavi etmediği, edemediği aksine akıl hastalıklarını yarattığı ve hatta öldürücü zararlar verdikleri" artık bilinen bir gerçeklik olmasına rağmen.... sağlıklı beyinleri ANINDA UYUŞTURUP, kişileri ANINDA ZOMBİYE DÖNÜŞTÜRMESİ durumu nedeniyle olsa gerek... (beyin ve vücut için oldukça tehlikeli ve zehirli olan) psikiyatrik ilaçlardan vazgeçilmiyor, gibi görülmektedir.
Tabii, bu durum ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerin ve ilaç firmalarının... ceplerini milyarlarca dolarlar ile doldurmalarına sebep olurken... dünya genelinde on /yüz milyonlarca (belki de daha fazla) masum insanın... psikiyatrik ilaçlar tarafından ÖLDÜRÜLMESİNE ve SAKAT BIRAKILMASINA (yaralanmasına) neden olabilmektedir, diyebiliriz.
3) Psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalıklarını tedavi edemediği gibi aksine akıl hastalıklarını yaratırlar ve başka başka akıl hastalıklarının da oluşmasına neden olurlar. Ve bunların KALICI hale gelmesine sebep olurlar. (Ayrıca PSİKİYATRİ BİR ÖLÜM ENDÜSTRİSİDİR serisindeki veri linklerini takip ederek, konuyla ilgili verilere sahip olabilirsiniz..)
Peki bunu nasıl yaparlar? Kısaca açıklarsak..
-- Psikiyatrik ilaçlar, ilaç değil YASAL UYUŞTURUCULARDIR.
4) Psikiyatrik ilaçların tamamı, yasadışı sokak uyuşturucuların etkilerine benzer (sağlıklı beyinleri uyuşturan) bir uyuşturucu etkisine sahiptir. (Aslında psikiyatrik ilaçlar, ilaç değildir, onlara 'yasal (psikiyatrik) uyuşturucular' da diyebiliriz. Psikiyatrik ilaçların, 'uyuşturucu özellikli olduğunu' söyleyen görüşler ve/veya kanıtlar bulunuyordu. Hatta 'psikiyatrik ilaçların, uyuşturucu kapsamına alınması gerektiğini' ifade eden görüşler bile vardı. (Yanlış hatırlamıyorsam Joanna Moncrieff başlatmıştı bunu.) ("Psikiyatrik ilaçların... ilaç değil yasal psikiyatrik uyuşturucular olduğu" ile ilgili daha fazla detaylı bilgileri BURADAN ve BURADAN bakabilir ve daha fazlasını bloglarımızda bulup-okuyabilirsiniz.)
-- Yasadışı uyuşturucularla mücadeleye psikiyatrik ilaçlar da dahil edilmelidir...
Birazdan "psikiyatrik ilaçların neden ilaç değil de - dışarıda satılan esrar, eroin, kokain gibi yasadışı sokak uyuşturucuları kapsamında olduğunu ve/veya olması gerektiğini" kısaca detaylıca açıklayacağız. Bunları okuduğunuz da, psikiyatrik ilaçların neden 'uyuşturucu kapsamına alınması gerektiğini' anlayabilmiş olacaksınızdır. Umarız...
Bir düşünsenize... Esrar, eroin, kokain gibi 'insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturan, insanları sakat bırakan (yaralayan) ve hatta öldüren' yasadışı sokak uyuşturucular ile mücadele ederken.... bunlarla aynı etkiyi yapan (insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturan, insanları sakat bırakan (yaralayan) ve öldüren) psikiyatrik ilaçlarla hiç mücadele edilmemektedir. Halbu ki mücadele edilmelidir.
Çünkü... psikiyatrik ilaç olarak görülen "psikiyatrik uyuşturucular, yasadışı sokak uyuşturucularından bile çok daha tehlikeli bir yapıya sahiptir." Çünkü... YASALDIR, eczanelerde satılır ve bir psikiyatrist /doktor reçetesiyle kolaylıkla satın alınabilir. Yasal olduğundan dolayı... her eve rahatlıkla girebilmektedir.
Yasal olduğundan dolayı... insanların (özellikle de yaşlıların ve çocukların) sağlıklı beyinleri yasal uyuşturucular tarafından önce uyuşturulmakta ve genellikle uzun vadeler de (aylarca ve/veya yıllarca psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında)... genellikle kalıcı olabilen "kimyasal beyin hasarına" yakalanabilmektedirler.
Artı ayrıca... bununla birlikte (kalp sorunları, ani kalp krizleri, ani olan ve olmayan ölümler, kanser, diyabet vb gibi çok sayıda) çeşitli zihinsel ve fiziksel kalıcı ölümcül hastalıklara da yakalanarak SAKAT KALABİLMEKTEDİRLER (yani iyatrojenik olarak yaralanabilmektedirler). Artı ayrıca... psikiyatrik ilaçların hiçbiri akıl hastalıklarını tedavi etmemekte, edememekte - aksine akıl hastalıklarına sebep olmakta (akıl hastalıklarını yaratmakta) ve bunların artmasına, kötüleşmesine ve kalıcı hale gelmesine neden olabilmektedir.
- ABD'de bile psikiyatrik haplar, 'psikiyatrik uyuşturucular' olarak görülür..
ABD'de bile - düşünülenin aksine - dünya genelinde 'psikiyatrik ilaç' olarak görülen bu psikiyatrik haplar... aslında 'psikiyatrik uyuşturucular (psychiatric drugs)' olarak görülür. Muhtemelen... ilaç firmaları ve ilaç firmalarından mali gelir elde eden "akıl sağlığı profesyonelleri, politikacılar, yönetimler, devletler" ve en çok da "ana akım soykırımcı ve psikopat psikiyatri ve psikiyatristler" tarafından... İngilizce de 'uyuşturucu' olarak vurgulanan 'drug' kelimesi, 'ilaç' olarak değiştirilerek... uluslararası kamuoyu ve dünya toplumları aldatıldı ve psikiyatrik uyuşturucuların, 'ilaç' olarak piyasada kalması ve dünya toplumlarının bu zehirli kimyasalları kullanması sağlanıldı, diyebiliriz. Ve gerçekten de öyle oldu, dediklerini yaptılar; psikiyatrik haplar, uyuşturucu olarak değil, bir ilaç olarak görüldü.
"Muhtemelen ABD ve İngiltere gibi ana dili İngilizce olan ülkeler de... psikiyatrik haplar, ilaç olarak değil "psikiyatrik uyuşturucular" olarak görülürken... Türkiye gibi ana dili İngilizce olmayan diğer ülkelerde ise tam tersi... psikiyatrik uyuşturucular, "ilaç" olarak görüldü ve halen bile görülmeye devam ediyor."
Ve böylelikle, dünya genelinde onlarca yıl boyunca on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insanı... yasal uyuşturucularla (psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarıyla) zehirlediler. Sağlıklı beyinleri uyuşturdular, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarlarına sebep oldular, zihinsel ve fiziksel çeşitli kalıcı ölümcül hastalıklara sebep olarak... insanları sakat bıraktılar (yaraladılar) ve öldürdüler - ve bu sakat bırakmalar ve ölümler, ne yazık ki günümüz de halen bile devam edebilmektedir.
İşte bu gibi nedenlerle... her gün alınan bir /birden fazla psikiyatrik ilaç... sağlıklı beyinlere kimyasal bir mermi almakla eşdeğerdir. Şöyle ki...
Psikiyatrik ilaçların uyuşturucu etkisi... insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturur. Herhangi bir doğal psikolojik rahatsızlığı olan bir birey... bu uyuşturucunun etkisiyle, sakinleşir. Bu sakinleşme, 'psikiyatrik ilaçların akıl hastalığını tedavi ettiği' yanılgısına (masalına) yol açar. (Psikiyatristler, bunu kendi çıkarları için kullanır ve 'psikiyatrik ilaçların, akıl hastalığını tedavi ettiği' yalanını... hasta ve ailelerine söylerler. Toplumları, kamuoylarını (medyayı) ve
devletleri de bu şekilde kandırırlar.) Halbu ki gerçek öyle
değildir.
Psikiyatrik ilaçlar, sağlıklı beyinleri uyuşturduğu için... bireylerde sakinleşme ve sessizleşme oluşur; deyim yerindeyse yarı zombiye dönüşürler.. (Bu, her birey için geçerli olmasa da... genelde "ilk defa psikiyatrik ilaç kullanan bireyler" de buna benzer durumlar ortaya çıkabiliyor.) Bu sakinleşme (ve sessizleşme) aslında... sağlıklı beynin kimyasının (beyin kimyasının ve/veya organlarının) uyuşturulması ile ortaya çıkıyor. Bu durum da... söz konusu "akıl hastalığının semptomlarının bastırılmasına" neden oluyor.
"Tüm psikiyatrik uyuşturucuların (yani psikiyatrik ilaçların) çalışma prensibi aynıdır - değişmez. Hepsi sağlıklı beyinleri (beyin kimyasını ve/veya organlarını) UYUŞTURUR. Beyin kimyası uyuşunca... bireyler (hepsi olmasa da çoğu) - deyim yerindeyse eğer afallamaya başlar ve sonra - sakinleşir. Bu sakinleşme... söz konusu "akıl hastalığının - yani psikotik semptomların - bastırılmasını" sağlayan bir sakinleşmedir. "Akıl hastalığının tedavisi" değildir. Buna rağmen ana akım psikopat psikiyatri ve psikiyatristler (ve ilaç firmaları)... psikiyatrik uyuşturucuların (psikiyatrik ilaçların)... sağlıklı beyinleri uyuşturmasını ve uyuşturarak "psikotik semptomların bastırması" eylemini... "psikiyatrik ilaçların akıl hastalıklarını tedavi ettiği" gibi masalsı bir anlatıya dönüştürürler."
BURAYA DİKKAT EDİN.. Bu uyuşma... sözde hayali akıl hastalığını hiçbir şekilde tedavi etmiyor, iyileştirmiyor; beyin uyuştuğu için, sadece bu semptomlar bastırılmış oluyor.. (Psikiyatristler bu gerçeği biliyorlar ancak bu gerçeği hastalardan, ailelerinden, toplumdan ve devletlerden saklıyorlar.. Onları 'bu psikiyatrik ilaçlar, akıl hastalığını tedavi ediyor' diye aldatıyor ve kandırıyorlar.)
Her kim olursa olsun, akıl hastalığı olmayan kişiler de bile... bu tür uyuşturucu etkisi olan psikiyatrik ilaçları aldıkların da... aynı uyuşma ve sakinleşmeler... onlar için de söz konusu olur. Çünkü, "akıl hastası olarak gözüken kişilerin beyinleri" ile "akıl hastası olarak gözükmeyen kişilerin beyinleri" arasında hiçbir fark yoktur. Bu gerçek, MR gibi radyolojik testlerle de sabitlenmiştir. Bunun gibi çok sayıda kanıtlar... sözde hayali "akıl hastalıklarının beyinde değil, insanın kendi ruhunda olduğunu" bize rahatlıkla gösterebilmektedir.
- "Beyin de olmayan bir şeyi, tedavi edemezsiniz."
Psikiyatrik ilaçlar da dahil istediğiniz kimyasalları kullanın... bunların hiç biri, beyinde olmayan bir şeyi tedavi edemez. Zaten etmiyorlar da.. - "Ne yapıyorlar?" - Psikiyatrik ilaçların tamamı... hem beyin sağlığı hem de vücut sağlığı için... oldukça öldürücü ve zarar verici çok tehlikeli zehirli kimyasallar içerir. Bu zehirli kimyasallar... sağlıklı beyinleri uyuşturur. (Yaptığı şey sadece budur.) Bu uyuşma ile semptomlar "bastırılmış" olunur. Bu, semptomların bastırılması... kasıtlı ve yanlış bir şekilde 'psikiyatrik ilaçların, akıl hastalığını tedavi ettiği' yanılgısına neden olur. Bu yanılgı... ana akım psikopat psikiyatrinin ve psikiyatristlerin "hastalara, ailelerine, toplumlara, medyaya ve devletlere" karşı en çok kullandığı çarpıtmalardan biridir.
Muhtemelen ana akım psikiyatristler, "psikiyatrik ilaçların, etkisiz ve zarar verici olduğu gerçekleri" bilirler ama bunu, kamuoyunda dile getirmezler. Bunların ezici kanıtlar olmasına rağmen "komplo teorisi" gibi safsatalar olduğunu iddia ederler ve bunlara karşı gelirler - 'psikiyatrik ilaçların, akıl hastalıklarını tedavi ettiği' yalanına sarılarak... bu uyuşma gerçeğini bu şekilde çarpıtarak, kendi lehlerine karşı kullanırlar...
Psikiyatrik ilaçların, sağlıklı beyinleri uyuşturması, öyle hafife alınacak bir durum değildir. Bu zehirli kimyasallar sürekli alındığında (yani genellikle uzun vadelerde "aylarca ve/veya yıllarca" kullanıldığında)... zamanla beyinde birikerek, deyim yerindeyse sağlıklı beyinlerin iflas etmesine neden olur - yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yol açar. (Bu kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarı, bazen bazı insanlar için, kısa vadelerde de (anında /günlerce /haftalarca sonrasında da) gerçekleşebilir.)
* Bir tane verilen psikiyatrik ilaç, akıl hastalıklarını tedavi edemiyorsa... birden fazla verilen psikiyatrik ilaçlar ise hiç tedavi edemez. Aksine bireylerin hızlı bir şekilde KISA VADEDE ÖLÜMLERİNE ve SAKAT KALMALARINA sebep olur.
(DİPNOT 94) : Zihinsel engelli bireylerin kaldığı bir bakımevinde, bayan bir hemşireye (muhtemelen psikiyatri hemşiresi olması lazım), bir keresinde 'psikiyatrik ilaçların zararlarından" bahsederek... kardeşimizin "daha kötü duruma düşmesini engellemek" amacıyla... bu "zehirli kimyasalların (yani psikiyatrik ilaçların) zamanla azaltılması gerektiğinden ve daha sonra da psikiyatrik ilaçların tamamen bırakılmasının öneminden' vs bahsetmiştim. O hemşire bana -hatırladığım kadarıyla - ("psikiyatrik ilaçların zararlı olmadığını" ima ederek herhalde)... bakımevinde kalan hastalardan birine (/bir kaç tanesine, tam hatırlayamıyorum) "her gün 20 tane psikiyatrik ilaç verdiklerini" söylemişti.
"Aslında buna hiç şaşırmamıştım. Çünkü, psikopat psikiyatristler tarafından kardeşime de buna yakın (tam hatırlayamıyorum ama her gün 6 ile 10 adet (belki de daha fazla) arasında olması lazım) psikiyatrik ilaç kullanımı vermişlerdi. Bu, psikopat psikiyatristler o kadar çok tehlikeli kişiler ki... bunlara insan demek, insanlığa yapılan bir hakaret olur herhalde..."
Bakımevi hemşiresi, bana öyle söyleyince... ona, burada hayatları boyunca (ölene kadar) kalmak zorunda olan insanların "mevcut durumları" aklıma geldi ve ona, - (hatırladığım kadarıyla) 'zaten onları bu hale getiren (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmasına sebep olan) şeyin, psikiyatrik ilaçlar olduğunu' vs söylemiştim.
Bu insanların, muhtemelen hem sivil hayatta "kendi evlerinde" (çünkü muhtemelen insanların bu hale gelmesine sebep olan psikiyatrik ilaçların... halen bile milyonlarca evlerde, hanelerde kullanıyor olabildiğini düşünürsek, kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına maruz kalma ve yakalanma durumu evlerde de gerçekleşebiliyor ve)... hem de (bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri, huzur evleri, akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri ve devlet ve üniversite hastanelerinin psikiyatri poliniklik ve servisleri ile TRSM adını verdikleri bölümler gibi) diğer zihinsel engelli 'akıl sağlığı birimlerinde'... neden bu hale düştüklerini... şimdi daha iyi anlamaya başlamıştık.
Aslında bu kadar çok zehirli psikiyatrik ilaç... sadece kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına sebep olmuyordu. Bu tür zihinsel engelli bireylerin... psikiyatrik ilaçlar tarafından ölümcül diğer kalıcı bedensel hastalıklara da (kalp sorunları, kalp krizleri, diyabet, kanser vb gibi) sebep oluyordu. (Tüm bunlar, psikiyatrik ilaçların ortaya çıkarılan ölümcül zararları ile ilgili kanıtlarla sabittir.)
Hergün bir tane verilen psikiyatrik ilaç... (lisanslı psikopat psikiyatristler tarafından (DSM ve ICD ile kitaplaştırılarak) önceden kurgulanmış sözde hayali) akıl hastalıklarını tedavi edemiyorsa (ve beyne ve bedene açıkça öldürücü zararlar veriyorsa)... birden fazla verilen psikiyatrik ilaçlar ise hiç tedavi edemez. Ve aksine insanların yavaş yavaş ÖLÜME daha yakın olmasına neden olur. - Yani beyin ve vücut sürekli olarak kimyasallarla zehirlenmeye devam ettikçe... hastaların ölüme olan yakınlaşmaları daha da hızlı olur. Bu, psikiyatrik ilaçların hayatları en az 20 yıl kısalttığı gerçeği ile örtüşmektedir. Çeşitli kalıcı ölümcül zihinsel ve fiziksel hastalıklara yakalanmalarını (yani sakat kalmalarını -yaralanmalarını) ise hiç saymıyoruz bile... (Yazık değil mi, bu zihinsel engelli masum insanlara?)"
* Akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar burada kalmak zorunda olan masum insanların... sağlıklı beyinlerini iflas ettiren (yani kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanmalarına sebep olan) şeyin... psikiyatrik ilaçlar olduğunu /olabileceğini bilmek önemlidir..
(DİPNOT 95) : Günümüz de... muhtemelen 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, rehabilitasyon merkezleri, huzur evleri ve bakım evleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde... hayatları boyunca (yani ölene kadar) buralar da kalmak zorunda olan insanların (hepsi olmasa da) büyük çoğunluğunun... - en azından sivil hayattayken psikiyatrik ilaç tedavisi gören bireylerin - bu hale gelmesine (yani sağlıklı beyinlerinin İFLAS EDİLMESİNE (kimyasal beyin hasarına yakalanmasına) sebep olan şeyin... zehirli kimyasallar içeren psikiyatrik ilaçlar olduğunu /olabileceğini bilmek önemlidir. (Tabii psikiyatrik ilaçlar da dahil... insanların sağlıklı beyinlerine 420 volta kadar elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesi (ECT) gibi uygulamaları içeren... diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı.... fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarlarına uğratılan insanlar da bunlara dahildir, diyebiliriz.)
Sağlıklı beyinleri iflas ettiğinden (yani kimyasal beyin hasarına yakalanmalarından) dolayı bu masum insanlar... bu korkunç akıl sağlığı birimlerinde... ölene kadar kalmak zorunda kalan kişilerdir. Bu masum insanları, bu hale getiren şeyler... çok farklılıklar gösterebilse de.... muhtemelen psikiyatrik ilaçlar ile birlikte ECT (elektroşok - beyne, elektrik verilmesi) gibi... beyin için oldukça zararlı (hasar verici) - sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler (müdaheleler)... bu masum insanları bu hale getiren en büyük etkenlerden biridir, diyebiliriz.
Özellikle de psikiyatrik ilaçların, dünya çapında on /yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla) insan tarafından kullanıldığını düşünürsek... her yıl en az tahmini 1 milyondan fazla insanın, psikiyatrik ilaçlar tarafından ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ (/öldürülmüş olunabileceğini) söyleyebiliriz. Ki bu tahmini rakam... sadece batı dünyasında (muhtemelen sadece ABD ve Avrupa'da) - 2015 /2015 öncesi tarihli ölümleri - içeriyor. Türkiye'de dahil dünya geneli için bu rakam çok daha fazla olabilir. Tahmini olarak dünya genelinde her yıl birkaç milyon insan (belki de daha fazla)... psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürülüyor olunabilir. Psikiyatrik ilaçlar tarafından zihinsel ve fiziksel sakat bırakılanları (iyatrojenik yaralananları) ise hiç saymıyoruz bile. Onları da eklersek... psikiyatrik ilaçlar tarafından sakat bırakılan ve öldürülen insan sayısının çok daha fazla olabileceğini tahmin edebiliriz.
* Ana akım psikiyatri sektörü... her yıl işlemiş olduğu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırımdan dolayı... 20. ve 21. yüzyılın en büyük gizli soykırımını gerçekleştiriyor..
(DİPNOT 96) : Muhtemelen ana akım psikiyatri sektörü, (zehirli psikiyatrik ilaçların piyasaya çıktığı tarihlerden itibaren)... 20. yüzyılın ilk yarısında (1950-1999) her yıl düzenli olarak işlemiş olduğu GİZLİ PSİKİYATRİK VAHŞET VE SOYKIRIMLARI... günümüzde 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de (2000-2025) devam ettirmiş gibi görülüyor. Ve bu gizli vahşet ve soykırımın... halen bile devam ettiğini düşünürsek... ana akım psikiyatrinin... gizli vahşet ve soykırımından dolayı... toplamda kaç on /yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insanın öldürdüğünü... ve zihinsel ve fiziksel olarak sakat bıraktığını (yaraladığını) da... tahmin etmek hiç de zor olmayabilecektir, diyebiliriz..
Muhtemelen ana akım psikiyatri sektörü... dünyada her yıl düzenli olarak... 20. ve 21. yüzyılın - dünyanın - en büyük gizli soykırımını gerçekleştiriyor. Ama insanlar, bu gerçeğin halen farkında bile değil. Büyük olasılıkla ana akım tıp (ve doktorları)... bu gerçeğin farkında ama nedense... her yıl düzenli olarak işlenen bu gizli psikiyatrik vahşet ve soykırıma sessiz kalıyor. Ve sadece sessiz kalmakla yetinmiyor - ayrıca bu psikiyatrik vahşet ve soykırımların üzerini örtmeye (yani biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahaleler sonucu iyatrojenik olarak sakat
bırakılan ve öldürülen insanların... asıl yaralanma ve ölüm nedenlerini... başka başka şeylerin, sebeplerin üzerine atarak - yani örtbas etmeye) çalışarak... destek bile veriyor, gibi görülüyor.
Tüm olup-bitenlere ve tüm gerçeklere rağmen... asıl gerçek nedenler... - (ana akım psikiyatri, ana akım tıp ve diğer ana akım meslek gruplarına hizmet (itaat) etmeyen) - dürüst "psikiyatristler, dürüst doktorlar, dürüst araştırmacılar, gazeteciler, aydınlar, avukatlar, savcılar, diğer dürüst hukukçular, politikacılar ve sivil toplum örgütleri ve bireyler" tarafından tek tek ortaya çıkarılıyor. Ana akım tıp ve ona hizmet (itaat) eden doktorlar ise... - yukarıda da dediğimiz gibi - tüm bu olup-bitenleri sadece seyretmekle yetiniyor hatta "asıl nedenleri" örtbas ederek destek bile verebiliyor. Dolayısıyla ana akım psikiyatriye karşı... 'nasıl bir yaptırım vereceği' ve psikiyatriyi 'tıp fakültelerinden nasıl atacağı' vb konusunda oldukça isteksiz gibi gözüküyor.
* DÜRÜST PSİKİYATRİSTLERİN... VE ŞARLATAN VE PSİKOPAT PSİKİYATRİSTLERİN TARİFİ..
(DİPNOT 97) : (Bu konuyu hem yukarıda kısaca hem de bloglarımızda detaylıca irdelemiştik. Şimdi burada da kısaca ele alalım.) "DÜRÜST PSİKİYATRİST" kimdir, buna bir bakalım.. Bu, çok önemlidir. Çünkü, insanlar /okuyucular 'dürüst psikiyatrist' denince muhtemelen "iyi niyetli" olarak gördükleri (aslında iyi niyetli değiller, bunların nedenlerini tek tek anlatmaya çalışacağız) kendi (yada tanıdıkları) psikiyatristlerinin de "dürüst olduğunu"... yanlış bir şekilde düşüneceklerdir. Ancak "dürüst psikiyatrist" tarifi... onların düşündüğünden çok farklıdır.
Zaman zaman sizlere "dürüst psikiyatristlerden" bahsettik. 'Dürüst psikiyatriler hariç..." gibi ifadeler kullandık.. 'Dürüst psikiyatriler hariç..." dediğimiz de... aklınıza 'her gördüğünüz ak sakallı dedeyi NUR YÜZLÜ sanma' atasözüne /deyimine benzer... "her gördüğünüz /tanıdığınız psikiyatristi 'dürüst" olarak görmemeniz için" bu tarifi veriyoruz..
Muhtemelen dürüst psikiyatristler... özellikle ana akım psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyen ve psikiyatrik ilaçların zehirli olduğunu ve hem beyin hem de vücut için "ölümcül zararlarını" bildiğinden dolayı... bu zehirli psikiyatrik ilaçları... hiç bir şekilde hastalarına REÇETE ETMEYEN, ÖNERMEYEN ve hastalarını İLAÇSIZ TEDAVİ YÖNTEMLERİNE yönlendiren / bunları kendileri UYGULAYAN psikiyatristlerdir. Bunlar, sadece psikiyatrik ilaçlar ile ilgili değil, insanların sağlıklı beyinlerine elektrik (elektroşok - ECT) verilmesi gibi... diğer zararlı - sakat bırakıcı ve öldürücü - biyopsikiyatrik tedavileri (ve müdaheleleri) için de geçerlidir. Dürüst psikiyatristler... hem beyin hem de vücut için oldukça tehlikeli, zehirli ve ölümcül olan bunların hiçbirini... önermeyen, reçete etmeyen ve uygulamayan psikiyatristlerdir. Dolayısıyla bunların haricindeki hiç bir psikiyatrist, dürüst değildir.
Eğer bir psikiyatrist, bunları uyguluyorsa... yani hiçbir işe yaramayan aksine hem beyin hem de vücut için oldukça zehirli, zararlı ve öldürücü olan psikiyatrik ilaçları reçete ediyorsa... ve ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (ve müdaheleleri) öneriyor veya uyguluyorsa... bilin ki, o psikiyatrist "dürüst bir psikiyatrist değildir." O apaçık şarlatan ve psikopat bir psikiyatristtir.
"Eğer bir psikiyatrist... bireylerin psikiyatrik ilaçlardan dolayı zihinsel ve fiziksel olarak daha fazla zarar görmemeleri için... "ilaç bırakma girişimlerine yardımcı olmak" şartıyla... psikiyatrik ilaçları "kademe kademe yavaş yavaş azaltma" amacıyla veriyorsa... o zaman bu, şarlatan ve psikopat psikiyatrist tarifine girmez - "dürüst psikiyatrist" tarifine girer. Bunun tam tersi ise... şarlatan ve psikopat psikiyatristliğin tanımına girer."
Eğer psikiyatristler, psikiyatrik ilaçları... hastalarının 'ilaç bırakma girişimlerine yardımcı olmak" amacıyla... kademeli olarak yavaş yavaş azaltacak şekilde... hastalarına reçete ediyorsa... o zaman bu başkadır. Ancak bunun tam tersi olarak... bu psikiyatrist, bununla birlikte diğer hastalarına psikiyatrik ilaçları (tek bir alternatif olarak) normal bir şekilde reçete de ediyorsa, o zaman o psikiyatrist, gerçek anlamda dürüst bir psikiyatrist değildir. (Bir yandan birilerine psikiyatrik ilaçları azaltmak için kademeli azaltma ile reçete yazacaksın... öte yandan psikiyatrik ilaçları normal bir şekilde başka birilerine reçete edeceksin.) Bu, dürüstlüğe sığmayan, yakışmayan... iki yüzlü bir yaklaşımdır. Psikiyatrik ilaçların zehirli, sakat bırakıcı ve öldürücü olduğunu biliyorsan... normal bir şekilde kimseye reçete etmeyeceksin. Reçete ediyorsan.. sen hastalarının hem beyin hem de beden sağlıklarını... gerçekte umursamıyorsun demektir. Bu, dürüstlük değildir.
"Dürüst psikiyatristler... psikiyatrik ilaçları sadece hastaların "ilaç bırakma girişimlerine yardımcı olmak" amacıyla... "kademeli olarak yavaş yavaş azaltılmasına" yardımcı olan... ama psikiyatrik ilaçları hiç bir şekilde normal olarak hastalarına reçete etmeyen psikiyatristlerdir. Bunların haricindekiler açıkça şarlatan ve psikopat psikiyatristlerdir."
* Dürüst psikiyatristler hariç... Psikiyatristlerin tamamı lisanslı şarlatan ve psikopattır. Çünkü...
(DİPNOT 98) : (Bu konuyu da hem yukarıda kısaca hem de bloglarımızda detaylıca irdelemiştik.) Ana akım psikiyatristlerinin tamamı... psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... aslında "işe yaramadığını, akıl hastalıklarını tedavi etmediğini, edemediğini, tam tersine akıl hastalıklarına sebep olduğunu - bunları artırdığını, kötüleştirdiğini, sadece insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturarak, mevcut psikotik semptomları bastırdığını ve bu vb ile birlikte... insanların sağlıklı beyinleri ve vücutları için oldukça sakat bırakıcı ve öldürücü zararlar verdiğini, ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere de sebep olduğunu vb gibi - ve şu an aklımıza gelmeyen - daha pek çok zararlara da sebep olduğunu".... gayet çok iyi bilmektedirler.
Dolayısıyla tüm bunları bilen ve bildikleri halde... bu sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavileri (müdaheleleri) reçete eden ve uygulayan ana akım psikiyatristlerin tamamı... şarlatan ve psikopat bir zihniyete sahiptirler, diyebiliriz. Şarlatan ve psikopattırlar çünkü... - yukarıda da belirttiğimiz gibi - (sözde hayali "akıl hastalıklarını gerçekte tedavi etmediklerini (ve tedavi edemediklerini) ve zararlı ve öldürücü olduklarını" bildikleri halde... psikiyatrik ilaçları reçete ederek).... insanların sağlıklı beyinlerine kalıcı olarak zarar (fiziksel ve/veya kimyasal beyin hasarları) verebilmektedirler. Ve bunları 'akıl hastalıklarının tedavisi' adı altında... bilerek ve kasıtlı olarak yapmaktadırlar. (Soykırımcı ana akım psikiyatrinin en önemli özelliklerinden birisidir de budur zaten.. Bu şarlatan ve psikopat psikiyatristleri kullanarak... bilerek ve kasıtlı olarak soykırım yapmaktadır.) Bunlar da onları (psikiyatristleri)... hem şarlatan hem de psikopat haline getirmektedir.
"Ana akım psikiyatristleri... dünyanın (20. ve 21. yüzyılın) en tehlikeli lisanslı psikopatlarıdır."
Ayrıca bunları, 'lisanslı doktor' ünvanı ile YASAL olarak yaptıkları için de... bu "yasallık" psikiyatristleri... 'lisanslı şarlatan ve psikopat' haline dönüştürmektedir. Zaten insanlık için en tehlikeli olan da budur. İnsanlara zarar verici (öldürücü ve sakat bırakıcı) eylemleri... 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında yasal yollardan yapıyorsanız... bu sizi, "insanlık için en tehlikeli birisi" haline getirir /getirebilir. Ki muhtemelen bu nedenden dolayı da... psikiyatristler, "dünyanın en tehlikeli psikopatları' olarak... tarihe adını - bu şekilde - yazdırmışlardır da, diyebiliriz. Şöyle ki...
- Gizli vahşet ve soykırımları... kimler gerçekleştiriyor?
(DİPNOT 99) : Eğer örnek vermek gerekecek olursak... Adolf Hitleri ve diğer soykırımcı psikopat liderleri buna örnek gösterebiliriz. Ama aslında tarihe adını "soykırımcı / soykırımcı psikopat liderler" olarak yazdıran Adolf Hitler ve diğer soykırımcı liderlerden... çok daha tehlikeli olanlar da vardır. Onlar... bu kendi soykırımlarını - öyle Adolf Hitler ve diğer soykırımcı liderlerin yaptığı gibi - açık alanda, ulu ortada değil - gizli saklı bir şekilde yaparlar. Sessiz sedasız, gizlice ve kimsenin ruhu bile duymadan... hem de YASAL bir şekilde.
Muhtemelen tahmin etmişsinizdir. İnsanın aklına sadece psikiyatristler geliyor ama maalesef sadece onlar değil. "Beyaz Gömlekliler" olarak da bilinen doktorlar da... maalesef yasal olarak "bedensel hastalıkların tedavisi" vb gibi adlar altında... bilerek /bilmeden yapılan "hatalı tedaviler" sonucu... insanları "sakat bırakabiliyor" ve "öldürebiliyor." Ve maalesef bunların neredeyse büyük çoğunluğu bir şekilde... bir takım tıbbi terimler kullanılarak... "yanıltıcı tıbbi veriler" ile örtbas edilebiliyor. İşte bu örtbas etmeler nedeniyle de... gizli bir şekilde işlenilen ama ortaya çıkarıl-a-mayan (/çıkartılmak istenilmeyen) "tıbbi alandaki - vahşet ve soykırımlar" olarak karşımıza çıkabiliyor.
Tabii gizli bir işekilde yapılan ve kasıtlı /kasıtsız olarak görül-e-meyen bu vahşet ve soykırımlar... sadece tıp ve psikiyatri dünyasında yaşanmıyor. Devletler, politikacılar, emniyet ve yargı birimleri de dahil... pek çok kamusal alanda da - hem de YASAL bir şekilde ama üzerleri örtbas edilerek - yaşanabiliyor. Uluslararası devletler ve bunlara bağlı uluslararası örgütler tarafından da... dünya genelinde bir takım vahşet ve soykırımlar... gizli bir şekilde yaşanabilmektedir. Savaş ortamlarında yapılan vahşet ve soykırımlardan bahsetmiyoruz. Onlar göze görülen ve açıkça yapılan vahşet ve soykırımlardır.
Asıl tehlikeli olanlar... "göze gözükmeden, açıkça yapılmayan, gizli saklı yapılan" vahşet ve soykırımlardır. Bunları da en çok - öyle sandığınız gibi - sadece "kabile devleti" olarak görülen devletler (genellikle demokrasiden, medeniyetten uzak, gelişmemiş... 2. ve 3. dünya ülkeleri olarak görülen devletler) değil... "demokrasi" ile yönetilen devletler de yapabilmektedir. Hem kendi ülkelerinde hem de dış ülkeler de... bu gizli vahşet ve soykırımları gerçekleştirebilmektedirler.
Kendi ülkelerinde gerçekleştirdikleri - gizli - vahşet ve soykırımların neredeyse tamamı... "politik, kişisel ve parasal (mali) çıkarlara" dayalı gibi görülüyor. Gizli vahşet ve soykırımlar... her kamusal alanda gerçekleşebilirken... özellikle "sağlık alanında" kendini daha çok gösterebiliyor. Tıp alanında işlenilen vahşet ve soykırımlar... muhtemelen diğer kamusal alanlarda - gizli bir şekilde - gerçekleştirilen vahşet ve soykırımlardan... çok daha fazla ve çok daha derin gibi görülüyor. Tıp alanında gerçekleşen gizli vahşet ve soykırımlar (gizlenmiş tıbbi hatalar sonucu oluşan iyatrojenik yaralanma ve ölümler)... genellikle tıp alanındaki hekimlerin (doktorların)... kendi kişisel hatalarından kaynaklanabiliyor. Ve her doktorun yapmış olduğu tıbbi hatalar (sonucu oluşan gizlenmiş iyatrojenik yaralanma ve ölümler) bu şekilde biriktiğinde ise... işte böyle çok korkunç, gizlenmiş vahşet ve soykırımlar ortaya çıkabiliyor.
- Gizli kitlesel vahşet ve soykırımları... kimler gerçekleştiriyor?
"Ana akım psikiyatri... - onlarca yıldan beri - kitlesel vahşet ve soykırımlar işliyor."
(DİPNOT 100) : Tabii bununla birlikte KİTLESEL olarak yapılan "SAKAT BIRAKILMA ve ÖLDÜRÜLMELER" ise... ayrıca başka bir gizlenmiş vahşet ve soykırımları içerebilmektedir. Örneğin... covid ve covid aşılama dönemlerini hatırladığımız da... covid aşılarının iyatrojenik olarak sakat bırakılmalara ve ani ölümler de dahil çeşitli iyatrojenik ölümlere sebep olduğu bilindiği halde... covid aşılarından dolayı - şimdiye kadar - kaç kişinin sakat bırakıldığı ve öldürüldüğü halen şu an bile meçhuldur. İşte bu da tıp alanında - ama gizlenmiş şekilde, üzerleri örtülerek, örtbas edilerek - gerçekleşen GİZLENMİŞ KİTLESEL VAHŞET ve SOYKIRIMLARDIR, diyebilriiz.
Tabii tıp alanında doktorların... bilerek /bilmeden, kasıtlı /kasıtsız olarak yaptıkları... "kendi kişisel tıbbi hatalarından" dolayı ortaya çıkan "tıbbi hatalar" sonucu oluşan.... iyatrojenik olarak sakat bırakılma ve öldürülmelerin... asıl nedenlerinin üzerlerinin örtbas edilerek örtülmesi durumu... onlarca yıldan beri sürdüğünden dolayı... ölenler de dahil olmak üzere - sayısı belirsiz - tamini milyarlarca insanın kalıcı ve ölümcül zararlar gördüğünü düşünürsek... buna da "kitlesel vahşet ve soykırımlar" denilebilir.
Ve aslında bu üzerleri örtbas edilerek işlenen kitlesel vahşet ve soykırımlar... sadece ana akım tıp dünyasında değil... ana akım psikiyatride de yaşanıyor - hem de bu da onlarca yıldan beri. Ancak burada ana akım psikiyatriyi... ana akım tıp dünyasından ayıran çok özel bir durum olduğu için... ana akım psikiyatrinin "gizli kitlesel vahşet ve soykırımları" işlemesindeki rolü... çok daha farklı bir şekile bürünüyor.
"Ana akım tıp ve doktorları... radyolojik ve biyolojik test sonuçlarına göre... fiziksel (bedensel) hastalıkları tedavi etmeye çalışırken... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler ise radyolojik ve biyolojik test sonuçlarına göre değil... tamamen gözlemlere dayalı olarak (ve beyinde olmayan bir şeyi)... sözde tedavi etmeye çalışırlar."
Yani sözde hayali "akıl hastalıklarının beyinde olmadığını" bildikleri halde... insanların sağlıklı beynini zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile zehirleyerek sözde tedavi etmeye çalışırlar. Ancak bunda başarılı olamazlar. Yani sözde hayali "akıl hastalıklarını tedavi edemezler - tam tersine akıl hastalıklarına neden olurlar, onları yaratırlar ve onların daha da artmasına, kötüleşmesine ve kalıcı kimyasal beyin hasarlarına ve pek çok zihinsel ve fiziksel kalıcı ve ölümcül hastalıklara ve rahatsızlıklara ve ani ölümler de dahil çok sayıda çeşitli iyatrojenik ölümlere" de neden olurlar. Hem de bunları YASAL yollardan bilerek ve kasıtlı olarak yaparlar.
Ana akım tıp doktorları... bedende olan gerçek fiziksel bir hastalığı tedavi ederler ve verilen ilaçlı ve ilaçsız tedaviler... bedendeki fiziksel hastalığı tedavi edip, insanları iyileştirirken... ana akım psikiyatristler ise... beyinde olmayan bir şeyi - yani sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi etmeye çalışırlar. Ancak bunda başarılı olamazlar - tam tersine bireylerde hem zihinsel hem de fiziksel olarak kalıcı ve ölümcül zararlara yol açarlar. Ve bunun adına da "akıl hastalıklarının tedavisi" derler.
Ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... - beyinde olmayan bir şeyi "hayali akıl hastalıklarını" - genellikle zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ile tedavi etmeye çalıştıkları ve bunda da başarılı olamadıkları için olsa gerek... insanların sağlıklı beyinlerine 420 volta kadar elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesini içeren ECT gibi... diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerle (müdahelelerle) de... insanlara hem zihinsel hem de fiziksel olarak çok ciddi kalıcı ve ölümcül zararlar verdiler. Ve insanların iyatrojenik olarak sakat bırakılmalarına ve öldürülmelerine neden oldular. Ve bu onlarca yıldan beri devam ettiği için de... muhtemelen dünya genelinde sayısı belirsiz tahmini (ölenler de dahil) milyarlarca insan... sakat bırakıldı ve öldürüldü.
İşte ana akım tıp doktorları ile ana akım psikiyatristlerin arasındaki temel ayırım burada yatmaktadır. Muhtemelen ana akım tıp dünyasındaki... - onlarca yıldan beri süregelen - kitlesel olan ve olmayan vahşet ve soykırımlar... bilmeden ve kasıtsız olarak yapılırken... ana akım psikiyatrideki... - onlarca yıldan beri süregelen -kitlesel vahşet ve soykırımlar ise (sözde verdikleri ilaçlı ve ilaçsız diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... tüm kalıcı ve ölümcül zararlar bilindiği halde)... bilerek ve kasıtlı olarak yapılmaktadır.
İşte bu vb gibi nedenlerden dolayı da... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... onlarca yıldan beri psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını... "kitlesel" olarak yapmaktadır, diyebiliriz. Yani... ana akım psikiyatri ve psikiyatristler... onlarca yıldan beri kitlesel olarak (psikiyatrik) vahşet ve soykırımlar işliyor. Ve ana akım tıp dünyası ve doktorları ise... tüm bu olup bitenlere ya seyirci (sessiz) kalıyor yada "örtbas etme kültürü" ile destek vermeye çalışıyor, gibi görülüyor.
"Binaaley... insanlık tarihi boyunca.. hem gizli hem de açık bir şekilde vahşet ve soykırımlar yaşanmıştır. Tıp sektöründe de yaşanmıştır ancak bunlar arasında en dikkati çeken ise... ana akım psikiyatrinin - onlarca yıldan beri gizli bir şekilde - işlediği "VAHŞET VE SOYKIRIMLARI"... "KİTLESEL" olarak yapmasıdır."
Dolayısıyla ana akım psikiyatristleri... bu kitlesel psikiyatrik vahşet ve soykırımları... "bilerek, isteyerek ve kasıtlı" olarak işledikleri (yaptıkları) için... gerçekten "dünyanın en tehlikeli psikopatları" ünvanını da hak etmiş oluyorlar. Üstelik bunu YASAL yollardan "yasal yetkilerle" yaptıkları için de... ana akım psikiyatristlerine "lisanslı şarlatan psikopatlar" demek de yanlış olmayacaktır herhalde.
Daha önce Adolf Hitler mi demiştik? Dışarıdaki psikopatları mı söylemiştik? Dünyadaki tüm soykırımcıları ve psikopatları bir araya getirseniz... bunların hiç biri... ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin işlemiş olduğu... kitlesel vahşet ve soykırımlarının (yani psikopatlıklarının) eline su bile dökemezler. - "Siz, kıtır kıtır gülün ama ne yazık ki gerçek budur."
'Psikiyatristler de, bizim gibi insandırlar' diye düşünüyorsanız çok yanılıyor olabilirsiniz. Eğer gerçek bir insan (yani gerçek bir vicdan sahibi) olsalardı... bu ana akım psikiyatriye hizmet etmez ve insanları öldüren ve sakat bırakan psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilere (müdahelelere) karşı mücadele verirlerdi.
Ancak bunları yapmak yerine, ana akım psikiyatriye hizmet (itaat) etmeyi tercih ettiler ve ana akım psikiyatrinin işlediği "İNSANLIK SOYKIRIMININ bir parçası" olmayı yeğlediler. Ve muhtemelen her yıl en az 1 milyondan fazla insanı ÖLDÜRDÜLER (dünya geneli için bu sayı belki de çok daha fazla korkunç sayıda olabilir) ve halen bile öldürmeye devam ediyorlar. Psikiyatrik ilaçlardan ve ECT gibi diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı sakat bırakılanları (iyatrojenik yaralananları) ise hiç saymıyoruz.. Onları da katarsak, bu hakikaten muhtemelen "dünyanın en büyük kitlesel vahşet soykırımlarından" biri ile karşı karşıya olduğumuzu anlayabilmiş oluruz. Umarız..
"Tüm bunlar bize, en azından ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin... 'İNSANLIĞIN BAŞINA GETİRİLMİŞ, EN BÜYÜK BELALARDAN BİRİ' olduğunu rahatlıkla anlatabilmektedir diyebiliriz."
* Tüm dünyada akıl sağlığı birimlerinde... ölene kadar buralarda kalmak zorunda olan masum insanlar... psikiyatrik ilaçlar tarafından yavaş yavaş ÖLDÜRÜLÜYOR MU?
(DİPNOT 101) : Dünya çapında 'akıl hastası (deli)' etiketi yapıştırılmış insan sayısının... tahmini olarak, 1 milyardan fazla (2021) olduğunu düşünürsek... Ve bu insanların hepsinin (%100)ünün (/ %75'inin, / %50'sinin), psikiyatrik ilaç kullandığını varsayarsak...
Muhtemelen... dünya genelinde her yıl, on /yüz milyonlarca (belki de 1 milyardan fazla) insanın... (hem de genellikle kendi evlerinde), sağlıklı beyinlerine psikiyatrik ilaçların neden olduğu kimyasal beyin hasarına (kimyasal lobotomiye) maruz kaldıklarını (/kalıyor olabileceklerini) rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi - kimyasal lobotomiye maruz kalmak... psikiyatrik ilaçlardan dolayı sağlıklı beyinlerde... kalıcı kimyasal beyin hasarına sebep olabilecek... zararın "başlangıcını ve devamını" gösteren bir süreci ifade eder. Kimyasal lobotomiye yakalanma ise... bu maruz kalma sürecinin tamamlandığını ve kalıcı olan ve/veya olmayan kimyasal beyin hasarına yakalanıldığını (uğratıldığını) ifade eder.
Dolayısıyla tüm dünyadaki akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar buralarda kalmak zorunda olan masum insanların... psikiyatrik ilaçlar tarafından yavaş yavaş ÖLDÜRÜLMESİ durumu gerçeği... psikiyatrik ilaçların "insanların hayatlarını kısalttığı" gerçeği ile örtüşmektedir.. Kimyasal lobotomiye maruz kalma olayı... akıl sağlığı birimlerinde ölene kadar buralarda kalmak zorunda kalan (genellikle psikiyatrik ilaçlar tarafından sağlıklı beyinleri iflas etmiş - kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına yakalanan) masum insanlar için... psikiyatrik ilaçların "alınmaya devam edilmesi" durumunda... muhtemelen ileri de onlar için sonu kaçınılmaz bir ÖLÜM ile yüzleşmeleri anlamına gelebilir. Çünkü, muhtemelen bu zehirli psikiyatrik ilaçların alınmaya devam edilmesi... onlar açısından hem beyin hem de vücut için oldukça zehirli kimyasallar içermesi nedeniyle... beyin ve vücutta biriken zararlı kimyasalların... beyin ve vücuda çok fazla zarar vermesi... ve ki bu da, sonunda bu masum insanların... gelecekte ölümlerine kadar gidebilen... çok tehlikeli ciddi sağlık komplikasyonlara maruz kalması anlamına gelebilecektir, diyebiliriz.
"Herhangi bir yerde gördüğünüz yada tanıdığınız ve "akıl hastası /deli" olarak gördüğünüz zihinsel engelli birinin... ve/veya akıl sağlığı birimlerinde kalan ve "akıl hastası /deli" olarak görülen zihinsel engellilerin... "tuhaf ve garip davranışlarını" gördüğünüz de... onları bu hale getiren şeyin... psikiyatrik ilaçlar olabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi? Yoksa 'Ya işte delidir, ne yapsa yeridir! diye bir düşünceye mi sahipsiniz?"
Ve bu masum insanlar, psikiyatrik ilaçlar tarafından öldürüldüklerinde (/ciddi fiziksel ve zihinsel sakatlanmalara maruz kaldıklarında)... muhtemelen ana akım tıp dünyasının kendi içerisinde yapmış olduğu ciddi tıbbi hataları (yani hastaların ölüm ve sağlık kayıtlarını yalan, yanlış ve/veya yanıltıcı sağlık bilgileri ile) örtbas ettikleri gibi... ana akım psikiyatri de bu zihinsel engelli masum insanların... ölüm ve yaralanmalarını (tıbbi kayıtlarını) örtbas edeceklerdir. Ve zaten bu tür tıbbi hataların örtbas edildiğine dair... çok sayıda veri, kanıt ve/veya görüşler de bulunuyor. (Özellikle yabancı ülkelerde.. Türkiye, bu konuda tam bir sır küpü..) Maalesef, hem ana akım tıp hem de ana akım psikiyatri'de... ciddi yaralanma ve ölümcül tıbbi hatalarda... tıbbi kayıtların örtbas edilmesi durumu... dünya genelinde oldukça yaygındır, diyebiliriz.
"Herhangi bir yerde gördüğünüz yada tanıdığınız ve "akıl hastası /deli" olarak gördüğünüz zihinsel engelli birinin... ve/veya akıl sağlığı birimlerinde kalan ve "akıl hastası /deli" olarak görülen zihinsel engellilerin... "tuhaf ve garip davranışlarını" gördüğünüz de... onları bu hale getiren şeyin... psikiyatrik ilaçlar olabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi? Yoksa 'Ya işte delidir, ne yapsa yeridir! diye bir düşünceye mi sahipsiniz?"
Ve normal olan insanlar... zihinsel engelli 'akıl hastaneleri, psikiyatri hastaneleri, rehabilitasyon merkezleri, huzur evleri ve bakım evleri' gibi akıl sağlığı birimlerinde.... "garip ve tuhaf davranışlar" sergileyen bu masum insanları gördüklerinde... muhtemelen onları bu hale getiren şeyin... psikiyatrik ilaçlar olabileceği gerçeğini bilmeden ve/veya görmezden gelerek... onlar için "DELİ" ve/veya "AKIL HASTASI" yakıştırmasını rahatlıkla yapabiliyorlar. Onlara acıyorlar, çünkü onları birer 'deli /akıl hastası' olarak görüyorlar. Bu tuhaf ve garip davranışlarının arkasında... (aslında gerçekte hiç olmayan, hayali) 'akıl hastalıklarının yattığını' düşünüyorlar. Ancak muhtemelen onları bu hale getiren şeyin... psikiyatrik ilaçlar olabileceği düşüncesi ise... hiç akıllarına bile gelmiyor gibi görülüyor. Veya "geliyor ama umursamıyorlar /ellerinden hiç bir şey gelmiyor" da olabilir. (Ama artık gerçekleri biliyorlar ve bunun için mücadele vermeleri gerekiyor.)
* Psikiyatri gerçekten de bir ölüm endüstrisidir. Psikiyatri, gerçek bir tıp alanı değil... para kazanma sektörüdür.
(DİPNOT 102) : Çünkü insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal kalıcı beyin hasarına) uğratarak para kazanırlar. Psikiyatristler de, birer "gerçek doktor" değildirler. Onlar da insanların sağlıklı beyinlerini (genellikle psikiyatrik ilaçlarla) hasara (kimyasal beyin hasarına) uğratarak para kazanırlar. ECT gibi sağlıklı beyinlere korkunç "elektrik şokları" vererek de... insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel beyin hasarına) uğratarak da para kazanırlar.
Bunları hep 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında yaparlar. Hem de YASAL olarak... Ancak bunların hiç biri 'akıl hastalıklarının tedavisi' ile ilgili değildir. Yaptıkları tek şey önce uyuşturmak, haşat etmek (ısıtarak pişirmek) ve sonra da kalıcı beyin hasarına sebep olmaktır. Ölümleri ve zihinsel ve fiziksel sakat bırakılmaları (yaralanmaları) ise hiç saymıyoruz bile...
-- Tüm dünyada devletler, psikiyatristlere... adeta 'insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal beyin hasarına) uğrattıkları için... her ay düzenli olarak 'doktor maaşı' ödemesi yaparlar.
Bu gerçek... psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... yol açmış olduğu (sayısı belirsiz milyonlarca - belki de milyarlarca) ÖLÜMCÜL ZARARLAR (iyatrojenik ölümler ve yaralanmalar (kalıcı beyin hasarları, çeşitli hastalıklara yakalanmalar) vs vs zararlar) ile örtüşmektedir..
Tüm dünya da devletler... psikiyatristlere 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... her ay düzenli olarak birer 'doktor maaş ödemesi' yaparlar. Ama aslında, devletler... psikiyatristlere 'insanların sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal beyin hasarına) uğrattıkları' için... her ay düzenli olarak 'doktor maaş ödemesi' yapmış olurlar. Ve bu durum, gerçekten de öyle gibi gözüküyor. Psikiyatrik ilaçların ve ECT gibi diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... ölümcül zararları göz önüne alındığında...
* Akıl sağlığı sistemlerinde (akıl hastalıklarının tedavisinde)... bir an önce çok etkili "ilaçsız tedavi yöntemlerinin" ve 'insani davranış terapilerinin' devreye girmesi gerekir.
"ABD ve Avrupa'da hatta küçük İsrail'de bunlar varken... Türkiye'de neden yok? Türkiye'deki "akıl sağlığı sistemi" neden "soykırımcı psikiyatrinin" tekelinde?"
(DİPNOT 103) : Psikiyatri, tıp fakültelerinden bir an önce kaldırılmalıdır. Psikiyatrideki bu "GİZLİ VAHŞET VE SOYKIRIMLAR" durdurulmalıdır. Bugün ve/veya herhangi bir günde, sizin ve/veya sevdiklerinizin de... psikiyatrinin bu gizli vahşet ve soykırıma maruz kalmanız... psikiyatri sektörünün "tıp fakültelerinden kaldırılmaması ve ölümcül psikiyatrik tedavilerinin devam etmesi" durumunda... söz konusu olabilecektir, diyebiliriz..
Akıl hastalıklarının tedavisinde... bir an önce "ilaçsız tedavi yöntemlerinin" devreye girmesi gerekir. Aksi taktirde... sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı... ölümler ve sakat kalmalar (yaralanmalar) gizli bir şekilde devam edebilecektir, diyebiliriz. Bu" psikiyatrik gizli vahşet ve soykırıma" bir an önce "DUR" denilmesi gerekir.
Akıl sağlığı sisteminde ve akıl hastalıklarının tedavilerinde... çok büyük değişikliklere ihtiyaç vardır. İlaçsız tedavi yöntemleri, bunların başında gelmektedir. ABD ve Avrupa'da hatta küçük İsrail'de bile (storia evleri gibi)... "ilaçsız tedavi yöntemleri ve ilaç bırakma yöntemleri" vb buna benzer olanakları içeren "özel sağlık birimleri, mekanlar, evler" vb bulunmaktadır.
İlaçsız tedavi yöntemleri arasında... "bitkisel tedaviler, diyalog (konuşma), müzik, doğa, gezi, tiyatro, herhangi bir işle meşgul olma" vb gibi çok sayıda "insani davranış terapileri" bulunmaktadır. Bununla birlikte bu tür ülkeler de... bireylerin "ilaç bırakma girişimlerine" yardımcı olmak için... "ilaç bırakma birimleri" ve/veya "ilaç bırakma yoksunluk birimleri" vb buna benzer adlar altında çok özel birimler de oluşturulmuş durumdadır - hem de onlarca yıldan beri.
- Türkiye'de ana akım psikiyatri... "akıl hastalıklarının tedavisinde" neden tek yetkili? - Neden TEKEL onlarda?
Türkiye'de ise gördüğümüz kadarı ile "akıl hastalıklarının tedavisinde"... psikiyatri sektörü "TEKEL" haline gelmiş ve "tek yetkili" olarak gösterilmiş gibi görülüyor. Durum böyle olunca... Türkiye'de sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı... ölen ve sakat kalan insanların sayısının - muhtemelen örtbas edilmesinden dolayı - ne olduğunu bilebilmek oldukça zordur, diyebiliriz.
- Türkiye'de ana akım tıp camiasında örtbas etme kültürünün yaygın olması..
"Türkiye'de "psikiyatrik ilaçlar ve ECT" gibi zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı... şimdiye kadar kaç masum insan ÖLDÜRÜLDÜ ve SAKAT BIRAKILDI (yaralandı)?"
Tıpkı diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi... Hepsi sır.. Hepsi gizli.. Çünkü... "akıl hastası /deli" olarak da görülen zihinsel engelli hastalarının hiçbirinin... özellikle de ana akım tıp tarafından ölüm ve sağlık kayıtları doğru bir şekilde kayıt altına alınmıyor. Ölüm ve yaralanmalar... hep başka başka sebeplerin (örneğin altta yatan bilmem ne hastalıkların, şeylerin) üzerine atılarak (yani örtbas edilerek)... "psikiyatrik ilaçlar ve ECT" gibi diğer zararlı sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... üzerleri örtülmüş (yani örtbas edilmiş) olunuyor. Bu da soykırımcı ana akım psikiyatri ve psikiyatristler ile birlikte psikiyatrik ilaç firmalarının (ve psikiyatrik ilaçların ve ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin (müdahelelerin)... aklanmasına (temize çıkmasına) yol açıyor. Türkiye'de ne yazık ki ana akım tıp camiasında da... "ÖRTBAS ETME KÜLTÜRÜ" oldukça yaygın hale gelmiş gibi görülüyor..
Muhtemelen ana akım tıp camiasındaki bu örtbas etme kültürü... Türkiye'de sayısı belirsiz tahminen her yıl onlarca (belki de yüzlerce/ binlerce) insanın... öldürülmesine ve sakat bırakılmasına (iyatrojenik yaralanmasına) yol açıyor olabilir. Psikiyatrik ilaçların - onlarca yıl boyunca - kullanıldığını düşünürsek... belki de bu sayı milyonlarca insan boyutuna dahi çıkabilir. Milyonlarca insanımızın... psikiyatrik ilaçlardan dolayı sessiz sedasız gizli bir şekilde öldürüldüğünü ve sakat bırakıldığını (yaralanmalara sebep olduğunu) bir düşünün. (Bunun 'ne kadar korkunç bir vahşet ve soykırım' olabildiğini anlatabilmek için daha ne gerekiyor olabilir?)
Ana akım tıp, ana akım psikiyatriyi adeta "korumaya" devam ettiği sürece.. sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerden (müdahelelerden) dolayı... muhtemelen her yıl onlarca /yüzlerce (belki de binlerce /milyonlarca) masum insan... öldürülmeye ve sakat bırakılmaya devam edilecektir, diye tahminde bulunabiliriz.. "YAZIK DEĞİL Mİ BU İNSANLARA?"
* Kısaca ne yapılması gerekiyor?
(DİPNOT 104) : Psikiyatri, tıp fakültelerinden bir an önce kaldırılmalıdır. Tıp fakültelerinde, 'akıl ve ruh sağlığı birimleri' bulunmalı ve ilaçsız tedavi yöntemlerine ait dersler okutulmalıdır. Psikiyatristler ve psikologlar... "ruh sağlığı doktorları" olarak görev yapmalıdır. (Her ikisi arasındaki ayrım da... günümüz de masum insanların zarar görmesine neden olabilmektedir. Psikiyatristlerin, psikologlardan hiçbir farkı yoktur. Hatta psikologlar... "ilaçlı tedavi yöntemlerine" göre değil genellikle 'davranış terapilerine' yöneldikleri için... psikiyatristlerden daha üstün ve önemli bir yere sahiptir, diyebiliriz.) Ve "akıl hastalıklarının tedavisinde ve akıl sağlığı sisteminde"... aklımıza gelmeyen daha pek çok değişiklikler.
Psikiyatrik ilaçlar... "tıbbi uyuşturucular" kapsamına alınmalı ve zamanla yasaklanmalıdır. Yani (tıbbi uyuşturucular) psikiyatrik ilaçlar... öyle herkese reçete edilmemeli ve herkes de kullanımı yasaklanmalıdır. Akıl sağlığı sisteminde kullanımı... sadece "(kendine zarar verme, şiddet) vb gibi "acil durumlar" ile sınırlanmalıdır. O da sadece "o anki acil durumlar" içindir - acil durum geçtikten sonra... bu zehirli kimyasalların verilmesi yasaklanmalıdır. İnsani davranış terapilerinin bulunduğu "ilaçsız tedavi yöntemlerine" yönlendirilmelidir.
Ayrıca psikiyatrik ilaçlar ile birlikte... akıl sağlığı sisteminde "akıl hastalıklarının tedavisinde" kullanılan... sağlıklı beyinlere - 420 volta kadar - elektrik şokları (elektroşoklar) verilmesi gibi... diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahelelerin kullanımı da yasaklanmalıdır. Bunların hiçbiri sözde hayali akıl hastalıklarını tedavi edememektedir - aksine sakat bırakıcı ve öldürücü etkilere sebep olabilmektedir.
Tüm akıl sağlığı birimlerinde "ilaçsız tedavi yöntemleri" ile birlikte... 'ilaç bırakma yoksunluğu birimleri' de oluşturulmalıdır. Gördüğümüz kadarı ile 'ilaç bırakma yoksunluğu' konusunda psikiyatristlerin bile... yeterince bir bilgiye ve deneyime sahip olmadığı görülüyor. (Olsaydı zaten şaşardık.) "İlaç bırakma yoksunluğu" ile ilgili eğitimler, sadece psikiyatristlere değil... psikologlara ve diğer alanlardaki hekimlere de (doktorlara da) verilmelidir. Sanmıyorsak batılı ülkeler de... psikiyatrist ve psikolog olmayan diğer alanlardaki hekimlerin... psikiyatristlerden ve psikologlardan... (ilaç bıraka yoksunluğu ile ilgili) daha fazla bilgi ve deneyime sahip olduğuna dair bilgiler de vardı. Ayrıca psikiyatrik ilaçları bırakmak isteyenlere... bu konuda acilen yardımcı olunmalıdır. Tüm akıl sağlığı birimlerinde, akıl hastalıklarının tedavilerinde... "ilaçsız tedavi yöntemleri" devreye girmelidir. Vs vs....
* Osmanlı ve İslam medeniyetlerinde... akıl hastalıklarının tedavilerinde 'ilaçsız tedavi yöntemleri ve davranış terapileri'... yüzyıllar boyunca BAŞARILI bir şekilde uygulanmıştır.
(DİPNOT 105) : Açıkçası şaşırıyoruz. Aslında Osmanlı ve İslam medeniyetimiz de... akıl hastalıklarının tedavisinde, "ilaçsız tedavi yöntemleri (örneğin "bitkisel tedaviler (fitoterapi)" ile birlikte... "müzik, diyalog, doğa ve bir işle meşgul olmak" vb gibi İNSANİ DAVRANIŞ TERAPİLERİ)... çok başarılı bir şekilde yapılıyordu. Akıl sağlığı "bozuk" olarak görülen insanlar... bu tür "ilaçsız tedavi yöntemleri" ile kısa /uzun vadeler de tedavi edilebiliyordu.
Ancak ne olduysa... sonraları muhtemelen (Osmanlının çöküşüne doğru) insanların tabiatı bozulunca... bu "ilaçsız tedavi yöntemlerinin" uygulanmasında da... zamanla bozulmalar yaşanmaya başladı. Özellikle de - olasılıkla - Bizans döneminin "işkenceci tedavilerinin"... Osmanlıya ve İslam medeniyetine sızması... işleri iyice çıkılmaz hale getirdi.
Muhtemelen 1950'lerde - zehirli kimyasallar içeren - psikiyatrik ilaçların devreye girmesiyle... akıl hastalıkları olan (ve akıl hastası /deli olarak da gözüken) insanların... sağlıklı beyinleri ÇOK HIZLI bir şekilde uyuşturulup... bu insanlar yarı zombiye dönüşünce... bu 'psikiyatrik ilaçların akıl hastalıklarını tedavi ettiği' yanılgısına düşerek... 'Vav, bu psikiyatrik ilaçlar harika!' diyerek... buna 'mucize' gözüyle bakmaya başladılar. Ama yıllar sonra bu mucizenin "kuru bir iftiradan, yalandan" başka birşey olmadığı - yani psikiyatrik ilaçların (akıl hastalıklarını tedavi etmediği, aksine akıl hastalıklarını yarattığı ve insanları sakat bırakıp - öldürdüğü vb) ortaya çıkmaya başlayınca... işin seyri hızla değişmeye başladı. Psikiyatrik ilaçlar... "akıl hastalıklarını tedavi etmiyordu ama hızlı bir sakinleşme" sunuyordu. Ancak insanlara oldukça "sakat bırakıcı ve öldürücü zararlar" da veriyordu. Bu nedenle insanlar ölüyor ve sakat kalıyordu.
Buna rağmen... 'hızlı sakinleşme' tercih sebebi olunca ve başka alternatiflere yönelinmeyince... zehirli kimyasallara (psikiyatrik ilaçlara) devam edildi. Sonradan psikiyatrik ilaçlara yönelmenin altında... psikiyatristlerin ilaç firmaları ile milyon /milyarlarca dolarlık "parasal mali ilişkilerinin" olduğu ortaya çıkınca... meselenin "başka alternatiflerin olmaması" falan olmadığı ve sadece "PARA" ile alakalı olduğu ortaya çıktı.
Ana akım psikiyatri sektörü (kendisine bağlı (şarlatan ve psikopat) psikiyatristler tarafından)... tamamen deneyimlerine dayalı olarak... yüzlerce hatta binlerce hayali akıl hastalıkları teşhis ve tanılardan oluşan... DSM ve ICD denen sahte ve hayali "akıl hastalıkları teşhis ve tanı kitaplarını" oluşturdular. Bu kitapları... ilaç firmalarının PARASAL MALİ İLİŞKİLERİ ile birlikte... ayrıca devletlerden "parasal mali yardımlar, ödenekler" vb adlar altında alınarak da oluşturdular.
Bu sahte ve hayali akıl hastalıkları teşhis ve tanı kitapları ile... dünya genelinde yürüyen her iki ayaklı insanı... "akıl hastası (deli)" olarak etiketleyebilmenin... "yasal yollarını" da bulmuş oldular. Ceplerini, milyonlarca (hatta ölenler de dahil... belki de milyarlarca) insanların... sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal kalıcı beyin hasarlarına) uğratarak... paracıklarla, dolarcıklarla doldurdular. Ve halen bile doldurmaya devam ediyorlar - milyonlarca insanın sağlıklı beyinlerini hasara uğratarak. Ve bunların hepsini... "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında yapıyorlar. Hem de YASAL olarak - yani devletlerin hukuki açıdan... buna ONAY vermesiyle. Yani onlarca yıldan beri... - YASAL yollardan - milyonlarca (hatta ölenler de dahil... belki de milyarlarca) insanın... sağlıklı beyinlerini hasara (fiziksel ve kimyasal beyin hasarlarına) uğratmış oluyorlar..
* Psikiyatrik ilaçların... insanların sağlıklı beyinlerini uyuşturması... "akıl hastalığının tedavisi" ile ilgili değildir, "semptomların bastırılması" ile ilgilidir.
(DİPNOT 106) : Yukarıda bunu uzun uzadıya anlattık ama yine de kısaca yeniden verelim..
5) Psikiyatrik ilaçlar... kalıcı beyin hasarına ve bununla bağlantılı kalıcı akıl hastalıklarına neden olur.
"Peki, 'semptomların bastırılması', iyi bir şey mi?" - Elbette HAYIR. (Bunun nedenini, yukarıda kısaca anlattık.. Kısaca yeniden anlatalım.) Bu, psikiyatrik ilaçların devamlı kullanım sonrasında (genellikle uzun vadelerde - aylarca ve/veya yıllarca psikiyatrik
ilaç kullandıktan sonra)... bu psikiyatrik ilaçları kullanan bireylerin... sağlıklı beyinlerinin bir süre sonra iflas etmesini (yani kalıcı kimyasal beyin hasarına yakalanmasına) sebep olmasıdır. Psikiyatrik ilaçların sebep olduğu kalıcı kimyasal beyin hasarı... bazı bireyler için kısa vadelerde (anında ortaya çıkabildiği gibi günler/ haftalar sonrasında da) ortaya çıkabilmektedir.
Yani psikiyatrik ilaçların "ne kadar çok tehlikeli
olabileceğini" varın gelin siz düşünün artık. Bu durum, mahkemeler de /savcılıklar da çıkartılan 'mahkeme /savcılık kararları ve polis zoru' ile... masum insanları 'akıl hastalıklarının tedavisi' bahanesi adı altında... herhangi bir "akıl hastanesine veya psikiyatri hastanesine" hapsedilmesi (yani yatışının yaptırılması) ile... buralarda yine "akıl hastalıklarının tedavisi" bahanesi adı altında verilen... zehirli kimyasallar (psikiyatrik ilaçlar) ve ECT gibi diğer sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedavilerin ve müdahelelerin... bu masum insanların sağlıklı beyinlerinin nasıl hasara (yani fiziksel ve/veya kimyasal kalıcı beyin hasarına) sebep olabileceği açısından... son derece çok tehlikeli ve zalimce bir durumdur, diyebiliriz. Mahkeme /savcılık kararı ve polis zoru ile... bir "akıl hastanesine" hapsedildiğinizi (yatırıldığınızı) bir düşünün... "Mahkeme / savcılık kararları ile fiziksel ve/veya kimyasal kalıcı beyin hasarına uğratılmak"... ne kadar korkunç birşey öyle değil mi? "Bana ne ya!" demeyin... bu durum sizin ve/veya sevdiklerinizin de başına gelebilir ve siz, hiç birşey de yapamayabilirsiniz.
"Psikiyatrik ilaçlar, "kalıcı beyin hasarına" ve "kalıcı akıl hastalıklarına" ve daha pek çok "kalıcı ve ölümcül hastalık ve rahatsızlıklara" da neden olur."
Tabi ki sorun sadece kalıcı beyin hasarı da değil. Muhtemelen psikiyatrik ilaçların sebep olduğu olasılıkla kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına bağlı... kişilerde mevcut olan doğal psikolojik sorunların (yani akıl hastalıklarının ve psikiyatrik ilaç kullanım sonrasında ortaya çıkan yeni yeni akıl hastalıklarının)... KALICI hale gelmesine (yani kalıcı akıl hastalıklarına) neden de olurlar. Ayrıca psikiyatrik ilaçlar... insanları "şiddete, cinayete ve intihara" meyilli hale de getirir /getirebilir. Ayrıca "tardif diskinezi ve akatizi" denen, korkunç bir titreme hastalığı olan "hareket bozukluklarına (/hastalıklarına)" neden de olurlar.. (Tüm bunlarla ilgili çok sayıda kanıtta vardır. Türkiye'de deli ve Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir serilerini okumanızı tavsiye ederim.)
"Psikiyatrik ilaçlar, sadece zihinsel sağlığı bozucu "kalıcı ve öldürücü zihinsel hastalıklara" değil... vücut sağlığını bozucu "kalıcı ve öldürücü fiziksel hastalıklara" da neden olurlar."
Ve tabii ki psikiyatrik ilaçların ölümcül zararları sadece bunlar da değildir. Zehirli psikiyatrik ilaçlar, sadece sağlıklı beyinlere zarar vermekle (yani sadece kalıcı beyin hasarına sebep olmakla) kalmaz... artı ayrıca, çeşitli "kalıcı ve ölümcül fiziksel hastalıklara" da sebep olabilmektedir. Çeşitli "kalp ve damar hastalıkları, ani kalp durması, diyabet" gibi daha sayamadığımız çok sayıda kalıcı ve ölümcül fiziksel hastalıklara da neden olabilmektedir. Ayrıca yukarıda da söylediğimiz gibi... her ne kadar "zihinsel bir hastalıkmış" gibi tarif edilse de... gerçekte "kalıcı fiziksel beyin hasarıyla" da yakından ilgili olan "tardif diskinezi, akatizi" gibi bir çeşit titreme hastalıklarını (kalıcı hareket bozukluklarını) içeren "kalıcı ve ölümcül beyin hastalıklarına" da neden olabilmektedir.
(Daha fazlasını Türkiye'de Deli blogunu ve Psikiyatri Bir Ölüm Endüstrisidir serisindeki linkleri takip edip-okuyarak, öğrenebilirsiniz. Ana sayfaya gidip diğerlerini de okuyabilirsiniz.)
*** *** ***
NOTLAR...
---------------
(NOT 1) : Konu içerisinde "Devamını en aşağıdan okuyunuz..." gibi buna benzer cümlelerle karşılaştıysanız... bunun nedeni, konuyla alakalı olmasına rağmen... başka konulara ait detayların uzun olmasından ve mevcut konuyu dağıtmamasından dolayı... konu içerisinde verilmesinin gereksiz olmasındandır - yani "konu dağılmasın" diye detaylı cümleleri yazı boyunca verdik.
(NOT 2) : Konuşmalarda 'vb gibi buna benzer şeyler söylemiştik, söylemişlerdi' gibi cümlelerle sık sık karşılaştıysanız... bunun nedeni, konuşmaları "tam detaylı olarak hatırlayamamamızdandır." Ancak konuşulanların 'bu cümlelere yakın cümleler, kelimeler olduğunu' söyleyebiliriz. Zaten bu nedenle de konuşmalarda 'vb gibi buna benzer şeyler söylemiştik, söylemişlerdi' gibi cümleleri sık sık kullandık. Siz, sadece olayları ve hikayeyi takip edin. Sonuç, hep aynı yere çıkıyor. Bakımevleri ve rehabilitasyon merkezleri gibi akıl sağlığı birimlerinde yolunda gitmeyen ama toplumdan da çok başarılı! bir şekilde gizlenen çok kötü bir gidişat var, gibi gözüküyor. (Tabii bunların tüm dünya ülkelerinde de yaşanabildiğini de söyleyebilmek gerekir.) İşte, biz bunları ele aldık ve özellikle de 'akıl sağlığı birimlerindeki zihinsel engelli bireyleri kurtarın' diye uyarılarda bulunduk. Tabii bu sizin vicdanınıza kalmış bir şey... önce okuyun sonra siz karar verin... "bu masum insanlar kurtarılmalı mı yoksa kuratılmamalı mıdır?" diye...
(NOT 3) : Bu hikaye makalesi... dünyaca ünlü bir blog sitesi olan MIA'nın (Mad in America - Amerika'da Deli'nin) çok uzun yıllardır devam ettirdiği - "psikiyatrinin yeniden düşünülmesi gerektiği" konusundaki temasına uygun olan nedenlerden birini içermektedr. Aslında "piskiyatrinin yeniden düşünülmesi" temasını.... daha çok "akıl sağlığının ve akıl hastalıklarının ve tedavilerinin yeniden düşünülmesi" bakımından ele almak daha mantıklı gibi gözüküyor. Bu makale... niçin sözde "akıl hastalıklarında alternatif ilaçsız tedavi yöntemlerinin ve insani davranış terapilerine" yönelmemiz ve "psikiyatri'yi (yani akıl sağlığını, akıl hastalıklarını ve tedavilerini) yeniden düşünmemiz" gerektiğine" dair bir hikayeyi ele almaktadır.
Ayrıca bu hikaye makalesi... sadece akıl sağlığı birimlerindeki olumsuzlukları değil, akıl hastalıkları tedavisinde, neden "ilaçsız tedavi yöntemlerinin' gerektiğini ortaya koymak için de hazırlanmıştır. Bu yazıyı okuduğunuz da... "akıl hastalıklarının ilaçlı tedavilerinde her yıl düzenli olarak GİZLİ BİR SOYKIRIMIN nasıl yaşandığını ve akıl hastası olarak görülen bu masum insanların sağlıklı beyinlerinin psikiyatri (ve psikiyatristler) tarafından... nasıl hasara (kimyasal kaynaklı kalıcı beyin hasarına) uğratıldığını..." ve gizlenen daha pek çok şeyi de muhtemelen öğrenmiş olacaksınızdır. Önceki araştırma makalelerimizde olduğu gibi... bu hikaye makalemizde de.... ana akım psikiyatri, ana akım psikiyatristler, psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi diğer zararlı psikiyatrik tedavilerin zararları hakkında ve akıl hastalıkları ve beyin hasarı vb konusunda bazı ön bilgiler verdik. Bunların "psikiyatrinin gizli vahşeti ile gizli soykırımınları" olduğunu irdeledik. (Bunların hepsini daha önceki araştırmalarmızda ve burada da yazı boyunca irdelemeye çalıştık.)
Ana akım psikiyatriyi ve ana akım psikiyatriye hizmet eden psikiyatristleri - sakın - çok hafife almayın. Onlar, sandığınızdan çok daha tehlikeli bir yapıya sahiptirler. Psikiyatrinin SOYKIRIMCI bir örgüt ve psikiyatristlerin de dünyanın en tehlikeli psikopatları olduğunu... daha önceki araştırmalarımızı okuduysanız muhtemelen biliyorsunuzdur ve eğer okumadıysanız okumanızı ve/veya kendinizin araştırmanızı da tavsiye ederiz ve (burada da okudukça ve) zamanla bunun nedenlerini de öğreneceksinizdir, diye umuyoruz.
NOT: Evet, annesi feryat ediyor - kızıyla birlikte o da acı çekiyor. Kızının psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının bir sonucu olarak akıl hastalığının (şizofreni) semptomlarını göstermesi... dolayısıyla bir anne olarak onun da canını yakıyor, üzülüyor. Anne, yaşlı biri ve aslında kızının bu hale gelmesine sebep olan şeyin... psikiyatrik ilaçlar - daha doğrusu bunları reçete eden psikiyatristler - olduğunu - henüz şimdilik - bilmiyor. "Bilmemesi bilmesinden daha hay'rlı olabilir." Çünkü bilirse... ve yanlışlıkla kızının yanında bunu söylerse - yani ağzından kaçırırsa... muhtemelen kızı, bu zehirli kimyasallar psikiyatrik ilaçları almaktan vazgeçecektir. Bu da... muhtemelen onun için hiç iyi bir şey olmayacaktır. Çünkü sağlıklı beyni.. çocukluğundan beri uzun yıllardır psikiyatrik ilaçların zehirli kimyasallarına maruz kaldığı için... muhtemelen beynin doğal kimyasal yapısı değişiyor, zehirli kimyasalların kontrolüne geçiyor, kimyasal beyin hasarı yaşanıyor ve sağlıklı beyin bu zehirli kimyasallara bir nevi BAĞIMLI hale gelmiş oluyor. Birden bire bırakması halinde... mevcut psikiyatrik ilaç kaynaklı kimyasal beyin hasarının daha da kalıcı hale gelmesi de söz konusu olabiliyor. Ve intihar, şiddet ve cinayetler gibi çok sayıda psikolojik semptomların baş göstermesi de mümkün olabiliyor. O yüzden annesi de olsa... onun bunları ağzından kaçırma riskine karşı... bu gerçekleri - en azından şimdilik, belki ana akım psikiyatri ve psikiyatristler mahkemelere verildiğinde... belki o zaman mümkün olabilir ama şimdi - bilmemesi daha iyi olur herhalde, diyebiliriz. Dolayısıyla onun yerine... annenin ve kızının çekmiş olduğu bu acıları ve ana akım psikiyatri ve ona hizmet (itaat) eden psikiyatristler ve psikiyatrik ilaç gerçeklerini (psikiyatrik vahşet ve soykırımlarını)... biz elimizden geldiğince açıklamaya çalışacağız.
NOT : "İlaç kullanımlarında... yani uzun ve kısa vadeli ilaç kullanım süreleri konusunda... herhangi bir resmi durum yoktur. Kimilerine göre bunlar farklı süreler içerir. (Örneğin 3 ay, kimilerine göre uzun süreli olarak görülür... kimilerine göre kısa sürelidir.) Yani değişiktir. Psikiyatrist Peter Breggin, bazı araştırmalarında... özellikle "uzun vadeli ilaç kullanımının genellikle 1 yıl olarak görüldüğünü"... dile getirir. Yukarıdaki uzun ve kısa vadeli süreler... genel geçer bir durum değildir. Peter Breggin ve bazı araştırmacıların belirtilerine göre - varsayımsal ve teorik olarak - ele alınmıştır /dizilenmiştir.
- Uzun vadeli / süreli (ilaç kullanımı)... genellikle aylarca ve/veya yıllarca (psikiyatrik) ilaç kullanıma denir. - uzun vade-ler de gibi..
- Kısa vadeli / süreli (ilaç kullanımı)... genellikle anında ve/veya günlerce ve/veya haftalarca (psikiyatrik) ilaç kullanıma denir. - kısa vade-ler de gibi...
NOT : Yazımıza önce "Bismillahirrahmanirrahim" diye "besmele" ile başladık. Çünkü.. Önce besmele ile başlayalım ki işlerimiz hay'r gitsin, yazdıklarımız da bir hay'r olsun ve aynı sorundan muzdarip olan yüz milyonlarca (belki de milyarlarca) insana - aileleri ile birlikte - hay'r olsun, dedik.
Öyle ki ve umarız ki bu araştırmalarımız, yazdıklarımız... gerçekten insanlığa bir iyilik yapar ve bir çığır açar da... şu an - (bazı gizlenmiş gerçekleri görmede... adeta gözleri perdelenmiş gibi olan) - uluslar, milletler, toplumlar ve devletler... yavaş yavaş bu gizlenmiş gerçekleri - özellikle de psikiyatrik vahşet ve soykırımları - görmeye başlarlar ve bir an önce (tıpkı tüm dünyanın özellikle de bazı batı ülkelerindeki insanların yapmış oldukları gibi) bu kutsal mücadeleye (yani psikiyatrik vahşet ve soykırımları görme ve bununla mücadele etme mücadelesine) katılırlar da... kendilerini ve sevdiklerini - bu psikiyatrik vahşet ve soykırımlardan - kurtarmaya çalışırlar.
Psikiyatrik vahşet ve soykırımlar... hemen her ülkede var ve sessiz sedasız gizli bir şekilde - "akıl hastalıklarının tedavileri" bahanesi adı altında - gerçekleştiriliyor ve bu nedenle... muhtemelen dünya genelinde her yıl - sayısı belirsiz - milyonlarca insanın sakat bırakılmasına (iyatrojenik yaralanmasına) ve öldürülmesine (iyatrojenik ölümlerine) neden oluyor. Ama insanlık halen bile bunun farkında değil.
Farkında olması için özellikle de ABD ve bazı AB ülkeleri olmak üzere gelişmiş batı dünyasında... bununla ilgili ciddi anlamda mücadele edenler var. (Bunları psikiyatri bir ölüm endüstrisidir serisinin bulunduğu BURADAN linklere giderek serileri okuyarak da öğrenebilirsiniz.)
Olasılıkla ülkemizde de vardır muhtemelen ama inanın orası biraz karışık gibi. Yani aslında yok da diyebiliriz - araştırma yaptığımızda fark ettiğimiz birşey... varsa eğer o zaman başka ama nerede bunlar, doğrusu bulamadık, bilen varsa yorumlarda belirtebilirler. İşte bu nedenle biz de - özellikle de dünyada ortaya çıkartılan ve - bu gizli bir şekilde gerçekleştirilen psikiyatrik vahşet ve soykırımları... ele alarak... kendi toplumumuzu bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye çalışıyoruz - çat-pat, elimizden geldiğince. Umarız faydalı olur diye umuyoruz.
- "Dünya fani, ölüm ise kaçınılmaz ve sonsuz bir yaşamın anahtarıdır." Kimseye yalan borcumuz yok, öyle değil mi? Ölümün kaçınılmaz ve sonraki hayatta "ödül ve ceza" sistemlerinin geçerli olduğunu bilen herkes... dünyadayken yaptıklarına ve konuştuklarına dikkat eder ve etmelidir de. Biz de, bu düşünceyle hareket ederek... bu - gizli bir şekilde işlenen psikiyatrik vahşet ve soykırımların... ortaya çıkarılması, öğrenilmesi, bilgi sahibi olunması ve bununla ilgili hem toplumsal (sosyal bilinçlendirmeler, zararsız protestolar, gösteriler, yürüyüşler vb gibi) hem de hukuksal olarak mücadeleler verilmesi ile ilgili bilinçlendirme yönünde- kutsal mücadeleyi veriyoruz. İnsanları bu yönde bilinçlendirmeye çalışıyoruz.
Psikiyatrik vahşet ve soykırım gerçeğini bilen herkes... yani kamu kurumlarında - özellikle de "sağlık sektöründe" sağlıkçılara verilen yasal yetkilerle "insan sağlığının korunması, hastalıkların tedavisi" vb gibi buna benzer tıbbi bahaneleler adı altında... bilmeden değil bilerek (dipnoot) insan hayatına kasteden, zarar veren "gizlenilmiş vahşet ve soykırımlar" varsa, işleniyorsa ve siz de bunları biliyorsanız ve/veya öğrenmişseniz... dolayısıyla bunları bilen herkes.... bu gizlenilmiş vahşet ve soykırım gerçeklerini... toplumlarla paylaşmak ve onları bilgilendirmek zorundadır, diye umuyoruz. (Tabii eğer yapılan ve gizlenilmiş vahşet ve soykırımlar... şahit olunan bir gerçekse... o zaman bu, toplumla paylaşmak yerine... adli mercilere gidilmesi gerekir. Şahsi ve özel kişilikleri ele alan vahşet ve soykırımlar da böyledir, buna dahildir - "şu kişi, bu kuruluş şöyle böyle kötü işler yaptı, cinayet işledi, soykırım yaptı" vb gibi durumlarda... öncelikli olarak adli mercilerin kapısı çalınır. Toplumla paylaşım... sonraki meseledir - olaylar aydınlatıldığında, doğrulanırsa o zaman paylaşılabilir, tabii o da belki, hukuki statü (yasalar) buna izin veriyorsa olabilir. Vs vs...)
(dipnoot) : Sağlık sektöründe... bilmeden de olsa işlenilen "tıbbi hatalar" sonucu... hastalara zararlar verilmişse - yani iyatrojenik yaralanmasına ve hatta ölümlerine sebep olunmuşsa... ve bir şekilde bu tıbbi hatalar gizlenmiş ise... bu tıbbi hatalar, bilmeden değil... bilerek yapılan tıbbi hatalara girer /girebilir. "Bilmeden bir suç işliyorsun ama bunu gizlediğin için... sanki bu suçu, bilerek yapmış gibi oluyorsun."
*** *** ***
** KENDİNİZİ VE SEVDİKLERİNİZİ, PSİKİYATRİ'NİN 'PSİKİYATRİK İSTİSMAR'INDAN KORUYUN..
"Psikiyatrinin, sizinle bir ilgisi olmadığını mı düşünüyorsunuz) Tekrar düşünün.."" (1021)
Yukarıdaki alıntıları hafife almayın. Dünyada yürüyen her sağlıklı insanın, yüzlerce (hatta belki de binlerce /on/yüz binlerce olabilen) hayali (sahte) psikiyatrik hastalıktan muaf olmadığını biliyor musunuz? Kendinizi bir anda "akıl hastası" olarak bulabilir (fişlenerek etiketlenebilir), "hem de bazen polis zoruyla, mahkeme kararı ile" bir/birden fazla psikiyatrik ilaç kullanmak zorunda kalabilir ve hatta bir akıl hastanesine dahi yatırılabilirsiniz. Akıl hastası değilsiniz ama ilaç kullanarak bir "akıl hastası" haline dönüştürülebilirsiniz.. Bilerek/bilmeden yada zorla.. Nasıl mı? Daha fazla bilgi için daha detaylı olan diğer sayfalardaki bölümlerin içeriklerini de okumanızda fayda vardır..
Psikiyatrinin bir ölüm endüstrisi olup-olmadığını, psikiyatrik teşhislerin hayali (sahte) olup-olmadığını vb gibi "psikiyatri" hakkında yazılıp-çizilen hemen her türlü bilgi ve belgelerle birlikte, belgeselleri de uluslararası insan hakları komisyonu olan CCHR verilerini 5.bölümde okuyabilirsiniz.. Ve aklınıza hayalinize gelmeyen Psikiyatri hakkında sizlere anlatılmayanları hem bu bölüm de hem de diğer sayfa bölümlerinde de okuyabilirsiniz.. Psikiyatri hakkında yazılıp-çizilenler, ortaya çıkarılan olumsuz veriler ışığında, bazı öneri, çözüm, tahmin, olasılık ve şüphelerden vb oluşan fikir ve düşüncelerimizi de, tüm bölümlere ait "kısa kısa alıntılar"dan sonra 7.bölümde okuyabilirsiniz.. Eğer tüm bölümleri okumaya fırsatınız yoksa, bu bölümdeki "kısa kısa alıntıları" okuyarak da belki bir fikir edinebilirsiniz..
* Ana akım psikiyatri ve psikiyatristlerin istismarlarından ve size verdikleri psikiyatrik ilaçlar ve ECT gibi sakat bırakıcı ve öldürücü biyopsikiyatrik tedaviler ve müdahalelerden dolayı zarar gördüyseniz...
![]() |
| "CCHR Psikiyatrik Tanı İstismar Bildirim Formu", Pic (14) |
Psikiyatriden /psikiyatristlerden, çeşitli türlerdeki "psikiyatrik istismarlar"dan bir/birden fazlasına maruz kaldıysanız, faydalı siteler (6.) bölümünde "CCHR -İnsan hakları komisyonu"nun sayfasına giderek / BURADAN direkt giderek "psikiyatrik tanı bildirim istismar form" başvurusu yapabilirsiniz. (Yanlış/yanıltıcı bilgi vermemek adına, başvuru yapmadan önce CCHR'nin
ne olduğunu, ne işe yaradığını ve Form başvurusunun nasıl yapılması
gerektiğini öğrenmenizde fayda vardır. Ve CCHR ve form başvurusu için daha fazla geniş bilgi için faydalı Siteler kısmına
bakınız.) Ve yönergedeki linke tıklayarak, form başvurusu yapmadan önce
bilgi sahibi olabilirsiniz. İngilizce bilmiyorsanız ve/veya bu konuda
yeterince deneyimli değilseniz, kendinize bu konuda deneyim sahibi
olabilecek birini... örneğin İngilizcesi olan ve başvuru şartlarını iyice
öğrenebilen yakınlarınızdan birinden yardım alabilirsiniz.. Veya konu
hakkında uzman olan birisinden yardım alabilirsiniz, örneğin varsa eğer
avukatınızdan.. Kolay gelsin..
NOT : 'Psikiyatri bir ölüm endüstrisidir' serisinin tüm bölümlerine BURADAKİ tanıtım sayfasından da gidebilirsiniz.. Teşekkürler..😊
*** *** ***
Kaynaklar;
--------------
(1)Bebek'i dansıyla karıştıran kadın hastaneye kaldırıldı!
Halk Tv,11 Şubat 2026, ET: 13.02.2026
https://halktv.com.tr/gundem/bebeki-dansiyla-karistiran-kadin-hastaneye-kaldirildi-1007529h
Halk Tv,11 Şubat 2026, ET: 13.02.2026
https://halktv.com.tr/gundem/bebeki-dansiyla-karistiran-kadin-hastaneye-kaldirildi-1007529h
(2) https://mysamplestudies.blogspot.com/2025/06/how-does-psychiatry-increase-number-of.html
(3) https://mysamplestudies.blogspot.com/2025/06/how-does-psychiatry-increase-number-of_5.html
(4)"Bir sinir hücresi tarafından üretilen voltaj 1 volttan çok daha azdır; genellikle yaklaşık 0,07 volttur (70 milivolt)."
https://
www.quora.com/How-many-volts-of-electricity-can-the-human-brain-
generate-to-travel-through-our-nervous-system/answer/Ken-Saladin
https://www.quora.com/How-many-volts-of-electricity-can-the-human-brain-generate-to-travel-through-our-nervous-system
(5) https://en.wikipedia.org/wiki/Electroconvulsive_therapy
(6) https://hypertextbook.com/facts/2005/GinaCastellano.shtml
(7)https://researches-reviews.blogspot.com/2025/09/psikiyatrik-ilaclar-kalc-kimyasal-beyin_26.html (280)
(EK-a)https://www.sciencedirect.com/topics/medicine-and-dentistry/brain-dysfunction
(EK-b)https://www.msdmanuals.com/home/brain-spinal-cord-and-nerve-disorders/brain-dysfunction/overview-of-brain-dysfunction
(EK-c)https://en.wikipedia.org/wiki/Brain_injury
(EK-d)https://en.wikipedia.org/wiki/Neurocognitive_disorder
(EK-e)https://www.sciencedirect.com/topics/neuroscience/cognitive-disorders
(EK-f)https://my.clevelandclinic.org/health/diseases/9170-dementia
(8)https://researches-reviews.blogspot.com/2025/09/psikiyatrik-ilaclar-kalc-kimyasal-beyin_26.html (7)Psychiatric Drugs “Help” By Causing Brain Dysfunction
Les Ruthven, July 25, 2021, ET:02.08.2025
https://www.madinamerica.com/2021/07/drugs-cause-brain-dysfunction/
Les Ruthven, July 25, 2021, ET:02.08.2025
https://www.madinamerica.com/2021/07/drugs-cause-brain-dysfunction/
(9)https://educaloi.qc.ca/en/capsules/forced-hospitalization-after-psychiatric-exams/
https://news.harvard.edu/gazette/story/newsplus/study-finds-immigration-detention-harms-childrens-mental-physical-health/
https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Indepenence_Mental_Health_Institute.jpg
https://foodforthebrain.org/psychiatric-drugs-are-the-third-leading-cause-of-death/
(10)https://www.burkecriminallaw.com/philly-law-verdicts/
https://www.facebook.com/groups/90dayfiancothertlc/posts/1146675644001051/
(11)https://www.madintheuk.com/2023/04/psychiatric-treatments-evidence/
(12)https://laist.com/news/specials/mental-illness-nursing-homes-california-what-we-found
(13)https://stock.adobe.com/ru/search?k=guinea+pig+experiment
(14)https://www.cchr.org/take-action/report-psychiatric-abuse.html
UYARI : Lütfen unutmayın: Hiç kimse doktor kontrolü olmadan psikiyatrik ilaçlardan kurtulmaya çalışmamalıdır. Buradaki bilgilere dayanarak psikiyatrik ilaçlarınızı birdenbire kesmeyiniz, bırakmayınız.. İntihar, cinayet, şiddet vb gibi çok sayıda tehlikeli olan ve olmayan "ilaç yoksunluk belirtilerine (psikiyatrik semptomlarına)" bir/birden fazlasına sahip olabilirsiniz. O yüzden mutlaka doktorunuza danışınız ve ilaç yoksunluk semptomları ile ilgili bilgileri doktorunuzdan öğreniniz.
Ayrıca, bu içeriklerin (veriler, bilgiler, fikir ve düşünceler vs) hemen hepsi, bilgi vermek amaçlıdır. Tıbbi tavsiye /sağlık yönlendirmesi şeklinde verilmemiştir. Buradaki veriler, içerikler, fikir ve düşünceler, size teşhis, tanı koymaz, tedavi seçeneği sunmaz, sizi tedavi etmez. Eğer kendinizi rahatsız hissediyor ve/veya hasta iseniz, kendi doktorunuza /yakınınızdaki sağlık birimine başvurunuz.
Ayrıca kendi başınıza bitkisel ilaçlar /tedaviler hazırlayıp-kullanmayınız. Bu işi, işin uzmanları olan uzaman fitoterapistler ile birlikte yapınız.. Fitoterapi (bitkilerle tedavi) anlamına gelir, fitoterapist ise, bu işin eğitimini görmüş fitoterapi hekimleridir.. Fitoterapistler, sizin vücudunuz, bünyeniz, hastalığınız vb gibi kriterleri değerlendirdikten sonra, size uygun bitkisel tedavi seçeneklerini sunacaktır.. Ayrıca BURADAKİ genel uyarıları da mutlaka okuyunuz. Her şey gönlünüzce olsun ve nice mutlu yıllar, sağlıklar dileriz.. Teşekkürler..😊
NOT : Yabancı sitelerden alınan haber, makale gibi yabancı dillerin Türkçe çevirilerinde hatalar olabilir. Gerçek çevirileri öğrenmek için kaynaklarına gidip okuyabilirsiniz..
* Bismillahirrahmanirrahim. En iyisini ve en doğrusunu Yüce Büyük Allalh-ü Teala (cc) hazretleri bilir. Sağlıcakla kalınız. 🙂




















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
YORUM UYARISI : Yorumlara link ve telefon numarası bırakmak,küfür,hakaret vb gibi suç unsuru olabilecek ve herhangi bir sorunda yasal soruşturma sözkonusu olabilecek bir isim vermek vb gibi yazılar yazmak yasaktır.Özellikle de bunları Unknow olarak yayınlayan yorumlar dikkate alınmayacaktır.Tespit edilirse yayınlanmaz yada silinir..